"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

DİPTEN EN TEPEYE - 65. Bölüm: Hypoiron Okulunun Öğrencileri


O gece doğru düzgün uyuyamamıştı. Bir ay içinde bu yurdun en iyi yurdu yenmelerini nasıl sağlayabilirdi? Daha güçlerini bile bilmiyordu öğrencilerin.

Ayrıca nerede kapıştıracaktı? Çalıştıracak ve sonra gidip meydan mi okuyacaktı? Büyük ihtimalle kendisi katılamayacaktı çünkü Tong'un dediğine göre onların güçlenmesini ve A yurdunu yenmelerini sağlamalıydı.

Derin bir nefes verdi. İç güdülerine dayanarak o kütüphaneye girebilmek için birçok yükün altına giriyordu. Umarım pişman olmazdı. Eğer oraya girer de işe yarar bir şey bulamazsa kendini tokatlardı.

Hava aydınlanırken ayaklandı ve lavaboda elini yüzünü yıkadı. Börü'nün nerede olduğunu merak ediyordu. Ona da acayip bir görev verilmiş miydi? Belki de ruh yaratıklarının da böyle sistemi vardı ve Börü de en kötü yurda düşmüştü.

Hayal gücü fazla büyüktü. Kafasını iki yana salladı ve havluyla yüzünü kuruttu. Hafifçe sakalları çıkmaya başlamıştı. Çenesini ovdu. Bir ara traş olmalıydı. Sakala karşı bir karşıt görüşü yoktu ama birkaç haftaya dağ kaçkınına dönmek istemiyordu.

Küçükken hiç sakal sıkıntısı olmazdı. 

Derin bir nefes aldı ve üstünü çıkarıp sandalyenin üzerine bıraktı. Giysi dolabını hiç açmamıştı. Üniformasının olup olmadığını bile bilmiyordu. Neyse ki vardı. Tam bedenine uygun.

Bu elemanların bunu nasıl bildiğini sorgulamamayı tercih etti. Eminim kendilerine göre garip yöntemleri vardı.

Siyah üniformayı giyerken aynaya baktı. Güzel renkti ama en kötü yurda bu renkte formanın verilmesinin nedenini anlamıyordu. Kötü diye turuncu falan verirler diye tahmin etmişti. Aslında biraz da düşünmüyor değildi. O kadar fazla yurt vardı ki renkler bile yetmezdi. Büyük ihtimalle bazılarının üniformalarında birden fazla renk vardı.

Ceketi eline alırken kapıdan çıktı. Yanına ders programını ve kitabı almıştı. İlk dersi 'Evren Bilimi'ydi. Ne olduğu hakkında bir fikri yoktu. Evren bilimi derken? Sınıf adı da garipti zaten 256-K de ne demek oluyordu?

Güne hem uykusuz hem de kafası karışık başlamıştı. Bir ayda hem bu elemanlarla ilgilenecek hem de derslerin ne olduğunu anlamaya çalışacaktı. Pişman olmamak için kendini tuttu. Öğrenciler hayatlarını okulda harcıyordu valla.

Koridorda başka öğrenciler de vardı. Bazıları Alkar'a selam verdi. "Günaydın Alkar." Alkar başıyla cevap verdi ve üniformasını düzelterek seri adımlarla aşağıya indi. Ayaklarında siyah bir çizme vardı. Neredeyse dizine kadar geliyordu.

Alkar rahatsız hissediyordu. Sıcak havalarda pişerdi. Çok fazlalık vardı kendisine göre şuan üzerinde. Havaların soğumasını umdu.

Aşağıda da birçok öğrenci vardı. Bazıları konuşarak kapıdan dışarıya çıkıyorlardı. Bazıları ise holdeki koltuk takımında oturmuş sohbet ediyordu. 

Bir yerlere yetişmek için koşturan öğrenciler dikkatini çekti. Elindeki programa bir kez daha göz attı ama yine anlayamadı. Nereye gitmesi gerekiyordu?

"Günaydın." Biri ona yaklaşınca ona baktı. Bu Y yurdunun başkanı Tae'ydi. Alkar da "Günaydın." diye cevap verdi ve programa bakmaya devam etti. Tae de Alkar'dan izinsiz programına göz attı. Alkar bunu sevmese de bir şey demedi.

