Korku dağları bekler. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 45. Bölüm: İçimizdeki Yaşam


Kıza kutuyu vereli birkaç gün oluyordu.

O zamandan beri çok fazla olay olmamıştı. Kız mezun olabilmek için okula gidip geliyordu. Arada bazı müsabakalar oluyor, kız hepsini yeniyordu. 

Alkar bazı hareketliliklerin farkına varmıştı. Daha doğrusu Börü söylemişti. Prens Fred tam da tahmin ettiği gibi Kaşgar'a gitmişti. Ona sunduğu teklif ise Alkar'ın düşündüğü ile uyuşmuştu. Kristian Collare'yi vermek hariç.

Gerçi adamın onu vaat etmesine gerek yoktu. Alkar bizzat verecekti onu.

Aslında canavarlar asla insanlarla görüşmeyi kabul etmezdi ama Alkar'ın oradan ayrılmadan önce söylediği sözler yüzünden görüşme kabul edilmişti. Canavarlar ve Prens Fred'in tarafı ittifak olmuştu.

Alkar gökyüzüne bakarak karanlık sokaklarda yürümeye devam etti. Aslında bir sorunu vardı.

İşler sandığından daha hızlı gelişiyordu. Ama o henüz hazır değildi.

Bu iş bittiğinde gerçek bir seviyeci kadar güçlü olması lazımdı ama o kesinlikte istediği seviyeye ulaşmış değildi. Yakınından bile geçemiyordu.

Ne yapmalıydı?

Canavarlarla savaşmış, birçok seviyeci öldürmüştü. Gelişmek için ne yapmalıydı?

Daha kadim yerlere mi gitmeliydi?

Daha güçlü canavarlar mı bulmalıydı?

Yoksa fazladan güç için bir ortak falan mı bulmalıydı?

Hiç biri değildi.

Kendisinin enerji kullanma yöntemi farklıydı. Yöntemi diğer herkesin kullandığı yöntemlerden farklı olmalıydı. Başka bir şey gerekiyordu. Öyle bir yöntem olmalıydı ki sadece birkaç saatini almalı ve sabah saraya dönmeliydi. 

Kimsenin yokluğunu fark edemeyeceği bir yöntem...

Okuduğu kitapları düşündü. Beyni mini bir kütüphane haline gelmişti. Ölümlü zamanında o kadar çok kitap okumuştu ki birçok kişiden daha bilge biri olmuştu.

Maalesef hiç birinde cevap yoktu.

Börü yanında uçarken homurdandı. "Öyle sinir bozucu şekilde etrafı süzmeyi bırak. Yine bela çekeceksin." Alkar ona bakmadı.

"Her gece mi saldırıya uğrar bir insan?" Ruh yaratığı konuşmaya devam etti. "Daha dün bir kişiyi öldürdün. Kendisi bir değil tam iki tane ruh yaratığı kontrol ediyordu!" Alkar gözlerini devirdi.

"Onun bir çöp olduğunu en iyi sen bilirsin Börü." Börü aynı düşünüyor olsa gerek bir şey demedi. Bir süre sessizlik oldu. Kurdun kızıl-kahve kürkü ay ışığı altında parlıyordu. Alkar merakla sordu. "Peki sen bu işi bitirince ne yapacaksın?" Börü ona bakmadı.

"Ne mi yapacağım?" Bunu daha önce hiç düşünmemiş gibiydi. "Bir şeyler bulurum ben. Asıl sen yapacaksın? Açığa çıkma ihtimalin yüksek."

Alkar ona bakmadı ama dudakları yukarı kıvrılmak istiyordu. "Bu krallıkta daha fazla barınamam." Börü ona garip bir şekilde baktı. "Ne yapacaksın yani?"

Alkar başını kaldırıp yıldızlara bakarken konuştu. "Gerçek bir seviyeci olacağım ve kendi gücümle bu gezegeni terk edeceğim, çok uzaklara gideceğim." Börü şaşkınca ona baktı. Çocuğun böyle hayali olduğunu bilmiyordu.

"Nasıl nefes almayı düşünüyorsun ahmak? Hadi ben ruh yaratığıyım, nefes almaya ihtiyacım yok. Ama sen..." Alkar ona kibirle baktı. "O konu hal olalı çok oluyor. Günaydın." Börü aptal aptal ona bakmaya devam etse de Alkar cevap vermedi. Börü devam etti. 

"Hadi onu hallettin peki orada ayakta durabilecek misin bakalım? Enerji kontrolün o kadar iyi mi ki kendine güvenerek konuşabiliyorsun?" Alkar buna bir şey diyemedi. Kendine güvenmiyordu. O yüzden bir çözüm arıyordu.

Sonra bu gece neyi aradığını bilmeden yürümekten vazgeçti ve şehrin biraz uzağındaki boş olduğunu düşündüğü evin düz çatısına çıktı. Oraya uzanırken Börü de onu takip etmişti. O da hafifçe havada süzülerek yanına kuruldu.

