Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 42. Bölüm: Kaderinden Kaçamazsın


Etrafta muhafızların bağırışları yankılanıyordu.

"Geri çekilin!" Biri önündeki hizmetçiyi ittirdi ve kapıyı kapattı. "Buraya kimse yaklaşamaz!" Alkar merakla önündeki olayı izlemeye devam etti. Hizmetçiler duyduklarından hem şaşkın hem de meraklıydı.

"Ceza mı alacak?" Biri fısıldadı. Ama duyulmuştu. Yüzü gerginlikten bembeyaz olmuş bir muhafız cevapladı. "Her şeye rağmen o bir komutan." Sonra etrafına göz attı. "Tabi orada diğer kral ve prens olmasına rağmen bu hareketi yapması büyük bir ceza getirecek."

Alkar etrafa göz attı. Kaşları çatık ve gergin olan konsey üyeleri bir bir geliyordu. Aslında Tiny de girmek istemişti ama bu o kadar büyük bir olaydı ki Kral Prens Luth'un nişanlısı olmasına rağmen girmesine izin vermemişti. Şimdi sinirli bir şekilde yanında dikilip korkunç bir enerji yayıyordu.

Normalde kimse o tür bir enerji yayan birinin yanında duramazdı ama diğer herkes Alkar'ın hissedemediğini sanıyordu. Bir ölümlü olarak hiçbir şey olmamış gibi yanında durabilmesi normaldi.

Şu işe bakın ki Alkar hissedebiliyordu ve şuan pek de iyi durumda sayılmazdı.

Onu yatıştırmak için konuştu. "Efendim, sonuçta Prens Luth size her şeyi anlatacak..." Sözlerini ikna edici tutmaya özen gösterdi. "O sizden bir şey saklamaz." Tiny ona kaşlarını çatarak bakınca Alkar oradan uzaklaşmak istedi.

O bakışı bilirdi. Sonunda dayak yerdi çoğu zaman.

"Aptal kız." diye mırıldandı içinden kafasını başka bir yere çevirince. Şuan orada olmamasının nedeni belliydi. Fazla güven verememişti belli ki. Bir de başkalarına çatması Alkar'ın sinirlerini tepesine çıkarıyordu.

Derin bir nefes aldı.

Tam o anda Kristian Collare ve adamı önlerinden geçti. Alkar o tarafa bakmasa da bir anlığına da olsa yüz ifadesini görmüştü. Adamın yüzü "Ben endişeliyim!" diye bağırıyordu gözlerinin aksine.

Onunda işine gelmişti. Zakoes Komutan onun işini bozabilecek kadar inatçı ve şerefsiz biriydi en az kendisi kadar. Şimdi orada adamın geleceğine karar vereceklerden biri olmak Kristian'ı heyecanlandırıyordu.

Aptal herif, göremiyordu.

Asıl tehlike Zakoes değildi, hiçbir zaman olmamıştı.

Kapıdan o da girince bu sefer uzun zaman açılmamak üzere kapandı.

Etraftaki gergin kalabalık muhafızların zoruyla dağıtıldı. Tiny ise arkasında Alkarla odasına doğru yürümeye başladı. O da orada olmalıydı. Kendini yiyordu içten içe.

Odaya girince sinirle sandalyeye oturdu ve başını ellerinin arasına aldı. Alkar sinir krizine girmemesi için bir köşede sakladığı sakinleştirici taşı verdi. Hemen aldı genç kız. Biraz da olsa enerjisi durulmaya başlamıştı.

Alkar ilk defa dikkatli bir şekilde kızı inceledi. Şu son günlerde çökmüş gibiydi. Tarih yaklaştıkça daha da güçlenmek için çalışmalarını arttırmıştı. Hem fazladan çalışmak hem de iyi bir nişanlı rolü yapmak görünüşe bakılırsa onu yoruyordu.

Alkar içinden çalışırken ölmesini dilese de bu o kız için mümkün görünmüyordu. Kız gözle görülür şekilde her gün güçleniyordu.

Sorun değildi, Alkar onu tek bir hareketiyle bütün emeklerini çöpe atacaktı, atmalıydı.

