Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 32. Bölüm: Seni Öldürene Kadar Peşinden Ayrılmayacağım


Alkar ne olduğunu anlayamıyordu.

Bu kurt ölmemiş miydi?

"Seni öldüren ben olacağım." derken?

"Nasıl olur...?" Şaşkınlıkla mırıldandı. Kurt hala yanında oturmuş ona bakıyordu. "Ne nasıl olur?" Kurt gıcık bir sesle sordu. Alkar ne diyeceğini bilemiyordu.

"Sen öldün." Sesi kısıktı. "Kollarımda ve gözümün önünde öldün. Nasıl şimdi kanlı canlı karşımda olabilirsin?!" Sinirlendiğini hissediyordu. Kandırılmış mıydı? Kurt sinir bozucu sesiyle konuştu.

"Ahmak insan! Ben zaten ölüyüm!" Alkar cevapla birlikte elleriyle yüzünü sertçe ovdu. Ölmüş mü? Şuan karşısında nasıl duruyordu o zaman? 

Bir dakika.

'Senin yüzünden ruh yaratığı oldum!' sözünü hatırladı birden. Ruh yaratıklarını bilirdi. Ama nasıl oluştuklarını bilmiyordu. Bir şeylerin farkına varmaya başlamıştı.

"Sen gerçekten öldün ama ruh yaratığına mı dönüştün?" Alkar merakla sordu. Ruh yaratıkları insanlarla anlaşma yaparlar ve bir daha asla yanlarından ayrılamazlardı. Bir nevi yoldaş gibi bir şeydi. Aralarında güçlü bağ oluşur ve insanlar ruh yaratığının gücünü paylaşabilirdi. İki tarafın gerçekten istemesiyle bozulurdu bu bağ. Bir çok kişiye göre bu bağ kutsaldı. Bir evlilikten bile.

Kurt sarı gözlerini ileriye çevirdi. "Evet, bir ruh yaratığına dönüştüm. Eğer orada beni kurtarmasaydın ben bir şekilde o lanet ağaçtan kurtulurdum zaten. Ama sen görmezden gelmedin ve ben sana borçlandım." Hatırladıkları sinirlerini bozmuş olacak ki hırladı.

"Ben asla borçlarımı karşılıksız bırakmam. O gün bütün gece boyunca yüzlerce canavar öldürmek zorunda kaldım!" Alkar'ın gözleri büyüdü. Yüzlerce mi?!

Yutkundu zorlukla. O sadece basit bir yardım etmişti. Biraz abartmamış mıydı? Kendisini uyandırabilirdi. Kurtlar her zaman böyle miydi? Suçlu olduğunu düşünmüyordu Alkar.

"Üzgünüm ama o kadar yaratıkla savaşacağına beni uyandırabilirdin." Kesinlikle taviz vermeyecekti.

"Ne?! Bir de kendini mi savunuyorsun?" Kurt sinirle ayaklandı ve ona hırladı. Alkar şimdi fark ediyordu, kurt biraz havada süzülüyordu. Ruh olduğunu daha yeni yeni fark ediyordu. Karşısındaki kurdun artık bir bedeni yoktu. Daha öncelerde seviyecilerde hep görürdü ruh yaratıklarını. Hepsi de güçlü ve havalı oluyorlardı ama bazı seviyeciler onları sadece güç kaynağı olarak görüyordu.

Bu ormandayken ruh yaratıklarını yakalamak için gelen haydutları ve hizmetkarlara çok rastlamıştı. Ruh yaratıkları için özel pazarlar bile vardı.

Artık herkes güçlü bir ruh yaratığı ile bağ kurmak istiyorlardı. Ne kadar güçlü olursa o kadar statüleri artıyordu. Bu seçim çok önemliydi.

O yüzden bu ormanda en çok rahatsız edilen varlık ruh yaratıklarıydı. Peki bu ruh yaratıkları nasıl oluşuyordu?

"Nasıl oldu da sen ruh yaratığı oldun?" Alkar olabildiğince ilgisiz bir sesle sordu. Kurt dişlerini yaladı ve ondan birkaç adım uzaklaştı.

