Korku dağları bekler. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 35. Bölüm: Bu Sefer Farklı Olan Ne?


Sarayda bulunan herkes bir telaş içindeydi. Bugün büyük gündü. Kraliyet ailesi bütün halka önemli bir haber verecekti. Şimdiden bütün soylular ve halk duyurunun yapılacağı balkonun altında kalabalık oluşturmuştu.

Sarayda bir odada kız ve erkek vardı. Erkek olan kızın hazırlanmasına yardım ediyordu. Bunlar Alkar ve Tiny'di. 

Kız çok güzel ve kraliyet ailesine yakışacak kadar şık bir elbise giymişti. Elinde kraliyet ailesine ait armanın sembolünü taşıyan yüzük vardı. Kızın saçları tepeden zarif bir topuz yapılmıştı. Alkar boynuna kolyelerden birini taktı. Tiny kolyeye dokunarak ciddi gözlerle aynaya baktı.

"Ailem geldi mi Alkar?" Alkar Tiny'nin özel işleriyle meşguldü son zamanlarda. Evliliğin onaylanması ile birlikte saray karışmıştı. İlk günlerde herkes tartışma içindeydi. Bazıları kızı onaylarken diğerleri onaylamıyordu.

Onaylamayanlar arasında Zakoes de vardı. 

Bir süre sonra durulmuş olan saray tekrardan bu sefer haber vermenin hazırlığı için çalışmaya başlamıştı. Haber verildikten sonra önde gelen soylularla birlikte Tiny'nin ailesi hummalı bir hazırlığa girişmişti.

Kraliyet ailesi Ykania'ya özel bir gemi bile göndermişti. Altı gezegende şimdiden dedikodular dolanmaya başlamıştı.

"Prens Luth Genç Neslin Canavarı Tiny Gnaey İle Evlenecek!"

Güzel manşet değil mi?

Alkar bu arada Tiny'nin ailesi ile uğraşmak zorunda kalmıştı. Daha önce hiç saray adabı ve zerafeti görmeyen bu alt tabaka aile kesinlikle yanlış bir şey yapmamalıydı. Tiny onu özellikle uyarmasa bile kuralları iyice kafalarına sokacaktı.

Ne kadar başarılı olduğunu bilemiyordu. Abisi olacak işe yaramaz kesinlikle kızlara fazla açgözlü bakıyordu ve ilgi çekmesi an meselesiydi. Anne ve babası ise acilen bu kadar yavşak olmayı bırakmalıydı.

Saraya gelip bizzat kral ile kraliçe ile tanışmışlardı. Tiny'e ne kadar iyi davranıyorlarsa ailesini bir o kadar küçümsemişlerdi. Yalakalıklarına sessiz kalmayı becerebilen kral ile kraliçe onları saçma bir nedenle erken bile göndermişlerdi. Kendileri anlamasa bile çalışanlar anlamıştı.

Rezaletti.

Bu yüzden günlerce onların yanında durup resmen nasıl davranacakları ile ilgili ders vermek zorunda kalmıştı Alkar. Tam bir işkenceydi.

Hele onların kendisine üstten bakmaları yok mu...

"Seni köle çekil gözümün önünden!" de ne demekti? Alkar onları oracıkta gebertmek istese de yapamadı.

Şimdi ise Kral en harika giysilerini giymiş parlak altın ve değerli taşlardan oluşan tacıyla balkona çıkıp konuşmayı yapmaya hazırlanıyordu.

Daha önce konuşmasını düşünmüş olacak ki kendi kendine tekrar edip duruyordu.

Tiny hazırlandıktan sonra buraya gelmişlerdi. Bir yerde prensler ve prensesler diğer yanda Kraliçe ve yardımcısı duruyordu. Bakanların Başkanı Kralının yanında duruyor ve konuşmasına yardımcı oluyordu.

Prens Luth ise ikili içeri girince resmen kızın üstüne atlamış, ateşli bir öpücük vermişti. Alkar onların çoktan yattığını anlamıştı.

