Korku dağları bekler. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 48. Bölüm: Düğün


Hızlı adımlarla daha önce eşyayı adamın bırakmasını belirttiği yere doğru yürüyordu Alkar. Kendisine biriktirdiği paralarla daha iyi bir bıçak almıştı. Aslında tam olarak iki taneydiler ve kesinlikle daha çok enerjiye dayanabiliyorlardı.

Akşama doğru evde malzeme yok bahanesiyle sıvışmıştı. Elleri cebinde normal bir şekilde sokaklarda yürüyor, etrafa göz atıyordu. İstediği yere gelmesi uzun sürmedi. Bankın kenarında büyü ile kapatılmış bir eşya vardı. Alkar gereken kelimeleri söyleyince büyü bozuldu ve Alkar beze sarılmış olan bıçakları kimseye çaktırmadan aldı.

Bunu da hallettiği için rahattı. O bıçak ile her ne kadar birçok şey başarmış olsa da çok da iyi sayılmazdı. Ondan vazgeçmesi beklenen bir şeydi.

Hızlı adımlarla Tiny'nin son eşyalarının taşındığı, okula ait olan eve doğru yürüdü. Yarın akşam düğün vardı. Tiny Gnaey ve Veliaht Prens Luth evleniyorlardı.

Ne kadar da büyük bir olay olduğunun farkında mısınız?

Alkar eve varınca eşyayı hemen kendi bavuluna sıkıştırdı. Kimse onun bavulunu kontrol etmezdi. Hizmetçiler harıl harıl çalışıyorlardı. "Efendi Alkar! Bu eşyayı hangi kutuya koymalıyız?" Bir hizmetçinin söylemesi üzerine kutulara göz attı ve, "Sonuncusuna." diye cevap verdi. Kız dediğini hemen yaptı.

Alkar etrafa göz atarken birden bire Börü önünde belirdi. Alkar refleksle geri sıçradı. Hizmetçiler garipçe ona baktı. Elini yok bir şey der gibi salladı ve kasılmış suratıyla kimsenin olmadığı yere çekildi.

"Birden bire önüme çıkıp korkutmakta ne oluyor?!" Sinirli bir sesle konuşsa da karşısındaki ruh yaratığı onu takmıyor, kahkaha atıyordu. Alkar sinirlerinin bozulduğunu hissetti.

"Çok komik he... Aferin devam et böyle." Börü'nün gülüşü arttı. Alkar homurdanmaya devam etti. "Valla seninle ortak olacak insana üzülüyorum. Adamı ölüme yollarsın sen." Börü kahkahası yavaşça azaldı ve tip tip Alkar'a baktı.

"Çok biliyorsun sen..." Alkar alınmış gibi rol yapmaya çalışan ama kahkahasını tutmakta zorlanan ruh yaratığına bir bakış attı. Bir domuz gibi garip sesler çıkarıyordu. "Gül gül, patlayacaksın bu gidişle." Börü kendini yeniden serbest bıraktı.

Alkar'ın onun asıl geliş nedenini öğrenmesi biraz uzun sürdü. "Prens ve Kaşgar gruplarına iş dağılımı yaptılar. İlk isyan Ykania'da çıkacak. Sonra burada." Alkar başıyla onayladı. Adamlar son aldıkları gezegende isyan çıktığı için panik oldukları anda bir de buradan vurulucaklardı.

Bulduğu bir oturağa oturarak ayaklarını dinlendirdi. Yıllardır beklediği şeyi yarın gece yapacak olması garip hissetiriyordu. Midesi dalgalandı. Kusacak mıydı?

"İyi görünmüyorsun." Börü'nün konuşmasıyla ona döndü. "İyiyim... Sadece içimde bir yerde hala endişeliyim." Börü onu tam olarak anlayamasa da konuştu. "Kristian Collare ile ilgili mi?"

Tam üstüne basmıştı. Adamı ilk gördüğü an gerçekten zeki biri olduğunu görmüştü. Ama kendisini fark etmeyi bırak şüphelenmemişti bile. Alkar adam hakkında yanılmış mıydı?

Belki de o kadar akıllı değildi. Ya da bir ölümlünün böyle bir şey yapabileceğine inanmıyor da olabilirdi. Alkar son anda işin bozulmasına izin veremezdi. "O herif beni endişelendiriyor." İsteksizce mırıldandı. Börü derin bir nefes aldı.

"Beklediğin gibi çıkmaması seni endişelendiriyor değil mi? Şöyle düşün. Sen o adamı gözünde o kadar büyüttün ki adam aslında bir hiç olmasına rağmen senin beyninde tehlike diye kodlandı." Alkar gözlerini ovdu.

"Ya haklıysam?" Börü keskin gözlerini ondan ayırmadı. "Ya yanılıyorsan?" Alkar bir şey demedi. Nasıl olsa yarın göreceklerdi.

Evet, en fazla ne olabilirdi ki?

