“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

DİPTEN EN TEPEYE - 43. Bölüm: Yaşayan Herkes Eşittir


Krallıkta ortalık karışmıştı. Her yerde farklı bir dedikodu dönüyordu. Ama bir tane ortak konu vardı.

"Komutan Zakoes yardımcısı Carlo'yu öldürdü."

Bütün herkes bunda hem fikirdi. Diğer ülkenin kralı olayı öğrenmeden gitmişti. Bu yüzden şanslı olsalar da hala Liwdaen'in kralı sinirliydi. Çok güvendiği Zakoes önemli misafirleri takmadan olay çıkarmaya çalışmış hatta daha sonra saray koruması altındaki insanı tereddüt etmeden öldürmüştü.

Prens Luth ilk başta uyandırılamamıştı. Nişanlısı olarak Tiny yanından ayrılamamıştı. Prensin ilk uyandığındaki sözü "Zakoes yaptı." olmuştu. Başkası olsa bu araştırılırdı ama söyleyen Veliaht Prens Luth'du. 

Zakoes için yapılan toplantıda Zakoes yoktu. Daha tutuklama emri çıkmadığı için evinde kalmıştı. Liwdaen Kralı böyle bir alçaklık yapacağını tahmin etmemişti. Kraliyet koruması altında olmasına rağmen yardımcısını nasıl öldürürdü? Ne hakla?

Tiny ve Alkar prens Luth'un odasında sabahladılar. Alkar arada bir dışarı çıkıp haberleri yokluyordu. Ceset kaldırılmıştı. İncelendikten sonra ise savaşçılara ait mezarlığa gömülmüştü. Yanına da canavarının cesedi gömülmüştü.

Hiçbir tören yapılmamıştı.

Alkar adam bu kadar kolay öldüğü için sinirlense de içinde bir yer öldürdüğü için memnundu.

Akşama doğru yeni bir haber geldi. 

Komutan Zakoes tutuklanmıştı. Adam kendisinin olmadığını iddia ediyordu. Onu yakalan kişi Kristian Collare'ydi. Adam artık mutluluğunu saklamıyordu. Krallık için diyerek birçok astını öldürmüştü. 

Bir süre sonra prens Luth çağırıldı. Tiny ile birlikte Prens Luth mahkemeye gittiler. Bunun için mahkeme toplanmıştı.

"Prens Luth. Gördüğünüz kişinin Komutan Zakoes olduğundan emin misiniz?"

Hala kendine gelememiş olan Luth'un yüzü bembeyazdı. Hala kafa parçalanma sahnesi hatırlıyor olacak ki Zakoes'e bakmamaya çalışıyordu. "Doğru gördüğüme eminim..." Duraksadı. "O... Carlo'nun kafasını ayağı ile ezdi" Etrafta bir uğultu oluştu.

"Böyle bir cani bizim komutanımız mıydı yani?"

"Canavarlardan ne farkı var ki?"

"İdam edilmeli."

Alkar etraftaki söylenenlere kısa bir bakış attıktan sonra Zakoes'e baktı. Kendi kasabasını yerle bir eden grubun komutanına.

Ne kadar da acizdi öyle.

Yüzünü duvara çevirdi.

Hakim bir süre düşünceli bir şekilde baş köşede oturan krala baktı. Kralın yüzü sinirden kıpkırmızıydı. Bir süre sonra ayağa kalktı. "Benim değerli dostlarımdan biriydin Zakoes." Zakoes birkaç saat içinde tamamen çökmüştü. Güçlerini kullanamaması için bağlanmış, darp edilmişti.

"Neden daha fazlasını istedin ki?" Hasta kralın sesi fısıltı gibi çıktı. Zakoes şuan yapmadığı bir şey yüzünden öldürülmek üzereydi. Kendine bunu yediremiyordu. Kendisi yapsa bir şey olmazdı ama şuan resmen yapmadığı bir şey yüzünden öldürülmek üzereydi!

