Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 69. Bölüm: Dövüş mü? Dayak mı?


Her yer kırılıp dökülmüştü neredeyse. Gece gece herkes sinir krizi geçirmiş, içindeki öfkeyi dışarıya dökmüş gibiydi. Alkar sakince içindeki kıvılcımı alevlendirdiği çocuklara baktı.

"Herkesi güçlendirebileceğim diye bir kaide yok." diye mırıldandı boş hayallere kapılmasınlar diye. Sonuçta kendisi daha önce ne öğretmenlik yapmış ne de doğru düzgün bir öğretmeni olmuştu. O yüzden yapacağım dese bile bunu tüm Y yurduna yapmayacaktı.

Sesini yükseltti. "Beni duyduğunuzu biliyorum yatağınızın altına saklanmış olan korkaklar! Sizi bizzat güçlendirmeyeceğim. Bir kişi yüzlerce kişiyi değiştiremez sonuçta. Peki biz ne yapacağız diye düşünüyor olabilirsiniz!"

Gür sesinin birçok kişiye ulaştığını bildiği için rahattı. "İlk önce o sikik kitapları açın. Okuyun, anlayın ve tekrar okuyun. Yetmedi mi?" Dişlerini sıktı. "O sizden güçlü olanlar bir saat çalışıyorsa siz on saat çalışacaksınız! Yetmedi mi? Gerekirse adam adama ölene kadar dövüşecek, yarasız bir gün bile yatağınıza girmeyeceksiniz!"

Şimdiden açık açık konuşmalıydı. Yavaşça merdivenden inenleri görüyordu. Öfkeli gözlerini onlara dikti. Herkes pijamalıydı. "Hepinizi şu andan itibaren kabul etti sayıyorum?"

Sorusu birkaç saniye boyunca sessizlikle karşılanmıştı. Öfkeli gözlerini onlardan çekmedi. Sonra herkes onayladı. Alkar boynunu kıtlattı. "O zaman ne sikime hala pijamalısınız lan siz?!" diye resmen kükredi.

Herkes bir an sıçradı. Birbirlerine anlamsızca bakarken Alkar yerden aldığını kitabı büyük bir hızla onlara fırlattı. Son anda kaçınsalar da kitabın yaydığı enerji yüzünden çığlık atarak yerde yuvarlanmışlardı. "Çabuk üzerinizi değiştirin ve çalışmaya başlayın! Uyumak artık size yasak!" diye bağırdı. Kendisi ölümlüyken sadece dört saat kadar uyurdu. Gerçi çalıştığı zamanlarda içi geçerdi ama aralıksız en uzun uykusu dört saatti.

Seviyeciler için birkaç gün uyumamak sorun değildi. Bunlara da sorun olmamalıydı.

Öğrenciler hemen odalarına koştururken homurdanmaları işitiyordu. Onlarla sonra ilgilenecekti. Önündekilere baktı. Sonra yalancı bir şekilde gülümsedi. "Tebrikler! Sizler bu yurdu temsil etmek için bizzat benle uğraşmak zorunda kalacaksınız!"

Kimse gocunmadı. Alkar bu kararlılıklarının uzun sürmesini diledi.

Tae'ye bakarak sordu. "Burada talim alanı ya da düzlük alan var mı?" Tae başıyla onayladı. Üzerindeki yaralar geçmişti bile.

Alkar göstermesi için ona işaret verdi. O ve diğerleri peşinden geldi. Dışarı çıktıkları an bazı dışarı doluşmuş öğrencileri gördü. Onlara melün melün bakıyorlardı. Alkar etrafı süzdü. Bazı binadaki Y yurdu öğrencileri onu takmamış gibiydi. Dişlerini sıktı ve tek tek binalara dalmaya başladı.

"Size ne dediğimi duymadınız galiba!" diye bağırdı bir binadayken. Burası birinci sınıfların bulunduğu binaydı. Gözlerini ovuşturarak karşısında duran velede kızgın boğa gibi baktı. "Sen ne diye önümde boş boş dikiliyorsun?" diye sordu anlaması için. Çocuk onu takmadı.

"Neden bir öğrencinin dediğini yapalım-" Alkar tarafından tek darbeyle duvara gömülünce susmuştu. Bu arada diğer binalarda olağanüstü hal ilan edilmişti resmen. Herkes ya gaza gelmiş ya da Alkar'ın gazabına uğramamak için kitapları açmış, fiziksel çalışmalara başlamıştı. Bu binadaki çocuk da duvara gömülünce herkes korkudan Alkar'ın dediğini yapmaya başlamıştı.

