"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

DİPTEN EN TEPEYE - 40. Bölüm: Drox


Her yeri karanlık kaplamışken Alkar kafasına geçirdiği şapkayla saraydan aceleyle çıktı. Muhafızların değişim zamanını, güvenliğin fazla olduğu yerleri bildiği için çıkması gayet kolay olmuştu. Yanında küçük bir sırt çantası vardı sadece.

Sokaklara adımını attığı an depar attı. Ne olur ne olmaz acilen uzaklaşmak istiyordu. Şuan çoğu kişinin bilmediği bir karışıklık vardı sarayda. O olaydan sonra komutanlar Zakoes'i resmen tehlikeli biri olarak işaretlemişlerdi. Şuan kral bilmese bile büyük ihtimalle yarın uyandığı zaman duyacaktı. Tiny de şuan bilmiyordu. Bu yüzden o zamana kadar istediğini almış, geri dönmüş olmalıydı.

Koşarak ormanın girişinin olmadığı yere geldi. Yüksek seviyede bariyer büyüsü vardı. Enerjisi olan birini hissettiği an engelliyordu. Şu işe bakın ki bu büyü bile Alkar'ın enerjisini hissedemiyordu. Oysa ki aynı enerjiden oluşuyorlardı. İkisi de odhue'ydi.

Biraz duraksayarak sonu görünmeyen karanlık ormana baktı. Yutkunarak etrafını gözetledi ve anlının kenarından akan teri aceleyle sildi. Her ne kadar kararlı olsa da şuan resmen bir canavarın yuvasına giriyordu.

Etraf zifiri karanlıktı ve o insan haliyle şuan insanlara çok fazla kızgın olan canavarların yuvasına giriyordu.

Etraftan haberleri duymuştu. Canavarların insanlara olan öfkesi görülemeyecek kadar küçük değildi. İçeri giren hiçbir insan çıkamamıştı şu son beş günde. Bazı parçaları hariç...

Kendisine güvense bile sayı olarak kesinlikle dezavantajlıydı ve güçlü olsa bile bir orduya yenilirdi... Kaçmak istese deonların bölgesindeydi, her yerde binbir türlü tuzak olma ihtimali yüksekti ve o anda birbirlerine düşman olduklarını takmayıp insanı öldürmek için birlikte çalışma ihtimalleri yüksekti.

Ellerini sıkarken "Şuan tedirgin olmanın zamanı değil." diye kendine nasihatler veriyordu ama ayakları hareket etmek istemiyordu.

Ormandan yayılan öldürme arzusu hissedilemeyecek gibi değildi.

Tam içeri girecekti ki yan taraftan bir ses geldi. "Ne zaman gireceksin?" Alkar şaşkın bakışlarını konuşan kişiye çevirdi. Börü'ydü.

O konuşmadan beri ortaya çıkmamıştı. Böyle bir zamanda ortaya çıkacağını kesinlikle tahmin etmiyordu Alkar. Börü onun şaşkın bakışlarına bakarken sarı gözleri kibirle kısıldı. "Bir insan olarak içinde korkak yattığını biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum." Alkar her ne kadar gelişine şaşırsa da sinirlenmişti. Sanki hiç üzerinde baskı yokmuş gibi ormanın içine doğru koşmaya başladı.

Börü ise hafifçe gülerek arkasından gelmeye başladı. "Bir konuşmadan sonra kaçıp giden ben değildim." Hem kendisini saklayarak koşuyor hem de Börü'ye laf yetiştirmeye çalışıyordu. Kurt sinirlenmiş olacak ki hafifçe hırladı ama Alkar oralı olmadı. Kimseye yakalanmadan koşmaya devam etti.

"Sen ne bilirsin ki?" Alkar göz ucuyla homurdanan Börü'ye baktı ve önüne döndü. "Ben birçok şey bilirim ama aynı zamanda hiçbir şey bilmem. Konuya göre değişir." Garip garip ona bakan ama aynı zamanda onu hiç itiraz etmeden takip eden canavar cevap vermemeyi tercih etti.

Konuyu başka bir yere çekti. "Nereye gidiyorsun peki insan?" Sonra keyifli bir sesle konuştu. "Hem de canavarlar insanlardan şuan bu kadar nefret ederken..." Bir dalın altından hızla süzülerek geçti. "Eğer ölmek istiyorsan bana söylemen yeterli olurdu." Alkar bir taşın üstüne basarak koca kökün üstünden atladı ve yanda canlı ağaç olduğunu bildiği canlıdan uzağa koştu.

