Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

DİPTEN EN TEPEYE - 33. Bölüm: Geri Dönüş


Alkar sıçrayarak uykusundan kalktı.

Kabus gördüğünü biliyordu ama hatırlamıyordu. Terlemişti. Boş gözlerle ağacın yapraklarına baktı.

Ormandaydı.

Derin bir nefes vererek eliyle yüzündeki terleri sildi. Uzun zamandır kabusları onu bırakmıyordu. Hafifçe vücudunu yokladı. Yaraları eskisi gibi çok acımıyordu. Su kenarına gidip elini yüzünü yıkadı.

Dört günü kalmıştı.

Sudaki yansımasına bakarken geri dönmek istemediğini düşünüyordu. O suratlara katlanamazdı. Ama geri dönmek zorundaydı. İntikamını alınca istediğini yapabilecek duruma gelecekti. Sabır etmesi gerekiyordu.

Etrafa baktı. Börü ortalıklarda görünmüyordu. Takmadı ve ayaklandı. Ağacın altına bıraktığı bıçağını aldı ve biraz yiyecek aradı. Şanslıydı ki yakında bir meyve ağacı vardı. Biraz yedikten sonra fazla iç taraflara yaklaşmadan yürümeye başladı.

Şu izin gerçekten kendisi için  yararlı olmuştu. Artık saldırıya uğramadan önce vücudu otomatik olarak kendisini uyarıyordu. Refleksleri artmış, hangi durumda ne tür saldırı kullanacağını daha çabuk karar verir olmuştu.

Gözle görülür bir değişim vardı.

Artık dövüşten çok başka şeylere odaklanmanın zamanıydı. Bu ormandan eli boş çıkmak istemiyordu. Buraya girmeden önce duyduklarına göre bu ormanda gerçekten değerli taşlar bulunuyordu. Zamanı gelince ihtiyaç duyabileceği kadar değerli taşlar. Çok içe giremezdi ama en azından bulunduğu bölgede birkaç tanesine rastlayabilirdi.

İnsanların yaşadığı bölgedeki orman yok edildiği ve yerine binalar yapıldığı için birçok madenler yüzyıllar önce tüketilmişti. Canavarlar bölgesine girip alsalar da istedikleri gibi kullanamıyorlardı. 

Sonuçta taşlar sınırlıydı ve boşa harcanmamalıydı. Yeni gezegenler fethetselerde sonuçta o gezegenler yeniydi ve daha değerli taş madenleri oluşmamıştı. Değerli taş madenleri gezegenin enerjisine göre değişiyordu.

Daha yoğun ve soğuk bölgelerde buz ve tıpta kullanabilecek taşlar oluşuyordu. Bu oldukça uzun bir süreydi. Binlerce yıl sürdüğü bile oluyordu.

Bataklık gibi yerlerde oluşan taşlar genellikle toprak ve doğasal işler ile ilgili oluyordu. O taşlar kullanılınca bir bitki aniden yetişkinliğe erebiliyordu. Ayrıca ruh yaratıkları bu taşları yemeyi çok severlerdi.

Ruh yaratıkları canlı bedene sahip olmadıkları için çok fazla beslenme ihtiyacı duymazlardı ama onlar da bir yerden odhue hariç enerji verecek şeye ihtiyaç duyuyorlardı. Bu da enerji taşlarından geçiyordu. Çok güçlü bir enerji taşını özümserlerse yüz yıl boyunca başkasına bile ihtiyaç duymazlardı. Sorun şundaydı ki bu gezegende o kadar değerli taşların yetişebilecek kadar eski ortam yoktu.

Alkar'ın duyduğuna göre bu gezegen yaklaşık yirmi bin yaşındaymış. Yani döngüye gireli yirmi bin yıl olmuş. Asıl yaşı elbette daha fazlaydı ama herkes döngüye girdikten sonraki yıllarını gerçek yaşı olarak alıyorlardı.

Alkar'ın çok güçlü olarak bahsettiği taşlar ise milyonlarca yılda oluşuyordu. Bu gezegen için imkansızdı.

Alkar bir an Roald'ın imparatorluğunda böyle taşların yetişip yetişmediğini merak etti.

"Roald, sizin gezegende güçlü taşlar yetişiyor mu?" Uzun zamandır pek konuşamıyorlardı. Herkesin işi başından aşkındı. Nedense hepsi aynı anda bir işle uğraşmak zorunda kalmıştı. Roald kendi imparatorluğunun prensi olduğu için onun işi daha fazlaydı.