Alkar'ın anlındaki damar atmıştı bir kere. Daha yirmi bir yaşındaki kendisi ilk günden resmen bilmem kaç kişilik yurdun hocası olmuş çıkmıştı. Bunu tek başına halledemezdi.

Neyse ki tek değildi. Ondan daha tecrübeli altı kişi daha vardı. Tabi onların ne kadar yardım edeceği meçhuldu. Adamlar görmedikleri kişilere en fazla ne kadar yararlı olabilirdi ki? En fazla öneride bulunabilirlerdi.

Tae'nin göstermesiyle talim alanı denilen alana vardılar. Yani pek öyle bir yere benzemiyordu. Y yurdunun yeri kuraktı. Yani burası sadece düz topraktan ibaretti. Yanda birkaç masa ve silah vardı. Alkar kenardaki eşyalara baktı ve dişlerini sıktı. Sonra geriye bakıp uykusuzluğundan dolayı huysuzca homurdandı.

"Ne iğrenç bir talim alanı lan bu... Resmen dayak atmalık bir yer. Doğru düzgün çalışılacak eşya bile yok." Bazı yerlerde sahte kuklalar olurdu ve odhue verince canlı gibi öğrencilerle dövüşürdü. Görünüşe göre burada yoktu.

Karşısındaki kişilere baktı. Tae, Jenny, Tunayhan, Kolpa, Cloi, Berthan vardı sadece. Altı kişi yeter de artardı. Daha fazlasıyla kişisel olarak ilgilenemezdi. Onlara bakarken ilk önce hangi seviyede olduklarını ölçmesi gerektiğini düşündü.

"Şimdi ilk önce gücünüzü falan söyleyin. Hangi materyal üzerinde yoğunlaştınız, kaç tane teknik ürettiniz, kaç kişiyle dövüşüp yendiniz falan filan..."

Tunayhan'a işaret verdi. Çocuk gücünü anlatırken kaşlarını çatarak dinledi. Kaç kişiyi yendiğini duyunca kafasını duvara sürtmek istedi. Üç derken?

Cloi'ye işaret verdi. Duydukları karşısında kesinlikle hoşnut falan değildi. Tam olarak bir tane bile teknik üretmemek de ne demekti?

Tek söylerlerken eğer kıdemliler bunlarsa diğerlerinin ne durumda olduğunu düşünemiyordu. Tae'ye özellikle sert baktı sorarken. O başkandı. En iyinin o olması gerekiyordu.

Dediklerini duyana kadar ümitliydi. "Ne demek herhangi bir materyal üzerinde yoğunlaşamıyorum?" dedi şaşkınca. Aslında öfkelenmişti. Böyle bir şey mümkün müydü ki?

Tae gözlerini kaçırdı. "Öyle işte. Sadece materyal gerektirmeyen basit şeyleri yapabiliyorum." Gözlerini ona ne kadar dikse de yalana dair bir iz bulamadı. Dudaklarını kanatana kadar ısırdı. Başkandı o. Onun birilerini ezmesi gerekiyordu yurdun moralinin fırlaması için.

"Her şeyi denedin mi?" diye sordu son bir ümitle. Tae başıyla onaylayınca sinirlendi. "Her leyi denememişsin çünkü herhangi bir materyalin yok!" Elini kaldırdı bir şey söylememesi için. "Bana karşı çıkma. Dediğin şey teknik bakımdan imkansız. Her insan buna ihtiyaç duyar."

Kendisinin de materyalı vardı. Soyut da olsa vardı. Dövüş sanatlarını kullanıyordu sonuçta. Peki Tae'ninki ne olabilirdi?

İki gün içinde bulması gerekiyordu.

Tae'ye yönelik konuştu. "İki gün içinde bulman gerek. Ben özel olarak bir şey yapamam. O yüzden kendinle yalnız kal ve düşün. En çok sen hangisisin? Hangisinde sen varsın?"

Tae diğerlerinden bile geride olmanın verdiği utançla gözlerini kaçırdı. O başkandı ulan. Nasıl olur da bu durumda olurdu? Alkar'a laf edemedi. Çünkü adam haklıydı. O kadar beceriksizdi ki kendisiyle bir şeyi birleştiremiyordu.