Alkar ellerini başının arkasında birleştirip yıldızlara bakmaya başladı.

"Eskiden..." Mırıldandı. "Gökyüzüne bakar ve çok uzaktaki gelişmiş uygarlıkları düşünürdüm." Börü de gökyüzüne bakıyordu. Alkar devam etti. "Hep oralara gidip görmek isterdim." Duraksadı. "İtiraf etmek zor gelse de... Onlar kadar güçlü olmak isterdim."

Börü uzandığı yerden bir şey demeden gökyüzüne bakmaya devam etti.

"Birçok olay oldu ve işte... Buradayım. Hayallerime çok yakınım. Aynı zamanda çok uzak." Hafifçe ruh yaratığına çevirdi başını. "Senin hayalin var mı Börü?" Börü de sarı gözleriyle ona baktı. Karanlıkta birer değerli taş gibi parlıyorlardı.

"Hayal mi?" Dalgacı bir sesle konuştu. "Kristian'ı öldürmek dışında mı?" Alkar ciddi bir şekilde ona baktı. "Ben sana uzun vadeli bir hayalini soruyorum. O ölecek zaten." Sonra gözlerini ondan çekerek devam etti. "Hayatında küçük bir yeri kaplayacak birine hayalim diyemezsin Börü."

Çatıyı eşeleyen patisi bir an duraksadı. Hayali neydi Börü'nün?

 Alkar cevap vermeyen ruh yaratığına bir şey demedi. Birkaç dakika sonra devam etti. "Güçlüsün." Ruh yaratığının gözleri ona çevrildi. "Bakma öyle bana. Yeni ruh yaratığı olsan bile güçlüsün." Sesi kısıldı. "Evrene açılabilecek kadar güçlü." Börü onun haklı olduğunu biliyordu. Kendisi güçlüydü. Ama istemediği sürece bu güçle ne yapabilirdi ki?

"Bir amacım olmadığı sürece gücümün de önemi yok." Boş boş gökyüzüne bakarken konuştu. Alkar bir şey demedi. Sonra gözlerini yumdu.

Alkar ne yapmalıydı? Bazıları gücü olduğu halde istemiyordu, bazıları ise güce sahip olmamasına rağmen yoğun bir istek taşıyordu bedeninde.

Ne yapmalıydı gerçekten gelişmek için?

Kafasında gelişmesi için nasıl bir ortamda olması gerekiyorsa öyle bir ortam oluşturdu. Kafasındaki yer karanlıktı, enerji daha fazla ve ağırdı. Tehlike her yerdeydi.

Alkar'ın kalp atışları hızlandı. Kafasındaki yerde birkaç ışık kaynağı az da olsa etrafı aydınlatıyordu. Alkar etrafına baktı. Neredeydi?

Uyanmak istedi ama gözünü açamadı.

Tehlikenin her yerde olduğunu hissediyordu. Kurumuş toprakta bir adım geriye attı. Birden birkaç metre ilerisinde devasa bir şey hareketlendi. Alkar donup kaldığını hissetti. Kesinlikle karşısındaki şey çok güçlüydü.

Devasa şey büyüdükçe büyüdü. Alkar gözünü o canlıdan ayıramadı. Sonra kocaman şey birden elmas gibi parlayan gözünü açtı ve kendisine baktı. Alkar birden gerçek dünyaya döndü ve yerinden sıçradı.

Terlemişti. Börü ona garipçe bakıyordu. Alkar kocaman açılmış gözleri ile bir süre etrafına baktı. "Ne oldu?" Börü'ye cevap veremedi. Az önce ne olmuştu öyle?

Anlam veremediği şeyler oluyordu. Daha kendine gelemediği için etrafa alık alık baktı. Börü'nün bağırışıyla kendine gelebildi. "Kendine gel!" Alkar ona döndü. "Bağırma dibimde!" Börü sinirle ona bakıyordu.

"Birden uyudun sonra garip hareketler yaptın uyurken. Ne oldu?" Alkar uyumuş muydu? Bunlar rüya mıydı? "Uyudum mu?" Börü gözlerini devirdi. "Yaklaşık bir dakika olsa da uyumuştun." Alkar dudağını dişledi. Az önce ne olduğunu bilmiyordu.

"Galiba kafamda yarattığım bir şeye hapsoldum." Börü garipçe ona baktı. "Efendim?" Alkar dediğini tekrar etse de Börü anlam veremedi. "Böyle bir şeyi ne gördüm ne duydum. Rüyan fazla gerçekçiymiş." Alkar onun tam olarak rüya olmadığından emindi.

Görünüşe göre Börü bilmiyordu. Elleri ile çenesini ovdu. Onlara sorması iyi olur muydu?