Onları nasıl eğitecekti harbiden? Birden bire, "Sizi eğitmem gerek. A yurdunu yenmelisiniz ki ben de kütüphanenize girebileyim." mi demeliydi? 

Gözlerini kaçırdı ve Tae'nin konuşmasını bekledi. "Nereye gideceğini bilmiyorsun değil mi?" Y yurdunun başkanı gülerek konuştu. Alkar başıyla onayladı. "Fazla büyük olunca garip isimler veriliyor sınıflara. Genellikle aynı yurtta olanların derslikleri de aynı olur." Alkar anlamayan gözlerle ona baktı.

Tae parmağıyla bir kızı işaret etti. "Jenny ve benle aynı sınıftasın demek oluyor. Seninle birlikte gidelim. Diğer derslerinde de başka tanıdık bulursun yurdumuzdan zaten. Birkaç güne alışırsın." Alkar tanıdık birileriyle gideceği için rahat hissetmişti.

Jenny denen kız yanlarına geldi. "Günaydın." İkili mırıldanarak cevap verdiler. Jenny gözleri parlayarak Tae'ye baktı. "Aynı sınıfta mıyız?" Tae onayladı. "Evet Alkar'la aynı sınıftayız."

Alkar duvardaki kocaman saate baktı. Yürümeye başladılar. Dışarı çıkınca sıcak hava yüzlerine vurdu. Alkar siyah kıyafetin yandığını hissetti. Şimdiden terlemeye başlamıştı.

Y yurduna ait farklı bir binaya girdiler. Burası daha serindi. Birçok öğrenci vardı. Her yerde geçitler vardı. Alkar göz ucuyla geçitlere baktı. Öğrenciler geçitlerden geçiyor veya buraya geliyorlardı. Tae onları bir tanesine yönlendirdi.

"Bizim dersliğimiz bu geçidin ardındaki bölgede." Alkar geçitten geçen ikiliyi takip etti. Bir adım sonra tamamen farklı bir yerdeydi. Y yurdunun bölgesi biraz fazla kuraktı ve hiç göze hitap etmiyordu ama burası resmen cennetti.

Her yerde ağaçlar ve bitkiler vardı. Kuşlar ötüyor insanlar mutlulukla sohbet ediyordu. Her renkten üniforma görebiliyordu şuan Alkar. Tae'ye yaklaştı. "Farklı yurtlarla aynı derse mi gireceğiz?"

Tae elindeki kitabı tutarken gözüyle yolu takip etmeye devam etti. "Evet, her ders karışıktır. Sadece fiziksel güçlerimizi kullandığımız derslerde yurt binamızdaki aynı öğrencilerle öğrenim göreriz. Tabi diğer yurtlarda da öyle olur." Tae'nin bunu sevmediği ses tonundan belli oluyordu.

Büyük ihtimalle o derste güçsüz yurt olarak hep dalgacı ifadelere ve aşağılamalara maruz kalıyorlardı. Alkar bir şey demedi.

Yürümeye devam ederken herhangi bir yurttan olan öğrenciler onlara laf etmedi. Siyah üniformayı görünce en az bir kez aşağılanacaklarını düşünmüştü Alkar.

Sonunda bir tane binaya girdiler. Gayet ferah ve büyük bir binaydı. Koridorda yürürken bazıları onlara bakmaya başladı. Alkar göz ucuyla onlara baksa da Tae ve Jenny'i takip etmeye devam etti. Sonunda bir kapıdan girdiler.

En fazla otuz kişilik bir sınıftı. Tekli sıralar vardı. Bazı arkadaş grupları masaların üzerinde oturmuş sohbet ediyorlardı. Üçlü girince sustular. Alkar anlamadı.

Tae ve Jenny bir tane sıraya oturdu. Alkar nereye oturacağını bilememişti. Sıralar önceden ayarlanmış gibiydi. Hocanın gelmesini mi beklemeliydi? Belkide rastgele birine oturmalıydı?

