Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

DİPTEN EN TEPEYE - 82. Bölüm: Göreve Gidiş


Haberin gelmesini beklerken hazırlığını yaptı. Aynı zamanda o kitabı incelemişti.

Kitap gerçekten garipti ve Alkar bir şeyi anlayamıyordu. Şuana kadar verdiği gerçek şuydu ki bu kitap o kütüphanede olamayacak kadar değerliydi.

Kitabı okurken çoğu kelimenin silinmiş veya farklı bir dilde olması onu zorlasa da birkaç bilgiye ulaşabilmeyi başarmıştı.

Ulaştığı bilgiler şaşırtıcıydı.

Uram En Ruqy'nin ne demek olduğunu bulmuştu.

Lanetli Ruqy.

İlk önce ne lanetinden bahsettiğini anlamadı. Ruqy'ler lanetli miydi? Tong'da veya Tae'de garip bir şey görememişti. Gayet güçlü görünüyorlardı. Okumaya devam ettikçe biraz anlamış olabilirdi.

Ruqy'leri Mengilik'in ilk yaratılışına dayanıyordu. En eski kökenlerden biriydiler. Çok güçlü olduklarını da okumuştu.

Sorun şu ki bu Ruqy'lerin güçleri biraz farklıydı. Canavar Hükmeden Ruqy kökenden gelen güçten kaynaklanarak söylenmiş bir kelimeydi. Ruqy'ler hükmetmek için var olmuşlardı resmen. Okuduğuna göre tek kelimesiyle milyonlarca canavara boyun eğdirebiliyor, bu canavarların türü fark etmeksizin.

Ruqy'lerin kendi aralarında seçtikleri kişi kral olur, ruqy halkında aldığı hükmetme gücünü kendi bedeninde toplardı. Böylelikle Ruqy kralı her canavardan üstün olurdu.

Bedenleri insanların bedeni gibi değildi. Yani onların iki ayak, bir kafa iki kolu falan vardı ama farklı olarak boynuzları, insandan daha uzun boyları ve daha farklı bir iç yapıya sahiptiler. İnsanlardan daha üstünlerdi.

Ten renkleri söylenene göre gümüşümsüydü. Parlıyorlardı ama tam gümüş de değildi. Onlara bir kısımda, 'Parlayanlar' diye hitap edilmişti. Yazan kişi hayran olmalıydı. 

Ruqy'lerin genlerden gelen güçlerinden biri hükmetmeydi. Tae'de olmasının nedeni de buydu. İkinci güçleri ise aklına kazıdıkları yakın mesafelere aniden ışınlanabiliyorlardı.

Daha var mı emin değildi ama gerçekten çok güçlü ve hükmedici bir ırklardı.

Ta ki lanetlenene kadar.

Alkar bunu parça parça yazılmış kısımdan olabildiğince okumaya çalışmıştı. Anladığı şeylerin doğruluğunu bilmiyordu ama kanı donmuş gibi hissetti. Bu lanet öyle basit birinin laneti değildi. Yazılan doğruysa kimse hiçbir şey bilmiyordu.

Aklına okuduğu alıntı geldi.

"Tanrı'nın elçisi; Slaymandar. Tanrı onları terk ettiği zamanlarda, bazı türler hadlerini aştı. Slaymandar üstlerden aldığı emirle ibretlik olsun diye Ruqy'leri lanetledi. Onlardan, ilk önce bedenlerini sonra özgürlüklerini aldı. Her birine damga yapıştırdı. Damgaya sahip her Ruqy Yok Edicilerin yemi ilan edildi. Yok Ediciler hepsini tek tek yakaladı ve yok etti. Onlar ise kendilerinden af dileyen Ruqy'leri sadece izledi."

Yok edici diye bahsedilen tür Vitale'nin zamanında ona bahsettiği türdü. Onların besin zincirinde en üst sırada olduğunu duymuştu. Birileri nasıl olur da onları kontrol edebildi? Slaymandar kimdi? Peki onun gibi birini emrinde çalıştıranlar ve yalvaran bir ırkı göz ardı edenler kimdi?

Tong'un canavar olmasına rağmen insan bedeninde olması biraz kendisini şüphelendirmişti ama onun lanetlenmiş bir türden geleceğini tahmin bile etmiyordu. Asıl bedenleri birkaç metre daha uzun ve gümüş rengindeydi. Ayrıca boynuzları da vardı.

Peki yok edicilerin yemi ilan edilen damga neredeydi? Şuana kadar nasıl hala yaşamayı becerebilmişti? Tae'de niye öyle bir şey yoktu? Çocuğun safkan olduğunu söylemişti...

O adamın sözlerine güvenmeyeceğini bilmeliydi. Belki doğru söylüyordu ama ona inanmak intihara gitmek gibi bir şeydi.

Kitabı bitirmesi bir gününü bile almamıştı. Zaten kalın değildi ayrıca başka işi yoktu. Derslere girmiyordu. Arada bir Tae'yi kontrol ediyordu. Tong'un yanında onu da Ewlıp'e götürmesini istediğinden beri adamın bir yerden çıkıp kendisini boğazlamasını bekliyordu. İradesi sağlamdı.

