Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

DİPTEN EN TEPEYE - 36. Bölüm: Anlaşma


Günler geçip giderken çoktan bir ay olmuştu. Tiny tam olarak Prens Luth'un nişanlısı olarak saraya artık istediği gibi girip çıkabiliyor, hatta kalabilmesi için özel oda bile yapılmıştı. Alkar da bu arada efendisinin bu hakkından olabildiğince yararlanmıştı.

Planı kısa sürede 'Öldür ve Bitsin' modunda değil de uzun süreli 'Yavaşça sıç ağızlarına' tarzındaydı. O yüzden şu bir ay içinde çok fazla gelişme olmamıştı.

Komutan Zakoes'in yardımcısı Carlo ile birkaç kere görüşmüş, adamın gözüne iyice girmişti. Adam kendisini ölümlü sandığı halde gerçekten iyi davranıyor, sözlerine önem veriyordu. Bu kadar kısa sürede kıvama gelmesi Alkar'ı mutlu ediyor, aynı zamanda onunla aynı havayı solumak kendisini kusacakmış gibi hissettiriyordu.

Bir ara kendi kardeşlerini canlı canlı yiyen 'Rileyna'yı bile görmüştü. Ona attığı bakış yüzünden canavar huysuzlanmış ve Alkar'dan uzak durmaya çalışmıştı. 

Alkar onun konuşamadığını görünce düşük seviyeli bir canavar olduğunu düşünse de sadece konuşup sahibi sıkmaması için onu yakalayan satıcıların canavarların ağzına bu tür mühürler koyduğunu öğrenmişti. Alkar kesinlikle o canavarı da gebertecekti.

Bu arada Prens Fred'i pek görmemişti. Sadece birkaç kez Tiny'nin arkasından koşuştururken rastlamıştı. İlk başlarda pek değişiklik göremese de sarayda dolanan söylentileri işittiğinde işe yaradığını anladı. Prens Fred bir günde tamamen değişmişti.

Bundan sonra Alkar'ın karışacağı bir bölüm kalmamıştı. Gerisi çorap söküğü gibi gelecekti.

Saray mutfağında oturup elindeki kitabı okurken bunları aklından geçiriyordu. Elindeki kitap gerçekten ilgi çekiciydi. Çok eski bir zamandan olsa da artık bu zamanda pek değeri olmayan bilgileri içeriyordu.

Üzerindeki damgadan bu gezegene ait olmadığı anladı.

Kitapta satranç adı verilen garip bir oyundan bahsediyordu.

Bir şah, bir vezir, iki fil, iki at, iki kale ve sekiz tane piyon adı verilen kendine özgü şekillere sahip olan bu taşların bir de kendilerine ait hamleleri vardı.

Alkar karşısında bu oyunu oynayabileceği birini isterdi ama elinde ne o oyundan vardı ne de o oyunu bilen biri.

Daha dikkatli inceleyince oyunu farklı şeylere benzetmeye başladı.

Şah oyundaki kraldı. Vezir ise kralın en güçlü oyuncusu, piyonlar ilk feda edilebilir elemanlardı... Filleri pek anlamasa da garip hareketleri ile baya garip ama kullanışlı olduğunu düşündü. Kaleler ise şahın önündeki bütün düşmanları temizleyebilecek kadar güçlü duruyordu. Atlar ise 'L' harfinde gittiği için sadece garip olduğunu düşünebildi.

Okumaya devam ettikçe ilk hamlenin sadece piyonlar tarafından yapılabildiğini düşünse de atlarla da başlatılabileceğini okuyunca şaşırmaktan kendini alamadı.

Garip bir oyundu.

Kitabı almaya karar verdi. Şu işe bakın ki bütün ilgisini çeken kitaplar ya yakılmak ya da geri dönüşüm için gönderiliyorlardı.

Daha bitirmediği kitabı kapattı ve derin bir nefes aldı. Bunaldığını hissediyordu. Son bir aydır sadece ortalığı karıştırmakla uğraştığı için kendini paslanmış hissediyor, o ormana geri dönmek istiyordu.

Burada durdukça güçsüzleştiğini hissediyordu. Tehlikenin ne kadar içinde olursa iç güdüleri o kadar güçleniyordu.

Dışarıya çıkınca havanın acayip sıcak olduğunu anladı. Odhue enerjisi ile dolu olan saray dışarıdaki sıcaklığa göre kendini ayarlıyor, içindekilerin rahat etmesi için çalışıyordu.

