Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 38. Bölüm: Kararlar


Ellerini göğsünde birleştirmiş, yakında bitecek olan toplantıdaki kararı bekliyordu Alkar. O adam girdiğinden beri sebepsiz yere gergindi. Bu yüzden Carlo'nun konuşmalarına katılamamış, etrafı gözetleyememişti bile.

Ayaklarını sallarken koca kapı birden açıldı ve içeriden birkaç kişi tartışarak çıkmaya başladı. Bazıları memnun bazıları ise kesinlikle sinirliydi. Hızla geçip giderken Alkar da yerinden doğrulmuştu. Çıkanların yüz ifadesine bakarken tanıdık birini görmeyi bekliyordu.

Bir süre sonra sinirli Zakoes ve mutlu Kristian da çıkmıştı. İkisini incelerken konuşmaları duydu.

"Saçmalık! Düpedüz saçmalığın daniskası!" Zakoes hem homurdanıyor hem de ters ters Kristian'a bakıyordu. Kristian dostça omzuna dokundu ve konuştu. "Dostum, benim general olmam size engel değil ki. Hep birlikte insanlığı zafere taşıyalım."

Zakoes ona ters ters baksa da bir şey yapmaya kalkışmadı. Omuzundaki eli silkip Carlo'ya baş işareti yaptı. Carlo Alkar'a son kez bakıp adamın peşinden gitti.

 Kristian birkaç askerle konuşuyordu. Alkar oraya bakmadan Tiny'i beklemeye devam etti. Ona bakıp şüphe çekmek istemiyordu. Doğal davrandı.

Bir süre sonra Tiny, Prens Luth ve Prens Fred de çıktı kapıdan. Alkar Tiny'e doğru gidip gitmemek arasında kalmıştı. Gitse kuralları çiğnemiş olur muydu?

Tiny onu görünce yanına gelmesini işaret etti. Alkar iç rahatlığıyla ona ilerledi. Luth onu görünce belli belirsiz yüzünü buruşturdu. Prenslere hafifçe selam verirken Tiny'nin yanında yerini almıştı bile.

Fred'in göz ucuyla ona baktığını görse de Alkar ona bakma gereği duymadı. Bir yandan da şüphe çekici hareketler yaptığı için Fred'e sövüyordu. Aptal adam ne vardı da ona bakıyordu? Onu tanıdığı belliydi ama bu büyük olay falan değildi. Neyse ki bir süre sonra bakmaktan vazgeçti.

Daha yeni yürümeye başlamışlardı ki Kristian Collare önlerini kesti. "Prens Luth." Prens Luth garip bir ifade ile ona baktı. Ne seviyor ne de sevmiyor, sadece kendi önüne çıkmasını istemiyor gibiydi.

"Plana onay verdiğiniz için teşekkürler." Kristian Luth'un önünde hafifçe minnettarlıkla eğildi ve gülümseyen yüzüyle ona baktı. Alkar adamın gözlerinin içinin gülmediğini fark etmişti. Gülüşü kesinlikle gerçek değildi. Fred'e de baş selamı vermekle yetinmişti. Büyük ihtimalle Fred bu plana oy vermemişti. Planı bilmiyordu ama planda halkın güvenliğinin ön planda olmadığı tahmin edebiliyordu.

Luth sabit bir ifadeyle, "Başarı oranının yüksek olduğuna inandığım için onay verdim. Ama şunu bil..." Tehditkar bir şekilde kaşlarını çattı. "Hava Kavminin prensi Kaşgar kesinlikle hafife alınacak biri değil. Daha önce savaştınız mı bilmem ama ben onunla savaştım."

Hatırladıklarından memnun olmasa gerek fazla uzatmadı. "Eğer hafife alırsan düşersin ve ben de seni ezerim." Açık açık söylemesi üzerine Kristian'ın yüzünde herhangi bir mimik oynamadı.

"Sizin isteğiniz benim için emirdir Prens Luth." Soğuk bir sesle onayladı. Alkar adamın yüzünü inceledi. Alınmış gibi değildi. Ne düşünüyordu?