Sabaha karşı saatin kaç olduğunu bilmediği bir zamanda pencereden dışarıyı izliyordu. İçinden bir ses bugünün özel olacağını söylüyordu. Kitabı geri götürmemişti ve vermeye niyeti yoktu. Öyle bir kitaptan haberdar olduklarını bile düşünmüyordu.

Ara ara açıp okuyor daha çok zihnini dinlendirerek dışarıyı izliyordu. Tong'un geleceğini hissediyordu. Kendisine hesap soracaktı.

Geldi de. Ne ara odasında var olduğunu bilmiyordu ama göz ucuyla sandalyesine bakınca adamın oturmuş olduğunu gördü. Elindeki kitabı sıktı.

Tong gözlerini ona dikti. Mavi gözlerinde öfke kıvılcımı vardı ama kendini tutuyor gibiydi.

"Bu da ne demek oluyor?" derken Tong elindeki bastonu sıkıyordu. Alkar onun sorusunu takmadı ve konuştu. "Demek ki görev bugün başlıyor."

Tong sinirle nefes aldı ve sorusunu yineledi. "Bu da ne demek oluyor dedim sana?" Alkar'ı öldürmemek için kendini zor tutuyor gibiydi.

Alkar derin bir nefes alarak, "Yalan söylemedim. Oğlunu koruyacağım ama kendimi de sağlama almalıydım."dedi.

Tong hiddetle ayaklandı. İki adımda Alkar'ın önündeydi. Maskenin ardındaki mavi gözlerde bir ateş vardı. "Kendini sağlamam almak için bir Ruqy'i oğluyla tehdit etmek..." Küçümser gibi gülüşü Alkar'ı eğlendirdi. Onların lanetli olduğunu bilmese ciddiye alabilirdi ama yok edicinin yemlerinden korkmazdı.

Belki de korkmalıydı. Yok edici Ruqy'i yemek için hepsini alabilirdi.

Alkar elindeki kitabı kaldırdı. "Ben olsam çok fazla atmazdım Ruqy." derken sesi kurnazdı Alkar'ın. Kaşları çatılı Tong elindeki kitabı hışımla aldı. Alkar adamın öfkesini çok iyi hissetti.

Kitaba göz atarken adamın ifadesi an ve an değişti. Lanet tarafını okurken siniri etrafa yayıldı. Enerji odadaki birkaç şeyi parçaladı.

Tong kitabı aniden kapatarak Alkar'a gösterirken, "Nereden buldun?" diye mırıldandı. Alkar cevap vermeden bekledi. Tong daha da hiddetlendi. 

"Nerden buldun diye sordum sana! Böyle bir kitabı her yerden bulamazsın! Bu kitap en az beş bin yıllık!"

Alkar bu kadarını beklemiyordu işte. En fazla iki bin yıllık olacağını düşünüyordu.

"O kadar eski mi?" derken kaşları şaşırmış gibi havalanmıştı. Tong başıyla geçiştirir bir şekilde onayladı ve sordu. "Nereden buldun ve kim verdi sana?"

Alkar dürüst olmaya karar verdi. Belki de Ruqy bir şeyler biliyordu diye düşünüyor olabilirdi. Okulun kütüphanesinden. Her öğrencinin girebildiği o kütüphaneden."

Tong şokla ona bakarken, "Bu imkansız..." diye fısıldadı. "Ben ilk geldiğim zamanda bizim türe ait kitap var mı diye bütün gezegeni araştırdım ve o bilgiye sahip bütün kitapların girişini engelledim. Böyle bir kitabın, hatta beş bin yıldan daha yaşlı olan bir kitabın normal bir kütüphanede olduğunu mu söylüyorsun sen?!"

Alkar dediklerine karşı sadece başıyla onay verebildi. Dedikleri onu şaşırtmıştı. Ne yani bçyle bir kitap yoksa o kız kendisine nasıl verebilmişti?

Tong kitabı kucağına fırlattı. "Bu kitaptan kimseye bahsetme." Alkar ona sordu. "Neden sen almıyorsun?" Tong gergince takım elbisesinin kravatını gevşetirken, "Beni hep izliyorlar. Elimde kitap görürlerse almak isterler." dedi.

Alkar itiraz etmedi. Kitabı küpesini çevirerek kendi deposuna koydu ve kapattı. Gergin Tong daha da gerilmiş gibiydi.

Alkar sordu, "Sen lanetliysen eğer nasıl olur da yok edici seni almaya gelmiyor?" Yatağa oturan adam derince ofladı. Sonra ona bir bakış attı. Konuşurken sesi memnuniyetsizdi. "Lekeyi yılda birkaç kere mühürlüyorum. Bu onları engelliyor."

Alkar anladım der gibi kafasını salladı ve sorularına devam etti. "Peki safkan oğlunda neden lanet yok?" Tong gülerek başını olumsuz anlamda salladı.

