“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

DİPTEN EN TEPEYE - 85. Bölüm: O Kadar Yaşlı Biri Var Mıydı?


O konuşmadan sonra daha fazla sohbet edilmemişti. Daha sonra Alkar tekrardan kral ve kraliçe'nin odasına gitmiş, onların çoktan uyuya kaldığını görmüştü. Bir şey demeden tekrardan kendi odasına dönmüştü. Börü pencereden dışarıya bakıyor, kendisine bakmıyordu bile.

Alkar başının ağrıdığını hissediyordu. Saat daha çok erkendi ve büyük ihtimalle birçok kişi uyuyordu. Ne yapması gerektiğinden emin değildi.

Luna'nın vermiş olduğu bilekliği takmamıştı. Onu ilk başta atmayı düşünmüştü ama ne olur ne olmaz mantığıyla depoya kaldırmıştı. Gerçekten de dediği gibi işine yarayacak bir eşyaysa onu atamazdı.

Ewlıp gezegenine gidecek ve meşhur kütüphaneye girebilmek için anahtarın bir parçasını alacaktı. Herkesi koruduğu o yasaklı kütüphanenin anahtarına ait parçasını getirebilirse oraya girmeye hak kazanacaktı. Bu nedense Alkar'a pek inandırıcı gelmiyordu.

O anahtarı herkesten önce bulmalı ve bir şeyler düşünmeliydi. Kesinlikle birine güvenmeyi reddediyordu. Aslında başta bu kadar korunan bir kütüphane olmasaydı o kadar ısrar etmezdi ama adamlar ciddi anlamda bu konuda farklı bir tepki veriyorlardı. Bu bütün herkesin ilgini çekebilecek kadar farklı bir tepkiydi.

Böyle olacağını bile bile neden öyle diyorlardı peki? Sanki o kütüphane onlar için kutsaldı. Alkar Vitale'nin hikayesini duyduktan sonra okulun aslında bir tarikat olduğunu ve o kütüphaneye taptıklarını, orayı kutsal olarak düşündüklerini düşünmüştü.

Belki kendilerine bir tanrı olarak orayı benimsemişler, Alkar gibi yabancılara karşı kütüphaneyi değil tanrılarını koruyorlardır... 

Biraz abarttığını düşününce gözlerini sıkıca yumdu. Çok çalışması gerekiyordu. Oradaki kişilerin ne kadar güçlü olduğunu biliyordu ama bir şekilde onları yenebilecek en azından idare edebilecek kadar güçlenmeliydi.

Ne olursa olsun o kütüphaneye girecekti. Ne alacağını, nereye bakacağını bilmiyordu ama o kütüphaneye girmeli ve aklındaki soru işaretlerine cevap bulmalıydı.

Şimdi boş boş oturamazdı. Herkes uyurken o temel hareketlere defalarca çalışıyor, enerjisini daha da iyi hale getirmeye çalışıyordu. Kendi ürettiği teknikleri daha iyi kullanabilmek için çaba sarf ediyordu. Bunu kimse görmese bile kendisi biliyordu. Dövüş sanatlarıyla tanıştığından beri bir kez olsun pes etmemişti. Şimdi de pes edemezdi.

Gözlerini yumdu ve tehlikeli de olsa o şeyi yaptı...

Gözlerini açtığında farklı bir yerdeydi. Kalbi bunu ne kadar yaparsa yapsın ilk geldiğinde hep şiddetle çarpıyor, korkunun verdiği o garip his omurgasından bütün vücuduna yayılıyordu. Şuan uyuduğunu ve farklı bir yere geldiğini biliyordu.

Bu teknik zorluydu. Gerçekten zorluydu. Burada kapana kısılabilir, bir daha asla uyanamayabilirdi. Ama buradaki kendisi farklıydı, bunun sayesinde enerjisini daha da iyi kullanabiliyor, bazen burada yaptığı teknikleri gerçek dünyaya da aktarabiliyordu.

Ayrıca burada zaman kaybı diye bir şey yoktu. Zaman kavramı denen şey daha farklı işlediği için burada süren saatlerce savaş gerçek dünyadaki bedenine bir saat olarak yansıyordu.

Uyandığı yere baktı. Uyandığı demek saçma oluyordu, var olduğunu veya ışınlandığı yere baktı demek daha doğruydu.

Ayakları çamura bulanmıştı. Etrafta devasa ağaçlar vardı. Etrafa bir sis çökmüştü.

Garip olan şuydu ki bu yerde Alkar daha güçlüydü. Çok daha güçlüydü. Bunun nasıl veya neden olduğu hakkında bir fikri yoktu ama buradaki kadar gerçek hayatta güçlü olsaydı Hypoiron'a tek atardı.