Kendisi şuan başka bir imparatorlukla aniden ortaya çıkan bir yıldız için anlaşmaya varmaya çalışıyordu. Yeni bir yıldızın doğduğunu ama ikisinin sınırlarının arasında olduğu için aralarında gerilim olduğunu söylemişti. 

Savaş çıkma gibi bir olay söz konusu değildi gerçi. İki tane koskoca imparatorluğun uzayda savaştığını hayal edin... Galaksi ayakta durabilir miydi? Ya da galaksiler?

Tam olarak güçlerinden bahsetmeseler de diğerleri onların ne kadar güçlü olduğunu tahmin edebiliyordu. Şuan bulunduğu gezegendeki insanların asla konuşamayacağı hatta konuşmayı bırak aynı ortamda bulunamayacağı bir insanla konuşuyor olabilirdi Alkar.

Hatta bir tek o değildi. Diğerleri de pek normal sayılmazdı.

"Güçlü taşlar mı?" Roald ne kadar yorulduysa bu kadar basit bir soruya bile düşünerek cevap vermişti. "Ah, evet yetişiyor. Neden sordun?" Alkar çok fazla konuşturmak istemediği için tek bir tane soru sordu. "Kaç yaşında sizin gezegen?"

Roald biraz düşündü ve sonra emin olmadığını belli eden sesle konuştu. "Emin değilim... Milyarlarca yıldan daha fazla olduğu söyleniyor. Kimse tam olarak saymamış." Alkar bir an oradaki enerjinin nasıl olduğunu hayal edemedi.

"İşler nasıl gidiyor beyler?" Kimse fazla konuşamadığı için konuşmalar uzun sürmezdi. Mana konuşma bitmeden haberleri almak istemiş olacak ki fırsatı kaçırmadı.

"Ölüyorum galiba." Emest bıkkın bir sesle konuştu. "Neden bir ateş ejderhanın yavrusuna ben bakıyorum ki? Kaç kere kıçımı yaktı haberiniz var mı?!" Alkar kendi halinde dinlenen canavara göz attı ve önünden geçti. Kendisine saldırmamıştı.

"Kötü olmuş. Ben de bitkiyle sağ salim evime döndüm ama bilin bakalım ne ile karşılaştım?" Alvar gülünç bir sesle sordu. Sinirleri bozulmuş gibiydi. "Ne oldu?" Garon mırıldandı.

"Abim evlenmeye karar vermiş ben yokken. Bir geldim her yerde bir telaş. Elimde bilmem ne kadar değerli bitki, birinin beni takmasını bekliyorum ama yok! Annem bile elimdeki bitkiyle geldiğimi görünce 'Aferin evladım şimdi git onu kasaya koy sonra hazırlan. Abin evleniyor.' dedi. Yemin ederim küfür sevmeyen biri olarak ne kadar küfür ettiğimi, hatırlamıyorum. Şimdi de iş cezası yedim. Bitki satan koca dükkanımızın sayımlarını falan yapıyorum, aramalara çıkıyorum. Sinir bozucu!" Alkar adama üzülmüştü.

Vitale gülse bile çok da yaşama sevinci içermiyordu. Merakla sordu. "Sana ne oldu Vitale?" Vitale hayattan bıkmış sesiyle konuştu. "Şu politikacılardan nefret ediyorum."

Alkar kaşlarını çattı. Roald onların yerine sordu. "Ne oldu Vitale?"

Bir süre cevap gelmedi. Sonra sinirli sesiyle anlattı. "Sadece güçlü bir bağlantısı olanın her zaman haklı olması sinirimi bozuyor. Şuan bulunduğum krallıkta hukuk işlerini yapıyorum. Anlarsınız ya bu krallık yaklaşık yirmi üç gezegen barındırıyor içinde. Baya olaylar oluyor. Ben bir de ana yargıda görevli savcılardanım. Sadece... Mahkemelerdeki yolsuzluklar midemi bulandırmaya başladı." Alkar bir şey diyemedi. Adamın savcı olduğunu bilmiyordu.

Şuana kadar onun çok güçlü biri olduğunu anlamıştı. Cidden güçlü ve bilge bir seviyeciydi. Yirmi üç gezegene sahip küçük bir krallıkta normal bir savcı olduğunu duyması onu şaşırttığı gibi diğerlerini de şaşırtmıştı.

