"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

DİPTEN EN TEPEYE - 28. Bölüm: Bozkurt


Küçük çantasına birkaç kıyafet ve yiyecek koymuştu sadece. Hizmetçilere haber verdikten hemen sonra kaçarcasına çıkmıştı evden. Her an o kızın gelip fikir değiştirmesinden korkuyordu. Şimdi ise ormana giriş için yapılan bölgeye gidiyordu. Oradan bütün isteyenler girerdi. Bazıları girmeden önce yakındaki kafelerde oturur son güzel yemeklerini yerlerdi. Çıkanlarda orada yaşadıklarını bastırmak için soluklanırlardı.

Bir çoğu ise bilgi almak için gitmeden önce uğrarlardı. Alkar'ın da bilgi alması gerekiyordu.

Kafasına sadece siyah şapkasını geçirmişti. Ayağında normal spor ayakkabılar üstünde ise rahat giysileri verdi. Üstündeki ceketin fermuarını açtı ve parayı kontrol etti. İçeri girmeden önce bilgi için harcaması gerekecekti.

Bölgeye yürüdükçe seyrekleşiyordu insanlar. Üç dört kişinin toplanıp bir haritaya bakarak tartıştığını gördü. Sırtlarında çanta, bir ormana bir haritaya bakıyorlardı. Birkaç kişinin ormana daldığını gördü. Burada bulunan herkesin enerji kontrolü baya iyi gibiydi. Kesinlikle kolay kolay ölecek insanlar burada değildi. Yürümeye devam ederken bazıları ona garipçe baktı. Enerji hissedemedikleri için ölümlü olduğunu düşünmüşlerdi. Alkar aldırmadan girişe yakın bir kafeye oturdu.

Garson ona yaklaştı ve ne istediğini sordu.

"Bilgi için buradayım."

Garson kafasını kaldırdı ve hiçbir enerji hissedemediği adama baktı. "Burası ölümlüler için değil." Alkar şapkasını düzeltti. "Sadece enerjimi gizliyorum." Garson şüpheli bir şekilde ona baksa da bir şey demedi. "Para?" Alkar bir miktar krank çıkardı.

Garson miktarı beğenmiş olacak ki konuşmaya başladı. "Kolayca anlaman için diyebileceğim en iyi şey burası insanların krallığıysa orası canavarların krallığıdır. İnsanlığın krallığında hiç canavar gördün mü?" Alkar başını olumsuz anlamda salladı. "Göremezsin tabi. Görüldüğü an öldürülüyor çünkü. Peki biz insanlar onların krallığına izinsiz girersek ne olur?" Alkar anlamıştı.

"Öldürülürüz." Garson sırıttı. "Ölmemeye çalış." Alkar hemen bırakacak değildi.

"İçindeki canavarlardan biraz bahset." Garson hafifçe düşündü. "İlk yerlerde bir tane bile canavar bulamazsın. Bulursan bile 'Bu yakında kesin güçsüzdür.' mantığına düşme sakın. Bu kadar yaklaşabildiğine göre çok cesur ve güçlü bir canavardır büyük ihtimalle. Ortalara doğru normal canavarlar ortaya çıkar. Bazıları kabile halinde yaşıyor." Derin bir nefes aldı. "Akıllılar. Konuşabiliyorlar hatta şehirleşme bile olduğunu duydum."

Alkar şaşırmıştı. Bu kadar insana benzediklerini bilmiyordu. "Tabi normalleri de bulunuyor. Enerji hissetseler bile konuşamayanlar. O kadar güçlü değiller. Onlardan korkmana gerek yok." Ellerini masada ritmik bir şekilde vurdu. Garson kalemiyle kafasını kaşıdı. "İstersen belli başlı ormanda yaşayan canavarla için bir kitapçık verebilirim?" Alkar bundan memnun olmuştu. Kafasını olumlu anlamda salladı. Garson elini uzattı. Alkar gözlerini devirdi.

Herkes fırsatçı olmuştu.

Bir miktar daha para verdi ve garsonun gelmesini bekledi. Çok da kalın olmayan küçük bir kitapçıkla geldi. Alkar için kontrol etti hemen. İşine yarardı. "Sağol." Garson başıyla onayladı ve son uyarısını yaptı.