Kafasını sık ağaçlardan dolayı zar zor görülen gökyüzüne çevirdi. Bir gariplik daha şuydu ki buraya her geldiğinde en az bir tane rakibi oluyordu.

Rakipleri kendi kafasında mı uyduruyordu yoksa gerçekten kendi gibi insanlar mıydı emin değildi ama her geldiğinde bir rakibinin bulunması garibine gidiyordu.

Bir rakibiyle bir daha karşılaşmıyordu. Karşısına hep farklı kişilikler, farklı güçler çıkıyordu.

Mesela bir gün buraya girdiğinde çok garip bir şeyle karşılaşmıştı. Rakibinin dövmesinin sadece kenarı renkliydi. Nedenini anlamamıştı.

Nedense bu yerde rakipleriyle konuşabiliyordu. Bir çoğu sadece savaşmaktan yana olsa da konuşanlar da oluyordu. Alkar ilk defa gördüğü için şaşırmıştı.

"Zihinsel Doygunluk" kavramını ilk o zaman duymuştu. İnsan zihni diğerlerinin ki kadar garipti. Zihnini her anlamda tam anlamıyla kullanabilen ve birden fazla metodu kullanabilen insanların ulaştığı bir evreydi.

Denilene göre insanın bir üst basamağa çıkması için gereken şey buydu. İnsanlığın evrimleştiği basamaklardan biriydi. Bunun üstün var mıydı? Belki. Alkar bunu bilmiyordu. Zaten ilk defa öyle bir rakip görmüştü sonra ona yenilmişti.

O da kendisine neden dövmesi olmadığını sormuştu. Alkar tam cevabını veremese de o kişi kendisine kendi olayını anlattığı için birkaç bilgi vermişti. Adamın yüzündeki ifadeye göre bu şey hakkında en ufak bir fikri yoktu.

Onu zorlamayı başarsa da evrimleşmiş insana fazla direnememişti. Bu yerde birçok farklı savaşa girmiş, birçok kez yenilmişti. Tabii yendiklerini de sayarsak eşitleniyordu. Belki de iki yıl boyunca uzayda hayatta kalabilmesini sağlayan şey orada kazandığı tecrübeydi.

Bu kadar garip insanların bulunduğunu oradan öğrenmişti.

O kadar farklı kişilik vardı ki...

Alkar oradaki insanların kafadan uydurma olduklarına inanmıyordu. Kafasından uydurma olsaydı o bilgiler sahte olurdu.

Kafasında altı adam kadar diğer evren de gerçekti. Orada gerçek insanlarla savaşıyor, hem yeniyor hem de yeniliyordu.

Şuan inandığı şey buydu.

Etrafına bir bakış attı ve zıpladığı gibi havadan ilerlemeye başladı. Rakibini hissedemiyordu şuan. Nedeninden emin değildi. Mesela diğer rakiplerde Alkar'ı hissedemezdi.

Bu yüzden birçok kez ilk hamleyi kendisi yapmıştı. Bazılarının iç güdüleri çok iyi olmasa cidden ağır yaralanabilirlerdi.

Şu işe bakın ki ilk defa birini tam anlamıyla hissedemiyordu. İçinden, "Yoksa benimle aynı teknik mi?" diye sorarken dışarıdan hiçbir mimik göstermiyordu.

Kendisi rakibini hissedemiyordu. Rakibi de kendisini hissedemiyordu ve görünüşe bakılırsa bulundukları gezegen baya büyüktü.

Çabuk rakibini bulabilmeyi umdu çünkü çalışması gerekiyordu.

Aradan dört saat geçti ama rakibini hala bulamamıştı. Saatlerdir dolaşmasına rağmen izine bile rastlamamıştı. Bu sefer rakibi yok muydu?

O zaman neden buraya gelmişti? Kendini herkes eşleşmiş ve dışarıda kalan öğrenci gibi hissediyordu. Belki de cidden dışarıda kalmıştı.

Yarım saat sonra pes etti. Bir kayaya oturdu. Birkaç hayvan hariç burada kimse yoktu. Hayvanlar üç gözlü bir kuş türü ve üç ayaklı, iki kuyruklu bir kunduz türünden ibaretti. Alkar'ı kabaca siklemiyorlardı bile.

Alkar gözlerini devirerek oturmaya devam etti. İlk defa böyle bir durumla karşı karşıyaydı. Bu yere her geldiğinde diğer altı kişiyle iletişimi kesiliyordu ve onlara ulaşamıyordu. Ne olduğunu istese de soramazdı.

Şimdi bir rakibi yoksa çıkması gerekiyordu. Ama önemli bir sorun vardı...

