“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

DİPTEN EN TEPEYE - 29. Bölüm: Tehlikeli Kabile


O şoku yaşadığından beri sadece iki gün geçmişti ve hayatı tamamen boka dönmüştü.

Hiç birinin onu hissedememesine rağmen sanki hepsi yerini biliyorlarmış gibi ardı ardına saldırıyorlardı. Alkar ilk başlarda idare ediyordu ta ki çantasını kaybedene kadar. İçinde bütün parası, yemeği, yedek giysileri ve birkaç büyülü iksir vardı. İksiri buraya girmeden önce satın almıştı ama kullanamadan canavarın biri yutmuştu. Onu öldürse de kalın derisini delememişti. 

Neyse ki bıçağı hala yanındaydı ve ceketinin iç cebinde az da olsa para vardı. Sadece yemek ve su ihtiyacı kalmıştı. Bir de ağır yaralarını çabuk iyileştirebilmek için birkaç ot bulsa fena olmazdı. Ama bu ormanda zehirli ve tehlikeli bitkilerden başka bir şey yok gibiydi.

Bulduğu bir kayanın altına çökmüş yaklaşık yarım saat önce dövüştüğü quendrin'in zehirli pençelerinin açtığı yarayı nasıl iyileştireceğini düşünüyordu. Sarhoş gibi hissediyordu. Acilen Iran otu bulmalıydı.

Kafasını gökyüzüne kaldırdı ve derin nefes aldı. Daha yeni başlıyordu.

"Arkadaşlar cidden şansımı sikeyim ben." Garon endişeyle bağırdı kafasına. Alkar'ın zaten başı dönüyordu, daha da berbat olmuştu. 

"Siktir, azıcık sessiz ol başım çatlıyor." Sinirle mırıldandı. Garon resmen tıslayarak konuştu.

"Ulan sarhoş olmanın zamanı değil. Sıçtım galiba." Yine ne bok yemişti bu?

"Ne yaptın?" Alvar bıkkınlıkla sordu. Geçen de böyle konuşmuştu. Sonuç ise babasından efsanevi denebilecek kadar güçlü olan evcil canavarını kaçırdığı için bir haftalık ev hapsiydi. Akıllanmıyordu. Daha cezası dün bitmişti.

"Ya ben bilirsiniz işte..." Sesi kısıldı. Suçlu çocuklar gibiydi. "Seviyecilerin toplandığı bir partiye katıldım. Bilirsiniz... Anılarımızı falan paylaşırız. Bu partiyi de çok önemli bir şahsiyet düzenlemişti. Genç kısımdan önü açık olanlar da davetliydi. Bilirsiniz beni de hemen davet etti." 

Böbürlenmeye başlayınca Alkar yüzünü buruşturdu. Sona doğru kesin batıracaktı. O yüzden şimdiden kendini övüyordu.

Roald bilmiş bir sesle sordu. "Kızıyla mı yattın adamın?" Sessiz kaldı Garon. Alkar isyan edercesine konuştu. "Yemin ederim bu hata sana bile fazla." Mana oradan atladı.

"Oğlum bu kadar fazla sevme şu üreme olayını. Haftada bir kere yeterli ama sen gitmiş her gün dört kere falan yapıyorsun. Son kaçamağın arenanın tuvaletindeydi sanırsam?" Mana'nın konuşması üzerine büyük ihtimalle hepsi yüzünü buruşturmuştu. Adamın her yerde yapabilecek potansiyeli vardı.

"Arkadaşlar..." Garon konuşmaya çalışsa da Emest sözünü kesti. "Gerizekalı ya ahahahah. Bu kadar mallık sana bile fazla... Üff.... Durduramıyorum aahahhaha!" Kahkahası arttıkça Alkar'ın beynine giren ağrı da artıyordu. Dışarıya doğru isyan edercesine inledi. Bir kerede gülmeyin be!

"Bir durun be! Öyle değil..." Sesindeki endişe artıyordu. Ne yapmıştı bu herif? "Ondan da beter!" Alkar'ın gözleri irileşti. Yoksa...

"Karısıyla yattım deme bana!" Vitale resmen bağırdı. Garon sustu. Alkar yüzünü buruşturdu. Midesizdi bu herif. 

"Ciddi misin?" Roald sinirle mırıldandı. "Başkasının kadınına mı dokundun?" Garon pişmanlıkla konuştu. "Tamam, yanlıştı ama kadın beni ayarttı! Odama neden yarı çıplak geliyor ki? Hem kocası da başka bir kadınla mutfakta işi pişiriyordu. Çok da umurlarında değil gibi görünüyordu!"

Alkar başının daha iyi olduğunu hissedince ayaklandı. Etrafta herhangi bir canavar yoktu. Başını kıtlattı ve yürümeye başladı. "Nereden bilebilirdim ki yakalanacağımızı?" 