"Savcı mı? Senin sadece gelişime odaklanan bir seviyeci olduğunu düşünmüştüm." Emest şaşkınca konuştu. Vitale hafifçe güldü.

"Ne kadar tanıyoruz ki birbirimizi? Hemen karara varmayın birbirinizle ilgili. Roald bir prens olabilir ama gerçek 'O'nu tanıyor musunuz? Alkar eskiden ölümlü olarak doğan biri olabilir ama gerçek 'O'nu tanıyor musunuz? Ya da Garon karı kız peşinde dolaşan bir züppe olarak görünebilir ama gerçek 'O'nu tanıyor musunuz?" Derin bir sessizlik oldu. Bu kadar zamandır birlikte olsalar bile birbirlerini tanımıyorlardı.

Bir daha kimse konuşmadı ve herkes işlerine döndü.

Alkar biraz daha yürüdü ve barışçıl olduğunu düşündüğü bir canavara yaklaştı. "Burada bir değerli taş rezervi biliyor musun?" Kuşa benzeyen yaratık garipçe ona baktı. Olsa bile neden insana söylesin ki? 

Soruyu anladıktan sonra gülmeye başladı. "İnsan cidden komiksin! Normalde söylemezdim ama beni güldürdüğün için söylüyorum. Doğuya yürümeye devam et sadece." Alkar böyle garip sorular karşısında canavarların da garip tepkiler verdiğini biliyordu. O yüzden aniden sormak en iyisiydi.

Dediğini uyguladı. Kötü bir yere de yolluyor olabilirdi ama başka bir seçeneği yoktu. Boş boş dolanmaktan iyi idi.

İlerledikçe ağaçlar sıklaştı, sarmaşıklar arttı. Onun yönlendirdiği yerde doğasal ve toprak taşı olduğunu düşündü. Ruh yaratıkları da artmaya başlamıştı. Kesinlikle doğru yerdeydi.

Bir tane tavşan bedenine sahip ama boynuzları kendisinden büyük olan ruh yaratığının yanından geçti. Kendisine tip tip bakmıştı. Onları görünce aklına hep Börü geliyordu.

Sonunda bir kayalığa vardı. Her ne kadar sarmaşıklar kapatmış olsa bile aralarda parlayan taşlar belli oluyordu. Etrafta kendisine bakan ruh yaratıklarına hitaben konuştu.

"Sadece birkaç tane alacağım. İzin var mı?" Gereksiz savaşa gerek yoktu. Ayrıca daha önce hiç ruh yaratığı ile savaşmamıştı. Kendilerinin bir bedeni yoktu sonuçta. Nasıl savaşacaktı?

Bir tane ruh yaratığı öne çıktı. Heybetli bir at ruhuydu. Yeşil gözleri sanki doğanın ta kendisiydi. "Neden bizden izin istiyorsun, insan?" Alkar soruyu duyunca kaşlarını çatsa da bozuntuya vermedi. "Size ait bir yerden izinsiz alamam. Sonuçta yemek kaynağınız." Diğer ruhlar birbirlerine baktılar ve at konuşmaya devam etti.

"Bize ait değil. Ama sorduğun için birkaç tane almana izin veriyoruz." Alkar kibarlığın işe yaradığını bir kez daha tastikledi.

Gözüne kestirdiği bir tane taşa giderken nasıl çıkartacağını düşünüyordu. Eline bıçağını aldı. Elinde olan tek şey buydu.

Üzerindeki sarmaşıkları biraz kesti sonra taşın kenarını aşındırmaya çalıştı. Bıçağa enerji verse de taş çok sertti. Yerinden oynatmak için yarım saat uğraştı.

Şu yarım saat içinde bazı ruhlar değerli taş yemişti. İlk defa böyle bir şeye şahit olmuştu. Onlar taşları çıkartmıyor, sadece dokunarak enerjiyi içlerine çekiyorlardı. En son taş bütün parlaklığını yitirip normal bir taşa dönüşüyordu. Gerçekten ilginç bir deneyimdi Alkar için.

Zar zor taşı çıkarttı. İkinci için de uğraşmak zorunda kalmıştı. Onu da zorlukla alınca eliyle alnındaki teri sildi. Saat öğleni geçmişti. Saatin üç ya da dört olduğunu düşündü. 

Taşı eline aldıktan sonra etrafa baktı. Çantası yoktu ki bir yere koyabilsin.