"Sakın onları küçümseme."

Alkar dışarı çıktı ve çantasını düzeltti. İçinden bir ses bu çantayı bırakması gerektiğini söylüyordu. Dinlemedi. Gerekirse sonra bırakırdı zaten.

Etrafta hala tartışan ve sohbet eden insanlara son kez baktı. Büyük ihtimalle uzun süre insan göremeyecekti. Sonra ormana daldı.

Normal bir şekilde yürümeye başladı. Kasmıyordu kendini. Enerjisini hissedemezlerdi. O yüzden diğer seviyecilere göre avantajlıydı.

Yürümeye devam ederken önüne garip bir yaratık çıktı. Tam önüne çıktı denilemez. Alkar'ı fark etmemişti daha. Bir insan leşi yiyordu. Alkar yüzünü buruşturdu ve oradan uzaklaştı.

Buranın enerjisi gerçekten güzeldi. İlk önce korkutucu geliyordu ama Alkar şimdi nefes aldığını hissediyordu. İnsan diyarında enerji sürekli değişiyordu. Herkes farklı hissettiği için bazı ortamlarda acayip rahatsız oluyordu. Ama burada tek bir amaç vardı. 'Düşmanları Öldür!'

Alkar yürümeye devam ediyordu ama karşısına doğru düzgün yaratık çıkmamıştı. Açıkcası sıkılmaya başlamıştı. Sadece üç haftası vardı ve böyle boş boş geçiremezdi. Bazılarından duyduğuna göre ilk yarım saat içinde saldırıya uğraması gerekiyordu ama iki saat olmuştu bile. Alkar kendisini hissedemedikleri için saldırıya uğramadığını bilmiyordu. Bazıları bunu harika bir şey olarak görse de Alkar saldırıya uğramak istiyordu.

Garip bir istekti.

Küçük kitapçığı çıkardı ve okumaya başladı. Bazı canavarların yüzünü iyice ezberledi. Sayfaları çevirmeye devam ederken bazı canavarların altında nerelerde yaşadıklarına dair küçük bilgiler olduğunu gördü. Belki de kendisi gitmeliydi.

Bir ağaca tırmandı hızlıca ve etrafa göz atmaya başladı. Güneş geldiği için eliyle siper etti. Kafasını diğer yöne yavaşça çevirirken aniden bir kafayla burun buruna geldi. İrkildi yavaşça. Bir kuşun (?) gözleri tip tip ona bakıyordu. Aralarında mesafe bile yoktu. Alkar enerjisini hissedince kesinlikle tehlikeli bir yaratık olduğunu anladı. Bir süre tip tip birbirlerine baktılar.

"Saldırmayacak mısın?" Alkar sordu.

"Neden?" Kuş cevapladı.

"Çünkü insanım?"

Kuş gözlerini devirdi. "Uğraşamam." Bir insanı kolayca parçalayabileceği kadar keskin olan gagasıyla tüylerini karıştırdı. Evet, Alkar'la ilk konuşan canavar onu takmamıştı.

Alkar da onu takmadan araştırmaya devam etti. Kuş yanında esniyordu. "Neden enerji yok sende?" Sorusuna karşı göz ucuyla ona baktı Alkar. "Bir teknik?" Kuş garip bir ifade yaptı. Galiba kaşlarını çatmıştı. "Teknik mi? Baya güçlü olmalısın." Alkar dudaklarını büktü. "Bilmem. Bunu öğrenmek için geldim ama iki saattir bir kişi bile bana saldırmadı. Oysa canavarların bölgelerine karşı koruyucu olduğunu söylemişlerdi." 

Kuş ona bakarak konuştu. "Seni hissedememişler. Bu yüzden saldırıya uğramamışsındır. Ama korkma. Benimle konuştuğun için fark ettiler bile. Artık rahatına veda etsen iyi edersin."

