Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

DİPTEN EN TEPEYE - 30. Bölüm: Farkında Olmadan


Alkar şuana kadar fazla iç bölümlere gitmemeye çalışmıştı. Zaten istese de gitmeye fırsatı olmuyordu. Bir an olsun saldırı altından kaçamıyordu. Yaklaşık bir hafta önce o kabileyi hallettikten sonra dövüşmeye devam etmişti. Artık yön duygusunu kaybetmişti. Çıkışın yerini tam olarak kestiremese de bulacağını tahmin ettiği için hiç endişelenmeden istediği yere ilerlemeye devam ediyordu.

İlk girdiğinden itibaren gerçekten güçlendiğini hissediyordu. Dövüş sanatları gerçekten gözle görülür bir şekilde gelişmişti.

İlk başlarda yemek sorunu olsa da avlamak son zamanlarda ona zor gelmiyordu.

Bu zamana kadar sadece birkaç insanla karşılaşmıştı. Onlar da kendisi gibi güçlenmeye çalışıyor ve canavarla dönüşüyorlardı. Alkar birkaçının dövüşünü uzaktan izlemişti. Bir tanesi gözünün önünde feci bir şekilde parçalanmıştı.

Alkar'ı hissedemediği için canavar hiç bir şey olmamış gibi cesedi yemek istemişti ama Alkar tarafından arkasından aldığı ani darbeyle oracıkta hayatını kaybetmişti. Etinin tadı hala damağındaydı.

Ne yazık ki canavar etleri çabuk çürüyordu.

Alkar akşama doğru yeniden acıkmıştı. Uzun ağaçlara baktı ve gözüne kestirdiğine yaklaştı. Yeni bir metot geliştirmişti. Güvenilir bir ağaç buluyordu ve ona tırmanıp kendini önceden bulduğu güçlü sarmaşıkla bağlıyordu. Aşağıdaki tehlikeler böylelikle yok olmuş oluyordu. Uçan canavarlar da vardı ama onlar genellikle kendisini takmıyordu.

Uyuma yeri bulmadan önce yemek yemeliydi ama uzun süredir yürüdüğü halde bir canavara rastlamamıştı. Bu garipti.

Bir süre durdu ve etrafına göz attı. Burada farklı olan neydi?

Ağaçlar ve sarmaşıklar her yerdeydi. Normal bir ormandı.

Karnı iyice guruldamaya başladı.

Yürümeye devam ederken arkasındaki çalılar kıpırdandı. Alkar ani hareketle oraya baktı. Hiçbir şey hissetmiyordu. Rüzgar olabilir miydi?

Gözlerini oraya dikti ve gücünü yaydı. Acılı bir inleme aldı karşılığında. Gerçekten biri vardı orada!

Kendi enerjisini saklayabilecek kadar harika bir seviyeci miydi? Ya da üstün bir canavar mı? Alkar paniklediğini hissetse de çaktırmadı ve oraya anide bir yumruk savurdu. Tiz bir ses çıkaran küçük kahverengi yumak kenara kaçtı. Alkar da daha büyük be tehlikeli bir şeyin çıkacağını düşündüğü için gerilemişti. Çıkan garip küçük şeyi görünce yüzü garip bir ifade aldı.

Bu da neydi?

Küçük kahverengi yumak hafifçe titredi. Korkuyor muydu yoksa üşümüş müydü? Alkar ona daha yakından bakmak için yaklaştı. Savunmasız görünüyordu. Ona zarar veremezdi sonuçta. Tam elini uzatıyordu ki o küçük garip şey birden kocaman dişleriyle parmaklarını kapmaya çalıştı. Alkar hızlı olmasa parmakları gitmişti.

Görünüşünün aksine yüzü tam bir şeytana benziyordu. Alkar ister istemez sinirlendi. Bu lanet küçük şey ne hakla onu kandırmaya çalışırdı?

Sonra aklına gelen şeyle gülümsedi. Akşam yemeğini bulmuştu.