Alkar her zaman rakibini yenerek ya da yenilgiye uğrayarak çıkardı. Başka türlü bir kere bile çıkmamıştı.

Şimdi nasıl çıkacaktı?

Oturdu ve beklemeye devam etti. İçinden bir çok kez çıkmak istedi, kendine acı verdi ama işe yaramadı.

Bir yarım saat daha böyle geçti ve tam beş saattir bu gezegendeydi artık.

Korkmalı mıydı?

Buraya kapana falan mı kısılmıştı? Pek de iyi hissettiği söylenemezdi. Panik yapmamaya çalışıyordu ama... Yani burada kapana kısılması ve sonsuza kadar kalması pek de istediği bir şey değildi.

Uzun zaman sonra girdiğinde bozulası tutmuştu tekniğin... Ya da her neyse... Teknik olduğundan bile emin değildi.

İçinden kendine telkinler vererek oturmaya devam etti. Böylece yarım saat daha geçti. Sonra ileride bir patlama gördü.

Gökyüzünde bir şey patlamıştı!

Alkar ilk defa yıkılan bir dağa bakarken sevindiğini hissetti. Yaklaşık üç bin metrelik koskoca dağ bir hiçmiş gibi çöktü.

Alkar merakla oraya baktı. Orada biri vardı!

Saçını yıkılmış dağa bakarak kaşıyan adam homurdandı, "Bu kaçıncı yahu?" derken sesi bıkkın gibiydi. "Şansımı sikeyim ya." derken ofladı. Alkar oraya doğru yönelmeye başladı ama dağ biraz uzak olduğu için zaman aldı.

Adam homurdanmaya devam etti. "Her sıkıldığımda buraya gelirsem böyle olur. Göte geldik iyi mi..."

Alkar adamın küfürlerini aldırmadı ve hızla önüne geldi. Adam dağa bakarak küfür etmeye devam edecekken karşısında dikilen Alkar'ı gördü. İlk önce boş boş Alkar'a baktı. Alkar onun hemen saldırıya geçeceğini düşündü.

Ama adam sevinçle ona sarıldı. "Oh be! Biri varmış! Kardeşim benim!" 

Bir an sessizlik oldu. Alkar kendisine sarılan adama tip tip baktı. Çok garip şeyler yaşamıştı ama ilk defa bir rakibi kendisine sarılıyordu.

Bu arada ne kardeşi?

Adam ondan ayrıldı ve konuşmaya devam etti. "Valla saatlerdir seni arıyorum ama yoksun. Dedim herhalde kimse yok kaldık burada. Sonra gökyüzüne saldırdım belki çıkarım diye ama geri tepti. Sonra kimse yoksa yıkarım buraları o zaman dedim gördüğüm her büyük şeyi patlatmaya başladım. Şükür varmış ki gördün beni!"

Bu adam neden bahsediyordu? Alkar şu patlatma olaylarının bir işaret olduğunu, rakibine yerini göstermek için yaptığını düşünüp içinden adamı tebrik etmişti bir de!

Bir de kimse yoksa yıkarım buraları ne demekti?

"Anlıyorum." dese de anlamamıştı. Açıkcası adam hiç de korkmuş gibi görünmüyordu. Zevkine yıkıyor gibiydi ortalığı.

Adam, "Tabi anlarsın teknik olarak kader ortağıyız ikimiz de hissedilemeyince böyle oluyor herhalde." dedi.

Bir an durdu ve Alkar'ı süzdü. Alkar gözlerini devirdi. "Sen kaç yaşındasın?" diyen adam ciddi gibiydi. Alkar duraksamadan gerçeği söylemeyi tercih etti. Bazen yalan söylerdi çünkü nasıl veya neden gibi sorulara maruz kalmayı sevmiyordu.

Bu adam buna takılmayacak kadar rahat biri gibiydi. "Yirmi bir." derken ona sorarcasına baktı. O adam da mı aynı yöntemi kullanıyordu? Belki de Alkar kadar genç biriydi.

Adam bir an duraksasa da kendisi de yaşını söyledi, hiç gocunmadan, normal bir şeymiş gibi.

"En son baktığımda yirmi bini geçiyordum..."

Bin yaşındaki biri efsane diye adlandırılırken "En son baktığında yirmi bini geçen" biri nasıl bu kadar gevşek olabilirdi?!

Gerçekten bu kadar yaşlı kişiler var mıydı? Yirmi bin neydi? O iki bin olmasın?

Adam aklına bir şey gelmiş olacak ki güldü. "Yalnız o zaman ben fosil sen de yeni kan gibi bir şey oluyorsun... Ahahaha ilk defa bu kadar genç biriyle karşılaşıyorum."