Bıçağını kemere sıkıştırdı ve taşları elinde tuttu. Gerçekten rahatsız edici bir durumdu. İster istemez etrafa kötü bir enerji yaydı. Bazıları tip tip ona baktılar.

"Bir sorun mu var insan?" Ani sesle bıçağını çıkarıp sesi çıkaran canlıya döndü. Hissetmemişti bile. Biraz ileride bir kayanın üzerinde oturuyordu. O da bir insandı.

Ama sadece canavarlar ona insan diye hitap ederdi. Karşısındaki ona bakarak gülümsedi.

"Ben bir şekil değiştirenim. Hava kavminden." Hava kavmi mi? Alkar kaşlarını çatarak ona baktı.

"Hava kavmi derken?" Şekil değiştiren garipçe ona bakarak konuştu. "Özel bir şey değil. Yaşam alanı hava olan şekil değiştirenlerdenim işte. Birkaç değerli taş için gelmiştim ki tesadüfe bakın bir insanla karşılaştım. Senin için insan kılığına girdim, beğendin mi?"

Biraz fazla ciddiyetsizdi görünüşe göre. Ama Alkar davranışa bakmazdı. Ondan yayılan enerji çok ama çok tehlikeliydi.

Alkar onu gördüğü an onunla savaşsa gerçek bir yenilgi alacağını anladı. Her ihtimale karşı kaçmak için enerjisini hazırladı. Kaçmak onun için utanç verici bir şey değildi. Yaşamanın en önemli kanunlarından biri senden güçlü birine yenemeyeceğini bilerek saldırmak değil gerektiğinde onun üstünlüğünü kabul edip kaçmaktı.

Alkar bunu daha önce yapmamıştı çünkü kaçmasına izin verilmemişti.

"Ne istiyorsun?" Soğuk sesiyle sordu. Olabildiğince mesafe koymuştu. Şekil değiştirenin kaşları havalandı. "Bir şey istediğimden değil. Uzun zamandır insan görmüyordum, merhaba demek istedim." Sonra eliyle çenesini kaşıdı. "Garip... enerjin yok. Ölümlü müsün?" Alkar gerilmişti. Ruh yaratıkları kenara çekilmiş onları izliyorlardı.

"Ölümlüysem ne yapacaksın?" Sarı-yeşil gözlere sahip şekil değiştiren bir süre ona baktı ve sonra güldü. "Ne yapabilirim canım! Sadece garip buldum..." Sinsi gözlerle ona baktı. "Bir ölümlü asla buraya kadar tek parça gelemez."

Alkar karşısındaki şekil değiştirenin niyetinin pek de iyi olmadığını hissetti. "Benle kafa bulmayı kes." dedi ciddi bir sesle. Hemen asıl amacını ortaya dökmeliydi.

Şekil değiştirenin gözleri kısıldı ve taştan atladı. Tam ona yaklaşıp konuşacaktı ki birden araya Börü girdi. O ne zamandan beri buradaydı?

"Geri bas Kaşgar!" Aniden önünde beliren ruh yaratığı yüzünden şokla geriledi Kaşgar. Onu görünce de gülmeye başladı.

"Ooo! Bizim kurda ne olmuş böyle? Ölmüşsün bakıyorum. Ortalıkta görünmemen bu yüzdendi ha?" Alaycı bir şekilde gülen şekil değiştiren Börü'ye baktı. Alkar gerilmişti. 'Umarım ortalık karışmaz.' diye düşündü.

Bir gecede yüzlece canavar öldüren bir ruh yaratığı ve enerjisi bile 'Ben tehlikeliyim' diye bağıran iki canavarın kavgasını izlemek istediğinden emin değildi. Kendisi güçlüydü ama yerini biliyordu. O seviyeye gelmesine daha vardı. 

Ama şunu bilmiyordu ki kendisinin bulunduğu seviye gelmek için hem insanlar hem de canavarlar yıllarca çalışıyorlardı. Sandığından daha hızlı güçleniyordu. Kimse onu bilmediği için güçlenme hızını göremiyordu.

Alkar için iyi bir şeydi.

"Kes sesini Kaşgar." Börü sinirle konuştu. "Bu insana bulaşma. O benim avım." Şekil değiştiren şaşkınca ona baktı ve yine kahkaha attı. "Efendim? Sana öldükten sonra bir şeyler olmuş. Umursamaz olan sen birini av bile olsa sahiplenmek... Komiksin ya! Ahahaha!" Şekil değiştirene Börü çok sinirlenmiş olacak ki öncekinden daha güçlü enerjisiyle hırladı. Kaşgar ciddileşti.