İnsanlar dışarıda açlıktan ölürken bunlar sıcaklığı ayarlamak için üstün büyüler yapıyordu.

Elinde kitap bahçede biraz yürüdü ve bir ağacın altına oturdu. Tiny birkaç saat daha görünmezdi. Nişanlısı Prens Luth ile Bürküt Ata*'lara binmişlerdi. Herkes o kadar asil canlılara binmeyi bırak karşılaşamazdı bile ama Tiny Prensin nişanlısı sıfatı altında birçok şeyi yapabiliyordu.

Gökyüzüne bakmaya başladı ve düşündü.

Her şey bittikten sonra ne yapacaktı?

Hayatında ona verilen tek şansı o eti çiği yiyerek harcamıştı zaten. Bu haliyle nasıl olurda evrene açılabilirdi?

Mümkün değildi.

Daha güçlerini geçin orada normal bir ortammış gibi duramazdı bile. Yer çekimi olmayan yerde dengesini sağlayamaz, sonsuz boşlukta kapılır giderdi.

Hadi durabildi diyelim, bu vücudu o ortama en fazla iki gün dayanırdı, daha sonra baskıya dayanamaz parçalanırdı.

Alkar anlını kırıştırdı. Kat etmesi gereken çok yolu vardı aynı zamanda planını da en eksiksiz şekilde hayata geçirmeye çalışıyordu. Kendisinden üstün olan insanlarla bir kedinin fareyle oynadığı gibi oynamaya çalışıyordu.

Bu çok riskliydi.

Sorun şu ki planı istediği gibi biterse bu gezegende barınamazdı, o yüzden gitmesi gerekecekti. Gerçek bir seviyeci olmak istemesinin en yegane nedeni buydu. Hayatını bu planla birlikte sonlandırmayı aklının ucundan bile geçirmemişti.

Derin bir nefes verirken aniden yanında beliren kurda baktı. İlk başlarda şaşırsa da artık kendini tutabiliyordu. Bıkkın gözlerle ona baktı.

"Bundan zevk mi alıyorsun?" Alkar alaycı bir sesle söylese de yüzü bir hakim kadar ciddiydi. Börü her zaman böyle sorulara karşı alaycı bir bakış atıp dalgacı ifadeyle cevap verirdi.

'Evet, ne sandın insan?' gibi... Ama bu sefer kurdun yüzünde bir mimik bile oynamadı. Alkar şaşırsa da saklamayı başardı.

"Bir ay doldu." Börü'nün cevabı yüzünden anlı anlamadığını belli edercesine kırıştı. Sonra ise çaktı. Kurdun yaklaşık bir ay önceki cümlesini hala hatırlıyordu. 'Bir ay sonra senin canını alacağım.' Ne ara dolmuştu süre?

Gergin bir şekilde ona baktı. Şimdiye kadar bir ay bittiği için telaşlanmamıştı çünkü aralarındaki ilişki avcı kurban ilişkisinden çok gıcık arkadaş tanımına giriyordu. Arkadaşı çıkartsalar daha iyi olabilirdi gerçi.

"Beni öldürecek misin?" Alkar düz bir sesle sordu. Börü'nün yüzünde daha önce görmediği kadar çok yoğun intikam isteği ve kibir vardı. Alkar  bir an endişelenmediği için pişman hissetti.

"Elbette öldüreceğim, bir ay boyunca seninle takıldım diye vazgeçeceğimi düşünmedin değil mi?" Alkar açıkcası öyle ummuştu. Umduğu gibi gitmemiş olması canını sıkıyordu. Yanılmamaya alışkındı. 

"Bir daha düşünmeye ne dersin, Börü?" diye kendisini öldürmeye cüret etmemesi için buz gibi sesle konuştu. Börü geriye bire adım bile atmadı ve şimdiye kadar göstermediği ifadesini gösterdi.

Birden ruhun tüyleri kabarmış, parlamaya başlamıştı. Enerjisi ağırlaşırken Alkar terlediğini hissetti. Bir ay önceki neredeyse hiçbir şey yapamayan ruh gitmiş, yerine gerçek canavar gelmişti sanki.

Alkar buna dayabildiği için şanslıydı. Bunu ormana borçluydu.

Burada ona saldırmaya hazırlanan kurda bir bakış atarken aniden ayaklandı. "Burada çözmeyelim işimizi. Takip et."