"Burada gebereceksin." Sinirli bir sesle konuşarak enerjisini ona yaydı. Az önceki enerjisi karşısında korkak davrana yaratık sanki hiçbir şey olamamış gibi üzerine doğru yürüyordu.

Boyuna göre epey cesaretliydi ama bu Alkar'ın akşam yemeği olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.

Ama bir sorun vardı. Bu şeyle nasıl dövüşecekti. O kadar küçüktü ki hiçbir tekmesi ve yumruğu ona ulaşmazdı. Ayrıca çok hızlıydı, ezemezdi. 

Alkar'ın yüzü buruştu. Sinirlerini iyice bozmaya başlamıştı.

Bıçağını çıkardı. Onun hareketini tahmin etmeli ve tek vuruşta avlamalıydı. Alkar daha bunda mükemmel değildi o yüzden yapamama olasılığı yüksekti.  Odaklanırsa başarma olasılığı yükselirdi. O küçük yaratık ona saldırmasaydı odaklanabilirdi ama birden saldırıya geçmişti.

Alkar yerde yuvarlandı ve paçasına yapışan tüy yumağına tekme attı. Tekmesinin etkisiyle acıyla haykıran tüy yumağı birkaç metre geride büyük bir çukur oluşturdu. Kan kırmızısı gözleri vardı. Alkar yüzünü buruşturdu. Acayip çirkindi.

Ona attığı tekme sandığından daha etkili olsa gerek hemen toparlanamadı o arada Alkar çoktan bıçağını hazırlamıştı. Tüy yumağı oradan ayrılmadan bıçağı fırlatsa da şaşırtıcı bir şekilde hızlıydı. Bir saniye önce bulunduğu bölgeye büyük bir hızla saplandı bıçak.

Ne zaman arkasındaki ağaca tırmandığını bilmediği canavar üstüne atladı ve omzuna koca dişlerini geçirdi. Alkar acıyla inlese de canavarın kendisi eline düşmüştü. O kaçmadan eliyle kafasını yakaladı ve sıkıca tuttu. Canavar bu kadar güçlü olduğunu beklemese gerek can havliyle bağırmaya başladı.

"Kes sesini." Alkar sinirli bir şekilde mırıldandı. Ellerine pençeler atan canavar yüzünden elleri acayip acıyordu. Acilen öldürmeliydi.

Elini sıkıp kafatasını ezecekken bir an elini hissedemedi. Bu şeyin tırnaklarında zehir falan mı vardı?

Ani hareketle serbest kalan tüy yumağı daha sinirli bir şekilde Alkar'a saldırdı. Alkar zar zor bir tane yumruk tutturabildi. Çok hızlıydı. Elini hissetmiyordu. Ne yapacağını bilemiyor gibi hissetti. Bu artık onur meselesine dönmüştü.

O kadar şey yaşamıştı bu şey mi onu öldürecekti?

Hadi oradan.

Hissedemeyen elini zorladı. Zehirlenmiş miydi? O zaman etkisini en aza indirirdi. Ne olursa olsun acı hissedilmeye devam ederdi değil mi? En azından çok büyük bir acı olursa daha fazla hissiz kalabilir miydi? 

Tereddütsüz bir şekilde bıçağı hissetmeyen eline sapladı. Kendisi bile şaşırmıştı. Tüy yumağı bir an duraksadı. Alkar ise memnundu. Hissetmeye başlamıştı az da olsa.

En iyi nişan aldığı eli oydu. O zaman bıçakla artık onu vurabilirdi değil mi?

Etrafa enerjisini yaymak için bu sefer daha fazla odaklandı. Gözlerini yumdu ve kalbindeki enerjiyi düşündü. İçindeki saf sinirle birlikte etrafındaki enerji fokurduyor gibiydi. Dışarıdan gelen enerji direk hızlı atan kalbine aktı. Kalbine karışan enerji değişim geçirdi. Vücuduna ve kaslarına yavaşça yayılmaya başladı. Acı verici bir olaydı ama aynı zamanda çok etkileyiciydi.