Sorular beynini yemeye başlamıştı bile. Sadece bir tanesine otursa yeterdi. Gezgin olmak daha kolaydı. Bir ay. Sadece bir ay dayanacaktı.

Tae ona bakarak yanındaki tekli sırayı işaret etti. "Buraya oturabilirsin, Alkar. Boş." Alkar sıraya oturdu ve masanın üzerine kitabı resmen attı. Onlara bakarak fısıldaşanlar başlamıştı bile. Sorun şu ki duyabiliyorlardı.

"Hey, şu yeni Y yurdu mensubu mu? Hiç görmedim." Arkadaşı Alkar'ı süzerek cevap verdi. "Ben de görmedim. Belki birinin seviyesi düşmüştür." İkili Alkar'a bakarak gülüştüler. Alkar göz ucuyla bile bakma gereği duymadı.

Ahmaklar anca tanımadığı birini böyle yargılardı. Onlardan güçlüydü. Eğer agresif biri olsaydı onları hastanelik etmişti bile. Hiç böyle bir şey düşünmüyorlar mıydı?

Sınıf yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Alkar kafasını masaya koydu ve kollarıyla etrafını sardı. Acayip uykusu vardı. Böyle rahat edemeyince tek koluna başını dayadı ve yeri izlemeye başladı. O arada birçok kişi girmişti bile.

Ders zili çalınca sınıf dolmuştu. Alkar hiç etrafına bakmamıştı. Öğretmenler için çalınan bir zil daha var olduğunu duymuştu. Daha iki dakikası vardı. Dinlenebilirdi.

Biri onu dürtünce dinlenemedi. "Hey yeni çocuk." Biri sertçe onu dürtmeye devam edince Alkar öfkelendiğini hissetti. Hangi gerizekalı onu rahatsız ediyordu?!

Sıkıntılı nefes vererek başını kaldırdı. Açık kırmızı rengindeki üniformayı giyen bir eleman ve onun arkadaşları kendisine bakıyordu.

"Ne var?" diye kabaca sordu. Çocuk tek kaşını kaldırdı. "Cesaret yutmuşsun sen..." Alkar böyle tipteki insanları duymuştu. Galiba zorba deniyordu. Kaç yaşına gelmişti neler çekiyordu.

Gerçi hepsi kendinden büyüktü ama olsun.

"Y yurdunun yeni çöpü olmalısın. Daha önce seni görmedim." Alkar gözlerini kırpıştırdı. Bu ahmaklar laf soktuğunu ya da kendisini sinirlendirdiklerini mi düşünüyorlardı?

Çöp dedi diye mi sinirlenecekti?

Boş boş bakmaya devam etti.

Çocuk sinirle kaşlarını çattı. Herkes gösteriyi izliyordu. Alkar göz ucuyla Tae'nin müdehale etmek için hareket edeceğini gördü ama gözleriyle uyardı. Neyse ki Tae anlamıştı. 

"Beni takmıyor musun seni böcek?" Kırmızılı elini seslice Alkar'ın sırasına vurdu. Alkar irkilmeden ona bakmaya devam etti. Sonra tek kaşını kaldırdı.

"Koskoca Y yurduna yeni biri geldiğini ilk bakışta anlayabildiğine göre Y yurdunu çok gözetliyor olmalısın." Sonra yerinde daha da yayıldı. "Seni çok mu korkutuyorlar yoksa sana çok mu koyuyorlar?" Çocuğun gözleri fal taşı gibi açıldı.

"Ne diyorsun lan sen ib-" Sözü sarı üniformalı bir çocuğun kolunu çekmesiyle kesildi. Kırmızı üniformalı anlayamamıştı. "Ne yapıyorsun Endo?!" Sarı üniformalı çocuğun yüzünde hala geçmemiş yaralar vardı.

Şimdiye kadar iyileşmemesinin nedeni Alkar'ın bütün darbelerinde kendi enerjisinin bulunmasıydı. Kendi enerjisi gerçekten gizemliydi.

Endo kasılan çenesiyle kırmızılıya baktı. "Bakuu, yapma." Bakuu aptalı Endo'nun gözündeki uyarıyı göremedi. "Ne demek yapma? Bu Y yurdu çöpü S yurdundan bana neler dedi duymadın mı?"