Uzun bir zaman daha gelmeyecek olan kıza güvenerek ormana daldı.

Kavga mı istiyordu?

En alasını alacaktı.

Daha önce bir ruh yaratığı ile kavga etmemiş olabilirdi ama her şey deneyimdi değil mi?

Deneyim de kazanmış olurdu, aynı zamanda ilk ruh yaratığını katletmiş olurdu.

Birçok kazancı vardı.

Başka birisi bir insanın bir ayda olsa arkadaşça takıldığı ruh yaratığı ile ilgili böyle düşündüğünü görse dehşete düşerdi. 

Alkar neredeyse memnun hissediyordu.

Aynı canavarın ikinci kere elinde ölmesi o kadar da kötü olmazdı, ha?

Alkar iyice uzaklaşırken tereddüt etmedi. Kolundaki dövmeden de korkmuyordu. İlk dövmenin silinmesinin iyi yanlarından biri de artık uzaklık sınır falan yoktu. Sadece ya yapan kişi ya da taşıyan kişi ölünce dövme kayboluyordu.

Tabi yapan kişi isterse bozabilirdi ama Tiny asla istemezdi.

Alkar'ın üç hafta etrafta olmadığı zamanda Tiny zamanını tamamen prensle geçirmişti ve prens de her zaman köleyi kızdan koparmak için uğraşmıştı. Kim olursa olsun, bir köleden bile kızı kıskanıyordu. Dövmesinin özelliği adam sayesinde gitmişti. Ona minnettardı Alkar.

Saraydan hızlıca uzaklaştılar. Alkar enerjisini ayaklarına vererek yarım dakikada istediği yere ulaştı.

Bir süre arkası dönük bekledi. Gözü ilerideki çınar ağacındaydı.

"Emin misin, Börü?" Adının özellikle üstüne basmıştı. Arkasındaki kurt hırladı ve üzerine atlamadan önce kindar bir sesle onayladı. "Hiç bu kadar emin olmamıştım."

Alkar aniden kendisine saldıracağını beklediği için insanüstü bir hızla kaçtı ve bir tekme yolladı. Tekme ruh yaratığını içinden geçti. Hiçbir işe yaramadı.

"Bedene sahip olmayan birini fiziksel olarak yenebileceğini mi düşünüyorsun! Hahahah ne kadar da aptalsın!" Alkar Börü'nün sözlerini takmadı ve ani pençe darbesinden kaçındı. Altındaki toprak sallanıyordu.

"Bir yolunu bulurum." diye mırıldandı. Sesinde herhangi bir titreme yoktu, Börü bu yüzden şüpheye düştü. Bir şey mi saklıyordu bu insan?

Bir aydan beri bu insanı izliyordu. İlk başlarda acayip sıkıcı gelse de yaptıkları gerçekten garipti. Sanki herkesi parmağında oynatıyor gibiydi.

Arkalarından iş çeviriyor, ortalığı birbirine katıyordu. Börü'yü en çok sinirlendirense kimsenin bunun farkına bile varamamasıydı. Nasıl olur da bütün işlerin başı oyken şüpheli durumda bile olamazdı?

İçindeki bütün kinle hırlamayla karışık bir bağırtı koparttı. Alkar istem dışı vücudunun bir an duraksadığını hissetti. Bir saniye de olsa yine hareket edince çok geçti. Pençeler çoktan kolunu yarmıştı bile. Anında kanlar şırıl şırıl akmaya başladı.

Geriye çekildi ve avcı gibi bakan gözlerle onu izleyen kurda baktı. Vazgeçse olmaz mıydı?

Kurt duymuş gibi, "Seni parçalayacağım!" diye bağırdı. Alkar ise eline enerjisini topladı ve ona temas ettirmeden enerjiyi dışarı bıraktı. Koca enerji kütlesi birden Börü'ye çarpınca kurt acıyla inledi. Direk enerji saldırısı yaparsa onun canını acıtabilmek onu memnun etmişti.

Laf söylemeden saldırılarını bu türde yapmaya çalıştı. Elinde kanamalar oluşsa da durmadı ve kurttan kaçınmaya çalışırken canını acıtan hareketi ardı ardına yapmaya devam etti. Kalbindeki sancı da artmaya başlamıştı. Bu garipti. O acı her zaman sabitti, artmazdı. Neden artmıştı ki? Alkar çok az bir artış olsa da hissetmişti.

