"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

DİPTEN EN TEPEYE - 54. Bölüm: İtiraz


Alkar sırtını bar masasına biraz daha yaslayıp etrafına bakmaya devam etti. Bu manzarayı ne kadar görse alışamayacak gibiydi. İki senedir neredeyse her anı uzayda geçmişti.

İlk başlarda çok zorlanmıştı. Nefes alamama korkusu bir anlığına da olsa etrafını sarmıştı. Ama sorun olmamıştı. Asıl sorun ayakta durabilmekti.

Kesinlikle yetenekli falan değildi. 

Kaç kere sürüklenme tehlikesi geçirdiğini hatırlamıyordu. Börü defalarca kez onu yakalamıştı. Hep homurdanırdı. "Ben olmasam ne yapacaktın sahi?" derdi

Alkar cevap vermemeyi tercih ederdi çünkü kesinlikle sürüklenip dururdu oradan oraya. Bir yılın sonunda anca alışmıştı. Tabi kafasındaki elemanların da katkılarıyla. Kimsenin bilmediği taktikleri biliyorlardı.

Oradan uzaklaştığında boşlukta gibi hissetmişti kendini. Bir an ne yapacağını bilememişti. Öyle güçlenip başkalarıyla nedensizce savaşmak ona göre değildi. Sonra ise aklına bir şey geldi tabiki.

Şu kafasındaki olayı çözebilirdi. Bunu onlara da söylemişti. Herkes onaylamıştı neyse ki.

İlk başlarda araştırmak için garip yerlere gidiyorlardı Börü'yle birlikte. Börü Alkar'ın neden böyle garip şeyleri araştırdığını anlamamıştı. Bir gün sormuştu da.

"Neden acayip konular hakkında kafa yoruyorsun?" dedi onunla birlikte yol alırken. Alkar ona anlatmamıştı. Neredeyse bir buçuk yıldır seyahat ediyorlardı ama Alkar ona anlatamamıştı. Kesinlikle deli olduğunu söyleyecekti. 

Ayrıca güven sorunları vardı.

Ama konuşmazsa istemediği şeyler olabilirdi.

"Kafamda tanımadığım adamlar var." dedi sonunda. Börü ilk önce boş boş ona baktı ve durakladı. Alkar da durakladı ve ona bakmaya başladı.

Birkaç dakika sessizlik oldu. Alkar cevap vermesini bekledi.

Börü sıkıntılı bir nefes aldı. "Bunu benim söylemem uygun mu bilmem ama sen şizofrensin." dedi. Alkar bunu bekliyordu. Gözlerini devirdi.

"Emin olduğum bir şey varsa da onların gerçek olduğudur." Börü Alkar'ın arkasından gitmeye başladı. Aynı zamanda aklını başına toplamasını söylüyordu.

"Gerçek olmayan şeylerin arkasından gitme!" Alkar onu takmadı. Börü bağırmaya devam etti. "Böyle bir şey mümkün değil biliyorsun! Senden izinsiz altı kişi mi?"

Alkar bunun mantıksız olduğunu kesinlikle çok iyi biliyordu.

"Delice, biliyorum. Ama haklı gerekçelerim var." Börü alayla mırıldandı. "Hadi ya neymiş o haklı gerekçelerin?" Alkar dalga geçmesine sinirlenmişti. Şuan yaşadığı olay gerçekten ciddi bir olaydı.

"Kimsenin bilmediği şeyleri biliyorlar." Börü güldü. "Bu benim için yeterli değil. Teknik falan mı biliyorlarmış?" Alkar bunu söylemeyi planlamamıştı. En azından bu kadar yakın zamanda planlamamıştı ama onun mal gibi kalmasını istemiş olabilirdi.

"Ben bir ölümlüydüm ve onların  bana verdiği tarif sayesinde bir seviyeci oldum. Ayrıca kullandığım yöntem farklı ve bunun sayesinde enerjim hissedilmiyor." Nefes aldı. "Kötü yanı ise hep acı içindeyim ve vücuduma yayılan garip bir leke var."

Börü ona mal mal baktı.

"Ne?" Alkar güldü. "Yaa... Kalırsın öyle." Börü birkaç saat boyunca onunla konuşmadı. Dediği ilk cümle, "Belki de şizofren değilsindir." oldu.

Alkar o günleri hatırlayınca gülmek istiyordu.

Şimdi ise karşısına uzayı almış, soğuk birasını yudumluyordu. Yanında iğrenç bir espri anlayışına sahip adam ve arkasında ise kendisine kur yapan bir kadın vardı.

Hayat garipti.

İçkisi bitince kadına döndü. "Konaklamak için bir yer var mı?" Olga ona bakarak düşündü. "Var ama birkaç saatinizi alır. O zamana kadar devriyeler ortaya çıkar, rahat seyahat edemezsiniz." Gözleri parladı.

"Burada kalmaya ne dersiniz? Fazladan odam var?" Alkar aniden böyle bir teklif yapan kadına kaşlarını kaldırarak baktı.