Şimdi çifte kumrular kenarda fingirdeşirken Alkar ailesinin yanlış bir şey yapmaması için gözlerini üstlerinden ayıramıyordu.

Etrafa göz atınca herkes kendi işiyle meşguldü.

Bir an Kral başını kaldırdı ve etrafı gözetledi. Birden sinirle yüzü kasıldı. "Fred nerede?!" Ani sesiyle herkes irkildi. Kralın gücü ve enerjisi kesinlikle küçümsenemezdi. Oradaki çoğu kişiyi titretti.

Bir muhafız titrek adımlarla Krala yaklaştı ve önünde diz çöktü. "Bağışlayın efendim! Ben Prens Fred'in muhafızlarından biriyim ama onu bulamadık!" Kral artık sinirinden çıldıracaktı. Yanındaki adamları ve Kraliçe onu sakinleştirmeye çalıştı. Kraliçenin yüzündeki sinsi ifadeyi tesadüfen Alkar yakaladı. Kaşları havalandı. Neler oluyordu?

"Çabuk bulun onu!" Kral bağırdı. Yaklaşık yarım saat içinde tam bir şekilde halkın önüne çıkmak zorundalardı. Bir prensin eksikliği bile etrafta dedikodu kaynağı olurdu. Hatta Kralın adı, "Oğluna bile sahip çıkamayan kral." diye çıkabilirdi! O zaman kesinlikle o çocuğu astırırdı!

Muhafızlar hemen dağıldı ama kral hala iyi değildi. Tiny'nin kendisine olan bakışlarını yakalayan Alkar ne demek istediğini anlamadı ama kızın aklında sinsi planlar vardı.

"Benim kölem de aramaya katılsın." Tiny'nin sesi ile herkes ona döndü. Alkar kaşlarını çatmamak için zor durdu. Bu kızın amacı neydi?

"Neden senin kölene ihtiyacımız olsun ki?" Bunu hakaret olarak algılayan Kral sert sesiyle konuştu. Tiny masum sesle, "Size şimdiye kadar herhangi bir yardımda bulunmadım. En azından bunu yapabileyim. Size elimdeki tek adamı veriyorum." Bir nevi 'Tek hizmetçimi bu kadar önemli anda size verebilecek kadar harika biriyim.' izlenimi vermişti.

Kralın bakışları yumuşadı.

Alkar gözlerini devirmek istedi. Başına iş çıkarmıştı yine.

Aldığı emirle hafifçe eğildi ve hızlıca odadan çıktı. Uykuluydu. Doğru düzgün uyuyamamıştı bile. Bir de kaçak bir prens arayacaktı. Bu pek istediği bir şey değildi.

Etrafta koşuşturan hizmetçilere çarpmadan aramaya başladı. Bir prens nereye saklanırdı ki?

Nereden bilsindi Alkar?

Prens miydi sanki?

Bir dakika.

Kendisi prens olmayabilirdi ama prens bir tanıdığı vardı, değil mi?

Ona sorsa şansı artmaz mıydı?

Saçma olsa da denemeye değerdi.

"Roald ailene kızsan nereye saklanırdın?" Saçma sorusuyla beraber bazıları anında kahkaha attı. "Dostum, sarhoş musun?" Garon kahkaha atarken zar zor konuştu. 

Alkar homurdandı. "Ciddi bir konu var şuan." Mana alaycı sesle konuştu. "Nereye kaçar be o pahalı canavarına biner ve başka bir gezegene tatile gider, en eski şaraplardan birini yudumlayıp ağlar." Mana resmen Roald'ı yerin dibine sokmuştu. Alkar baştan beri onların arasının gergin olduğunu biliyordu. 

Oflarken sarayda yürümeye devam etti. Neredeydi şu isyankar prens?

"Mana, böyle cümleleri ne cüretle bana söylersin?" Roald'ın buz gibi sesiyle Alkar bakışlarını ileriye odakladı. Bu adam fazla soğuk davranmazdı. Mana yine onu kızdırmıştı. Böyle zamanlarda Mana direk cevap veriyordu.