Enerjinin bir rengi yoktu. Ama sanki Alkar'ın kalbine girdikten sonra hafifçe parlıyordu. Bunu kimse göremezdi ama aslında kendi bedeninde değişim geçiren enerjide bir şeyler değişiyordu.

Alkar ne zaman kapadığını bilmediği gözünü aniden açtı ve ilk defa bu kadar istekle ve azimle enerjisini tam olarak o tüy yumağına yönlendirdi.

Alkar şimdiye kadar enerjisini dışarı yayınca genellikle etraftaki her yer harap olurdu. Sadece rakibine yönlendirmede pek iyi değildi. Bunun en önemli nedenlerinden biri de odhue enerjisinde pek de iyi olmamasıydı. 

Yüzyıllardır yaşayan seviyeciler bile bu enerjiyi tam kullanamazken Alkar nasıl kullanabilirdi?

Ani enerji dalgasına maruz kalan tüy yumağı ilk önce kendine bir bariyer örme zahmetine bile girmedi. O kadar kibirliydi ki bir insanın enerjisinin kendisine hiçbir şey yapamayacağını düşünüyordu. 

Çok büyük bir hata yaptığını sonradan anladı.

O değişik enerji kendisine çarptığı an ilk önce geriye itelendi sonra tamamen yere yapıştırıldı. Nasıl?

O zamana kadar hiçbir şekilde tepki vermeyen canavarın gözlerinde korku ve endişe dolu bir bakış belirdi. Nasıl oluyor da bu insandan katlarca üstün seviyecilere karşı durabilirken onun enerjisi kendisini bu kadar kötü etkiliyordu?

Bunu kabullenemedi.

Sinirli bir bağırtıyla ona koşmaya başladı. Alkar ise tepki vermiyordu. Sanki transa girmiş gibiydi.

Elini kaldırdı hafifçe tüy yumağına doğru. Tüy yumağı ona koşarken kaldırdığı eline garipçe baktı. Bu insan ne yapıyordu.

Alkar'ın donuk gözleri ona bakarken tüy yumağı gerildiğini hissetti. Ne zaman olduğu bile bilmeden bir el tarafından ezildiğini hissetti. Cıyakladı ve ilk defa konuştu.

"Hayır! Seni lanet olası insan!" 

Alkar şuan ne yaptığını bilmiyordu. Sadece içgüdülerini dinliyordu. Enerjisini dışarı doğru yönlendirmişti ve sonra kafasında bir şekil oluşturmuştu. Enerjisi dışarıdan görünmüyordu ama Alkar bir an gerçekten o şeklin oluştuğunu düşünmüştü.

Bir el hayal etmişti. Şu sıçanı ezebilecek kadar büyük bir el. Elbette oluşmamıştı ama devam etmişti. O elin tüy yumağını ezdiğini hayal etmişti. Elini yavaşça aşağıya indirdi ve tüy yumağının acıyla bağırtısını duydu. O an bunu umursamadı çünkü içinde garip bir his vardı.

Neler oluyordu ona?

Yapmaya devam etti. Tüy yumağından kemik kırılma sesleri geldi. Aynı zamanda kendi kolunda da değişik sesler geliyordu. Tüy yumağı ele karşı geliyordu. Havada var olmayan bir şeyi tırmaladı. Alkar'ın eli kanamaya başladı.

Durmadı ve ağırlığını artırdı. Şuan kaldırabileceğinden çok daha fazla enerji kullanıyordu. Kulaklarından, burnundan ve gözlerinden kanlar gelmeye başladı. Yine durmadı.

"Hayır, bu da ne?" Tüy yumağı cıyakladı. "Eziliyorum!" Gökyüzüne haykırdı. Alkar boş boş ona baktı ve tüy yumağının görmediği bir şey tarafından ezilmesine izin verdi. Alkar'ın bilinci gidip gelmeye başlamıştı. Bu kadar enerji kendisine hiç de iyi gelmemişti.