Aslına bakarsanız Tiny Gnaey'in tek özelliği fazla güçlü ve yetenekli olmasıydı. Alkar önceden yani ölümlüyken kızı bir tanrı gibi görürdü ve yenilmesi imkansız olduğunu düşünürdü. Sonradan fark etmişti ki tek artısı olağanüstü gücüydü.

Gerçekçi bakış açısıyla bakarsak onun gibi güçlü olan kişiler vardı. Sayılamayacak kadar fazlaydılar hemde. Hatta ondan da üstün yetenekte doğmuş olan kişiler de vardı. Bu krallıkta olmasa bile bir yerde varlıklarını sürdüyorlardı.

Ayrıca o ne kadar hızlı güçlenip evrendeki savaşa katılmayı istese de yapsa bile fazla hayatta kalamazdı. Bunu nedeni bariz belliydi.

Evrendeki gerçek seviyeciler güçlüydü. Hepsi en az Tiny kadar dahiydi. Ama onlarda kızda olmayan bir şey vardı.

Ne mi?

Beyin.

Kız beyinsizdi bir kere.

Alkar olmasa bu kadar ilerleyemezdi.

Kolay manipüle edilebiliyordu.

Güçleri ise eğer Alkar'ın duydukları gerçekse öyle ağım şahım değildi.

Yani Tiny tanrısal bir varlık değildi, yanından bile geçemezdi. Şuan Alkar'dan üstün olsa da bir gün Alkar onu geçecekti.

Derin bir nefes alan Alkar konuşmaya başladı. "Efendim sinirinizi anlıyorum ama alınacak karar zaten bariz belli." Tiny sinirden kızarmış gözlerini Alkar'a çevirdi. Alkar duraksamadan konuşmaya devam etti. "Büyük ihtimalle görevi elinden alınacak. Hatta sürgüne bile gönderilebilir. Tabi bu sizin işinize gelir." 

Tiny kaşını kaldırarak, "İşime mi gelir?" diye sordu. Alkar hafif bir gülümsemeyle konuştu. "Komutan Zakoes baştan beri sizi sevmiyordu zaten. Yolunuzdan kendi hatasıyla çekilmesi sizin işinizi kolaylaştırır. Bırakın böyle ilerlesin olaylar. Sonunda kazançlı olan siz olacaksınız."

Tiny rahatlamış bir ifadeyle Alkar'a baktı. "Evet, o herif benden hiç hoşlanmazdı zaten." Burnunu kırıştırdı. "İyi oldu. Ettiğini buldu ahmak." Alkar kısık gözlerle rahatlamış Tiny'i izlemeye devam etti.

Saatler geçti. Tiny prensesin yanına gitti. Prenses toplantıdan erken çıkmıştı. Gece olmasına rağmen toplantı hala devam ediyordu.

Prensesin dediğine göre bir saate biterdi.

Alkar izin alarak odasına çekildi. Carlo da saraydaydı. Olayı anlatmak için buradaydı. Şimdi ise ona bir oda tahsil edilmiş, başında muhafızlar vardı. Alkar odasını öğrenebilmişti. İlk önce kendi odasına gitti. Önceden hazırladığı eşyaları aldı. Üstünü değiştirdi, bir şapka geçirdi yüzüne. Ve o bıçağı aldı. Ayağındaki botların ipini sıkarken derin bir nefes aldı.

Kalbinin atışı kulağında yankılanıyordu.

Kendi penceresinden atladı aşağıya. Kapıdan çıkarsa görülürdü. Gerçi yapacağı şeyden sonra kimse ondan şüphelenmezdi ama yine de işini sağlamaya almalıydı.

İlk önce canavarların tutulduğu yere gitti. Gece olduğu için yüzü görünmüyordu.

Vardığından bölmelere göz attı. Her canavarın kendisi için bir bölmesi vardı. Aramaya devam etti. Rileyna'yı.

Kardeşlerini yiyen yaratığı.