Alkar kaşlarını çattı. "Seninle konuştuğum için mi?" Kuş ona bir aptala bakar gibi baktı. "Canavarlar çok konuşmaz. Ben konuşuyorum. Merak edip baktılar ve insanı gördüler. Şimdi in ve çok istediğin şeye kavuş. Enerjileri hissedebiliyor musun?" Alkar dikkat kesildi. Buraya yönelen gerçekten korkunç enerjiler vardı.

Kuşa cevap vermeden inmeye başladı. Tam olarak inmeden önce kuş son kez konuştu. "Yaşamaya çalış insan."

Alkar sırıtmamaya çalıştı. Asıl onlar hayatta kalmalıydı.

Aşağıya indiği an garip bir enerji yumağı tam üstüne atladı. Alkar çantasını kenara fırlattı ve geri çekildi. Baktığı yerde derisi mavimsi bir renkte olan iki ayaklı tüysüz bir canlı vardı. Kendisine hırlıyordu. Bunu biliyordu. Etlivka.

Kendisi genellikle ölü ağaç kabuklarını tercih ediyordu. Bulundukları yer sisli olurdu. Hava ve sisin üzerinde garip bir hakimiyetleri vardı. Kurbanlarının görüş açısını sıfır indirirlerdi ve dişleri ile boğazlarını parçalarlardı.

Alkar o kendisine hamle yapamadan yumruğunu suratına geçirdi. Şaşıran yaratık dengede duramadı ve arkadaki ağaca yapıştı. Ağaç devrildi. Etrafta sis oluşmaya başlamıştı. Alkar içinden küfür etti. İkidir görüş açısı engelleniyordu.

Durdu ve onu hissetmeye çalıştı. Etrafta bazı ağaç çıtırdamaları dışında ses yoktu. Birden ayağında acı hissetti. Ayağında pençe izleri vardı. Hemen geri çekilse de koluna da pençe atmıştı. O geri çekilemeden tekme savurdu. Tekme onu teğet geçti. Biraz sis dağılsa da hala görüş açısını bozuyordu. Sisi dağıtmalıydı. Tek yolu buydu.

Hemen geriye döndü ve ağaç olduğunu düşündüğü bir şeye tırmandı. Şimdi yapacağı şeyden emin değildi. Enerjisini fiziksel şiddet için değil de etraftaki büyülü gücü baskılamak için dışa vuracaktı. Fiziksel olarak kullanırken en azından birine vurduğu için ellerindeki enerjiyi canlıya göndermek kolay oluyordu ama şimdi enerjiyi direk yere gönderecekti ve yerden yayılan enerji dalgasının sise karşı üstünlük sağlaması gerekiyordu.

Alkar enerji hissetmeye başlayalı iki ay kadar oluyordu. Bu çok da uzun süre değildi. Yıllarca çalışan birinin enerjisine karşı üstünlük sağlaması akıl işi değildi ama Alkar yapabilirdi. Etlivka ona ulaşamadan ağaca tırmandı ve eline enerjisini toplayarak yere atladı. Yumruğunu yere geçirdiği an elinden çıkan büyük enerji dalgası patlayarak sise çarptı. 

İlk önce zorlandı, hatta Alkar sis tarafından yenildiğini düşündü ama daha sonra daha büyük bir patlamayla sisi yardı. Alkar büyük ses patlaması yüzünden geri çekilmek zorunda kaldı.

Kendisi de şaşırmıştı. Enerjisi sanki kendi bilincine sahip biri gibi sisle mücadele etmişti. Gözlerini kıstı. Odhue gerçekten gizemliydi.

Sis dağılınca kenarda şaşkınca duran canavarı gördü. Canavarın kendisine saldırmasını beklemeden kendisi saldırdı. Ona bir tekme geçirdi ve geriye fırlamasına izin vermeden kolundan tuttuğu gibi karnına yumruğunu geçirdi. Karnında kırılan kemiklerin sesini duymuştu.

"Lanet olası insan!" Canavar acıyla haykırdı. "Ellerimde öleceksin!" Alkar, "Tabi..." diye cevap vererek kafasını tuttuğu gibi yere çarptı. Ellerini daha çok tırmalayan canavardan hiç haz etmemişti. Canavar karnına başka bir çizik attı ama Alkar çoktan son hamlesini yapmıştı. Onun boynunu kırdı. Canavar şaşkın bakışlarla orada ölmüştü.