Ağaç ona dalını uzatsa da yetişememişti.

"Ölmek istediğimi söylediğimi hatırlamıyorum." Ayaklarına durmadan düzenli enerji vermek Alkar'ı hafifçe yormuştu. Bu yüzden birazcık sesi yorgun çıkmış olabilirdi. Börü rahatlıkla uçarak ona bakarken amacını anlamaya çalıştı.

"O zaman neden bir yuvaya akın ediyorsun?" Alkar bıçakla önüne çıkan böcek türü canavarı kesti ve iz bırakmadan başka yöne doğru koşmaya başladı. Bıçağın ucundaki kanı koşarken ağaca silmişti. Bunun bir hakaret olarak algılanmamasını umdu.

"Bir yuvaya akın ettiğim yok..." Nefes nefese ona hızla gelen yer solucanından kaçtı. Yaklaşık iki metreydi. İçinden küfür etti ve sadece can yakıcı bir darbe vurdu. Sesi etrafta yankılanırken Alkar hissedilmemenin verdiği avantajla hemen karanlığa karıştı. Siyah giydiği için şanslıydı.

Cümlesini yarım bıraktığını hatırlayınca göz ucuyla parlayan kızıl-kahve gözleriyle ona baktı. "Sadece biriyle görüşmem gerek." Börü kaşları çatık ona bakmaya devam etti. Neydi bu kadar önemli olan?

"Kim?" Alkar normal olduğunu düşündüğü bir ağaca hızla tırmandı ve etrafa göz attı. Sonra yönünü bulmuş olacak ki gözlerini kısarak sırıtırken Börü'ye cevap verdi. 

"Hava Kavminin Prensi Kaşgar."

Börü dehşetle ona baktı. Alkar en hızlı şekilde aşağıya atlayıp az önce baktığı yere doğru koşmaya başladı. Börü öfkeyle konuşurken Alkar da artan canavarları atlatmaya çalışıyordu. Bugün fazla cinayet işleyemezdi. Hatta şuan hiç işleyemezdi.

"Kafayı sıyırmışsın sen! Haberleri götünle mi dinledin lan?" Alkar bir gorili savururken Börü'ye cevap verdi. "Kulaklarımla dinledim Börü." Ardından sinirle bir sarmaşığı parçaladı. Ayağına sarılan çamuru kırdı.

"Böyle bir karara ne tür bir düşünceyle vardın merak ettim doğrusu!" Börü sinirle karışık alaycılıkla karşısındaki canavarları öldürmeden yaralayan insana baktı. Aslında çok önceden çakması gerekiyordu ama bu kadar deli olacağını düşünmemişti.

Hava Kavmine gitmek ne demekti?!

O insandı ve hava kavminin lideri şuan insanlardan nefret ediyordu!

Bu intihardan başka bir şey değildi!

Cevap vermeyen insan yüzünden delirdiğini hissetti. "Eğer şu meşhur devrimi gerçekleştirmeden ölmek istiyorsan söyle de pençelerimle boğazını parçalayayım!" Alkar kendisini tehdit eden ruh yaratığına bakmaya çalıştı. Karşısındaki hedefine kitlenmişti.

Bu arada canavarlar gerçekten artmaya başladı.

"Bir insan!" Altı keçi üstü boğa olan bir yaratık Alkar'a bakarak bağırtı kopardı. Alkar içinden söverken oradan uzaklaştı ve kendisine yeni rota oluşturdu. 

Canavarlar insan diye bağıran kişinin ardından Alkar'ın peşine düştü. Ne cüretle insan böyle bir zamanda ta buralara kadar gelebilirdi?!

Börü, "Aptal." diye mırıldanmaya devam ederek üzerinde uçarken Alkar ona bakarak konuştu. "Şimdi görünmez olmaya ne dersin? Bir insanla görülmemelisin ayrıca bu işin içinde senin de olman gerekmiyor." Ona memnuniyetsizce bakan kurda baktı ve ikna edici sözlerine devam etti.

"Git demiyorum sadece görünmez ol. Burada ol ama seni göremesinler." Börü sinirle nefes verdi. Onu onaylamış olacak ki kaybolmadan önce son bir soru sordu. "Neden hava kavmine gidiyorsun?" Alkar nefes nefese koşmaya devam ederken bağırarak cevapladı. Sonra üzerine kocaman bir canavar atladı. 