Alkar'ın bayılmadan önce son gördüğü ve duyduğu şeyler şunlardı;

O tüy yumağı ona dehşet içinde bakmış ve konuşmuştu. "Seni lanet canavar."

Elbette uyandığında bunu hatırlamıyordu. 

Hafızası bulanıktı.

Hava tamamen kararmış, yıldızlar ve ay kendini göstermişti. Ne zamandır baygındı? Başına aniden giren ağrıyı göz ardı etmeye çalıştı. En son bir tane tüy yumağını öldürmeye çalışıyordu... Sonra...?

Alkar'ın gözleri şaşkınlıkla açıldı. Ne yapmıştı o?

Dudakları titredi. Yutkunamadığını hissetti. Bu mümkün değildi. Dışarıya uzak mesafeli bir şey yapmak mümkündü ama bunun için bir temel lazımdı. Enerjiyi doğrudan kullanamazdı.

Mesela uzak mesafeli bir teknik için seviyeci ateşi, suyu, uzay, ruhları veya toprak gibi şeyleri baz alabilirdi. Yapacağı teknik ise odhue'nin ona dönüşerek yapıldığı şeylerdi. Ama direk odhue'yi kullanmak mı? Hadi oradan. Rüya görüyor olmalıydı.

Belki de bir şeyi temel almıştı. Direk enerjiyi nasıl olur da kullanabilirdi?

Alkar'ın ilk düşünceleri bunlardı. Sonra değişti. Onun hissetme şekli farklıydı. İçinde enerji değişim geçirmiş olabilir miydi?

Kafasındaki ağrı arttı. Yüzünü ovunca eline kurumuş kan geldi. Çok mu fazla enerji kullanmıştı? Hafızası bulanıktı. Vücudundaki dayanılmaz ağrıya bakılırsa boyundan büyük bir iş yapmıştı. Sinirle dilini ısırdı. Elindeki kendine açtığı yara çok fena acıyordu. Resmen bıçak saplamıştı kendine.

Karnının gurultusuyla kendine geldi. Yemek için onunla dövüştüğünü hatırladı. Aç kalacağını anlayınca sıkıntıyla ofladı ama cesedin orada olduğunu gördü. Öldürmeyi başarmıştı!

Hemen yanına gitti ve cesedi yokladı. Baya etliydi. Kendisine şimdilik yeterdi. Sorun şu ki gece olmuştu ve pişiremezdi. İlk defa değildi ama çiği et yemek tercihlerinden değildi.

Ofladı ve elinin acısına aldırmadan cesedi alarak yürümeye başladı. Su kenarı bulması gerekiyordu. Yaklaşık on beş dakikada su kenarına gelmişti. Çoğu savaşı tercih etmeyen canavarlar su kenarında yaşardı o yüzden saldırıya uğramaktan pek korkmuyordu. Bıçakla derisini yüzdü ve kanlarını yıkadı. İşi bitince yiyilebilir hale gelmişti.

Hala pişirip pişirmeme arasında gidip geliyordu. Ateş yaksa en fazla ne olurdu ki? Risk almasına değer miydi?

Alkar yüzünü buruşturdu ve risk almamayı tercih etti. Çiği çiği yerken düşünmemeye çalışıyordu. Tadı tavuğa benziyordu. Ayrıca farklı bir yeri de vardı ama Alkar açıklayamadı. Onu midesine indirdi.

Sonra bulduğu bir boşluğa kıvrıldı. Geceyi burada geçirebilirdi.

Sabah uyandığında elinde derin yara gitmişti. Alkar garip bir şekilde eline baktı. Etin iyileşmeyi hızlandıracak bir özelliği mi vardı?

İşine gelirdi.

Ayaklandı ve suda elini yüzünü yıkadı. Bazı canavarla mutlu mutlu gölde yüzüyordu. Alkar onlara selam verdi. Diğerleri de karşılık verdi.

Hemen yakındaki bir ağaca tırmandı. Bir canavar türünü arıyordu. Tekli halde dolaştıklarını biliyordu. Onların adı Sheah'di. Çok nadir görülen ve önemi çok fazla olan bir özellik vardı. İnsanların hafızalarıyla oynayabiliyorlardı. En azından anılardan birini seçip değiştirebiliyorlardı.