"Ben yapmadım!" Bağırdı. "Lanet olası piçi ben öldürmedim!" Kimse ona inanmadı. Hakim başını iki yana sallayarak sözlerini söyledi. "Liwdaen krallığının komutanlarından biri olan Zakoes bir hafta sonra halk meydanında herkese ibret olsun diye idam ettirilecektir."

Tokmak indi ve ortalık karıştı. Bunun ağır olduğunu düşünenlerle birlikte neden bir hafta beklediklerini sorgulayan da vardı. Kral karşı çıkmadı ve son kez eski dostuna bakarak mahkemeden ayrıldı.

Prens Luth orada durmamak için neden arıyordu zaten. Bembeyaz yüzle Zakoes'e bakmadan oradan çıktı. 

Bir prens olarak dışarıya güçsüz yanını göstermesi iyi olmayacaktı.

Alkar da Tiny ile çıkmadan önce Prens Fred'e baktı. Adamın gözlerinden bir şeyler düşündüğünü anladı. Bir daha oraya bakmadı ve efendisinin arkasından yürüdü.

Birkaç gün geçti. Herkes hala gergindi. Komutan Zakoes hala zindandaydı. Alkar o arada normalmiş gibi davranmaya çalıştı.

Beş günün sonunda idam için hazırlıklar başladı. Keskin bir kılıçla kellesi alınacaktı. Yıllardır ortada olmayan cellat çağrıldı. Zakvraitheiser.

Alkar uzaktan adamı görmüştü. Otuzlarının başlarında gibiydi ve sadece bir pantolon giyiyordu. Vücudunda yaralar vardı. Etrafa yaydığı enerji pek de harika sayılmazdı. Saraydaki en uzak oda ona verilse de adam reddetti ve boş bir zindanda kaldı.

Bu arada diğer gezegenler de bunu duymuş ve idam için akın akın ana gezegene gelmişlerdi. Dillere destan kahraman Zakoes idam edilecekti.

Bu arada Kristian Collare Zakoes'in yerine gelen komutan ilan edilmişti. Artık gerçek bir komutandı. Alkar adamın sevincini görünce iç çekmeden duramadı.

Bu bir hafta dolmadan Zakoes'e bağlı olan bütün askerler yakalanmış ve idam için Zakoes'in olduğu yere tıkılmışlardı. Ülkede resmen bir temizlik vardı. Halk bundan memnundu. İsyana meyilli olanlar idam edilmeliydi.

Sonunda idam günü geldi.

Prens Luth ve nişanlısı Tiny Gnaey idam için siyah elbiselerini giydiler. Bu bir gelenekti. İdamlarda siyah giyinirdi kraliyet aileleri. 

Akşamdan meydan kuruldu. Sabaha doğru insanlar doluşmaya başladı. Alkar etraftaki heyecanlı kalabalığı izledi. Birkaç ay öncesine kadar adama hayranlık duyuyorlardı.

Alkar zindana indi cellata haber vermek için. Elbette yanında muhafızlar vardı. Zinden gerçekten iğrençti. Etraftaki kokudan dolayı midesi bulansa da yüzünde bir mimik bile oynamadı. Cellatın kaldığı zindana doğru yürüdü ve küçük demir parmaklıkların ardından celladın görünmeyen yüzüne baktı.

Karanlıkta yüzü saklanmıştı. Alkar bir süre konuşmadı. Bu adam hakkında duydukları şeyler pek iyi değildi. Alkar söylentilerden çok başka bir şey düşünmüştü. Seviyeci olmasına rağmen bunun yaraları neden iyileşmiyordu?

Kapıyı açtı ve ışık zindanı aydınlattı.

"İdam hazırlıkları tamamlandı." Alkar düz bir sesle söyledi. Yüzünde maske olan adam kafasını kaldırdı ve karşısındaki insanlara baktı. Alkar nedense adamın insanlardan nefret ettiğini hissetti.