Börü aldığı cevapla şaşkınlıkla ona bakarken aynı zamanda insanın üzerine atlamış olan canavara baktı. Sonra sinir ve şaşkınlıkla görünmez oldu.

"Lanet şey." Alkar hemen kenara yuvarlandı ve gözü dönmüş canavara en güçlü tekmesini yolladı. Hafif bir patlama ile kemik kırılma sesleri geldi. Bu canavarı bir süre tutardı.

"Sakın kaçayım deme!" Arkasından bağıran canavarı takmadı ve koşmaya devam etti. Bu böyle olmazdı. Her yerden bir canavar çıkmaya başlamıştı.

Uzun bir kolun altından geçerken olabildiğince geniş bir alana geldi ve bağırdı. "Efendiniz Kaşgar ile görüşme talep ediyorum!" Onun üzerine sinirle uçan bir akbaba şaşkınlıkla ona baktı. Akbabanın gagasında garip şekiller vardı. 

Fazlasıyla büyük olan akbaba önüne kondu ve diğer canavarlar onla birlikte durdu. "Sen kimsin ve adını nereden duydun?" Alkar canavarların adlarının herkesçe bilinmediğini biliyordu. Genellikle üst kurumdakiler ve güçlü seviyeciler bilirdi. Normal birinin bilmesi saçmaydı.

Alkar şüphe ve nefretle ona bakan canavarları es geçti ve konuştu. "Bizzat kendisinden duydum." Akbaba şaşkınlıkla ona baktı. "Nasıl?" Alkar etrafta artan ölümcül enerjiyi takmamaya çalışarak akbabanın gözlerinin içine baktı.

"Beni ona götürün. İstesem de tek başıma ona zarar veremem. Eğer cevapları istiyorsanız... İzin verin." Akbaba onu hafifçe süzdü. "Tek yanlış hareketinde kellen gider." Alkar başıyla onayladı ve onu çember içine alan canavarlarla yürümeye başladı. Her yerde ona yönelen bakışları hissediyor, yanlış bir izlenim vermemek için ifadesizce duruyordu.

Hızla uçan bir doğan onları geçti ve  elle yapıldığı belli olan yolun sonundaki sarmaşıklardan görülmeyen bir yere girdi. Alkar oraya varmak için biraz daha fazla yürümek zorunda kalmıştı. Sarmaşıkla gelince durdular. Bu arada akbaba onu buraya getirebilmek için insana dönüşmüştü. İnsan kılığına girmek sinir bozucu olsa gerek etraftaki negatif enerjisi artmıştı.

Durmaya devam ederken tiz bir ses yankılandı. Akbaba işaret almış gibi sarmaşıkları yardı ve kendisine bir işaret verdi. Alkar derin bir nefes alarak sarmaşıklardan içeri girdi.

İçerisi hayatında görmediği kadar acayipti.

Etrafta el yapımı belli olan meşaleler vardı ve üzerilerinde garip işaretler vardı. Toprak yolun yanları değerli taşlarla doluydu. Bir çoğu enerji taşlarıydı. Etrafta yüzlerce kişinin oturabileceği kadar büyük bir bölme vardı. Tahtadan yapılmıştı ve hilal biçimindeydi.

Ortada ise kocaman kumlarla kaplı bir alan vardı. Tam karşısında ise bir taht ve üzerinde ise... Kimse yoktu.

Bir dakika... oturan biri yoktu, biraz yukarı bakarsak önceden gördüğü Kartal orada bir Kral edasıyla ve kibirli bir şekilde bakıyordu.

Gerçekten devasaydı ve pençeleri ile gagası resmen 'Öldürmek için varım.' diyordu. Tüylerinin rengini tam olarak çıkaramasa da siyah bir kısım olduğundan emindi. Gagasında ve ayaklarında garip işaretler vardı.

"Sen?" Sarı-yeşil gözlerini kısan Kartal onu tanımaya çalıştı bir süre. "Seni tanıyor muyum?" Alkar etrafa tedirgin bir bakış attı ve başını dikleştirerek konuştu. "Uzun zaman önce ormanda karşılaşmıştık. Hatta Börü de vardı." Kartal hatırlamış olsa gerek pozisyonunu değiştirdi.

"Ah, evet. Börü." Alkar kartalın kaşlarını çattığını düşündü. "Sahi, o nerede?" Alkar cevap vermedi ki zaten Kaşgar cevap bekliyor gibi değildi.