Tanıdık bir enerji hissedince hemen oraya yöneldi. Burada olmalıydı. O baskıyı hayatta unutamazdı. Bir süre kapının önünde duraksasa da sonunda açtı. Kapıdan girince canavarın rahatlıkla uzandığını gördü. Bir enerji hissedemediği için anca kapının sesiyle birinin girdiğini anlayabilmişti. Aniden ayaklandı ve gardını aldı ama sonra Alkar'ı gördü.

Bu ölümlü efendisinin arkadaşıydı. Rahat bir pozisyona geçerek merakla ona baktı.

Açıkcası canavar bu insanı pek sevmiyordu. Her gördüğünde garip bir tanıdıklık hissi oluşuyordu ama maalesef sahibine anlatamamıştı bir türlü. Ayrıca ölümlü biraz korkutucuydu. O ölümlüydü yahu! Ne korkutucusu? Sorun oradaydı. Bir ölümlü olmasına rağmen kendisini rahatsız hissettiriyordu.

Alkar boş gözlerle ona baktı ve sonra sırıttı.

Canavar anlamayan gözlerle ona baktı. Ölümlü konuştu. "Beni hatırladın mı..." Canavar biraz yerinde dikleşti. "...Rileyna?"

Canavar ses tonunu düşündü. Kimdi bu? Neden böyle davranıyordu? Neden ona böyle bakıyordu? Neden o bakış kendisini korkutuyordu?

"Hatırlamadın galiba..." Düz sesiyle konuşmaya devam etti Alkar. Elindeki bıçak parıldamıştı. Rileyna gardını aldı. Bu ölümlü ona saldırmak istiyordu. Hırladı.

Alkar gülümsedi.

"Sana hatırlatayım. Altı sene önceki katliam... Bir çocuk vardı. İki kardeşi olan." Rileyna farkındalıkla gözünü büyüttü. Mümkün olabilir miydi?

"Hani sen onun kardeşlerini yemiştin." Etraftaki hava hastalıklı bir enerjiye dönüştü. Rileyna nedense oracıkta ölmek istedi. Ölümlü gözlerini yere indirdi ve bir süre ona bakmadı.

Sonra gözlerini tam onunkinin içine çevirdi. Çocuğun gözlerindeki kızıllıklar bir damar gibi kahverenginin içine yayılmıştı. Rileyna yerinde dondu kaldı.

"Çocuğun gözünün önünde yemiştin. Duraksamadan." Çocuk sırıttı. "İşte o çocuk benim." Rileyna acilen hareket etmeliydi yoksa ölecekti. Hissediyordu.

Bu manyak onu öldürecekti.

Enerjisini yayıp tehlike olduğunu bildirmeye çalıştı. Yakında muhafızlar vardı. Gelirlerdi. Alkar sırıttı. "Boşuna çabalıyorsun." Sonra daha ne olduğunu anlayamadan canavar bir gözünü kaybetti. Ölümlü keskin bıçağı fırlatmış tam da gözünün ortasından vurmuştu.

Acıyla bağırdı ama kimse duyamadı.

Konuşamıyordu ama konuşsa kesin Alkar'a küfür ederdi. Alkar durmadı ve bıçağı çıkardığı gibi ayaklarını boydan boya yardı. Rileyna geri kaçtı ve öfkeyle ona bir darbe vurmaya çalıştı.

Ama unuttuğu bir şey vardı. Burada canavarların güçleri mühürlenirdi. Sadece boşa zaman kaybetmekle yetindi. Ölümlü ifadesiz suratıyla üstüne atladı ve ağzını açtığı gibi o koca dilini dışarı çıkardı.

Zorla. O inanılmaz fazla güçle.

"İmkansız!" Rileyna içinden bağırdı. "Bir ölümlü bu kadar güçlü olamaz!"

Alkar onun dilini aldığı gibi boydan boya kesti ve elindeki parçayı yere attı. Kurbağa türü canavarların en büyük silahlarından biri dilleriydi ama şuan o dilin çoğu yerdeydi. Rileyna ağlamak istedi. Canı çok yanıyordu.

Alkar durmadı ve kapıyı kırıp kaçmaya çalışan canavarın kuyruğundan tuttuğu gibi yere yapıştırdı ve yüzgeçlerini parçaladı. Canavar bağırdı, kimse sesini duymadı.