"Kurt, cesaret mi geldi sana?" Alkar Börü'nün burakileri takmadan kavgaya girmeye hazırlandığını anlayınca konuştu. "Börü, kes şunu."

Şekil değiştirenin iyice yeşilleşen gözleri aniden Alkar'a döndü. "Börü mü?" Gözlerini kırpıştırdı. "Ad mı verdin sen ona?" İlk defa bu kadar dürüstçe konuşmuştu şekil değiştiren. Alkar buz gibi gözlerle ona bakarak cevapladı. "Kendisi kabul etmese de evet." Kaşgar bir süre ona bakarak düşündü.

"Burada garip şeyler oluyor." Kaşgar garipçe Börü'ye baktı. "Ama bu seninle dövüşmem için engel değil Börü."

Kurt, "Benim bir adım yok!" diye bağırarak tam üstüne atlamıştı ki karşısında harekete geçmiş olan şekil değiştirene biri seslendi. 

"Efendim!" Bir karga ona doğru uçuyordu. Alkar nedense onun endişeli olduğunu düşündü. "Hava prensi!" Alkar nedense gözlerini devirmek istedi.

Her yerden prens çıkıyordu karşısına. "Ne var?!" Kaşgar bölündüğü için sinirli bir şekilde kargaya baktı. Karga normalden daha büyüktü ve kanatlarının ucunda garip şeyler vardı. Nedense o şeylerin kendisine değdiği an paramparça olacağını düşündü Alkar. "İnsanlar yine saldırdı efendim! Bu sefer çok ciddiler! Ateş kullanıcısı Kristian Collare bile var!"

Kaşgar şok ve sinirle kargaya baktı. Sonra yeşil-sarı gözlerini ikisine dikti. "Şanslısınız." Gerçek haline dönüşmeden önce son kez konuştu. Doğrudan Alkar'a bakıyordu.

"Senin türün kadar baş belası başka bir tür görmedim ben, insan." Sonra kocaman ve ihtişamlı bir kartala dönüştü. Gagasında garip işaretler vardı ve rengi çok güzeldi. Çok hızlı bir şekilde kanat çırparak oradan uzaklaştı. Alkar bakakalmıştı resmen.

"Hemen buradan uzaklaş." Börü sinirle ona baktı ve yok oldu. Alkar bir şey diyememişti bile. Etraftaki kendisine yönelen bakışları görünce onu dinledi ve ayaklarına enerjisini yayarak hızlı bir şekilde koştu. Bir dakika dolmadan bölgeden çıkmıştı.

'İnsanlar yine saldırdı!' demişti karga. İnsanlar ile canavarlar genellikle birbirlerine böyle grup halinde saldırmazlardı. Ne zamandan beri böyle olaylar oluyordu?

Bu gezegende halkın bile bilmediği olaylar dönüyordu.

Son günleri birkaç canavarla savaşarak ve taşları kaybetmemeye çalışarak geçirdi. En son gün geri döneceği için çıkışa yaklaşmıştı. Bir tane cesetten boş bir çanta bulabilmişti. Taşları ona koydu. Kafasında soru işaretleri ile o lanet yere dönecekti.

İzninin bitmesine bir gün kala çıktı. Kendine yeni giysiler alması gerekiyordu. Aynı çıkıştan çıkmıştı. Bilgi aldığı garson onu görünce şaşırmıştı. Buraya girenlerin çoğu çıkamıyordu ne de olsa.

Son gününü kalan parasını kendini düzeltmek için harcadı. Son iki gün dövüşmemişti çünkü yeni yaralar alırsa Tiny fark ederdi. Bu isteyeceği en son şeydi.

İzninin bittiği gün daha farklı biri olarak okula döndü. Eve girince hizmetçilerin aynı olduğunu gördü. Onun geldiği günden sonraki gün ise efendisi Prens Luth ile çıktığı geziden dönmüştü.

Alkar ona normal bir şekilde baktı. Bir çok şey değişmişti.

Ormanda temelleri halletmişti. 

Şimdi asıl olaya girme zamanıydı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1216

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 178

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14762 Üye Sayısı
  • 449 Seri Sayısı
  • 19429 Bölüm Sayısı


creator
manga tr