Kafasıyla onaylayarak arkasını döndü. Arkadaşlarına bakmak istememişti. Alkar çocuğun arkasından baktı. Utandığını anlamıştı. Aslında utanacak bir şey değildi. Belki de yeteri kadar çabalamamıştı.

Ama bu Alkar'a saçma geliyordu. Nasıl olur da bir materyalı kullanamazdı? Kendisi için bile çok kolaydı ki kendisi on dokuz yaşında hissetmeye başlamıştı.

Bunun içinde başka bir şey olmamasını umdu. Yeni bir gizem yeni bir beyin fırtınası demekti.

Tae gözden kaybolunca onlara döndü. "Şimdi..." dedi ciddi şekilde onlara bakarken. Alkar'ın sesiyle aniden ona döndüler. Başkanlarının ardından üzgünce bakıyorlardı. "Ne kadar iyisiniz görelim bakalım." dedi Alkar boynunu kıtlatırken.

Jenny kaşlarını kaldırdı. "Ne yapacağız?" diye sordu. Alkar Kolpa'ya işaret verdi. "Hepiniz benimle dövüşeceksiniz." Şokla ona baktılar. Alkar'la dövüşmek mi?

Ölmek istemiyorlardı. "Ama sen bizden kat ve kat üstünsün. Bu ne kadar doğru ve eğitici olur?" diye sordu Berthan mantıklı olmaya çalıştığı sesiyle. Alkar bir şey demedi ve Kolpa'yı bekledi. Kolpa da bir ümit farklı bir şey yapmalarını umdu ama Alkar onlara bakmadı bile. Geriliyordu.

"Hafi çabuk ol yoksa ben gelirim sana." dedi homurdanarak Alkar. Kolpa titrekçe önüne geldi. Aslında karşısındaki heriften bir yanı hiç haz etmiyordu. Alkar da bunu biliyordu büyük ihtimalle. Kesinlikle dövmek için önüne çıkartmıştı.

Alkar ona işaret verdi. "Gücünü açığa çıkar." Kolpa duraksamadan dediğini yaptı. Alkar düz düz ona bakmaya devam etti.

"İlk sen başla." derken bunu aşağılamak için değil gözlemlemek için demişti. Kolpa bunu yanlış anladı ve öfkelendi. Saçma öfkesi dikkatsizliğe neden oldu. Etrafta oluşturduğu küçük toprak adamlar büyüdü. 

Ama maalesef çok fazlalardı. Alkar'a hızla gelen topraktan canlılar paçalarına yapışmış, büyümeye devam ediyordu. Alkar çatık kaşla bacağının yarısı kadar olmuş olan şeye baktı.

Güçlülüğünü ölçüyor gibiydi. Sonra Kolpa'ya baktı. Tek bir tekmesiyle tuzla buz olmuştu yarattığı toprak adam. Tek bir tekme.

Kolpa şokla ona baktı. Herif tekmeyle yok etmişti ya! Ama neyse ki diğerleri hep birlikte Alkar'a geliyordu. Üç tanesi aynı anda Alkar'ın üzerine atladı. Alkar birkaç saniye yerinde bekledi ve sonra etrafa yayılan enerji yüzünden toprak adamlar parçalanmaya başladı.

Beş saniyede hepsi yok olmuştu. Kolpa başka bir hareket yapacakken yüzüne bir yumruk yedi. Alkar fazla hızlıydı! "Senin-" diye küfür edecekken başka bir yerden tekme, yumruk ve yine tekme yedi. Karnındaki bir noktaya gelen diz darbesinin neden nefesini kestiğini anlamadı ama hemen vücut sertleştirmesi kullandı.

Vücut sertleştirmesi bile engelleyemedi. Kolpa'yı döverken konuşmaya başladı Alkar. "Toprak adamları bir anda fazla yaratıyorsun ve enerjini ayarlayamıyorsun. Ayrıca o şeyler acayip yavaş. Bir de mal gibi izleme rakibini aynı anda birçok şey yapman gerek."

Başka bir tokatla yüzü sağa savruldu. Ağzına dolan kanı yere tükürdü Kolpa. Kaşları çatılmıştı. "Bunu beni döverken söylemek zoru-" Başka bir tekme yüzünden sözü kesildi. Arkadan gelen çığlıkları ve konuşmaları duyuyordu.

"Resmen dayak yiyor."

"Bu kadar güçsüz müydü o?"

"Ben asla bu hale gelmem." 