Alkar yer yerini parçaladı canavarın. Ölümcül yerleri hariç. Canavar orada dakikalarca acı çekerken yaşamaya devam etti. En son vücudunda normal bir yer kalmayınca Alkar dizinin üstüne çöktü ve sağlam kalan tek gözüne baktı.

"Altı yıl önce yaptın diye sineye çekileceğini mi sandın Rileyna?" Rileyna dehşetle ona baktı. Nasıl...?

Bir ölümlü nasıl olur da onun derisini delerdi? Nasıl olur da bu kadar güçlü olabilirdi?

Titreyerek ona baktı.

"Bunun canice olduğunu düşünüyorsun değil mi?" Alkar kızıllığı artmış gözleriyle canavara baktı. "Ben bunun binlerce katını yıllardır çekiyorum."

Elini kalbinin üstüne götürdü. Çatlaklarla dolu olan bölgenin tam üzerine. Acı hala oradaydı. "Daha beterini hak ediyorsun." Sonra elindeki kanlı bıçağı daha sıkı kavradı. Alkar'ın elinde deri bir eldiven vardı. 

"Korkma yakında sahibin de yanına gelecek." Rileyna yutkunmak istedi ama o yutkunamadan boğazı parçalanmıştı bile. Dehşetle bakan tek gözü canlılığını yitirdi.

Alkar ayaklandı ve bir süre cesede baktı. İçindeki acıda bir değişiklik olmamıştı. Hala acıyordu.

Carlo'nun odasının penceresinin olduğu yere yürümeye başladı. Bugün Sheah'ı çağıracağı için hazırlanmıştı. Bugün başlıyordu.

Elindeki kanlı bıçağı cesede sildiği için kan damlamıyordu.

Pencereye bir bakış attı ve hemen tırmandı. Bariyer onu hissedememişti. Alkar camdan rahatça yatakta oturan adama baktı ve elindeki bıçağı sıktı. Az sonra...

Gülümsedi ve pencereyi açtığı gibi içeri atladı. Carlo aniden pencereden giren siyahlar içindeki kişiye dehşetle baktı. Üzerinde kan damlaları vardı. Yoksa Zakoes'in adamlarından mıydı?

Sonra yüzüne bakınca Alkar olduğunu gördü. Şaşkınca söylendi. "Alkar... Sen nasıl girdin buraya? Bu halin de ne böyle?" Endişeli sözleri duyunca Alkar sırıttı.

Carlo şaşırsa da devam etti. "Saldırıya mı uğradın? Yoksa Zakoes sana mı saldırdı? Yok artık bu kadarını beklemiyordum. Sırf benim arkadaşımsın diye!" Alkar toplantı odasından gelen enerjiye dikkat kesildi. Bitmiş olacak ki herkes dağılmaya başlamıştı. Sonra istediği kişinin enerjisini fark etti.

Prens Luth.

Odadan çıkmış Carlo'nun olduğu yere geliyordu. Gelişi Alkar'ın tahminene göre beş dakika sürerdi. Alkar'a yeterde artardı.

Kendiyle endişe ile konuşmaya çalışan adamı susturdu. "Kes sesini." Carlo şaşkınlıkla ilk defa böyle konuşan adama baktı. Ne oluyordu? 

"Ne oldu Alkar? Üzgünüm benim yüzümden saldırıya uğradın..." Alkar kahkaha atmaya başladı. Öyle ki durduramıyordu. Carlo artık sinirlenmeye başlamıştı. Bu adama ne olmuştu böyle?

"Aptalsın..." Kahkalarının arasından bunu söyleyebildi. Carlo ne diyeceğini bilemedi. "Ne?" Alkar kahkahası yüzünden gözünden akan yaşları sildi ve ona baktı. "Aptalsın diyorum seni bok parçası."

Carlo'nun yüzü gerildi. "Ne?" Alkar sırıttı ve yaklaşmakta olan prensi umursamadan hamlesini yaptı. "Carlo... Beni tanımadın mı?" Sorusundan sonra yüzüne en güçlü tekmesini geçirdi. Carlo ne olduğunu anlayamadı bile.