Cesaretini topladı. "Orada birileri var mı?" Bir süre kimseden ses çıkmadı. Kimsenin cevap vermeyeceğini düşündü Alkar. O kavgadan beri bir türlü ortam düzelmemişti. Bir süre sonra tamamen kopmuşlardı ve kimse düzeltmeye çalışmamıştı.

"Ben varım." Konuşan Alvar'dı. Alkar konuşacak biri varsa onun olacağını tahmin etmişti. Kimseyi geri çeviremeyen biriydi tanıdığı kadarıyla. Fazla iyi biriydi. "Sorum vardı." Alkar olabildiğince hızlı bitirmek istiyordu. Eskisi kadar rahat konuşamıyordu.

Diğerlerinin de duyduğunu biliyordu o yüzden fazla gergindi. "Hiç kafanda yarattığın bir yeri gerçekmiş gibi hissettin mi? Ya da böyle bir şey mümkün mü?" Alvar bir an duraksadı. Alkar merakla bekledi.

"Böyle bir şey duymuştum ama aynı şey mi bilmiyorum." Alvar kararsızca mırıldandı. "Büyük ihtimalle aynı şey değil. Yani onu yapabilmen için... Vay canına hayatı çok iyi anlaman gerek... Ayrıca hayal gücünün de baya gelişmiş olması gerek." Soluklanırken Alkar düşündü.

Hayal gücü derken? "Yani benim bahsettiğim şeyi yapabilmek için hayatı yani yaşamı iyi anlamış olman gerek ayrı yeten hayal gücün acayip geniş olmalı. O şeyin beyne baya yük bindirdiğini biliyorum. Sonuçta çok üstün bir teknik. Herkes başaramaz. Daha önce denemedim ama iyi olurdu." Sonra hafifçe güldü.

"Enerjini geliştirebilmek için en iyi yollardan biridir. Sorun şu ki... Hapsolma olasılığı yüksek." Sonra geçiştirir gibi konuştu. "Tabi sen böyle bir şey yapamazsın. On dokuz yaşındaki biri yaşamı nasıl anlayabilir ki? Sanki oturup saatlerce yaşamı düşündün..." Komik gelmiş olacak ki gülmeye başladı kendi söylediğine. Alkar bir şey demedi.

Alvar'ın gülüşü hafifçe soldu. "Harbiden sen gidip saatlerce ölümü ve yaşamı mı düşündün? İşin gücün yok mu senin?" Alkar somurttu ama kimse göremedi tabi ki. Börü hariç. Garipçe Alkar'a bakıyordu. Karşısındaki adam kendi kendine hareketler yapıyordu.

"Ölümlüyken başka işim yoktu ve aklıma takılan tek konu yaşam ve ölümdü. Kaç kere ölümü düşünüp ona kavuşmayı diledim... Hatırlamıyorum." Alvar suskunlaştı. Ne o ne de diğerleri böyle bir psikolojiye girmemişlerdi.

Alkar'ı tam olarak anlamaları için onun yaşadıklarını bilmeleri hatta bizzat deneyimlemeleri gerekiyordu. Bu imkansızdı. Bir kere ölümlü bile değildiler.

"Hadi onu geçtim. Belli ki baya anlamışsın. Kendi çapında yani... Peki beyninin iradesi? O nasıl kaldırabiliyor o kadar gerçekçi şeyi?" Sesi sona doğru kısılmıştı. Bir şeyleri anlıyor gibiydi.

"Alkar... Biz galiba gerçekten senin ne yaşadıklarını ne biliyoruz ne anlıyoruz. Şaşırmamam gerek. Ne yaşadın bilmiyorum ama senin için böyle olaylar kolay olsa gerek." Alkar duraksasa da kısık sesiyle cevapladı.

"Yardımın için teşekkürler... Alvar." Alvar onun sesinden durgunlaştığını hissetmişti.

"Ne demek." Alkar konuşmanın bittiğini düşünüp kendi aklına çekilecekken Alvar birden bire Alkar'a seslendi. "Alkar."

Alkar kaşlarını çattı. Börü hala garipçe onu izliyordu. Alkar resmen Börü'yü unutmuştu.

"Ne oldu?" Adam derin bir nefes aldı. "Umarım bir gün karşılaşır ve yüz yüze sohbet etme imkanı buluruz Alkar." Alkar ne diyeceğini bilemedi. İlk defa böyle sözler kendisine söyleniyordu.

Biri onunla görüşmek mi istiyordu? Bir arkadaş gibi?

Bu garipti. "Belki... bir gün." diye cevap verdi. Bu nedense imkansız gibi gelmişti gözüne.

Aralarındaki mesafenin çok uzun olduğunu hissediyordu içten içe.

Gerçekten çok uzaklardı. 

Eğer bir gün buluşmak zorunda kalırlarsa... Nasıl kapatacaklardı bu devasa mesafeyi? 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1300

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1107

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 917

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 844

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16564 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22349 Bölüm Sayısı


creator
manga tr