Alkar'ın düşündüğü tek şey bu adamın ne kadar tecrübeli olabileceğiydi. İlk geldiğinde zevkine buraya girip adam dövdüğünü söylemişti.

Cidden neden böyle bir rakibe düşmüştü ki?

Peki neden bu herif kendisine saldırmıyordu?

Savaşmaya gelmiş gibi durmuyordu. Hala garip konuşan adamı durdurma ihtiyacı hissetti. "Bayım, neden böyle davranıyorsunuz? Savaşmak için gelmediniz mi?"

Alkar'ın sorusuyla duran adamı görünce Alkar bir an pişman hissetti. Karşısındaki kişinin tek vuruşuyla giderdi ama hala saçma sapan konuşmaya devam ediyordu. Alkar kendini yenilip birden bire uyanmaya hazırladı ama adam kahkaha attı.

"Yenileceğini bile bile cesurca konuşmak da bir şeydir. Biliyorum biraz garip geliyor sana bu yaptığım..." Alkar arkasındaki nedenin ciddi bir şey hatta çok önemli bir şey olacağını düşündü.

Tabi adamın, "Ben biraz troll biriyimdir de sıkıntıdan yapıyorum bunları..." demesini beklemiyordu. Sonra Alkar adamın garip konuşmalarını dinlemek zorunda kaldı.

"Yani bu genetiğimde var gibi bir şey. Hey ciddiyim. Benim ırkım da böyledir. Dur ırk olmadı gibi..." Düşündü bir süre. Alkar ne düşündüğü anlamadı.

Sonunda, "Benim millet böyle biraz. Yani ciddiyizdir falan ama bazen tanımadığımız kişilerle garip iletişimlerde bulunmak da en büyük hobilerimizden biridir."

Ne milletinden bahsediyordu bu adam?

Alkar, "Ne?"derken adam sırıtarak, "Ben Türk'üm." dedi.

Bu herif neden bahsediyordu? Türk de ne demek oluyordu? Alkar nedense pek de rahat edemiyordu.

Adam onu anlamış olacak ki uzatmadı.

"İyi o zaman." derken birden gerildi. "Sıkılmış gibisin. Ben de sıkıldım zaten. Savaşalım."

Alkar pozisyon aldı. Adam onun pozisyonunu görünce aklına bir şey gelmiş olacak ki gülümsedi. "Ah, dövüş sanatları mı?" derken Alkar'ın şaşıran yüzünü görmedi bile.

"Genç adam cidden iyi bir şey seçmişsin. Ben dövüş sanatlarına pek de hakim değilim ama birkaç şey bilirim. Asıl kişi ben değil de bir arkadaşım vardı. Dövüş sanatlarıyla uğraşırdı. Hatta materyali neydi hatırlamıyorum ama dövüş sanatlarıyla birleştirmişti. Garip işler..." derken homurdanıyordu.

Alkar adamın yüzündeki dövmeye baktı. Adam zihinsel doygunluk seviyesine ulaşmıştı belli ki. Bir de dövme olduğuna göre Alkar'la aynı metodu kullanmıyordu.

Alkar karşısındaki adamın göründüğünden daha fazlası olduğunu hissediyordu.

Adam gülümsedi. "Hemen çıkmak istiyor gibi bir halin var." derken sesinde garip bir anlam vardı.

Alkar kaşlarını çatmamak için direndi. Adam tekrardan güldü ve konuşmaya devam etti. "Fazla belli ediyorsun duygularını, etme. İleride başına bela açabilirsin."

Oysa birçok kişiye göre duygularını daha iyi kontrol edebildiğini düşünürdü. Sorun şu ki, karşısında gerçek bir seviyeci olunca işler değişiyordu.

Adam, "Bence de çabuk olmalısın." derken sesi ılımlıydı, aynı zamanda arkasında korkunç bir aura vardı. Alkar soru işareti dolu gözlerle ona baktı.

Adam gülümsedi. "Kim bilir, belki de uyku halindeki bedenini biri yok etmek istiyor olabilir..."

Alkar kalbinin sıkıştığını hissetti.

Adam gülümseyerek ona bakarken, "Tik tak." diye fısıldadı.

Savaş başlasın bakalım.

Tabi o kadar güçlü birine karşı durabilirse...




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 918

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 865

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 715

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 680

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 561

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 500

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 468

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 467

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 412

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 410

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 174

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 136

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 135

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 133

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 118

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 114

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 48

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 45

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 42

Site İstatistikleri

  • 7768 Üye Sayısı
  • 162 Seri Sayısı
  • 11990 Bölüm Sayısı


creator
manga tr