Aslında Alkar şaşırmıştı. İlk gördüğü an üzerine saldırır ve kendisini parçalar diye düşünmüştü. Sonuçta o insandı ve kendi türü yakın zamanda ablasını canice katletmişti. Oysa Kaşgar şuan çok rahat görünüyordu.

Kaşgar'ın ifadesi aniden değişti ve enerjisi ağırlaştı. Garip işaretlerin hafifçe parladığına yemin edebilirdi Alkar. "Peki... Ne için geldin buraya insan? Ölünün çıkacağını bile bile?" Alkar derin bir nefes aldı. İşte başlıyordu.

"Son zamanlarda olanları en az senin kadar ben de biliyorum." Kaşgar ona düz düz bakmaya devam etti. "Duydum her şeyi." Enerji ağırlaşsa da devam etti. "İnsanların sizi nasıl kandırdığını, çok fazla ölümler olduğunu hatta ölenlerden birinin de senin ab-..." Aniden kanatları ile havalandı ve Alkar kaçamadan önce insana dönüşerek üzerine çullandı. Ellerindeki tırnakları çok fazla keskindi.

Alkar dengesini koruyamazken yere yapıştı ve birden boğazına yapışan ele baktı. Alttan almalıydı.

"Sen!" Sarı-yeşil gözler hiddetle parlarken etrafta hareketlilik arttı. Bazı şekil değiştirenler de efendileri gibi insana dönüştü. Herhangi bir sözde Alkar'ı parçalayacak gibiydiler.

"Ne cüretle o sözleri ağzına alırsın? Seni aşağılık insan parçası!" İnsan parçası derken hayatında duyduğu en ağır küfürmüş gibi yüzünü buruşturmuştu. Alkar ifadesiz kalmaya çalıştı.

"Herhangi bir yerden cesaret almadım. Bu zaten önceden de planladığım bir olaydı." Pençeler daha da uzadı ve Alkar'ın boğazını kesti.

Alkar açıkcası hafifçe de olsa boğazının kesilmesine şaşırmıştı. Hissedebildiği ilk andan beri de yaptıklarından biri de vücut sertleştirmesiydi ama karşısındaki canavarın pençeleri ne kadar sivriyse kanatmıştı.

Kaşgar bir şey demedi ve aniden kafasını geri çekip tekrardan yere yapıştırdı. Öyle bir güç kullanmıştı ki Alkar'ın kafası aniden kanamaya başladı. Etrafta toz bulutları çıkmıştı.

Etraftaki canavarla şaşkınlıkla bağırdı. O darbeyi kendilerinden biri alsaydı ölürdü ama insan hiç istifini bozmadan Kaşgar'a bakmaya devam ediyordu.

"Sinirini çıkarabildin mi?" Sakin bir sesle konuşan insana sinirle baktı ve pislik bir şeymiş gibi silkerek yere itti. Kanayan kafası tekrardan yere çarpsa da sadece yüzünü buruşturdu Alkar.

Hafifçe ayaklandı ve tahtına yürüyen Kaşgar'a baktı. "Bir anlaşma için buradayım." Kaşgar hafifçe duraksasa da yoluna devam etti ve Kral gibi tahtına  yerleşti. Herkes hemen etrafa toplantı. Şuan ortam resmen mahkeme gibiydi.

Kaşgar hakim, Alkar sanıktı.

Peki bunun sonu nasıl olacaktı?

"Ne anlaşmasından bahsediyorsun sen?" Sonra ona bakmak midesini bulandırıyormuş gibi kafasını başka yere çevirdi. "Seni pislik torbası. Senin ırkından nefret ederken sen gelmiş 'Anlaşma yapalım' diyorsun. Buradan anca cesedin çıkar." Alkar istfini bozmamaya çalıştı. Bu geceyi düzgünce atlatmalıydı.

"İlk önce dinlemeye ne dersiniz?" Kendisine adım adım yaklaşan şekil değiştirenlere gergince baktı.

Şuan en çok korktuğu şey dinlemeden yargılanmak ve öldürülmekti. Sırtından bir ter süzüldü.

Bazıları ona bakarak "Peh, bir insanı dinlemek mi? Her sözü yalan olan birine inanmak gibi bir şey!" Alkar ön yargılarında boğulmuş ve onun hakkında yargıya çoktan varmış olan kalabalığa baktı. Sonra son bir umutla Kaşgar'a döndü.