Kristian aniden Alkar'a baktı. Bu hareketten dolayı Alkar şaşırsa da bocalamadı ve normal bir şekilde başka yere bakmaya başladı. Göz ucuyla adamın hafifçe gülümsediğini gördü. Bu herkese yapılan normal bir gülümsemeydi. Alkar altında farklı bir anlam olmadığını, kibarlık olsun diye yapılan bir hareket olduğunu bildiği için rahattı.

Tiny hareketlenince Alkar da bir köle gibi peşine takıldı. Saraydan çıkınca araç hemen önlerinde duruyordu. Luth ile vedalaşıp arabaya bindi. Fred başka koridora girdiği için dışarıda değildi.

Araç hareket edince Tiny kendini bırakıp yayıldı. Hanımefendi gibi davranmak ona iyi gelmiyordu.

"Yemin ederim isyan edecektim." Kendini yelledi ve dikiz aynasından Alkar'a baktı. "Yaşlıların toplantıları hep uzatması sinirlerimi gerdi. Öldürecektim onları." Alkar bir şişe su uzattı. Kız hemen alıp yarısını mideye indirdi.

"İyi dayanmışsınız efendim." Tiny sinirle dışarı bakarken homurdanmaya, Alkar da ona hak vermeye devam etti. Sonra eve vardılar ve kız hemen odasına çekilip uyudu. Alkar ise hizmetçileri kontrol etti.

Akşam yemeğini kızın odasına bıraktı. Bir ara uyanır ve yerdi.

İşler bitince kendisi de odasına çekildi. Hemen her şeyi en baştan düşünmeli, o adamı halletmenin bir yolunu bulmalıydı.

Kristian Collare adını ilk başta Kaşgar ile karşılaştığında duymuştu. Bir karga gelmiş ve onun grubuyla birlikte saldırdığını söylemişti. Kaşgar ise çok sinirlenmişti. Adamla eskiye dayanan bir düşmanlıkları olma ihtimali yüksekti. Birkaç kere savaşmışlar mıydı?

Sonra Börü'den ormanla ilgili haberleri duymuştu. Börü'nün neden insanlara saldırmama nedenini söylediği zamandan kısa bir süre sonra korktuğu şey başına gelmiş, insanlara saldırı düzenlenmişti. Peki Kaşgar böyle bir durumda insanların onlara saldıracağını bile bile neden böyle bir hata yapmıştı?

Ya da o mu yapmıştı gerçekten?

Başını ovdu yavaşça. Sinirleri gerilmişti iyice. Etrafa göz atınca Börü'yü göremedi. Burada olma ihtimaline karşı seslendi. "Börü, eğer buradaysan ortaya çık. Seninle konuşmam gerek." Bir dakika boyunca bir şey olmasa da sonra kurt yavaşça görünür oldu. Alkar buna şaşırmamıştı.

"Ne oldu insan?" Alkar uzandığı yerden doğruldu ve ona sordu. "Sen saraya girebildin mi?" Börü alaycı bir şekilde güldü. "Canavarlar ve sahipsiz canavar ruhlarına karşı güçlü bir büyü var anca bahçesinde dolaşabiliyorum." Alkar bunu tahmin etmişti.

Merakla Börü'ye sordu. "Kaşgar bir insan kasabasına mı saldırdı?" Börü merakla ona baktı. "Hayır...?" Alkar başını pencereye çevirdi ve düşünmeye başladı. Börü sözünün devamını getirmeyen insana sinirle hırladı. "Ne oldu insan?"

Kafasını kaşıyan Alkar konuştu. "Bugün insanlar toplandı ve hava kavminin insan kasabasına saldırısını konuştu. Canavarlara saldırmayı düşünüyorlar." Börü şokla ona baktı. Kesinlikle böyle bir şey beklemiyordu. 

"Demek bu yüzden orman huzursuzdu..." Börü kendi kendine mırıldandı ve kaybolmadan önce, "Gitmem gerek." dedi. Alkar onu durdurmaya çalışmadı. Kurt işin aslını öğrenmeliydi.

Bir şeyler vardı.

Ne ara uyuyakaldı bilmiyordu ama her zamanki saatte kalktı. Uykusunu almıştı. Kendisi hazırlandıktan sonra hizmetçilere kahvaltıyı hazırlattı ve efendisini kaldırdı. Kız zar zor hazırlanıp masaya oturdu. 