  ♛  ♛ ♛  

Alkar kravatını genişletmek istese de bunu yapmaya izni yoktu. Tiny Gnaey etrafında onlarca hizmetçi ile binlerce krank değerindeki gelinliğini giyiyordu. Ailesi etrafında toplanmış ağlaşıyorlardı. Tamamen sahteydiler.

"Büyüdün de evleniyorsun!" Annesi göz yaşlarını altın iplikle işlenmiş bezle sildi. Alkar gözünü devirdi. "Ne yapacağız biz sensiz!" Alkar içinden homurdandı. "Ulan kızınız sanki her zaman yanı başınızdaydı"

"Her neyse." Tiny gözlerini devirdi ve gelinliğini düzelten kıza kötü bir bakış attı. Kız onu takmamıştı. "Gidin siz." Annesi başını iki yana salladı. Abisi Hazlur bir hizmetçi ile flört etmeye çalışıyordu.

"Hayır seni yalnız bırakamayız!" Annesi iyice moda girmişti. Uzun bir açıklamanın ardından annesi ve abisi gittiler. Babası sadece kapının dışına çıktı çünkü damada o teslim edecekti. Bir süre sonra herkes çıktı ve ikili yalnız kaldı.

"Sonunda." diye mırıldanan kız çıktığı platformdan indi ve bir sandalyeye oturdu. Alkar gözleri ile onu takip etti. Kızın gelinliği prenses modeldi ve hafifti. Kaçmak istese kolayca kaçabilirdi.

Gözünü duvara dikti ve kızın mırıldanmalarını dinlemiş gibi yaptı. Sonra zaman gelmişti zaten. Alkar ceketinin iç cebindeki hançerlere ve drox'a dokunmamak için kendini zor tuttu.

Babası geldi ve ikili kırmızı halının üzerinde yürümeye başladılar. Alkar hemen kalabalığın arasına karıştı. Gelin ve damat karşılıklı durmuş bir tane din adamı ortalarında yeminlerini okutturuyordu.

"Yaşamda ve ölümde daima sana sadık olacağıma ve asla ihanet etmeyeceğime yemin ediyorum." İkili yeminlerine ettiler ve etrafta büyük bir alkış koptu. Alkar da ilgi çekmemek için alkışladı. Sonra evlilik öpücüklerini verdiler ve asıl parti başladı.

Her yerde tebrikler, hediyeler, iltifatlar vardı. Çiçeği burnunda çift herkese gülümsüyor, sohbet ediyordu. Alkar kızın içten içe bıktığını görüyordu. Etraf tamamen kalabalıklaşınca Alkar geri döndü.

Hizmetçilerin kaldığı tarafa yürüdü kravatını gevşetirken. Saçını zorla istemediği şekle sokmuşlardı. Anında bozdu ve merdivenleri hızlıca çıktı. Odasına varınca ilk önce etrafta birinin olup olmadığını kontrol etti. Kimse yoktu, herkes düğünde eğleniyordu.

Ceketini üzerinden çıkardı ve bir köşeye fırlattı. Rugan ayakkabısını çıkarıp fırlattı ve botlarını aldı. Pantolonu ve üstünü de değiştirince tamamdı. Bir tane ceket geçirdi. İçinde cepleri olan bir ceketi tercih etmişti. Pantolonuna özel kemerlerden birini taktı.

Bu kemerlere birçok şey takılabilirdi. Hemen iki bıçağını da yerleştirdi. Sonra çok para baydığı küçük çantayı aldı. Görünüşü küçük ama içi büyüktü. Zamanında içine bütün paralarını, ruh taşlarını ve ihtiyaçlarını doldurmuştu.

Siyah pelerini de üzerine geçirince hazırdı. Şapkasını başına geçirdi ve derin bir nefes aldı. Şimdi gidebilirdi.

Hızlıca pencereden atladı ve karanlık köşelerden saraya girdi. En uç kısmında kule gibi bir yer vardı. O kulenin başında her zaman bir adam bulunurdu. Acil durumlarda sireni çalan ve herkese uyarı mesajını gönderen kişiydi. Boş koridorlarda hızlıca yürümeye başladı.

İlk başlarda kimse önüne çıkmadı. Sonra ise birkaç tane asker çıkmıştı. "Sen de kimsin-" demesine bırakmadan Alkar yürüyüşünü hızlandırdı. Durmayan pelerinliye bakan adam tehlikeli olduğunu anlamıştı.

Askerin dövmesi açığa çıktığı anda Alkar zıpladı ve yan duvara ayağıyla vurarak destek aldı. Adam ona ses dalgasına benzer bir enerji dalgası göndermeye çalışsa da çok geçti. Pelerinli o kadar atikti ki bıçağın boğazını ne zaman kestiğini anlayamamıştı.

Tek dizi üzerine düşen Alkar hemen ayaklandı ve koşar adımlarla yürümeye devam etti. Karşısına çıkan herkesi fazla ses çıkarmadan susturdu. "Ne işin var burada?" diye bağıran askerin üzerine koştu ve ani hareketle tam göğsünü tekmeledi. 