"Nasıl mı? Güçlü olan canavarlar ölünce genellikle ruh yaratıklarına dönüşür. Tabi hepsi değil. Uygun koşullar da gerekli." Alkar kafasını kaşıdı. Ne gibi koşullar gerekiyordu? Ayrıca o kurt güçlü müydü ki?

"Sen konuşamıyordun bile. Güçlü müydün?" Alkar küçümseyerek konuştu. Konuşamayan canavarlar güçsüz olurdu genellikle. Bu kurt da hiç konuşmamıştı ilk karşılaştıklarından beri. Nasıl olur da şimdi güçlü olduğu için ruh yaratığına dönüşmüştü? Ayrıca güçlüyse nasıl o ağaca takılmıştı?

"Elbette güçlüydüm! Konuşmak istemiyor olamaz mıyım?" Kurdun garip cevabıyla Alkar gözlerini devirdi. Ne tür bir inada sahipti ki ölürken bile tek bir kelime etmiyordu?

"Her neyse." Alkar ayaklandı ama vücudu çok acıyordu. Her yeri kırıklarla doluydu. Sağ eli berbat durumdaydı. Resmen yarı ölüydü. Ayağı ise garip duruyordu. Kırık daha da kötüleşmiş olabilir miydi?

"Nasıl her neyse!?" Kurt hiddetle havalandı. Ruh yaratıkları ruh oldukları için uçabiliyorlardı. Kızıl-kahve kürkü güneş altında parladı. "Tekrardan bütün gece boyunca korudum ben seni! Etraftaki çürük ceset kokularını almıyor musun?" Alkar tam olarak toparlanamadığı için etraftan bir haberdi. Duraksadı ve etrafa baktı. Birkaç tane ceset görse de koku gerçekten çok güçlüydü. Bu manyak kaç tane öldürmüştü?

"Gecenin bilmem kaçında savunmasız bir insan kanlar içinde bayılıyor! Kaç tane canavarı çektin haberin var mı?" Alkar gözlerini devirdi. "Bu kadar nefret ediyorsan bıraksaydın da yeselerdi beni." Yavaşça ve aksayarak su birinkintisi bulmak için yürümeye başladı. Kurt onun başını etini yemeye devam ediyordu.

"Bıraksa mıydım? Orada sana borçlanmasaydım seni ölene kadar korumazdım ve ruh yaratığına dönüşmezdim! Şimdi kim bilir kaç tane gereksiz avcıyla uğraşacağım. Ölümün benim elimden olacak insan!" Sinirli sinirli konuşsa da Alkar onu pek takmadı. Acilen su bulmalı ve yıkanmalıydı. Sonra yaraları için şifalı bitki bulmalıydı.

Ayrı yeten kemikleri sandığından daha çabuk kaynamaya başlamıştı. İki günde anca kaynar diye düşünse de şimdiye başlamıştı bile. Yamuk olduğu için yanlış kaynıyordu. Tekrar kırması gerekecekti.

"Senin yüzünden bütün planlarım boşa gitti. Bir sentor avlayıp güzelce karnımı doyuracaktım ve canavar kuşlardan bir kaçını korkutup dalga geçecektim! Güzel planlardı! Ama gittim bir tane Orphan ile kavga ettim! Tabiki de yendim ama ağır yaralandım. Bir de eve döneyim derken ağaç tarafından yakalandım. Sonra olanlar hayatımı çöpe attı resmen!" Konuşmaya devam ediyordu. Alkar da onu dinliyormuş gibi kafa sallıyordu.

"Haklısın." Kurt tam tepesinde uçarken sinirle konuştu. "Elbette haklıyım!" Homurdanmaya devam etti. Alkar aksayarak su birikintisine ulaşmayı başardı. Üzerini bile çıkarmadan kendini suya attı. Buz gibi su vücuduna değince irkilse de rahatlamıştı.