"Nereden biliyorsun lanetlenmediğini? O da lanetli aynı benim ve annesi gibi. Sadece daha doğduğu zaman onun mührünü yasak büyü ile hasar almasını sağlamıştık. Sonra hasarlı laneti mühürledik. Elli yılda bir yenilense sorun olmaz."

Tae daha yirmi altı yaşındaydı bu yüzden zamanı vardı. Başıyla onayladı ve konuştu. "Bugün görev günü değil mi?"

Tong derin derin nefesler alırken Alkar'a nefretle dolu bir bakış attı. "Evet." derken sesi bir katilinki gibiydi. Oğlunu çok seven bir babayı kızdırmak... Pek akıllıca değildi maalesef.

Alkar yanlış anlaşılmayı düzeltmek için, "Anlaşma geçerli. Onu koruyacağım." diye konuştu. Tong cevap vermedi. Hala sinirliydi.

Alkar gözlerini devirdi ve pencere kenarına oturdu yine. Güneş iyice doğmuştu. "Bunu kendim için yaptım. Beni Ewlıp'te öldürmeye çalışabilirdin." dedi.

Tong cevap vermedi çünkü Alkar haklıydı. Adam tam da bunu düşünmüştü.

Alkar bir süre daha pencereden dışarıyı izledi. Arkasını dönünce adamın gitmiş olduğunu gördü, yüzünde bir mimik bile değişmedi.

İleride hissettiği tanıdık enerjilerle pencereden atladı ve hızlıca oraya yöneldi. Üç saniyede varmıştı. Luna ve Raly ona baktı. Börü de oradaydı. Onun yanına yürüdü. Ruh yaratığı uyandırıldığı için huysuz gibiydi. Raly Börü'ye garipçe bakıp Luna'ya dönüyordu. Alkar bunun nedenini anlamadı.

Sonra Tae geldi. Yanında başka biri vardı. Tae garipçe kendisini buraya getiren kişiye baktı. O şahıs Raly ve Luna'ya baş selamı verdi ve buradan gitti. Tae Alkar'ı görünce hemen yanına adımladı.

Raly, "Az kaldı, gelirler şimdi." diye mırıldanırken eğleniyor gibiydi. Alkar eğlenen adama göz devirdi. Resmen öğrencilerini ölüme gönderiyorlardı bu herif hala mutluydu.

Sonra üç kişinin enerji daha hissedildi. Alkar üçünü de tanıyordu. Kral Kraliçe ve Relian.

Raly'nin morali yine bozuldu. İlk bu isimlerden bahsedince de bozulmuştu.

Hayır bu isimlerden bahsedince değil... Relian'dan bahsedince huzursuz olmuştu.

Yoksa onun gizli oğlu falan mıydı? Alkar artık hiçbir şeye güvenemiyordu.

Luna konuşmaya başlayınca ona odaklandı. "Biliyorsunuz herkesten gizli ve önemli bir göreviniz var ve bu görev sizlere layık görüldü."

Relian göz ucuyla Alkar'a baktı ama Alkar başını ona çevirmedi. "Bundan kimsenin haberi yok. Çok önemli bir görev. Detayları Kral ve Kraliçe biliyor. Onları dinlerseniz sağ salim dönersiniz."

Börü homurdandı. "Tabi canım lanetli bir gezegene gönderip sağ salim gelmemizi ummak da yeni moda herhalde." Luna onu göz ardı etti. En azından etmeye çalıştı.

Herkesin eline bileklik tarzı bir şey verdi. "Bunları takın, birbirinizden ayrılmak zorunda kalırsanız nerede olduğunuzu görebilirsiniz. Ayrıca şunu unutmayın. O gezegen her ne kadar enerji emse de üzerinde yaşam var. Herkesi değil davetsiz misafirleri öldürüyor. Üzerindeki yaşayanlar pek normal değiller. Bize kendilerini göstermeseler de tehlikeliler ve misafirlerden pek haz etmezler."

Kral homurdandı. "Biliyoruz. Artık gidebilir miyiz?" Luna ona sert sert bakınca susmak zorunda kaldı. Herkese tek tek baktı ve en son gözlerini Alkar'a dikti.

"Umarım başarısız olmazsın genç adam."

Alkar cevap vermedi. Son bir kez etrafa bakış attı. Tong'un oğlunu izlediğini hissetti.

Sonra fırladıkları gibi uzaya çıktılar.

İşte şimdi her şey başlıyordu.

♛ ♛ ♛  

An İtibari İle İfşa Edilebilir Bilgiler;

-Seviyeci dünyasında ölümlü olmanın faydası nedir?

Bir seviyeci yüzlerce yıl zihnini geliştirmek için uğraşır ama Alkar'ın seviyesine gelemez.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1126

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 940

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 862

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 746

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 699

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 678

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 451

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 148

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 123

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 118

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 118

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 94

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17478 Üye Sayısı
  • 466 Seri Sayısı
  • 23528 Bölüm Sayısı


creator
manga tr