Yüzü yana dönerken kanlar içinde kalmıştı bile. Nasıl olur da böyle bir güçte tekme atabilirdi? Her şeyden önce neden?!

Carlo sinirli gözlerini ona çevirdi. "Seni piç kurusu! Neden bahsediyorsun?" Alkar hala şoktan çıkamamış adama bir yumruk gönderdi. Tam göğüs kafesine. Bir savaşçı olarak Carlo'nun sert bir vücudu vardı ama darbeye dayanamayarak anında çatladı. Carlo hemen kendi gücünü açığa çıkardı.

Alkar dövmesi yüzünde beliren adama zevkle baktı. "Altı yıl önce!" Kendisine gelen hamleden kaçındığı gibi tekmesiyle adamın ayağını kırdı. "Bir çocuk vardı senin katliamda dalga geçtiğin!" Carlo hatırlamaya çalıştı. Altı yıl önceki katliam?

Bir dakika...

Carlo dikkatlice Alkar'ın yüzüne baktı. Olabilir miydi?

Şaşkınca ona bakan adamın yüzüne güldü. "Günaydın seni bok parçası!" Sonra kolunu aldığı gibi kırdı. Adam şaşkınlıkla çığlık attı. "Siktir!" Hemen geriye çekildi ve gücüyle ona hamle yaptı. Alkar hemen kaçınsa da kolunu sıyırmıştı. Kanamaya başladı.

Carlo'nun yüz ifadesi tamamen değişmişti. "O sen miydin?" Kibirli bakan gözlerini Alkar'a çevirdi. "O çöp sendin yani?" İhanete uğramışlık hissiyle ölümlünün canını yakmaya çalıştı. "Ahh hala aynı boksun!" Kahkaha atarken konuşmalarına devam etti.

"Senin kardeşlerin yenildiğinde ki yüz ifadesini unutamıyorum! En büyük eğlence kaynağımsın!" Alkar sakin olmak istese de başaramadı ve bütün enerjisini dışarı yaydı. Ezildiğini hayal ederken adamın acıyla çığlık attığını gördü.

Alkar'ın kalbinin üstünde bulunan çatlak büyüdü.

Carlo kalkamıyordu. Bir şey onu eziyordu. Sıkıştırıldığını hissetti ve dehşetle Alkar'a baktı. Çocuk ona dokunmuyordu bile!

Bu enerji de neyin nesiydi?! Bu odhue falan değildi!

Alkar'ın ölümcül bir ifadeyle ona baktı ve yüzüne bir tekme geçirdi. Prensin gelmesine bir dakika vardı. Carlo'nun yalvarmasına izin vermeden yerde kıvranan adama en güçlü tekmelerini geçirmeye devam etti.

Kemik kırılma sesi her yerde yankılandı ama kimse duyamadı.

Alkar artık ayakkabısından kan damladığı zaman durdu. Prensin gelmesine on saniye kadar vardı. Kendisine dehşet ve nefretle bakan adama baktı ve kan damlayan ayakkabısını kaldırdı.

"Altı yıl önce yaptın diye yanına mı kalacağını sandın, Carlo?"

Carlo önünde bir ölüm tanrısı edasıyla onunla konuşan ölümlüye baktı. O şey de neydi?

Kapı açıldı ve Prens Luth içeri girdi. Tam o anda Alkar kanlarla kaplı botunu dehşetle ona bakan Carlo'nun kafasına geçirdi. Kafası patlayan adamın kanları ve parçaları Prens Luth'un yüzüne kadar dağıldı.

Prens Luth sinirle toplantı odasından çıkmış Carlo denen adamın odasına yürüyordu. Ama önüne çıkanlarla küçük sohbetler ede ede ancak beş dakika da gelebilmişti. Muhafızları gönderdi ve sonra kapıyı açtı.

Gördüğü manzarayı ilk önce kavrayamadı.

Önünde kanlar içinde bir adam yerde yatıyordu. Yüzünden Carlo olduğunu anlamıştı. Garip olan şuydu ki onu öldürecek olan kişi Alkar'dı. Nişanlısının kölesi. Hani ölümlü olan.