Börü bir anda dişlerini bacaklara geçirdi ve Alkar onu itmekte geç kaldı. Onu itince çoktan bacağının alt kısmında uzun süre iyileşmeyecek bir ruh yarası vardı. Alkar  ilk defa ruh yarası alıyordu.

Ruh yaraları direk ruh yaralanınca oluyordu. Bunu bir tek ruh yaratıkları gibi ruh formunda olan canlılar yapabiliyordu. Bazı istisnalar varsa da bilmiyordu. Hızla geri çekildi. Bu yaralar çabuk iyileşmezdi. Sinirli gözlerini ona çevirdi. "Ağzına sıçacağım senin Börü." Börü artık ciddileşen adama bakınca memnun oldu. Şimdiye kadar onunla öldürme isteği ile dövüşmemişti. Aradığı şey şuan gözlerindeki ifadeydi.

"Evet böyle!" Heyecanla mırıldandı ve ona atılan adamın üstüne atladı. Alkar enerji kütlesini önceden göndermiş, kurt bile dişleriyle parçalayamamıştı. Kayaya çarptı ve her yer parçalara ayrıldı. Ama kurt olağanüstü bir şekilde çabuk toparlanıyordu. Alkar daha hazırlanamadan üstüne atladı ve omzuna keskin dişlerini geçirdi.

Alkar'dan boğuk bir ses çıktı ve ikili yere kapaklandı. Eline yaydığı enerjiyle vücuduna vursa da kurt bırakmıyordu. Kim bilebilirdi ki bir ay boyunca normal arkadaş gibi takıldıklarını?

Şuan ezili düşmanlardan başka bir şeye benzemiyorlardı.

Kendisini bırakmayan aynı zamanda ruhuna bir derin yara daha açan kurda sinirli gözlerle baktı. Kalbinde bir şeylerin ağırlaştığını hissetti. Şu aptal kurdun kendine inandırdığı düşünceler olmasa burada zaman kaybetmezdi. İçindeki 'nefret' duygusu aniden büyüdü ve büyük bir enerji elinde toplandı. Hızla kafasına avucunun içiyle ezici bir vuruş gönderdi.

Az önce ruhuna bir tane daha ağır yara açtığı için Börü kendini memnun hissediyordu. Her ne kadar bir ay geçirse de insan, insandı. Ölmesi gerekti.

Şuan altında bir bok yapamayan genci görünce içten içe değişik hissetse de onu baskılayan kibir duygusu vardı. Sonra ise hiç beklemediği zamanda kafasına darbe yedi. Bir an bütün hayatının gözlerinin önünden geçtiğine yemin edebilirdi.

Genç kafasını bırakamamış, o anki gücüyle yere bastırarak sürüklemişti. Etrafta büyük bir şok dalgası oluştu ve yer çatladı. Kafasını sürüklediği yerde topraktan bir yol oluşmuştu resmen. Gençten çıkan şok dalgası etraftaki ağaçları yıkmıştı. Kurdun gözleri şokla aralandı.

Az önce dişleri altında kıvranan çocuk ne ara bu kadar enerji toplamıştı?

Bir dakika!

O nasıl onun kafasını tutuyordu?

Şokla gence baktı.

Kendisi bir ruhtu! 

Gencin elinin içinden geçmesi gerekiyordu, onun kafasını tutması değil!

Vücudundan acı dalgası geçerken hiçbir şey yapmadan gence baktı.

Ruhlara sadece harika enerji kontrolü olanlar dokunabilirdi.

Ruhlar ile odhue arasında garip bir bağ vardı. Eğer o enerjiyi yeteri kadar iyi kullanabilirsen ruhlara, ruh yaratıklarına dokulunabilirdi.

Ama enerjiyi iyi kullanabilmesi gerekiyordu!

Bu çocuk odhue'de iyi falan değildi!

Nasıl?

Alkar sinirle ona bakarken kalbindeki ağrının çok fazla arttığını hissetti. Bayılacağını sansa da bilincine zar zor tutundu. Kurt ona şokla bakıyordu. Neden?

"Nasıl..." Kurdun şaşkın sesini duyunca kafasını toparlamaya çalıştı. Bütün düşünceleri kalbinden bütün vücuduna ve ruhuna yayılan acıyı nasıl yok edebileceği üzerineydi.