Tek amacı onunla bir gece geçirmek gibiydi. Elbette geri çevrilecekti. Ama farklı bir yere gidesi de yoktu. İstemezse üzerine atlamazdı, değil mi?

"Rahatsız olmayacaksanız neden olmasın?" Kadın gülümsedi. 

"Ne rahatsızlığı..." Börü ona imalı gözlerle baktı. Alkar başını sağa sola sallayınca önüne dönmüştü bile ruh yaratığı.

Kuzey, "Cidden okula gelecek misiniz?" diye sordu. Alkar emindi. Eğer gerçekten eski kitaplar varsa içinde işe yarar bilgilerin olma ihtimali yüksekti.

"Elbette." diye 'Başka bir seçenek olamaz' dermiş gibi konuştu. Kuzey pes etmiş gibiydi.

"Beni öldürecekler..." diye kafasını sert bir şekilde masaya yasladı. Alkar onu takmadı bile ve yeni bir bira istedi. 

Yeni birasını yudumlarken biri daha geldi bara. Olga ona bakarak bağırdı. "Olek!" Omzunda bir şey taşıyan adam Olga'ya doğru yürümeye başladı. Alkar göz ucuyla onlara baktı.

"Benim kardeşim." diye açıklama gereği duydu Olga. Adamın bıyıkları nedense Alkar'ın gözüne takıldı. Adam çocuğun bıyığına baktığını fark edince omzundaki çuvalı yere bırakarak bıyığına dokundu.

Alkar açıklama gereği duydu. "Güzel bıyık." Adam kocaman kahkaha atarak teşekkür etti. "Yanlış anlamamdan korkma ben sinirli biri değilimdir!" Alkar rahatlamıştı.

Alkar'ın diğer yanına oturdu. Börü bir tane ruh yaratığı ile sohbet edip enerji taşı yiyordu.

"Eee nereden geldin evlat?" diye soru yöneltti adam ona. Alkar yanındaki depresyona girmiş adama göz ucuyla bakarak konuştu. "Baya uzaklardan..." Adam hmm'ladı.

"Eh, ben de bu barmenin küçük kardeşiyim." Alkar şaşırmıştı. Kesinlikle büyük gösteriyordu. "Daha seksen bir yaşındayım gerçi." Alkar kafasını salladı.

"Sen kaç yaşındasın?" Alkar olağan bir şeymiş gibi cevapladı. "Yirmi bir." 

Adam yudum aldığı birayı geri püskürttü. Alkar'ın yüzüne. 

Alkar gözlerini kapattı. Olga da elleri ile ağzını kapatmıştı. "Nasıl ya? Sen enerjini saklayabilecek kadar üstün enerji kullanımına sahipsin!" Olek'in özür dilemeden soru sormasına bir şey demedi ve ona uzatılan peçeteyle yüzünü sildi.

"Doğuştan gelen yetenek." Adam inanmamıştı ama uzatmadı. "İyimiş." Börü'ye bakınca kendisine bakarak kahkaha krizine girdiğini gördü.

Harika, ona bir de malzeme vermişti.

"Bugün burada misafirimiz o Olek." diye mırıldandı Olga. Olek gülümsedi. "Ne iyi."

Alkar ayaklandı ve gitmeden önce haber verdi. "Ben kenarda oturayım biraz." Üçlü onayladılar.

Kenara oturup ayağını sarkıttı. Gözlerini ovdu. Üç gündür uyuyamıyordu. Şimdiden iki yıl olmuştu bile. İyi yanı vücudu hiç yaşlanmamıştı.

Açıkcası daha farklı şeyler bekliyordu. Uzaya çıkmıştı sonuçta!

Gerçek seviyecilerin olduğu yere!

Ama gezegenleri ziyaret ettikçe ve böyle garip yerleri keşfettikçe uzayda ayakta kalmanın hiç de büyük bir şey olmadığını anlamıştı. Bu alemde bir hiçti resmen.

Hala tam olarak güçlünün ne olduğunu kavrayamıyordu.

Eskiden kendi gezegenindeki öğrencilere güçlü derdi. Şimdi bir de az önce yanında oturan öğrenciye bakıyordu. Hangisi güçlüydü?

Eski gezegenindeki öğrenciler güçlü falan değildi. Ama Kuzey'e güçlü diyebilir miydi?

İleride daha iyisini görmeyeceği ne malumdu?

Üstünden geçen yeşil taşlarla süslenmiş gök taşına baktı. Kafasında yine bir şeyler dönüyordu.

"Bu beni zora düşürdü." diye mırıldandı Mana. Alkar başını kaçırmıştı olayın. "Sonuçta sorumluluğu ben almıştım ama her şey yok olmak üzereydi." Meraklılar hemen 'Eeee?'lediler.

"Eee'si yardım almak zorunda kaldım. O taşı almam gerekiyordu." Emest sordu. "Kimden yardım istedin?" Mana homurdandı. 