Yavaş yavaş yerken Alkar Tiny'nin dün aldıkları kararları söylemesini bekliyordu. Nitekim biraz sonra konuşmaya başladı. "İlk başta pek anlamasam da Hava Kavminin insan kasabasına saldırdığını ve hepsini katlettiğini söylediler." Yüzünü buruşturdu.

"Hava Kavmi en güçlü canavar kavmi mi neymiş... Neyse insanlar olarak sessiz kalmayacaklar ve hazır neden varken canavar topraklarını da alacaklarmış. Sözde barış yakında bozuluyor."

Alkar şaşırmadığı için yüzünde herhangi bir değişiklik olmadı. "Siz de katılacak mısınız efendim?" diye sordu. Eğer o giderse kendisi de peşinden gitmek zorunda kalırdı ve istediği en son şey buydu.

Kız olumsuz anlamda başını sallayınca rahatladı.

"Ne zaman karşılığını verecekler peki?" diye sordu Alkar. Tiny kahvesini yudumlarken, "Haftaya Pazar yapılacak olan tören ve anlaşmadan beş gün sonra." Alkar memnuniyetle başını salladı. Zamanı vardı.

"Bu gibi gereksiz şeyleri hemen atlamak istiyorum..." Kız iç çekerek konuştu. "Ne zaman gerçek bir seviyeci olacağım?" Alkar ona bakarak konuştu. "Çok yakın efendim." Tiny ona bakarak başını salladı. O da yakında olacağına inanıyordu.

Sonra kız okula gitti ve Alkar da diğer hizmetçiler gibi işinin başına döndü.

Dün geceden beri Börü görünmüyordu ve işkillenmeye başlamıştı. Ne tür olaylar dönüyordu ormanda?

Alkar yatmadan önce baya düşünmüştü. Ölümlü olduğu zamanda ve daha enerji hissemediği halde Tiny'i öldürebilmek için bir plan yapabilmişti.

O ölümlü haliyle o kızı öldürebilmek neredeyse imkansızdı ama o pes etmemiş ve araştırmıştı. Bu sayede binlerce kitap okumuş, kimsenin hayatında bilemeyeceği kadar çok bilgi edinmişti ama istediği bilgiyi bulması yıllar sürmüştü. Onu bulduğundan yaklaşık iki hafta sonra bu herifler beynine girmişti zaten.

Sorun şuydu ki hala o planı uygulamak istiyordu ama istediği şeyi başarabilmek için bir şeye ihtiyacı vardı ve o şey canavarlardaydı.

Hava Kavmindeydi.

İlk bulduğunda pes etme noktasına gelme nedeni buydu. Ölümlü haliyle bu imkansızdı. Oraya varmadan parçalara ayrılırdı, pazarlık yapma fırsatı bile bulamazdı.

Ama şimdi yapabilirdi. Hem oraya tek parça varabilir hem de pazarlık yapabilirdi.

Düne kadar sadece oraya varabileceğine inanıyor ama pazarlık malzemesi olarak ne öne süreceğini bilmiyordu ama artık kararını vermişti.

En yakın zamanda gitmesi gerekiyordu. Gösteriden hemen sonra istediği şeyi Hava Kavminden almalıydı.

Konu Tiny Gnaey'in ölümüyse Alkar her şeyi yapardı. Yıllardır yaptığı plan kusursuzdu. O şeyi alınca hepten kusursuz olacaktı.

Düşüncelere dalmışken yanında birden Börü belirdi. Göz ucuyla ona baktı. Kurt pek de iyi gözükmüyordu. Suratı asıktı ve baya sinirleri gerilmiş gibiydi. Alkar sormadan anlatmasını bekledi. Şuan kurdun insan nefreti arşa çıkmış olsa gerekti.

"Saldıran Kaşgar değil." Börü aniden konuşunca gözlerini hızla ona çevirdi Alkar. O değil miydi?

"Kimdi peki? Hava kavmine ait uçan şekil değiştirenler olduğundan bahsetmişlerdi." Alkar merakla sordu. Kimdi o zaman? Hava kavminin içinde hainler mi vardı?