Anlayamadı. Kurt devam etti. "Ben bir ruh yaratığıyım. Nasıl bana dokunabilirsin?" Alkar acının ardından yeni fark ediyordu. Onun kafasını tutmuştu.

Kendisine bir an inanamadı. Onun enerji kontrolü mükemmel falan değildi. Mükemmellikten çok uzaktı.

Nasıl yaptığını bilmiyordu ama şuan bunu düşünemezdi. Bilincini zar zor tutarken değil.

Kararmaya başlayan gözlerini bir kenara bıraktı ve kafasını tuttuduğu Börü'ye hitaben konuştu.

"Benden neden nefret ettiğini bilsem de anlam veremiyorum. Benim yüzümden mi öldün? Anlıyorum ama sana bana yardım etmen için yalvaran ben değildim, o senin hür iradenle yaptığın bir hareketti. Artık saçma düşüncelerini kes!" Sonra sinirle irice açılmış, kızılları artmış olan kahverengi gözlerini kurdun sarı gözlerine dikerek konuştu.

"Sadece ruh yaratığına dönüştükten sonra yaşamak için bir neden arıyordun. Ruh yaratıklarının dışarıdan müdahale almadıkça ölmediğini bildiğin içi birilerinin seni öldürebileceğini umuyordun ama benden iş çıkmayınca beni öldürmeye karar verdin! Burada durman gerek!" Sesi yüksek olsa da öfke daha çok karşısındakini ürpertiyordu.

"Sana bir kere söyleyeceğim! Kabul edip etmemen sende kalmış. Eğer bu sıkıcı hayattan bıktıysan benim yaptığım devrime ne dersin?" 

Börü şimdiye kadar hem şokla hem de sinirle insanı izlemiş, onu parçalamamak için kendini zor tutmuştu. Gerçeği yansıtan sözleri kesinlikle sinirini bozmuştu. Sonra o cümleyi söylemiş, kafasını karıştırmıştı.

"Devrim derken?" Şaşkınca sordu. Alkar ödün vermeden konuştu.

"İntikamım burada bir devrim yaratacak. Buna birinci elden şahit olmaya ne dersin?" Börü'nün kafasında devrim kelimesi yankılandı.

"Sadece bu gezegende insanlara yapacağın devrim beni ilgilendirmiyor." Börü bu fikri sıkıcı bulmuştu. Dövüşmeyi tercih ederdi.

Alkar kısık gözlerini ona dikti. Börü gencin gözlerine bakarken bir ara duraksadı. Dahası da mı vardı?

Alkar kendinden emin sesle konuştu.

"Sadece bu gezegende ve insanların arasında olduğunu düşünen de kim? Ben bütün krallıktan ve üstünde yaşayan her canlıdan bahsediyorum." Börü daha ne kadar şaşırabileceğini bilmiyordu.

Aklına gencin insanların kafasına yüklediği düşünceler geldi. Hala bir çoğunun nedenini anlamasa da insanın yaptığı her işte bir anlam olduğunu daha yeni anlıyordu.

Karşısındaki insana bir canavara bakar gibi baktı.

Belki de eğlenceli olabilirdi?

"Bu gösteriyi ilk koltuktan izlemeye hayır demem. Beni hayal kırıklığına uğratma, yönetmen."

Alkar kabullenen Börü'nün kafasını bıraktı.

"Hayatında izleyebileceğin en iyi gösteriyi ilk elden izleyebildiğin için kendini şanslı say, Börü."

Börü ona ad ile seslenmeye devam eden insana kızsa da bir şey demedi.

Ona bir şans vermişti, umarım hayal kırıklığına uğramazdı.

Ve bu anlaşmayla çok uzun süre sürecek olan maceraları başlamış oldu.

Bürküt Ata: Türk Mitolojisinde bulunan bir canavardır. Vücudu devasa bir kartal gibidir.

Kaç bölüm önce bilmiyorum ama söylemiştim. Arada bir bir şeyler oluyor kendi kendime bir-iki gün tatil veriyorum. Bu da onlardan biriydi. Bu arada sınavlar yaklaşıyor. Şu Mayıs'ın sonuna kadar bölümler baya düzensiz gelebilir, kusuruma bakmazsınız umarım. İyi okumalar.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1267

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1082

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 666

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 605

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15647 Üye Sayısı
  • 515 Seri Sayısı
  • 21158 Bölüm Sayısı


creator
manga tr