Yerinden yavaşça kalkınca Alkar'ın arkasındaki muhafızlar hafifçe geriledi. Alkar omzunun üzerinden garipçe onlara baksa da geçmesi için cellada yol verdi. Alkar adamın vücudundaki kan kalıntılarını görmüştü.

Adamın üzerinden çürük ceset kokusu geliyordu. Hangi insan böyle bir meslek isterdi ki? Hangi insan böyle bir yerde kalmak isterdi ki?

Cellat yürürken herkes kenara çekilmeye başladı. Alkar muhafızlarla giden adamın yaralı sırtına bir süre baksa da bir şey demedi ve Zakoes'in başında beklemeye başladı. Onu da birkaç saat sonra çıkaracaktı. İki tane muhafız kapıyı beklemeye başladı. Alkar hizmetçinin getirdiği Zakoes'in son yemeğini aldı.

Parmaklıkların ardındaki çökmüş adama baktı bir süre. İçten içe çok harika hissetse de bunu gösteremezdi. Zakoes'e yemeğini parmaklıkların altından uzattı. Adam son yemeği olduğunu bildiği için yavaşça yedi.

"Ben yapmadım." Alkar fısıltılı bir ses duyunca kendine geldi. Dalmıştı yine. Zakoes'e baktı. O da karanlığa bakıyordu. "Onu ben öldürmedim. Prens Luth beni neden suçluyor bilmiyorum ama ben değildim."

Alkar içinden mırıldandı. "Emin ol sen olmadığını biliyorum."

"Prens'i yalancılıkla mı suçluyorsunuz?" Alkar sinirli bir sesle sordu. Zakoes ona baktı. "O yalan söylüyor. Ben yapmadım." Alkar garip bir ifade ile ona baktı.

"Gerçekten siz yapmadınız mı?" Zakoes ölmesine saatler kala bir kişinin ona inanmaya başlaması üzerine mutlu oldu. "Kesinikle ben yapmadım!" Alkar tereddütlü bir ifade ile ileriye baktı ve sonra yere çöktü.

"Ben size inansam bile elimden bir şey gelmez." Zakoes bildiği şeyleri duyduğu için bir şey diyemedi. 

"İsterseniz siz gönderilene kadar konuşabiliriz." Zakoes bir süre ölümlüye baktı. Kesinlikle sefil haldeydi. 

"Olur." Alkar ona baktı bir süre. Bir şey çaktırmamaya çalışarak soru sormaya başladı.

"Hiç yaptığınız bir şeyden pişman oldunuz mu?" Duraksadı. "Ya da verdiğiniz bir emirden?" Zakoes düşünceli bir şekilde duvara baktı.

"Olmadı." Alkar beklediği cevabı almasından dolayı içindeki nefretin artmasını engelleyemedi. Ona çaktırmamaya çalışsa da sinirden yeri eşelemeye başlamıştı. 

"Yaklaşık altı yıl önce..." Alkar kederli bir sesle konuştu. "Ykania gezegenine bir istila düzenlemişti gezegeniniz. Soykırım olmuştu." Alkar bahsettiklerinden dolayı adamın gerildiğini gördü. Devam etti. "Oradaki komutanlarından biri de siz miydiniz?" Bunu hiçbir şey bilmeyen bir yüz ifadesi ile sormuştu.

Zakoes gerçekleri söylemek istese de son kez konuştuğu kişinin bırakıp gitmesini istemiyordu. "Ben onların arasında değildim." Alkar elini yere sürtmekten kanatmıştı.

O kadar çok şey yaşamıştı ki artık sinirlendiğinde enerjisini yerinde tutmayı az çok becerebiliyordu. Normal bir ölümlü gibi davranmaya devam etti. 

"Ah, öyle mi? Ben aslında Ykania'lıyım da." Zakoes doğru karar verdiğine sevinerek başını salladı. "Hm, anladım. Siz yaşadığınız hiçbir şeyi hak etmediniz." Sonra çok da masummuş gibi konuşmasına devam etti. Alkar onun kafasını parçalamak istedi.