"Gücümden aldığım cüretle böyle konuşabiliyorum prenscik." Emest'in "Vaziyet alın gençler." diye mırıldandığı duydu.

Alkar hala dolaşmaya devam ederken soru sorduğu için pişmanlık duymaya başlamıştı. Cidden, gereksiz yere kavga çıkarıyorlardı şuan.

Başlarda Emest ve Garon çatışsa da sonralar düzelmişti. Arada yine tartışsalar da ciddi değildi. Ama bu ikisi karşı karşıya gelince...

Bazen görünmez kıvılcımların çaktığını sanıyordu.

"Sen kendini üstün görebilirsin ama karşımda bir dakika bile duramazsın, Mana. Ergenliği bırak ve gerçekleri gör." Ciddi ve soğuk bir ses tonuyla söylenen sözlerden sonra sinir hastası olan Mana gerçekten öfkelenmişti.

"Hey prens!" Alaycı bir sesle söylendi. "Ailenin arkasından böyle konuşmak kolay tabi! Hiç gerçek anlamda tehlikenin içinde bulundun mu sen?" Alkar gözlerini kıstı. Roald'ı korkaklıkla itham etmişti. 

Roald'dan bir ses gelmedi ilk başta. "Eğer bir gün karşılaşırsak sana gerçek tehlikeyi göstereceğim, Mana." Bazıları ilk kez Roald'ın böyle konuşmasının verdiği şaşkınlıkla araya girdi.

"Hey, hey, hey! Sakin olun!" Alvar olabildiğince tarafsız bir şekilde araya girdi.

Emest, "Haydaaa..." diye konuşmaktan kendini alamadı.

 Mana durmadı. "Sakin mi? Asıl burada sakin olması gereken koskoca imparatorluğun varisi olan kişidir! Daha kendi iradesine sahip çıkamıyor!" Alkar bahçe bölümüne girdi. Dışarıdan halkın bağırışlarını çok kolay bir şekilde duyuyordu.

Bu gidişle araması bitmeyecekti.

"Ben sözümü dedim." Roald kibirli bir sesle konuştu. Alkar'ın adımları bir an duraksadı. Bu ses ilk tanıştıklarındaki gibiydi. Bir an huzursuz oldu.

"Aferin. Ben de dedim. Senin kıçını tekmeleyeceğim." Mana da sözünü söyledi ve ikisi de sessizliğe gömüldü. Az önce neler olmuştu? Alkar dilini ısırdı. Başına kaynar su dökülseydi de sormasaydı o soruyu. Hem cevapsız kalmış hem de gerginliğe neden olmuştu.

Bir an konuşamadı. "Senin suçun değil, Alkar." Her zaman mantıklı yorumlarda bulunan Vitale hissetmiş gibi ona seslendi. Alkar, "Biliyorum." diye mırıldanabildi.

"Of be! Çocuk gibiler!" Garon bıkmış bir sesle konuştu. "Ne abarttılar öyle ya..." Emest de onay verdi. Alvar sessiz kalmayı tercih etti.

Alkar umutsuz aramasına devam etti. Sonunda konuşmaya on dakika kalan bir yere çöktü. Adam yoktu. Yer yarılmış içine girmişti resmen.

Kafasını duvara yasladı ve mırıldandı. "Emirlerinizi sikeyim."

"Peh, hemen pes ediyorsun. İnsanlar işte." Ani sesle sıçradı ve saldırı pozisyonu aldı. Gördüğü yüzle rahat bir nefes verip tekrardan eski pozisyonuna döndü.

"Asıl beni görünce korkmalısın insan! Neden rahatlıyorsun ki?" Bir buçuk haftadır görünmeyen Börü şimdi görünmeye karar vermişti anlaşılan.

"Neden geldin?" Alkar sabit bir sesle konuştu. O kavgaya şahit olduktan sonra modu bayağı düşmüştü. Börü merakla ona baktı.