"Sorun orada ya! Rakibimden yardım istemek zorunda kaldım!" Herkes kahkaha attı.

"Çok rezilsin ya!" diye bağırdı Garon. Mana homurdandı. 

"Senin kadar olamam puşt." Garon takmadı bile.

Alkar onların formunda olduğunu anladı. Üç yıl kadar oluyordu bunlar belireli. Ve kesinlikle hala ne tür bir durumun içinde olduklarını bilmiyorlardı. Herkes kendi işlerine devam ederken arada bir araştırıyorlardı ama artık çok da takmıyorlardı.

Aslında eğlenceli bile buluyorlardı.

Mesajlaşma grubu gibi bir şeydi. Tanımadıkları için ne anlatsalar başlarına bela olmuyordu. Yardım da alabiliyorlardı.

Neden bunun yok olmasını istesinler ki?

Sadece içlerinde bir yerde bunun bozulacağını hissediyorlardı.

Bu yüzden gerçekten kaçıyorlardı. Alkar kaçmamayı tercih eden tek kişi olabilirdi.

Onları üzmemek için fazla bilgi vermiyordu. Sadece mantıklı olanları aktarıyor, diğerleri tarafından bir süre tartışılıyor, sonra çöpe atılıyordu.

Hiç biri mantıklı değildi.

Onların kaçmasını anlasa da endişeliydi Alkar. Bir gün yüzlerine vurulunca darbeden fazla etkilenebilirlerdi. Güçlülerdi. Hem de çok güçlülerdi ama bu şey onları bile aşabilirdi.

Ayaklandı ve bar masasına doğru yürüdü.

Kuzey denen adam elini yüzüne yaslamıştı. Dalmış gibiydi. Alkar onu dürttü. Adam aniden kendine geldi ve ona baktı.

"Ne oldu?" Alkar kararlı bir sesle konuştu. "Yarın okula geleceğim de, nereye gideyim?" Kuzey panikle itiraz etti.

"Başına bela alırsın! Yapma bence." Alkar dinlemedi bile. Yüzüne bakarak cevabı hala beklediğini ima etti. Adam ofladı.

"Cidden bu tehlikeli. Kötü şeyler hissediyorum." Alkar adamın hislerini anlasa da onun adını vermeyecekti.

"Sadece nereye gideceğimi söyle, seni tanıdığımı söylemem." Kuzey rahatladığını hissetti.

"He, öyle olursa bir şey demem." Alkar karşısındakinin ne düşündüğünü anlamada iyiydi kesinlikle.

Kuzey nereye gideceğini tarif etti. Alkar beynine kazıdı ve Olga'ya döndü. Birilerine servis yapıyordu.

"Şimdiden odaya çıkabilir miyiz?" Olga başını salladı ve kardeşine seslendi. "Olek! Seni domuz orada kıç büyüteceğine misafirlere odayı göster!" Börü Alkar'a yaklaştı.

Olek uyuyakalmıştı. Alkar suçlu hissetse de yorgundu. Yarı uyanık Olek onlara odayı gösterdi. Gayet büyük bir odaydı. Hemen duşa attı kendini. Küpesine dokundu ve elini sağa tarafa yönlendirdiği gibi tutup giysileri aldı.

Bu küpe büyülüydü. Bir savaşta kazanmıştı. Küpenin kendine ait bir bölmesi vardı ve saat yönünde çevrilince açılıyordu. Alkar ona eşyalarını koymuştu. 

Duşunu aldı. Uzun zamandır vücudu su görmüyordu. Kavgalardan dolayı kan içinde kalmıştı. Bazı manyaklar akıllarını güçle bozmuşlardı ve başıboş seviyecilere saldırıyorlardı.

Alkar'da neredeyse onlardan birinin kurbanı oluyordu. Öldürmesi zor olmuştu. Adam en sonunda intihar saldırısı bile yapmıştı. Alkar böyle davranışları onaylamıyordu. 

Ona göre hayatta kalırsan her zaman bir umut vardı. En büyük örnek kendisiydi.

Duştan çıktı ve kendini yatağa bıraktı. Börü camın kenarına tünemiş manzaraya bakıyordu. Alkar da uykuya dalmak için yıldızlarla donatılmış manzaraya baktı.

"Çok güzel." diye mırıldandı kısık bir sesle. Börü de onu onayladı.

Bu güzellikler savaşlar sonucu yıkılıyordu işte.

Neyse ki Alkar'ın bulunduğu yer koruma altındaydı. Geceleri devriye bile vardı. Yasaktı bir kere. Sadece gezginleri dinlenmesi ve insanların normal yaşaması için bir yerdi burası.

Büyük savaşlar yasaktı. Küçük savaşlara bir şey denmiyordu.

Alkar uykuya dalmadan önce o kitaplara ulaşabilmek için plan yapmaya çalıştı.

Pek başarılı olduğu söylenemezdi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1267

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1082

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 666

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 605

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15647 Üye Sayısı
  • 515 Seri Sayısı
  • 21158 Bölüm Sayısı


creator
manga tr