"Aptal insan!" Yaralı haliyle kendini suya bırakan insana bakarak homurdandı kurt. Kesinlikle insanları küçümsüyordu. Öldüğünden yaklaşık bir saat sonra ruh yaratığı olarak yeniden doğmuştu. Her şey yerli yerindeydi. Ölü bedeni gömülmüştü.

Ruh yaratıkları ölü bedeninin olduğu yerde var olurlardı. Gömülü bedenini görünce çok şaşırmıştı. Neden bir insan onun bedenini gömme gereği duysun ki? İnsanlar arasında ölen kişilere saygı amaçlı gömdüklerini biliyordu ama kendisinin böyle bir şey yaşayacağını tahmin etmemişti. Zaten kendi gömülü bedenini gördüğü an dediği ilk şey, "Şu aptal insan." olmuştu.

Ahmak bir de bedenini gömmek için zaman mı harcamıştı.?

Kendisi olsa canavarlara yem olarak atardı. Zaman kazanırdı sonuçta.

İnsan mutlu bir şekilde daldığı sudan çıktı. Üstündeki kanlar suya akmıştı. Kurt etrafa göz attı. Kendi korkunç aurası yüzünden birçok iyi canavar saklanmıştı. Kenarda şelalenin bulunduğu kayalığın arkasına saklanan su perilerine dişlerini göstererek hırladı.

Periler, "Ayy kaç!" diyerek geriye uçtular.

Kurt gerçekten korkutmayı seviyordu.

Peki bu insan ne cürretle onu takmıyordu?

Alkar yüzünü iyice ovdu ve temiz yerden biraz su içti. Yaraları sızlıyordu ama takmadı. Sonuçta her saniye kalbinden gelen acıya dayanıyordu.

Zar zor kıyıya ulaştı ve sudan çıktı. Kurt garipçe ona bakıyordu. "Ne var?" Kurt kafasını başka yöne çevirdi ve 'Hıh'ladı. Alkar tek kaşını kaldırdı. Değişik bir ruh yaratığıydı.

Üstündeki kirli giysisini çıkardı ve kenara koydu. Vücudu yaralarla doluydu. Kaburgasına bastırınca acıyla inlememek için kendini zor tuttu. Kesinlikle çok kötü durumdaydı. Onunla sonra ilgilenirdi. İlk önce yanlış kaynamakta olan ayağıyla ilgilenmeliydi.

Bacağını kendine çekti. En nefret ettiği olaydı. Kendine zarar vermek. Kurt saçma bir ifadeyle ona baktı. "Kendi bacağını mı kıracaksın?" Alkar ona bakarak kafasını salladı. "Böyle durumlarla uğraşmayacak olman ne iyi..." Ona kıskançlıkla baktı Alkar. "Sonuçta bedenin yok."

Kurt hafifçe güldü. "Bedenim yok diye canım acımaz mı sanıyorsun? Daha riskli bir durumdayım. Darbe direk ruhuma geliyor." Alkar onunla tartışmaya girmedi ve derin bir nefes alarak aniden ayağını kırdı. Kırılma sesi yankılandı.

Bazı su perileri ve balık canavarları da irkilmişlerdi. Geldiklerinden beri onları izliyorlardı. Perileriden bir kaçı aralarında konuştu.

"Bunlar bağlı mı?" Mavi saçlı peri pembe saçlıya sordu. Kanatlarını çırparak gizlice ikiliyi dikizliyorlardı. Pembe saçlı dudaklarını büzerek konuştu. "Emin değilim. Bağlı olsalardı belli olurdu. Hem konuşmaları pek arkadaşça değil."

Ayaklara sahip balık onlara bakarak mırıldandı. "Garip, nedense uyumlu görünüyorlar." Yosun gibi görünse de ağzı olan bir bitki konuştu. "İnsandan enerji gelmiyor ama." Periler onu onayladı. "İkisi de çok güçlü olmalı."

Periler kıkırdadılar. İnsan az önce kırdığı ayağıyla ilgileniyordu. Kurt ise tepeden insanı sinir edecek sözler söylüyordu. Çok kısa bir an sinsi gözlerini onlara çevirdi. Grup aniden irkilerek dağıldı.