Mana gülerek söyledi.

"Ne yani gördü mü?" Garon cevapladı. "Hayır ama biz işi pişirirken eve geldi. Şuan kaçmam gerek. Sorun şurada benim burada olduğumu anladı ve üstümde bir şey yok. Sadece pantolon giyiyorum. Taktik verin."

Alkar bu işlerden anlamadığı için pas geçti. "Pas." Onun mırıldanmasına karşı Garon küfür etti.

"Kaç zaten hemen piç." Alkar ona sinirlenmedi çünkü bir nevi kaçıyordu.

"Pas." Şaşırtıcı bir şekilde ikinci kaçan Alvar olmuştu. Garon şokla konuştu. "Yok artık Alvar! Sen de mi?" Kibarlığından ödün vermeden konuştu Alvar. "Ben böyle bir olaya bulaşmak istemiyorum." Garon tıhladı.

Mana hemen ardından konuştu. "Beni de yok say." Garon artık fenalık geçirecek durumdaydı. Bu arada Alkar su sesi duymaya başlamıştı. Iran otu su kenarlarında yetişirdi. Ayrıca susamıştı. Adımlarını hızlandırdı.

Küçük şelalenin yanına varınca çöktü ve su içmeye başladı. Boğazı çok kurumuştu. Enerjiyi daha iyi hissedebildiğini biliyordu. Vücudu resmen kurumuştu.

"Sadece bir konu hakkında danışmak için geldiğini ve bir şeyler içerken üstüne döktüğünü söyle. İyi kalpli karısı da yardım için sana bir t-shirt vermiş ve sen de tam onu giyerken yakalandın. Anladın?" Dahiyane planına karşın Garon resmen sevinçle bağırdı. "Ulan var ya seninle kavga edip duruyoruz ama adamsın sen adam." Emest'in önerisi üzerine resmen adamın üstünden yük kalkmıştı. Odadan bulduğu bir t-shirt'ü yutturduktan sonra teşekkürlerine devam etti. 

Alkar gibi ilkten sıvışanlara ise ilk bir saat trip atsa da sonra normal konuşmaya devam etti. Bu arada Alkar sadece bir yer sülüğü ile karşılaşmıştı. Cidden... Yine kirlenmişti.

Bu arada bulduğu otu iyice yarasına sürdüğü için birkaç saat içinde daha iyi olmuştu. Karnı guruldayınca durdu. Bir şey avlamalıydı. Elinde ise sadece bir bıçak vardı. Tek atışta yapması gerekiyordu. Enerjisinin düşük olduğunu düşündüğü canlıya doğru ilerlemeye başladı. Bu bir sincaptı. Sadece tüylerinde diken vardı. Bunları çok iyi fırlatabiliyordu. Alkar onu hissedememesinin verdiği avantajla ağacın arkasına saklandı.

Gözlerini ona dikti. Nişancılığı iyidi. Tekte tek yapabileceğini biliyordu. Yavaşça enerjisini bıçağa aktardı. Olabildiğince kontrol etmeye çalışıyordu. Gerçekten bu enerjiyi kontrol etmek zordu. Anlından bir ter süzüldü.

Sincap ağaç kenarında bir şey yapıyordu. Alkar gözlerini kıstı ve pozisyon aldı. Daha ne olduğunun farkına varamayan sincap gövdesinde saplı bir bıçakla oracıkta can vermişti. Alkar derin bir nefes verdi. Bugün iyi doyacaktı.

Güneş batmaya yakın güvenli olduğunu düşündüğü bir yere gitti. Daha batmadığı için etraf aydınlıktı. Ateş yaktı ve pişirmeye başladı. Kürkünü önceden soymuştu. Zaten küçüktü. Kanlı ellerini bezle sildi ve pişmiş sincabı yemeye başladı.

Fark ettiği bir şey daha vardı ki seviyeli hayvanların etleri daha yararlı oluyordu. Daha önce bir canavarın etini yemediği için bilmiyordu ama her eti yediğinde kendini daha zinde hissediyordu.

Etini bitirmeye yakın etrafta bir enerji hissetti. Enerji güçlüydü. Alkar savaşmak istemediği için hemen oradan ayrıldı ve koşmaya başladı. Artık koşarken ayaklarına enerji gönderiyordu.

İlk yaptığı savaştığı yaratıklardan birine ayağından yaydığı enerji dalgası ile saldırmıştı. Ayakları çok acısa da bu ona birkaç fikir vermişti.

Bu enerjiyi kullanarak hızını arttırabilir miydi?

Eh, yapabilmişti. 