"Bilmem kaç saattir sıkıntımdan seni izliyorum. Az önce biraz garip davrandın..." Alkar soru işareti dolu gözlerle ona baktı. "Bir anda duraksadın. Sanki bir şey sinirini bozmuş gibi yüzün kırıştı hafifçe. Sanki bir şeye şahit olmuşsun ve bundan memnun kalmamış gibiydin." Alkar bir an ne diyeceğini bilemedi.

"Ne o beni o kadar çok mu inceledin?" Börü sinirle ona hırladı. "Ne alaka be! Tesadüfen gördüm tesadüfen!" Alkar inanıyormuş gibi başını salladı. Bu konuyu geçiştirmekti amacı.

Oturmaya devam ederken sadece beş dakikası kaldığını gördü. Ani fikirle Börü'ye sordu. "Bir insanı bulabilir misin?" Börü hafifçe uçarak Alkar'ın güneşini kapattı. "Çocuk oyuncağı da o prensi bulmam ben. Git kendin bul." Alkar hafifçe somurttu. Onu nasıl ikna edebilirdi?

"Hadi ama koca ve haşmetli olan kurt bir insana bile yardım edemiyor mu? Benim gibi bir aciz insana..." Sonra sesini acındırdı. "Ancak senin gibi güçlü biri yardım edebilir bana. Bu aciz kuldan yardımını eksik etmezsin demi?" Alkar hep kullanılan bir şeyi kullandı. Yalakalık.

Kurt uzun zamandır övgü almıyor olsa gerek hemen havalara girmişti. "Eehehehhe beni bilmen senin yararına insan. Aferin. Tek seferlik bir iyilik yapabilirim." Alkar gülümsememek için kendini zor tuttu.

"Yaklaşık iki yüz metredeki çeşmenin orada." Alkar'ın gözleri sonuna kadar açıldı. Eğer durmasaydı şimdiye kadar bulmuştu onu. Şokla Börü'ye baktı. Kendisine kıs kıs gülüyordu. "Lanet olsun sana Börü..." Adı duyunca kurt hemen gerildi ve ses etmeden ortadan kayboldu. Bu isimden hiç hoşlanmıyordu.

Alkar çeşmeye yürüdü ve prensin orada oturmuş olduğunu gördü. Ne demeliydi?

Doğaçlama yapacaktı.

"Prens Fred." Seslenmesiyle adam boş bakışlarını ona çevirdi. Uzun zaman önce Zakoes yüzünden özgürlük için çırpınan adamdan eser yok gibiydi. Biraz şekillendirilmesi gerekiyordu.

"Babanız sizi bekliyor." Fred başını başka yere çevirdi ve, "Git." diye mırıldandı. Alkar ısrarla orada kaldı. Kralın konuşması başlamıştı. Yaklaşık on beş dakika sonra kraliyet ailesi takdim edilecekti. Kralın Fred gelene kadar uzatacağını biliyordu.

"Ailenizi, özellikle babanızı sevmediğiniz çok belli." Alkar aniden farklı bir konuya girdi. Fred bunu beklemiyor olsa gerek şaşkınca ona baktı. Alkar devam etti. "Bu çok belli. Birçok kişi de farkında. Başta babanız olmak üzere." Fred sert bakışlarını karşısındaki adama çevirdi. "Sen de kimsin..." Enerji hissedemeyince tereddütle söyledi. "...ölümlü?" Alkar başıyla onayladı.

"Az sonra aileye girecek olan Tiny Gnaey'in ölümlü kölesi Alkar'ım ben." Fred kısık gözlerle ona baktı. Bir süre kimse konuşmadı.

"Diğerlerinin aksine çalışanlara karşı daha kibar olduğunuzu biliyorum." Alkar zorlama bir gülümseme ile ona baktı. "Bunu babanızın onaylamadığını da biliyorum. Her an isyan çıkarabilecek potansiyele sahip bir evladı kim ister ki?" Fred'in bakışları bu cüretkar sözlerle karardı. Enerjisini aniden yayıp Alkar'ı duvara yapıştırdı.

"Bu ne cüret ölümlü?" Alkar şuan acayip rahat olsa da rahatsızmış gibi bir ifade takındı.