Endo sertçe sarstı onu. "Bilmediğin şeyler var!" Bakuu kolunu ondan kurtardı ve takmadığını belli ederek Alkar'a döndü. İki dakika geçmesine rağmen hoca gelmemişti hala. Alkar sırtını sandalyeye yaslayarak kendisine diklenen elemana baktı. 

Fazla çocukça davranıyordu.

Bakuu ellerini masaya dayayarak yüzünü Alkar'ınkine yaklaştırdı. "Dersten sonra arka bahçeye gel, çöp." Endo yüzünü sıvazladı ve 'Ahmak.' diye mırıldandı. Alkar yine bir şey demedi ve önüne döndü.

Uykusu vardı. Umarım bu çocuk uykusunu açardı.

Hoca geç de olsa girdi. Alkar'ı görünce ilk önce şaşırsa da üniformasını görünce yüzünü belli belirsiz buruşturdu. Alkar gözlerini kıstı. Hocalar bile ayrımcılık yapıyordu görünüşe bakılırsa. Y yurdunun  yıldızı parlayınca bu hocaya yarayacak bir şey yapmalarına izin vermemeyi aklına kazıdı.

Dersi ilk önce merakla dinlemeye başladı ama sonrasında bildiği şeyleri anlattığını gördü. Gözlerini devirdi. Bir-iki yıl gezerlerse bunları anlarlardı zaten öğrenciler.

Yüzünü eline yaslayarak tahtayı izlerken biri ona seslendi. "Şşşt, Alkar." Alkar seslenene baktı. Tae'ydi. 'Ne var?' dercesine tek kaşını kaldırdı. Tae sessizce mırıldandı.

"Gitmeyebilirsin." Alkar anlamadı. "Nereye?" diye mırıldandı. Tae gözlerini devirdi. "Bakuu sna meydan okudu ya. Gitmeyebilirsin."

Alkar elini sıraya vurarken cevapladı. "Uykumu açar. İyi oldu." Tae tip tip ona baksa da Alkar bakışlarına karşılık vermedi. Jenny'nin endişeli bakışlarını sırtında hissedebiliyordu. Sonunda zil denen şey çaldı. Bakuu bilerek ona çarparken kulağına, "Arka bahçe." diye fısıldadı. 

Alkar kitabını Jenny'nin eline tutuşturdu. "Bir süreliğine tutar mısın?" Jenny endişeli bir şekilde ona bakarken, "Buna hiç gerek yok." diye mırıldandı. Alkar saçını kaşıdı. Sınıfta üç kişi kalmışlardı. Tae de yanlarına geldi.

"O güçlü değil zaten." dedi Alkar. Bunu inanarak söylemişti. Öyle ki Jenny'nin gözündeki endişe azaldı ama dinmedi. "Bak, seni dövüşürken görmedik o yüzden ne kadar güçlüsün bilemiyorum. P yurdunun liderine tek attığını duydum ama dünden sonra yorgun olmalısın." diye konuşan Jenny çoktan sınıftan çıkmış olan Alkar'ın peşinden koşturdu.

Alkar, "Yorgun değilim." diye mırıldanarak binadan çıktı. Tae sessizce onu takip ediyordu. Karışamayacak gibiydi ama Y yurdunun lideri olarak kendi yurduna mensup birini yalnız bırakmayacaktı.

Jenny de oflayarak öndeki ikiliyi takip etti. Arka bahçe denen yer binadan biraz uzaktı ve gerçekten büyüktü. Alkar etrafta toplanmış her renkten üniformaya sahip olan insanlara baktı. Gösteri falan mı vardı?

Bakuu ortadaydı. Tae ve Jenny de seyirci kısmında yerlerini alırken Alkar Bakuu'nun karşısına çıktı. Bakuu ona bakarak güldü.

"Kaçarsın sanmıştım! Cesur ama aptalsın!" Herkes güldü. Alkar elleri cebinde karşısındaki şaklabanlık yapan kişiye baktı ve konuştu.