Eğer bunu geliştirebilirse... Belki... Asla büyü gücünü ve elementleri tam kullanamadığı için yapamayacağı şeyi yapabilecekti.

Uçabilir miydi? Uçamasa bile havada kalabilir miydi? Bunu bu gezegen için yapmaya çalışmıyordu.

Bir gün intikamını alacaktı, evet. Peki sonrası? Ne yapacaktı?

Bu gezegende daha fazla barınamayacaktı büyük ihtimalle. Nereye gidecekti? Nasıl gidecekti?

Şimdiden düşünmesi gerekiyordu. Bir şeyleri acilen bulması gerekiyordu. Hadi uçsa ve gezegenden çıksa bile nasıl nefes alacaktı?

Evet, o uzay gemilerini alarak kolaya kaçabilirdi ama bunu istemiyordu. İntikamı bitince gerçek bir seviyeci olacaktı.

Olmalıydı.

Boş boş duracak bir dakikası bile yoktu. İmkansız dedikleri her şeyi kendisi yıkmıştı. Bunu da hallederdi. Çabalayarak.

Hava tamamen kararınca daha doğru düzgün kalacak bir yer bulamamıştı. Bazı canavarlar gece çıkıyordu. Olabildiğince uzak durmaya çalışarak yürümeye devam etti. Sonunda garip bir ışık gördü. Ateş gibiydi. İnsanlar?

Çok fazla yaklaşmadı. İnsanların canavarlardan daha tehlikeli olduğunu en iyi Alkar bilirdi. Ama yine de göz attı.

Bir tane ağaca tırmanırken göz atmaya devam ediyordu. Etrafta çalı çırpıdan yapılmış evler vardı. Bu kesinlikle bir gecelik konaklama için yapılacak evlerden değildi.

Etrafta kısa boylu hafif göbekli, malum bölgelerinde sadece bir tane kumaş parçası olan uzun burunlu, ayaklarında yüzgeçleri bulunan garip yaratıklar dolaşıyordu.

Bir yerden tanıdık geliyorlardı.

Gözlerini kıstı ve kitapçığı hatırlamaya çalıştı.

Daha iyi görebilmek için hafifçe dalda ilerledi ama dal onun ağırlığını taşıyamayacak kadar kırılgandı. Düşmeden önce başka yere zıplasa da fark edilmişti.

Kendisine doğru koşuşturmaya başlayan küçük yaratıklardan uzaklaşmaya çalıştı.

"Lanet olası insanı yakalayın hemen!" Garip ve kaba sesle bağıran yeşil yaratığa diğerleri itaat ettiler. Alkar o yavaş yaratıklardan kolayca kaçabilirdi.

Yani öyle düşünüyordu. Ama farkında olmadan onların bölgesine girmişti. Ayağına ve kollarına birden dikenli sarmaşıklar dolandı ve yılan gibi sardılar. Enerjisini kullanarak koparmaya çalışsalar da sadece daha da sıkışıyordu.

Bir süre sonra kemiklerinin daha fazla zarar görmesine izin veremeyeceği için enerjisini kullanmayı kesti.

Bu yaratıkların acilen hangi türden olduğunu anlamalıydı. Onlar kendisine yaklaşırken düşünmeye devam etti.

Meydan olduğunu düşündüğü yere sürüklerken düşünmeye devam ediyordu.

"Lanet insan. Ne cüretle bizim bölgemize girersin!" Başkanları gibi görünen biri onu önüne gelip tükürükler saçarak bağırdı. Alkar yüzünü buruşturdu.

"İsteyerek girmedim." Yeşil yaratık tıhladı. "İsteyerek girmedim derken!? Bunun bir cezası var biliyorsun değil mi? İsteğimiz dışında bölgemize giren her insan bedelini ödemelidir." Çirkin yüzüne dikkatlice baktı Alkar. Sonra ne olduğunu hatırladı.

Lanet olası Guvardon'du. Bunların özelliklerini okuyunca bile midesi bulanmıştı. Bu üç hafta içinde özellikle onları bulması gerekiyordu. Alkar intikamı için her şeyi önceden ayarlamak zorundaydı ve gerçekleştirince sorun çıkartabilecek türlerden biri de buydu.

Tam da ayaklarına gelmişlerdi.

Bu tür her türlü pisliği severlerdi. Hırsızlık, insan/canavar parçalama, suikast, yamyamlık, tecavüz... Ne ararsanız vardı. Bunları başı boş bırakamazdı. İşini şimdiden görecekti.

Ayrı yeten cinselliğe fazla açlardı ve genellikle dişi avlarını yemeden önce eğleniyorlardı. Asıl iğrenmesinin nedeni de buydu zaten. İntikam zamanında çıkan olaylardan yararlanıp insanlara saldırabilir, masumlara zarar verebilirlerdi.