"Ay bu kurt manyak be! İnsana üzülüyorum!" Ayaklara sahip balık titreyerek konuştu ve suya daldı.

Alkar derin nefesler alarak düzelttiği ayağına baktı. Birkaç saate kaynamaya başlardı. Kurt kibirle ona bakarak homurdandı. "Bu kadar küçük acıda bile ses çıkarıyorsun." Alkar dik dik ona baktı. "Sen beni aşağılamak için mi buradasın lanet olası?" Kurt dalgacı bir sesle konuştu.

"Sinirim bozuk olduğu için senin de siniri bozuyorum." Alkar gözlerini devirdi ve etrafa göz attı. Buralarda bir yerde işine yarayacak bir şeyler olmalıydı. Sonra bir tane buldu. Ayağına dikkat ederken kırmızı yapraklara sahip bitkinin yanına eğildi. Köklerine dikkat ederek kopardı. Onu ezip yaralarına sürmeliydi. 

Kurt şaşkınca sordu. "Bitkiler hakkında sandığımdan daha çok bilgilisin." Alkar ilk defa ağzından iyi bir laf çıkan kurda kibirle cevap verdi. "Yıllarca bitkilerle içli dışlı olunca böyle oldum." Kurt yanlışlıkla onu övdüğünü anlayınca suratını asarak arkasını döndü. Alkar bu hareketine gözünü devirdi.

Bugün doğru düzgün dövüşemezdi. Burası zaten güvenli bir bölgeydi. Buraya gelirken kenara fırlattığı bıçağı aradı. Nereye atmıştı? Kurt ona baksa da laf etmedi.

Bir peri korkakça elinde boyundan büyük bıçakla ona uçtu. Kurdun ona bakışları gerçekten onu korkutuyordu ama doğası gereği yardımseverdi. "Bunu mu arıyordun?" Alkar ince sesle kafasını oraya çevirdi.

Mavi saçlara sahip uçan bir peri elinde bıçağını tutuyordu. Kaşlarını çatarak hızla bıçağını ondan aldı. Peri korkmuştu. "Sende ne işi var?" Peri onu neyle suçladığını anlayınca hemen itiraz etti.

"Yanlış anladın! Kenarda gördüm ve senin olduğunu düşündüm. Yardım etmek istemiştim." Alkar karşısındakinin peri olduğunu bir an için unutmuştu. Bu küçük şeyler doğaları gereği kötü şeyler yapamazlardı. Yüzünü olabildiğince yumuşatmaya çalışarak konuştu. "Sağol." Peri kafasıyla onaylayıp geldiği yöne doğru uçtu.

Kurt dalgacı bir sesle konuştu. "Bir periye bile şüpheyle yaklaşıyorsun..." Alkar gözlerini ona dikti ve ciddi bir sesle konuştu. "Yaşadıklarım bana bunu öğretti. Tabi öğrettiklerinden sadece biri." Kurt insanın ciddi konuşması karşısında rahatsız olmuştu. Sanki birçok şey yaşamış gibi konuşmuştu. Kaç yaşındaydı ki bu insan?

"Kaç yaşındasın sen?" Meraklı sesini gizleyemedi. Alkar kaşını kaldırarak ona baktı. "Ne o merak mı ettin?" Kurt kibirle kabarttı kendini. "Sana böyle bir soru bahşettiğim için memnun olmalısın insan." Alkar derin bir nefes aldı. Gerçekten kibirliydi bu ruh yaratığı.

"On dokuz yaşındayım." Kurt gizleyemediği şaşkın bakışlarıyla ona baktı. On dokuz mu? "On dokuz derken? Normal ölümlü yaşıyla on dokuz mu?" Alkar suyu izlerken onayladı. "Evet normal on dokuz." 

Kurt ona inanmıyordu. Karşısındaki insandan herhangi bir enerji hissetmiyordu, demek ki enerjisini gizleyebilecek kadar güçlüydü. Hele ki kendisi gibi güçlü bir kurttan gizleyebiliyorsa onu fazla küçümseyemezdi. Ama kendisi gelmiş on dokuz yaşındayım diyordu. En az üç yüz yaşında olmalıydı!