Bunu daha sindiremeden başka bir canavar saldırdı. Alkar'ın düşünecek zamanı bile yoktu. Dört ayaklı kendisinin üç katı olan bir canavardı. Kibirle kendisine baktı ve Alkar ayaklarında bir baskı hissetti. Garip bir sıvı ayaklarına tırmanıyordu ve tırmandığı yerler donuyordu. Toprak değildi. Alkar yüzünü buruşturdu.

Eğildiği gibi bütün kalbindeki enerjisini eline topladı ve sertleşmiş kayaya vurdu. Kaya çatladı. Canavar duraksadı. Az önce insan onun maddesini tek darbesiyle mi çatlatmıştı?

Alkar çok kötü hissediyordu kendini. Elleri yine kanamaya başlamıştı. Enerji çıkışı olsa bile çok fazla enerji kullanıyordu. Bedeni henüz buna hazır değildi ama ya yapacaktı ya da ölecekti. O yüzden bir kez daha vurdu. Madde çatladı ve paramparça oldu.

"Burada gebereceksin!" Daha ayağa kalkamadan bir darbe yedi. Son anda kolunu kaldırmıştı. Etrafına kurduğu bariyer tuzlu buz olurken koluna çarpan darbe ile kolundan garip bir ses geldi. Alkar bir ağaca yapıştı. Gözlerini oyalanmadan canavarın olduğu yere çevirdi. Hemen kenara yuvarlandı. Az önce uzandığı yer parçalara ayrıldı. Alkar kalkmadan önce yerde kaydı ve incinmemiş koluyla zıpladı. Havadaki ayaklarını kullanarak canavara büyük bir enerji patlaması gönderdi. Ayakları yanıyordu.

Canavar kendisinin yüzüne çarpan enerji dalgası yüzünden acıyla haykırdı. Alkar zar zor ayaklanınca canavarın yüzünün yanmış olduğunu gördü. Resmen eriyordu. "Lanet olsun ne yaptın bana!" Alkar umursamadı ve canavarın sırtına zıpladı. Yere düştüğü zaman kenara attığı çantasından önceden almış olduğu seviyelilerin enerji vererek kullandığı bıçağı almıştı. Bıçağa enerjisini verdi boğazını boydan boya yardı. Kan resmen Alkar'ın üstüne boşaldı. 

Alkar buraya yaklaşan enerjileri hissedebiliyordu ama şuan dövüşemezdi. Resmen şu kadarcık zamanda yaradan ve kandan teni görünemez hale gelmişti. Vücudu kendini yavaşça iyileştirse de yeterli değildi. Diğer tarafa koşmaya başladı.

Oradan yüz metre kadar uzaklaşınca diğerleri de varmıştı. Kimseyi bulamayınca canavarla acayip sinirlendi. Hemen dağıldılar.

Alkar koşmaya devam etti çantasıyla. Son anda onu da almıştı. Cidden... İlk defa kendini seviyeci gibi hissetmişti.

Koşmaya devam ederken enerjisini garip bulduğu bir ağaçtan uzak koşmaya çalıştı ama ağacın dalı uzadığı gibi kendisi çekti.

"Açılış yaptım mı gerisi de hemen geldi..." homurdandı.

Elindeki bıçağı bırakmamıştı. Ağacın kendini çeken bölümüne bakınca kocaman bir ağız gördü. Artık nasıl irkildiyse ağacın kendisini saran dalı bile gevşemişti. Hemen bıçağı gördüğü dile geçirdi. Ağaç acıyla haykırdı. Konuşamıyordu galiba.

Ağaç kükreyince sinirle bütün salyasını Alkar'ın üzerine püskürtmüştü. Alkar yüzünü buruşturdu. Kan, toprak derken salyalarla da kaplanmıştı.

Eliyle dala baskı yaptı. Dal çatırdamaya başladı. Ağaç daha çok acıyla bağırdı ve Alkar'ı resmen fırlattı. Alkar kendisini kabaca bırakan ağaca küfür etti.