Şüpheyle ona bakınca tahminin doğru olduğu gördü. "Hainler... Birden bire emir almadan insan kasabasına saldırı düzenlemiş ve yakıp yıkmışlar." Alkar bitkilere ilaç sıkmak için eğildiği yerden doğruldu.

Börü konuşmaya devam etti. "Asıl olay şu ki saldıranlar zaten Kaşgarı desteklemeyen taraftı. Kaşgar onları öldürmek istese de orman kanunları izin vermediği için yaşamalarına izin vermişti. Şimdi ise..." Sıkıntıyla olduğu yere çöktü. Başka bir şey daha mı vardı?

"Bir şey daha var değil mi?" Alkar bilmişlikle konuştu. Börü sarı gözlerle ona baktı. Alkar gözlerini kaçırmadı. "Kaşgar'ın ablası onlara engel olmak istemiş gitmeden önce diğerleri. Sonra öldürülüp bir kenara atılmış. Bu sabah güneş doğarken cesedini başıboş dolaşan bir canavar bulmuş. O çok güçlüydü Alkar..." Alkar farkına vardığı gerçekle gözlerini kocaman açtı.

"Çok mu güçlüydü? O zaman kim öldürdü?" Börü sinirle hırladı ve nefretle konuştu. "Kristian Collare'nin ateş gücünün nasıl işlediğini bilir misin?" Alkar alakasını anlamadığı için başını olumsuz anlamda salladı. Güvenilir birinin hain çıktığını sanmıştı.

"Ateşi o istemeden sönmez, öyle ki su bazlı bir canlı bile yanar." Alkar şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Börü anlatmaya devam etti. Şahit olmuş olacak ki bir yerlere dalmıştı. "Ne o istemeden söner, ne de onun izni olmadan biri dokunabilir. Eğer o izin verirse biri ateşi eline alabilir. Ne kadar küçük olursa olsun. Bir kıvılcımı bile." Alkar kaşlarını çatarak dinlemeye devam etti. Bir şeylerin farkına varıyordu ama bunu kabullenemiyordu.

"Bu onun en büyük taktiği..." Börü saklamadığı nefretle hırlayarak konuşmaya devam etti. Nedense bir an Börü'nün gözlerinin dolduğunu sandı. "Birine ateşinden bir kıvılcım verir. O kişi de Kristian'ın öldürmek istediği kişiye fark ettirmeden üstüne bırakır. O kadar küçük kıvılcımı kimse fark edemez ama Kristian hedefe vardığını fark edince kıvılcımı büyütür ve asla sönmeyen ateşiyle yavaş yavaş kurbanını canlı canlı yakar. Bu çok..." Kafasını eğdi. Alkar da ona bakamıyordu.

"Canice." Alkar eliyle yüzünü ovdu ve bir şey diyemedi.

"İlk önce küçük ateşle ses tellerini yakıyor... Sesi çıkmasın diye." Alkar daha fazla dinlemek istemiyordu. "Daha sonra yavaşça bütün vücuduna yayıyor ateşi." Börü duraksayarak anlatmaya devam etti. Alkar emindi. Börü'nün değer verdiği biri bu canice şeye maruz kalmıştı ve Börü bir şey yapamamıştı.

"Başkası o ateşe dokunsa bile o ateş kendisi yakmaz çünkü sadece bir kişiye ayarlanmıştır. Ne söndürebilir ne de kendisini yakabilir aynı alevle..."

Sessizlik oldu. Börü de sevdiğini bunla kaybetmişti. Şimdi Kaşgar da ablasını böyle kaybetmişti. Kim bilir kaç kişi bu canice yöntemle can vermişti?

Alkar'ın onu gebertme isteği arttı.

"Yakında o da ölecek." Emin bir sesle konuştu. Börü ona bakmadı ve ortadan kayboldu. Alkar bir süre Börü'nün olduğu bölgeye baktı ve hiçbir şey olmamış gibi işine döndü.

En yakın zamanda Hava Kavmine gitmeliydi.

Ama ilk önce şu pazar günü olacak gösteriyi atlatmalıydı.

Orada ilk olayı başlatacaktı.

Günler geçti, Börü bir daha Alkar'a görünmedi.

Ve sonra pazar günü geldi.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 859

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 743

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17361 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23482 Bölüm Sayısı


creator
manga tr