"Yalan söyleme bana. Enerjini gizleyebilecek kadar yetenekliysen en az üç yüz yaşında olmalısın." Alkar umursamazca ona baktı. "Yalan borcum yok."

Kurt dikkatli gözlerle ona baktı. Gözlerinde yalana dair bir iz yoktu. Rahatsızca ona baktı ve konuyu değiştirdi.

"Her neyse insan. Bir ay kadar öleyim deme. Henüz bir bedene sahip canlıyı öldürebilecek kadar güçlü olmadığım için en az bir aya kadar toparlanmam gerekiyor. Bu süre içinde ölmeyeceksin. Senin etrafından ayrılmayı düşünmüyorum, alışsan iyi edersin." Alkar saçma bir ifadeyle ona baktı.

"Beni öldüreceksin ve ben seni etrafımda mı tutacağım?" Kurt kibirle karışık gururla ona baktı. "İstediğim zaman yok olup gelebilirim insan. Beni göremezsin bile!" Alkar gözlerini devirdi. Nedense ciddiye alamıyordu.

Sonra aklına gelen şeyle gözlerindeki ışıkla kurda baktı. Kurt ona bakarken rahatsız olmuştu. "Ya fikrin değişirse?" Alayla kahkaha atmaya başladı kurt. Bu insan deli miydi? Gözünü kırpmadan kendisi ile alakası olmayan canavarları ve insanları katleden kendisi, onu öldürmekten mi vazgeçecekti?

"Hayal kurma, insan." Alkar sinirle konuştu. "Benim bir adım var. Alkar."

Kurt umursamadığını söylese de Alkar ısrarla adıyla hitap etmesini söyledi. Aşağılayıcı sesi Alkar'ın sinirini bozuyordu. Alkar merakla sordu.

"Senin adın ne? Kurt diye hitap etmeyi sevmiyorum." Kurt dik dik ona bakarak konuştu.

"Bizim isimlerimiz olmaz insan." Alkar üstüne basarak insan diyen kurda gıcık olsa da sinirini geriye attı. "İsim verilmedi mi sana?" Kurt oflayarak yere baktı.

"İsimlere ihtiyacımız yok. Tek gerçek şu; 'Güçlüysen hayatta kalırsın.' Bütün canavarlar için geçerli olmasa da bizim gibi yırtıcılar için geçerlidir bu." Alkar kafasını salladı ama bu durumu sevmemişti. Herkesin bir ismi olmalıydı ona göre.

Çünkü bir zaman sonra canlıda isimden başka bir şey bırakmıyorlardı. Alkar bir zamanlar 'En azından ismim var.' diye kendini avutmuştu. İsim önemliydi.

"İyi o zaman. Sana Börü diyeceğim." Alkar kurdu ilk gördüğünde onun bir bozkurt olduğunu anlamıştı. Bu yüzden ona Börü demişti. Kurt sinirle ona baktı. "Ne hakla bana bir ad verirsin?" Alkar onu takmadığını belli eden bir ifadeyle ağaca yasladı sırtını.

"Sen istediğini düşün. Ben sana Börü diyeceğim." Kurt sinirle bir şeyler dese de Alkar kulak ardı etti.

Kurt ise kendisini takmayan insana hırladı. Bu insan kendini ne sanıyordu? Bir ay sonra tek pençe darbesiyle ölecekti zaten. Fikrini değiştirecek miymiş? Hadi oradan!

Kendisine bakmayı reddeden insana son kez baktı ve görüntüsünü yok etti. Oradaydı ama artık onu göremiyordu insan. İlk önce şaşkınca etrafa baktı ama bir süre sonra eski pozisyonuna geri döndü. Kurt ise biraz ileride ağaca oturup dik dik insana bakmaya devam etti.

İstediği kadar isim verebilirdi. Sonuçta bir ay sonra o isim insanla birlikte yok olacaktı. 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1216

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 178

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14761 Üye Sayısı
  • 449 Seri Sayısı
  • 19429 Bölüm Sayısı


creator
manga tr