Sinirlenmişti. Alkar'ın kendisine salladığı yumruğu gördü ne hikmetse. Altından geçtiği gibi az önce kendi karnına vurduğu noktaya vurdu. Nefesinin kesilmesini istemişti. Alkar bir an duraksadığı an yüzüne kendisi bir yumruk geçirdi.

Çok saçma bir hareketti. Kendisi böyle yakın dövüşçü bile değildi!

Alkar ona baktı. Sonra kafayı gömdü. Burunundan şırıl şırıl akan kanla yere yapıştı Kolpa. "En azından pes etmedin." diye mırıldanmasını duyabildi. Sonra bayıldı.

Alkar terlediği için anlını sildi. "Enerji kullanımı berbat. Neye ne kadar vereceğini bile bilmiyor. Bu enerji kullanımıyla uzayda ayakta kalamaz, oradan buraya sürüklenirsiniz."

Tunayhan kaşları çatık konuştu. "Onun kadar kötü olduğumuzu da nereden çıkardın?" Alkar dudaklarını büzerek konuştu.

"Hislerim kuvvetlidir diyelim." Ona sinirlendiklerini biliyordu. Bu belki onları daha da hırslandırırdı. Berthan Kolpa'yı kenara çekti. Baygın çocuğu Alkar yarım saat sonra zorla uyandıracaktı zaten.

Önünde kendisine hırsla ve kendini kanıtlama isteğiyle bakan kişilere döndü. "Sıradaki?"

Bir tane yürekli öne çıktı. Alkar boş boş ona baktı.

Yirmi dakika sonra herkes baygın baygın yerde yatıyordu. Alkar kesinlikle istediği gibi bir performans görememişti. Kolpa'dan başlayarak tek tek zorla uyandırdı onları.

Acıyla inleyerek doğrulmaya çalışanlara bakarken dudakları tiksindirici bir şekilde yukarı kıvrıldı. Açıkcası onları çok aşağıda gördüğünü saklamıyordu bile. "Benden bile yaşlısınız ve bu kadar güçsüzsünüz." derken cık cıklıyordu.

Acılarına odaklanmış olanlar kendisini fazla takmadı. Cloi kolunu tutarken konuştu. "Sen bizimle dövüşeceğini söyledin! Döveceğini değil!" Alkar kendilerini süzünce bir adım gerileme ihtiyacı hissettiler. Ayaklarını yere sürten adam öfkeli gibiydi.

"Sizinle dövüştüm zaten. Sadece siz karşılık veremediniz. Nasıl gelişeceğinizi merak ediyordunuz değil mi?" Kendisine merakla bakanların gözlerine birkaç saniye baktı. "Benimle her gün saatlerce burada dövüşeceksiniz. En çok dayananız ne kadar süre ayakta durabildi biliyor musunuz?" 

Bunu söylerken kesinlikle histerik bir şekilde gülmüştü. Korkuyla karışık merakla cevabı beklediler. Alkar ellerini beline koyarken mırıldandı. "12 saniye!"

Gözleri büyüyen kişiler bu kadar az olmasını beklemiyorlardı. On iki saniye de ne demekti? Kendileri sanki saatlerce onunla dövüşmüş gibilerdi. Alkar durmadı ve acı gerçekleri söylemeye devam etti.

"Ki bu 12 saniye benim tam gücümle yaptığınız 12 saniye değil. Ne kadar kötü olduğunuzu düşünün bakalım."

Herkes başlarını eğdi. Alkar en azından saçma sapan düşüncelere kapılmadıkları için mutluydu. Onlara hoca gibi ders veremezdi. Kendileriyle dövüşürlerse hem tecrübe kazanır hem de güçlenirlerdi, değil mi?

Öyle olmasını umdu. Çünkü başka bir fikri yoktu.

En kısa zamanda kafasındaki elemanlara olayı anlatmayı kafasına not etti. Nedense bunlarla başa çıkamayacak gibi hissediyordu.

  ♛  ♛ ♛ 

An İtibari İle İfşa Edilebilir Bilgiler;

-Odhue seçer mi?

Seçmek demeyelim de eğer birinin algı gücü daha fazlaysa kişi tarafından rakibe gitmesi engellenebilir.

Örnek: Ölü Gezegenin Akan Irmağı. Alkar rakibine gitmesini önlemişti.  




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 977

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 919

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 760

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 722

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 603

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 516

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 492

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 446

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 71

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8844 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13721 Bölüm Sayısı


creator
manga tr