"Bu krallıkta çok iğrenç insanlar var." Alkar korkmuş bir ifade ile adama baktı. "Maalesf öyle efendim. Sizin gibi gerçek kahramanlar ise harcanıyor." Zakoes gururunun okşanmasından dolayı gülümseyerek başını salladı.

Karşısındaki ölümlü tam bir aptaldı.

Alkar boş konuşmaya bir son verdi. "Sizi Zakvraitheiser idam edecekmiş diye duydum." Zakoes duyduğu isimle yüzünü buruşturdu. Alkar'ın ilgisini çekmişti bu ifade.

"O iğrenç şeyin beni öldüreceğine inanamıyorum." Alkar tek kaşını kaldırdı. "Neden onu sevmiyorsunuz efendim?" Zakoes zaten ölecekti. Bazı şeyleri anlatmadan gitmek istemiyordu.

"O şey bir ölü doğan." Alkar kaşlarını çattı. Ne olduğunu anlayamamıştı. "Ölü doğan derken?" Zakoes ona yaklaşmasını işaret etti. Alkar yaklaştı. "O şey bir canavar ve insanın çiftleşmesi ile oluştu. Bir Qrand ile birleşimden bahsediyorum." Alkar Qrand'ın ne olduğunu bilmiyordu.

"O da ne?" Zakoes bıkkınlıkla iç geçirdi. "Bir ruh formundan bahsediyorum. O yaratıkların herhangi bir bedeni yok. Hayatlarında sadece bir kez bir bedene sahip olabilirler. O da çiftleşmek istedikleri türün bedeni olur genellikle." Alkar ilk defa böyle bir canlı duyuyordu.

"Sonra hamile kalırlar ve hangi bedende çiftleştiyse o bedende doğumu bekler." Alkar başını kaşıdı bilinmezlikten nefret ettiğini gizlemeye çalışarak. 

"İşte o insan kılığındaki Qrand'dan doğdu. Sorun şu ki Qrand'lar hangi bedende olurlarsa olsunlar doğumdan sağ çıkamazlar. İçindeki bebek denen canavarlar onları yerler. Zaten iki tane seçenek var. Ölüden doğmasına rağmen tam bir Qrand olanlar ya da..."

Alkar merakla devamını dinledi. "Qrand'ın çiftleştiği diğer türün bedenine sahip olan yarı Qrand olanlar. Gerçek bir Qrand olması için belli bir bedene sahip olmaması gerek. Ama bu insan bedeniyle doğdu. Bir ölü doğan. İnsan bedenine sahip bir Qrand."

Alkar'ın gözleri şokla açıldı. İnsanlık canavarlardan bu kadar nefret ediyorken cellatları bir canavar mıydı? Bu bilgileri öğrendikten sonra Zakoes'e bakıp gülmek istedi ama normal bir ölümlünün vermesi gereken bir tepkiyi verdi.

"Iyyy, iğrenç yaratık!" Zakoes de homurdandı. "Kesinlikle yetmiş yaşına gelse bile yaşlanmaması benim sinirimi bozuyor." Alkar bir şey demedi. Zaman yaklaşmıştı. Alkar ona bakmadan aniden ayaklandı. Zakoes meraklanmıştı.

"Ne oldu?" Alkar omzunun üzerinden adama baktı. "Size son bir şey söylememe izin verin Bay Zakoes." Zakoes birden değişen tavırları şaşkınlıkla izleyebildi.

"Aradığınız kişi şimdiye kadar göremeseniz de çok yakınınızda olabilir." Zakoes kaşlarını kaldırarak ona baktı. Birini mi arıyordu?

Alkar oradan uzaklaştı. Muhafızlar adamı getirirlerdi.

Meydana çıktı. Her yer dolmuştu. Alkar çıkmadan önce bir pelerin almıştı. Halkın arasına karışırken kafasına pelerinin şapkasını geçirdi. Uygun bir yerde durunca hazırlanmış sahneyi izleyemeye başladı.