"Seni ellerim cebimde yeneceğim." Bakuu iddialı konuşan Alkar'a şaşkınca baktı. "Ne?" Güldü. Etraftaki herkesin yaptığı gibi. "Öyle mi?" derken sesi kesinlikle onu küçümsüyordu.

Sonra derin bir nefes alarak etrafına baktı. "Eğer bunu başarırsan çıplak bir şekilde bir saat boyunca okulda dolaşacağım." Alkar tek kaşını kaldırdı. "Emin misin bu dediğine?" 

Bakuu alaycı bakışlarını ondan ayırmadı. "Sen önce bir yende beni..." Alkar etrafa bakmadan sesini yükselterek konuştu. "Buradaki herkes şahit değil mi?" 

Alkar herkesin şahit olduğunu biliyordu.

Bakuu dövmesini ortaya çıkardı. Çocuğun etrafında dönen birçok daire belirdi. Çok keskin görünüyorlardı. Bir tanesini eline aldı ve konuştu. "Çıkar gücünü, böcek."

Alkar kısık gözleriyle ona baktı. "Zaten şuan tam gücümdeyim." Bakuu onun kendisini küçümsediğini düşündü ve öfkeli bir şekilde bağırarak Alkar'ın üstüne doğru koşmaya başladı.

Alkar için her şey yavaş çekimde gibiydi. Gözlerini bir saniyeliğine kapattı ve kalbinden gelen enerjinin ayağında toplandığını hissetti. Toplandıktan sonra keskinleşiyor ve en son halinde ise önüne gelen herkesi ikiye bölebilecek kadar sert bir hal alıyordu.

Alkar yavaş yavaş gözlerini aralarken etraftaki sesler ve tezahüratlar hala yavaştı. Kendisinin iki metre ilerisinde olan çocuğa baktı. Geliyordu.

Alkar'ın kısık gözleri birden büyüdü ve etraftaki her şey hızlandı. Alkar o anda ellerini cebinden çıkarmadan tek ayağı üstünde durarak uçan tekmesini enerjisiyle birlikte o kadar hızlı bir şekilde çocuğun yüzüne gönderdi ki bir an kimse bir şey anlayamadı.

Bakuu yerinden çıkmış en fazla üç saniye sonra Alkar'ın yanındaydı ama Alkar denen çocuk bir saniyeliğine gözlerini kapatıp açmış ve tam ona ulaşmak üzere olan Bakuu'ya ayağıyla vurmuştu.

Bakuu teslim olmuş gibi bekleyen çocuğu görünce içten içe memnun olmuştu. Zaferin kendisinin olduğunu bile düşündü. Yüzüne gelen tekme yüzünden sağ yanağı ve burnu yamuldu. Ağır çekimde gibiydi. Yüzüne gelen tekmedeki enerji o kadar keskindi ki gözünden bir damla yaş aktı ve enerji patlayarak Bakuu'yu metrelerce öteye fırlattı.

Bakuu'nun yüzünün sağ tarafı tanınmayacak hale gelmişti. O enerji patlaması da neyin nesiydi lan?!

Alkar ellerini cebinden çıkarmamıştı. Bilinci gitmiş olan çocuğa bakarak konuştu. "Ben kazandım." Sonra yurt arkadaşlarının yanına gidip Jenny'nin elinden kitabını aldı. Arkada bıraktıklarını umursamıyordu.

 Tae ve Jenny şok içinde bilinçsiz Bakuu'ya devam ettiler. Akılları başlarına geldiklerinde hemen sıvıştılar. Çoktan dedikodu yapılmaya başlanmıştı bile.

Tae düşündü. "Nasıl bir canavar vermişler bize böyle?"

Y yurdunun başkanı Tae ne diyeceğini bilemiyordu.

  ♛  ♛ ♛ 

An İtibari İle İfşa Edilebilir Bilgiler;

Gezegenler birden bire değişim geçirmez. Belli bir süresi de yok. Üzerindeki canlılar ölümlü gelişimlerini tamamlarsa gezegen değişir.  




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1216

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 178

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14760 Üye Sayısı
  • 449 Seri Sayısı
  • 19429 Bölüm Sayısı


creator
manga tr