"Bunlar gerçekler. Yaşadığınız hayatı bir hapis gibi görmüyor musunuz, efendim?"

Efendime özel bir vurgu yapmıştı.

Fred dişlerini sıkarak konuştu. "Sen ne anlarsın ki köle?" Alkar alayla güldü. "Kendi hayatınızın berbat olduğunu düşünüyor ve herkese bela çıkarıyorsunuz. Her ne kadar çalışanlara iyi davransanız da sizin yüzünden bir çoğu hak etmeyeceği cezalara katlandı." Fred'in kaşları şaşkınlıkla havalandı. Alkar bir anda serbest kalıp yere yapıştı.

"Ne?" Çocuğun şaşkın sesine karşı rolüne devam etti, gerçeklerle birlikte.

"Özgürlüğü ve eşitliği her yerde dile getiren siz, ne hakla kendinizi acındırıyorsunuz?" Şuan tam bir kurban gibi konuşuyordu. Bu sistemin kurbanlarından biri gibi. Alkar batırmamak için kahkahasını tuttu.

Fred şaşkın gözlerle konuşmaya çalıştı. "Ben..." Alkar izin vermedi ve bağırmasa bile bağırmış kadar etki bırakacak sözleri söyledi. 

"Özgürlüğü ve eşitliği savunan siz! Bunun gerçekleşmesi için ne kadar çabaladınız ki işe yaramayınca isyan edebiliyorsunuz?"

Fred konuşamadı. Şaşkınlıkla köleye bakıyordu. Bir an Fred'in düşünceleri birbirine girdi. Sahi, çabalamış mıydı?

Sonra sinirlendiğini hissetti. Karşısındaki ölümlüye değil, kendine. "Bu kadar güçsüzken ne yapabilirim ki?" Alkar beklediği sorunun gelmesiyle sözünü söyledi.

"Siz prenssiniz."

İlk başta mantıksız ve saçma gelen bu cümle üzerinde düşünüldüğünde derin manalar içeriyordu. Çoğu insan bu sistemi yok etmek için bir hiçten yükselmeye çalışırken o zaten tepedeydi.

O prensti.

Birden Fred'in kafasında çarklar dönmeye başladı.

Ya şimdilik babasının gözüne girer ve daha fazla güç kazanıp zamanı gelince sistemi yok ederse? Olabilir miydi?

Alkar karşısındaki adamın tam olarak istediği şeyleri düşündüğünü bilerek sinsi gözlerle ona baktı.

Fred sevinçle karışık heyecanla ona baktı. "Adın neydi senin?" Alkar sakince üstünü silkeledi ve konuştu. "Alkar efendim." Fred karşısındaki az sonra abisinin nişanlısı olacak kadının kölesine baktı.

"Seninle iyi anlaşacağız gibi görünüyor Alkar. Şuana kadar krallığımın sana yaşattıkları için üzgünüm." Bu cümle bir an kafasında yankılandı Alkar'ın.

Bir özürle geçecek şey miydi bu?

Sahte gülümsemeyle ona baktı.

"Ailenizin yanına dönmeye ne dersiniz Prens Fred?"

Fred yıllardır kendisine prens diye seslenmelerinden nefret etse de ilk defa nefret etmedi.

O prensti, her şeyi yapabilirdi.

Kafasıyla köleyi onayladı ve sessizlik içinde ailesinin yanına gitti.

Kral oğlunun geldiğini görünce kızgınlıkla ona baksa da balkon konuşmasından ve haberin ilan edilmesinden sonra ilk defa önünde eğilip af dilemesi karşısında şaşkınlığa uğramıştı.

Bir baba olarak duygulanmış da olabilirdi. 

Kraliçe ise sinirle Kral'ın değişimine bakarak içinden lanet okudu.

Her ne kadar kazançlı bir çok kişi görünse de ortada tek bir kazanan vardı.

O da en arkada duvara yaslanmış olan ölümlünün ta kendisiydi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 977

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 919

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 760

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 722

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 603

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 516

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 492

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 446

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 71

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8844 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13721 Bölüm Sayısı


creator
manga tr