Sorun şuradaydı ki bu onlarında ömürlerinden yarım yıl götürüyordu. Çoğu zaman kullanmazlardı. Alkar bir tanesini bulmalı ve anlaşma yapmalıydı. Zamanı gelince ihtiyacı olacaktı.

Ama ağacın tepesindeyken oldukça güçlü seviyeciler gördü. Anında saklandı. Burada ne işleri vardı. Havada durmuş sıkıntıyla konuşuyorlardı.

"Nasıl olur da bulamazsınız?! Yüzyıllar sonra ortaya çıktı sonunda ama bir yakalayamadınız. Tek özellikleri hızlı olmaları ve hissedilememesi ama bunu bile beceremediniz." Orta yaşlı adam çok sinirli görülüyordu. Enerjisi ağırlaştı. Karşılarında duran astları boyunlarını eğdi.

"Üzgünüz efendim. Ne ceza verirseniz hakkımız." Orta yaşlı adam hıhladı ve sinirli bir şekilde etrafa bakmaya başladı.

"Bu şeyden katlarca güçlü yaratıkları yenen sizler..." Başını onaylamazca salladı. "Bir düşük seviye yaratığı alamadınız. Şimdi ben nasıl evrendeki savaşa katılacağım?!" Alkar'ın duyduğu son sözle ilgisi artmıştı.

Alkar salak değildi. Büyük ihtimalle geçen yediği küçük yaratıktan bahsediyorlardı. Onu hissedememişti.

"Üzgünüz Efendi Oktay!" Orta yaşlı adamın karşısındaki savaşçılar aynı anda bağırdı. Adam homurdanmaya devam etti.

"Oysa ki planım kimsenin haberi olmadan o canavarı yakalamak ve çiği bir şekilde yemekti... Ah ahh eğer yeseydim şimdi uzayda nefes alma gibi bir sıkıntı çekmeyecektim." Alkar duydukları ile şok oldu. Ne?

O küçük tüy yumağının etinin böyle bir gücü mü vardı? Yediğinde garip hissetse de böyle bir şey beklemiyordu. Bir de çiği yemişti. Gece olduğu için ateş yakmak istememişti. Nereden bilebilirdi ki o şeyi çiği yemenin vereceği gücü? Eğer bayılmasaydı o savaşta onu pişirip yiyecekti.

İçinden artık avladığı her canavardan bir tane çiği parça yiyeceğine dair kendisine söz verdi. Aslında o an kahkaha atmak istiyordu.

Farkında olmadan çok büyük bir sorunu çözmüştü. O kadar işin arasında bir de bunu düşünmek zorundaydı ama halletmişti işte.

Adam bilmese de ona bakarak mırıldandı. "Üzgünüm babalık senin malını yemiş olabilirim. Neyse, bilgi için teşekkürler."

Ağaçtan atladı ve oradan uzaklaştı.

Aslında eskiden her gün bölüm atardım ama iki gündür bir duraksama oldu, biliyorum. Açıklamam gerekirse bu novelin kurgusu gerçekten karışık. Öyle diyebilirim ki asıl konunun bahsi bile geçmedi. Bölüm yazarken yanlış bilgi veririm, vermemem gereken bilgiyi yanlışlıkla yazarım, anlatmak istediğimi anlatamam, bir şeyler çelişir korkusuyla bazen ne yazacağımı bilemiyorum. Ama her gün bölüm atmaya devam etmeyi düşünüyorum çünkü yazmazsam unuturum ve hamlanırım. Kendimi tanıyorum. Arada aksilikler olabilir ama ya takılı kaldığımdandır ya da zamanım yoktur. O yüzden anlayışla karşılayacağınızı umuyorum. İyi okumalar.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 977

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 919

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 760

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 722

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 603

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 516

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 492

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 446

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 71

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8845 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13721 Bölüm Sayısı


creator
manga tr