Arkasına bakmadan koşmaya devam ediyordu. Cidden, şimdi yer mi onu çekecekti? Hava kararmaya başlıyordu ve burada bir tane bile güvenli yer yoktu. Mağarayı bırak doğru düzgün kayalık yer görmemişti. Yüksek ağaçlara baktı ama artık güvenemeyeceğini biliyordu. 

Koşmaya devam ederken konaklamak için canavarlardan en uzak yeri arıyordu. Sonuçta onu hissedemezlerdi. Koşuşunu yavaşlattı.

Yürümeye başlarken etrafını tarıyordu. Canavarların enerjilerini çok iyi hissediyordu. Kendini piranalar arasında bir yemmiş gibi hissetti.

Bir tane normal olduğunu düşündüğü ağaca sırtını yasladı. Soluklansa iyi olacaktı. Koluna baktı. Yavaş yavaş iyileşiyordu. İyice dinlendiğini düşündüğü zaman yürümeye başladı. Etrafı tarıyordu aynı zamanda.

On dakika sonra canavarlar iyice azalmıştı. Yavaşça yürümeye devam ederken garip bir manzarayla karşılaştı. İki tane enerji hissediyordu ama birisininki azdı. Canavarlar arasında kavga mıydı?

Göz ucuyla oraya baktı. Sonra yüzünü buruşturdu. O ağaçlardan biri yine birini yakalamıştı. Yakaladığı şeye bakınca bir bozkurt olduğu gördü. Kürkü kanlar içinde kalmıştı. Alkar görmezden geldi. Onun için umut yoktu. Enerjisi bile kötü durumdaydı.

Sonra bir hırlama sesi duydu. Bakınca öleceği kesin olan hayvanın ağacın dalını parçalamaya çalıştığını gördü. Alkar'ın kaşları çatıldı. Bu neden çabalıyordu? Ağaç acıyla haykırdı. Alkar garip bir hisle olayı izlemeye devam etti.

Ağaç kurdun boğazına doladı dalı ama kurt direndi ve dallarından birini kırdı. Ağaç sinirle bağırdı ve kurt da Alkar gibi salya ile kaplandı. Alkar şaşkınlıkla hala direnen kurda baktı. Nedense... Kendine benzetmişti. Pes etmeyişini...

Ağaçtan da haz etmiyordu zaten. Yardım etse sorun olmazdı. Kurt kendisine saldırsa bile onu kolayca öldürürdü. Kaybedecek bir şeyi yoktu.

Bıçağını çıkardı ve uzaktan ağacı izledi. Zayıf yeri büyük ihtimalle şu kocaman köküydü. Arkadan dolaştı ve kurtla ilgilenen ağacın köklerini ikiye böldü. Ağaç acıyla bağırsa da yavaşça enerjisini kaybetti ve en sonunda öldü. Kurt serbest kalmıştı.

Alkar kurdun önüne geldi ve onu inceledi. Açıkcası şaşırmıştı. Az önce ağır yaraları olan kurtta şimdi ufak tefek sıyrıklardan başka bir şey yoktu. İyileşme hızı gerçekten çok fazlaydı. Kurt ona tip tip baktı.

Yardım etmesinden hoşnut değil gibiydi.

"Konuşabiliyor musun?" Alkar sordu ama sadece karşılığında bir hırlama aldı. Konuşabilecek seviyede değildi. Alkar onu anlıyordu. İstemese de şuan ona borçlanmıştı kurt. Alkar konuştu. "Bana borçlu hissettiğini biliyorum. Ödeme demiyorum. Zamanı gelince ödersin." Kurda daha fazla bakmadan oradan ayrıldı.

Kurt türünün iyiliğin karşılığını her zaman ödediğini duymuştu. Onun iyiliğine ihtiyacı yoktu ama isterse ödeyebilirdi. Alkar soru etmezdi. İyice karanlık olunca güvenli bir yer buldu ve oturdu. Mağara olsa daha iyi olurdu ama öyle bir yer görmemişti. Yemek yedikten sonra olabildiğince kendini temizledi. Uykusu gelmeye başlamıştı. Etrafa son kez baktı. Yakınlarda enerji falan yoktu.