Alkar kendi intikamı içim masumların zarar görmesine izin veremezdi. Bu yüzden pürüzleri teker teker ortadan kaldıracaktı.

Ama öldürmeyecekti.

Bunlar ona başka bir iş için lazımdı. Gelecekte onun için önemli bir iş yapacaklardı.

Alkar karşısındaki canavara sırıttı.

Canavar karşısındaki insanın sırıttığını görünce daha da hiddetlendi. "İnsan! Ne diye önümde sırıtıyorsun! Hemen bunun derisini yüzün ve yemek olarak pişirin!" Başları sinirle bağırdı ve Alkar'ın yüzüne yaklaşarak mutlulukla mırıldandı.

"Uzun zamandır insan eti yemiyordum, iyi oldu bu. Keşke dişi olsaydın... Seninle eğlenebilirdim." Dudak olduğunu düşündüğü şeyi büzdü ve gerçekten üzgün bir sesle bağırdı.

Alkar sinirli gözlerini ona dikti. Gözlerindeki kızıllık artmıştı. Yeşil yaratık istemsizce geri çekildi. "N-ne oluyor?" Alkar dişlerini sıkarak cevapladı. "Yanlış söz."

Sonra kendisini saran sarmaşıklar parçalandı.

Yaklaşık yarım saat sonra etraf resmen kan gölüydü. Alkar o sözlerden sonra gerçekten çok sinirlenmişti. Kendisini ilk zamanlarda tutmamıştı. Önüne geleni parçalamıştı. Sonra ise amacı aklına gelmişti. Bu yüzden hepsini tek tek dövmüştü.

Bu arada kendisi de birçok yara almıştı. Sarmaşıklar, büyüler hep etrafını sarıyor, patlamalarla durmadan bir oraya bir buraya savruluyordu ama sanki hiç acımamış gibi ayağa kalkıyordu.

"Lanet olası insan!" Kral yeşil yaratık korkarak bağırdı ve arkasını dönüp kaçmaya çalıştı. Alkar başından aşağıya kanlar dökülürken dayak yemiş ama hala bıkmamış olan yaratığı yakaladı. Yaratık acıyla çırpındı.

Alkar acımadan boğazını sıkmaya başladı. Bir buçuk metre bile olmayan boyuyla Alkar'dan epey kısaydı. Alkar onları döverken bir şeyler söylemişti.

Aslında bir istekte bulunmuştu. Kabul etmedikleri her an dövmeye devam etmişti. Tiny de kendisinin üzerinde denediği için ne kadar yararlı olduğunu biliyordu. Eninde sonunda bunların kabul edeceğini biliyordu.

"Bırak beni! Öhk..." Ağzından kanlar akarken zorla konuşmaya çalıştı. Etrafındaki bütün astları ya bilincini kaybetmiş ya da hareket edemez durumdaydı. Bu insan da nereden çıkmıştı!?

"Kabul ediyor musunuz?" Alkar sakince söylendi. Sıkılmaya başlamıştı. Canavar ise can çekişiyordu.

"N-nefes..." Alkar ona tek kaşını kaldırarak baktı. "Olumlu yanıt verirsen seni bırakırım." Canavar çırpındı ama Alkar yine bırakmadı. En sonunda onaylamak zorunda kaldı. "Kabul ediyorum. Ben Guvardon'ların Efendisi Halles Evandelion, h-hayatımın ü-üstüne yemin ediyorum." Elinde bir ışık parladı canavarın. Bu sözleşmenin işaretiydi. Artık karşı çıkamazdı. Alkar memnuniyetle onu yere fırlattı.

Canavar ilk kez nefes alıyormuş gibi öksürerek nefes almaya başladı. Alkar kanlı üstüne bakarak yüzünü buruşturdu. Yine kirlenmişti.

"Sözleşmeye itaatsizlik edersen ruhun parçalara ayrılacak, biliyorsun değil mi?" Alkar son kez yokladı. Guvardon'ların efendisi korku ve iğrentiyle bakarak onayladı. "Evet, siz isteyene kadar buradan ayrılmayacağız bile." Alkar başıyla onayladı ve kenara sapladığı bıçağı aldı.

"Aferin, akıllı canavar."

Sonra zıplayarak oradan uzaklaştı.

Arkada kanlarla dolu, yüzlerce bilinçsiz Guvardon sürüsü bırakarak. Guvardonların efendisi Halles titreyerek yere uzandı ve gökyüzüne haykırdı.

"Tanrı'm onu bize yollayacak kadar mı nefret ediyorsun bizden!"

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 979

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 921

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 761

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 723

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 604

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 519

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 496

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 447

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 71

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8872 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13798 Bölüm Sayısı


creator
manga tr