İlk önce kral çıktı ve konuşma yaptı. Herkes sıkıntıyla onu dinledi. Kraliyete ihanet ederseniz şöyle olur böyle olur zırvalıklarından sonra ünlü cellat çıktı sahneye. Elinde bir tür kılıç vardı. Üzerinde değişik motifler vardı.

Alkar dikkatli bakınca motiflerden garip bir enerji yayıldığını hissetti. O kılıç buraya ait değildi.

Halk çıldırdı. Herkesin Zakoes'in kellesinin gideceği için mutluydu. Alkar bir yerden Prens Fred ve Kristian Collare'nin bu manzarayı zevkle izlediğine yemin edebilirdi.

Sonra muhafızlarla birlikte Zakoes getirildi. Adam direnmiyordu. Şapkanın ardından izlemeye devam etti. 

Zakvraitheiser ona baktı ve kılıcını bilemeye devam etti. Zakoes iğrentiyle canavara baktı.

Alkar Zakoes'in kafasının sözlerinden dolayı karışık olduğunu biliyordu. Elinde yaptığı yarayı yokladı. Kanaması yeni durmuştu. Zakvraitheiser şaşkınca hiç direnmeyen adama baktı.

Oysa birkaç saat önce adam "Ben değilim." diye bağırıyordu. Ne olmuştu?

Alkar'ın yanında birden Börü belirdi. Alkar göz ucuyla ona baktı. Börü şaşkınca Zakvraitheiser'e baktı. "Hadi canım." Alkar kaşlarını çatarak ona baktı. "Ne oldu Börü?" Börü artık kendisine bu isimle hitap edenlere bir şey demiyordu.

"Bir Qrand göreli baya uzun zaman oldu. Bir melez olsa da o Qrand." Alkar şaşkınca sordu. "Soyları tükenme tehlikesinde mi?" Börü onaylamaz bir şekilde ona baktı.

"Doğum yapan ölüyor. Elbette tükenmek üzereler. Ama bir canavarın insanlar için çalışması... Hem de Qrand'ın..." Alkar bir şey demedi.

Zakvraitheiser hazırlanmış olacak ki herkes sustu. Artık idam edilmesini bekliyordu herkes.

Zakoes ise cümleyi düşünüyordu. Aradığı kişi asıl suçluydu. Kimdi? Kim?

Etrafı taradı. Şimdiye kadar göremese de yakınında olan biri. Kimdi? Bir hizmetçi? Bir saray görevlisi? Bir köle?

Etrafı taramaya devam etti. Sonra gözü birine takıldı. Bu o çocuktu. Kendisi ile konuşan. Gözü başından beri bir yerden ısırıyordu bunu. Kimdi bu ölümlü?

Zakoes ona bakarken duraksadı. 

Ölümlü sırıttı.

Bu ölümlü her zaman etrafta olan Tiny Gnaey'in kölesiydi.

Zakoes'in gözleri şokla açıldı. Konuşulanları duymuyordu bile. Gözlerini o sırıtıştan alamadı. "Göremese bile çok yakınında olabilir."

Çok yakınındaydı. Şok olmuştu.

Öyle ki kellesine inen korkunç kılıcı bile görememişti.

Şokla açılmış gözlere sahip kelle kanlar akıtarak yuvarlandı. Etrafta bir gürültü koptu. Bu sahneye şahit olan herkes çıldırmış gibiydi.

Herkes böyle bir sahne göremezdi.

Zakvraitheiser kılıca bile bakmayan ölü bedene boş boş baktı ve içeri girip gözden kayboldu.

Bir kişi daha gitmişti.

Sınavlarım sonunda bitti. Bende bittim tabi. İyi okumalar...




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1216

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 178

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14762 Üye Sayısı
  • 449 Seri Sayısı
  • 19430 Bölüm Sayısı


creator
manga tr