Sonra bugünkü ağır savaşlardan dolayı uykuya daldı. 

Yüzüne damlayan sıvıdan dolayı uyandı.

Gözlerini aniden açtığında güneş yeni doğuyordu. Elini yüzüne götürdü ve damlayan şeyin kan olduğunu gördü. Nereden gelmişti? Şokla etrafına baktı.

Önünde bir kavga oluyordu. Gerçekten kanlı bir kavga.

Bunu nasıl hissedememişti?

Çok büyük gorile benzeyen aşırı kalın deriye sahip Notwas canavarını gördü. Kanlar içindeydi ve birine hırlıyordu. Enerjisi çok korkunçtu. Kime hırlıyordu bu canavar?

Alkar karşısındakine bakınca o kurdu gördü. Ne?

Kurt da kanlar içindeydi. Kahverengi-kızıl kürkü iyice kanlarla kaplanmıştı. Sarımtırak gözleri iyice açılmış tehditkar bir şekilde gorile hırlıyordu. Neler dönüyordu burada. Notwas sinirli bir sesle bağırdı.

"Sizin türünüzün daha akıllı olduğunu düşünürdüm!" Kurt hırlamaya devam etti. "Bir insan seni kurtardı diye ölümüne onu korumak da ne demek!? Borçlarınıza bu kadar önem vermek soyunuzun yok olmasının en önemli nedeni! Ahmaksınız! Geber!"

Goril Alkar'ın bütün kemiklerini kırabilecek güçle kurda vurdu. Kurt refleksleriyle kaçınsa da enerji dalgasından kurtulamamıştı. Yere yapışsa da olağanüstü bir hızla toparlandı. Alkar'ın gözleri sonuna kadar açıldı. Onun konuşamadığını görünce düşük bir canavar olduğunu düşünmüştü ama o resmen bir Notwas'a kafa tutuyordu. 

Hırlayarak keskin pençeleriyle Notwas'ın boğazına atıldı. Notwas koca gövdeli olduğu için hemen kaçınamadı. Kurt boğazına yapışmıştı bile. Koca elleri ile telaşla onu atmaya çalıştı ama bozkurt onu bırakmadı.

Boğazını parçaladı. 

Notwas'ın gözlerindeki ışık söndü. Ölmeden önce nefretle Alkar'a bakmıştı. 

Notwas düşünce kurt bir süre ölü bedene baktı sonra kendisi de yere yığıldı. Alkar telaşla ona koştu.

Az önce ne olmuştu?

Kurt hırıltılı nefesler alıyordu. 

Alkar'ı kurtarmak için neden bu kadar ileri gitmişti? Borç mu? Neden bu kadar önemsemişti ki?

"Hey! Ölme!" Alkar telaşla mırıldandı. Çantasında şifalı bir şey yoktu ve iyileştirici gücü de yoktu. Kurdun hayat enerjisi hızla düşmeye başladı. Alkar durduramıyordu.

Güçsüzce, "Hayır..." dedi ama kurt ölüyordu. Alkar ne yapacağını bilemiyordu. Garip hissediyordu.

Hayatında uzun zamandan beri ilk defa biri hayatını onun için riske atmıştı. Şimdiye kadar kimse onun için ölmeyi bırak ona doğru düzgün yardım bile etmemişti. Ama bir canavar ona yardım etmişti.

Borcu için de olsa yardım etmişti. Bu his Alkar için yeniydi.

Onu iyileştirmek için bitki aramaya gidecekti ki kurdun hırlamasıyla durdu. Kurdun gözlerine bakınca istemediğini gördü.

Bir kez daha borçlanmamak için miydi yoksa artık ölmek istediği için mi? 

Alkar ona hüzünle baktı ve dediğini uyguladı.

Biraz sonra kurt güneşin doğuşuyla son nefesini verdi.

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1122

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 861

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 745

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 696

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 677

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 450

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 122

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 117

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17406 Üye Sayısı
  • 466 Seri Sayısı
  • 23458 Bölüm Sayısı


creator
manga tr