Ne sikim dönüyordu burada?

Sonra adamın kafası parçalandı. Luth orada kusmak istedi. Bu neydi lan?

Alkar yüzünde kanların sıçramış olduğu prense baktı. Şokla ona bakıyordu. Donmuştu sanki. Ona gülümsedi. Adam yerinden kıpırdayamadı bile. Sonra dehşetle ona bağırdı. "Seni lanet olası!" Alkar Prens'in ona hamle yapacağını anladığı an hızla ona yaklaştı ve kulağının arkasındaki hassas yere yavaşça vurdu.

Prens ne olduğunu anlayamadan bilincini kaybetti.

Alkar yerdeki kafası olmayan cesede ve baygın prense baktı.

Sonra yavaşça konuştu. "Sheah'lardan Pruksilev. Gel." Birden odadaki hava soğudu ve Sheah belirdi. Hala aynıydı.

Alkar kanlı yüzünün ardından ifadesiz bir şekilde ona baktı. "Yerdeki prensin son anısındaki beni Zakoes'le değiştir." Sheah'ın anıları değiştirme özelliği vardı. Anlaşma gereği üstelemedi ve Prens'in yanına çöktü. Elini şakağına dayadı ve bir ışık parladı.

Birkaç saniye sonra yavaşça doğruldu. "Oldu." Biraz güçsüz görünüyordu. Bu gücün ne kadar yorduğunu tahmin edebiliyordu Alkar. "Gidebilirsin. Anlaşmamız burada bitti."

Sheah ona baktı bir süre. "D...duydum." Alkar garipçe ona baktı. "A... anlaşmayı." Alkar cevap vermedi. Sheah da cevap beklemiyordu zaten. "U...umarım b...bizi h...hayal k...kırılığına u...uğratmazsın." 

Alkar keskin bir inançla cevapladı. "Hayal kırıklığına uğramayacaksınız." Sheah ortadan kayboldu.

Alkar ise yerdeki cesede ve baygın prense baktı. Cesede nefretle baktıktan sonra bir tekme daha geçirdi.

Sonra deri eldivenleriyle çarşafı tuttu gibi ayakkabısındaki kanı sildi. İşi bitince pencereden aşağıya atladı ve ormana koştu. Genellikle ağaçların üzerine çıktı. Sonra yakınca olduğunu bildiği su kaynağınca bütün kanlardan arındı.

Geri dönmesi çok uzun sürmedi.

Zaten kimse yokluğunu fark etmemişti. Hemen üstünü değiştirdi ve korku dolu bir ifadeyle Tiny'nin daha önce gittiği yere, cinayet mahaline gitti.

Baygın prens uyandırılmaya çalışılıyordu.

Tiny'nin arkasında yerini aldı.

Cesedin üzeri kapatılmıştı.

Sonra prens uyandırılmadan başkaları geldi. Rileyna'nın ölü bedeninin bulunduğu söylendi. Etraf iyice karıştı.

Alkar ise korku dolu bir ifade ile izlemeye devam etti.

İçten içe mutlulukla.

Evet sonunda yazabildin çok mutluyum. İlk bölümde kendini tanrı ilan eden adamın kafasını parçalattırdım. Hehe. Şimdi kısa bir açıklama yapayım daha 42 bölüm oldu ne ara Alkar bundan güçlü oldu diyenlere söylerim Alkar onun tanıştığında bir ölümlüydü yani ona tanrısal bir güç olarak gelmesi normal aslında o kadar da güçlü falan değildi. Zaten bu bölümde belli olmuştur. Bir de Alkar'ın nefreti eklenince... Kurtulma şansı %0 falandı. İyi okumalar.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 918

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 865

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 715

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 680

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 561

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 500

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 468

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 467

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 412

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 410

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 174

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 136

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 135

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 133

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 118

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 114

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 48

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 45

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 42

Site İstatistikleri

  • 7768 Üye Sayısı
  • 162 Seri Sayısı
  • 11990 Bölüm Sayısı


creator
manga tr