Adam dinlemek falan istemiyordu.

"Siktir, iş yattı." İçinden küfür etti ve ne olur ne olmaz diye düşündüğü kaçış planını uygulamak için harekete geçti.

 Tam kaçıyordu ki birden bire Börü belirdi. Alkar onu unutmuştu bile. Kaşgar şaşkınlıkla ve sinirle ona baktı. "Senin burada ne işin var?"

Börü bir ona bir de etrafına bakarak güçlü enerjisini yaydı ve gür sesle konuştu. "İki dakika rahat durun ve şu insanın ne söyleyeceğini dinleyin!" Sesi etrafta yankı yaptı. Onun sesini bir tek orada bulunanlar değil, en az ormanın yarısı duymuştu. Kaşgar yerinde dikleşti.

"Bu da ne demek oluyor?" Sinirle sordu. "Bir canavar olarak sen... Bir insanı mı savunuyorsun?" Bunu iğrenç bir şeymiş gibi yüzünü buruşturarak söylemişti. Börü aldırmadı bile.

"En azıdan siz geri kafalılar gibi ön yargı ile karar verip geri dönülmez hareketlere kalkışmıyorum!" Kaşgar ve etraftakilerden şaşkınlıklarına dair garip ses çıktı.

Alkar ise sessizce yerinde durmuş kendini savunan ruh yaratığına bakıyordu. Gözlerinden insanın ne düşündüğünü anlaşılmıyordu.

"Ne ön yargısı? Davranışımızın neresi yanlış?" Börü Kaşgar'a bakarak soruyu soran normal canavara cevap verdi.

"Bu insan diye aşağıladığınız canlının canavarların mutlak yenilgisini engelleyecek bir planı var!" Mutlak yenilgi lafıyla sinirlenenler ve bağıranlar olsa da Börü geri durmadı.

"Sizi geri kafalı asalaklar! Her gezegende adamları olan ve güç olarak üstünlüğünü herkesin anlayabileceği rakibe karşı bir şansınızın olduğunu mu düşünüyorsunuz?!" Etrafta bir sessizlik oldu. Kaşgar ise durulmuş garip gözlerle karşısındaki ikiliye bakıyordu. Ne düşündüğü anlaşılmıyordu.

Börü etrafa bakarak devam etti. "Tam olarak ne tür bir anlaşma için geldiğini ben de bilmiyorum..." Bazıları bu lafla Börü'ye aptal olduğunu söylese de gerilen sinirlerini büyük bir ustalıkla saklayan kurt devam etti.

"Ama sizden isteyeceği şeye bakılırsa vereceği şey küçük olamaz." Kaşgar merakla kaşlarını kaldırdı ve Alkar'a sordu.

"Sen bizden ne istiyorsun insan?"

Alkar göz ucuyla Börü'ye baktı. Onun konuşması olmasa şuan kaçıyor olurdu. İçinde garip hisle etrafındaki canavarlara baktı.

"Sizden Drox'u istiyorum."

İlk başta sessizlik oldu.

Sonra büyük bir gürültü.

"Bu ne cüret?" Sinirle üzerine biri atlamaya çalıştı ama arkadaşı tarafından tutuldu.

Bir başkası ona hakaret etmeye başladı. Bazıları ise dalga geçti. Kaşgar ellerini tahtına vurarak herkesi susturdu. "Kesin sesinizi!" Delirmiş kalabalık birden sustu. Kaşgar sarı-yeşil gözlerinin ardında belli belirsiz öfke kıvılcımını saklamaya çalışarak Alkar'a sordu.

"Demek bu gezegendeki en değerli taşı istiyorsun. İnsanların bile ele geçiremediği... Bütün savaşın sebebi olan şeyi." Alkar kararlılıkla başını salladı. Kaşgar istifini bozmadan devam etti.

"Peki karşılığında ne alacağız?"

Alkar etrafına göz attı ve tereddüt etmeden konuştu.

"Yüzyıllardır istediğiniz ve alamadığınız barışı..." Derin bir nefes aldı. "Özgürlüğü, hayatı ve..."

Kaşgar'ın tam gözlerinin içine baktı.

"Kristian Collare'yi."

Kaşgar'ın gözlerindeki yeşiller dalgalandı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1221

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 644

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14843 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19528 Bölüm Sayısı


creator
manga tr