Sanki her şey ağır çekim gibiydi. Asker normal nöbetini tutuyordu. İçeride şenlik vardı ama o çalışmak zorundaydı. Acayip sıkılmıştı. Sonra diğer koridorlardan garip sesler gelmişti. Kendi bulunduğu koridorun sonuna dikkatle baktı.

İlk önce sıçrayan kanı gördü. Hemen gardını aldı. Sonra hızlı adımlarla kendisine gelen pelerinliyi gördü. İşgal altındaydılar. Hemen diğerleri ile iletişim kurmak için bağırdı. Ya da bağırmaya çalıştı. "Hemen buraya gelin-" Aniden tam göğsünün ortasına ağır bir tekme yedi. Adamın ağzından bir avuç dolusu kan çıktı.

Daha ne olduğunu anlamadan metrelerce geriye savruldu ve anca duvara çarparak durabildi. "Sen de neyin nesisin!" Ağzındaki kanı tükürürken korkak bir sesle mırıldandı. O daha toparlanamadan pelerinli onun önüne gelmişti bile.

Yakasından yakalayan pelerinli onu ayağa dikti. Korkudan gücünü unutan asker ne yapacağını bilemedi. Son gördüğü şey kızıl-kahve gözlerdi.

Alkar askerin boğazını parçaladıktan hemen sonra koşarcasına yürümeye devam etti. Birilerinin farkına varması uzun sürmezdi.

Hızla merdivenleri tırmanmaya başladı. Botları kan içinde kalmıştı.

Sonunda istediği yerin kapısına varınca duraksamadan kapıyı çarparak açtı. Koruyucu anında gardını aldı ve gelene baktı. Kanlar içindeki bir adam vardı karşısında.

"Demek işgal ha?" Pis pis sırıtan koruyucu gözlerinde garip bir ifadeyle karşısındaki pelerinliye baktı. "Sıkılıyordum zaten." Alkar isyandaki ilk engelin bu adam olduğunu anlamıştı. Bunu yenmeli ve sireni çalmasını engellemeliydi.

Bıçağını sıktı. Adamın yüzündeki mavi dövme açığa çıkmıştı. "Dövüşelim bakalım." Alkar cevap vermedi. Adamın elinde mavi renkte bir zincir belirdi.

Adam zinciri Alkar'a savurdu. Alkar zıplayarak kaçındı. Zinciri vurduğu yer parçalanmıştı. Hemen arkadan ona yaklaştı ve bıçağıyla beline ince bir çizik attı. Adam hemen kaçınmış ve zinciri ona savurmuştu. Alkar kaçmasa zincir boğazına dolanmıştı.

Nefes nefese geri çekildi. Adam zinciri döndürerek dalga geçiyordu. "Ne oldu bu kadar mı gücün?" Alkar sözlerinden gram etkilenmedi. Etrafa göz attı. Gözüne istediği gibi bir şey takıldı ama adama belli etmedi.

"Gel!" Adam üzerine doğru koşarak bağırdı. Enerjisi çok hırslıydı. Alkar neredeyse ayağına dolanacak olan zincirden son anda kaçtı. Etrafta mavi kıvılcımlar patladı. Alkar yere sabitlenmiş demir çubuğa doğru dümdüz koşmaya başladı.

Adam gülerek, "Şimdi elime düştün!" diye bağırdı ve zincirin bir ucunu ona fırlattı. Zincir tam ona ulaşacakken eğilip yana yuvarlanabildi Alkar. Pelerinin ucu yanmıştı. Zincir direğe dolandı. Bir ucu adamda diğer ucu direkte gergin bir şekilde duruyordu zincir.

Alkar zıpladığı gibi zincirin üzerine çıktı ve sanki bir yol gibi üzerindeymiş gibi adama doğru koşmaya başladı. Adam ilk önce şaşkınlıktan kavrayamadı ama sonra üzerine atlayışa geçmiş adamdan kaçmak istedi.

Biraz geç kalmıştı. Alkar omzuna bıçağı geçirdi ve bıçağa enerjisini verdi. Bıçakta zehir miktarı arttı ve adama karıştı. Adama acıyla haykırdı ve küfür ederek Alkar'ı hayvansı gücüyle resmen fırlattı!

Alkar son hız duvara çarpacakken son anda arkasında odhue'den bir bariyer oluşturabildi ama çarpmaktan kendini alıkoyamadı.

Adam omzuna bakarak onu tehdit etti. "Seni öldüreceğim!" Alkar anlından çenesine gelmiş olan kanı sildi. "Önce sen ölmezsen tabi." Adam sinirle üzerine gelecekken bir an felç gibi kaldı. Sonra yere yığıldı. Birkaç saniye yerde titredi, sonra tamamen etkisiz hale geldi. 

Alkar derin bir nefes aldı. Kaburgalarından biri çatlamış olmalıydı.

Hemen sistemin yanına gitti ve kabloları söktü. Bilgisayarlar kapanırken siren ve mesaj sistemi devre dışı kaldı.

Kule'nin en yüksek odasından düğüne göz attı.

Artık başlamıştı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 938

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 858

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 741

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 446

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 86

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17328 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 23453 Bölüm Sayısı


creator
manga tr