“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

DİPTEN EN TEPEYE - 27. Bölüm: Orman


Tiny ve Prens Luth'un arasındaki garip ilişki iyice ilerlemeye başlayalı iki hafta oluyordu. Bu kadar zaman boyunca herkes artık onların sevgili olduğunu hatta nişanlanacaklarını anlamıştı. Tiny'nin okuldaki statüsü en üst seviyeye çıkmış ve 'Gelecekteki Kraliçe' lakabını takmışlardı. Bu sürede Alkar ise başka işlerle uğraşmıştı.

Planlarının bu kadar tıkırında gitmesi elbette şans değildi. İlk başlarda Prens Luth'a o tür duygular hissetmeyen kızı şuan ki haline getirebilmek için çok uğraşmıştı. Güç diyerek aklına girmiş kızın kraliyet ailesine girmeden bir bok yapamayacağına inandırmıştı. İstese yapardı ama o yapamayacağını sanıyordu. Gücü fazla olabilirdi ama beyin olarak aptalın tekiydi.

Bu arada geceleri dışarı çıkmaya devam ediyordu ama bu sadece güç denemesi için değildi. Buralar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmalıydı. Şimdiden ünlü 'Kral' barının sahibiyle iyi ilişkiler kurmuştu. Adam ona istediği bitkileri temin edebiliyordu. Karşılığında para da alıyordu tabi.

Alkar'ın herhangi bir yerden maaş alamadığı için bu parayı dövüşlerden kazanıyordu. Geceleri şehrin en tekin olmayan bölgesinde yapılan bu dövüşler yasa dışı ve herkes tarafından bilinse bile kimse karışmıyordu çünkü buraya herkes gelirdi. Kuşkusuz bütün herkes.

Para kazanması da kolaydı. Bir kaç adam pataklayınca hemen parayı alabiliyordu. Şimdiden zengin bile denebilecek kadar para kazanmıştı. Karşısına çıkanları kendisine güçlü diye yutturuyorlardı ama güçlü falan değillerdi. Ya da Alkar'a göre değillerdi.

En son çıktığı dövüşü çok iyi hatırlıyordu.

Akşam yine şapkasını kafasına geçirmişti. Ağzına ise bir bez bağlamıştı. Şapkası onu korumaya yetmiyordu. Parası bitmişti ve alması gereken bitkiler vardı. Eskiden olsa ormana girer ve toplardı ama bu orman farklıydı. Alkar enerjisini sevmiyordu. Güçlü ve tehlikeli bir enerjisi vardı. İlerideki canavarların ne kadar güçlü olduğunu kestiremiyordu ve kendi tekniklerini tam olarak geliştirmeden oraya girmek istemiyordu.

Mekana varınca Karan onu karşıladı. "Hey! Hoş geldin dostum." Dostça selam verdiler ve hemen bir masaya oturdu. "Bugün bana iş var mı?" Karan hemen konuya girmesine şaşırmadı. Karşısındaki adam her zaman böyleydi.

"Eh, bu sefer ki biraz farklı. Kendisi bir..." Karan kararsız kalmış gibiydi ama sonra döküldü. "Darnira askeri." Alkar'ın kaşları yukarı kalktı. Bir asker burada dövüşecek miydi? Hem de en kıdemli askeri birliğe ait olan biri?

"Ben olsam katılmazdım. Şimdiden rakibi belli olmasa bile herkes ona yatırıyor. Cidden... O herifin enerjisi çok değişik..." Karan'ın kaşları çatıldı. "Gerçi senin enerjini hissedemiyorum bile. Ne tür bir teknikse..." Alkar düşünmeden söyledi. "Ben rakibi olurum." Karan şaşırmıştı. Karşı çıkmadı ve hazırlıklar için barı başkasına bıraktı. 

Alkar ise şanslı olduğunu düşünüyordu. Düşük seviye de olsa bir Darnira askeri ile dövüşecekti. Bu onun için bir antreman olabilirdi. Sonuçta... Gelecekte bir çoğunu hatta hepsini katledecekti. Hem kendi elleriyle hem de dolaylı yoldan.

"Ah, can sıkıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor." İçinden mırıldandı. Vitale garip bir sesle Alkar'a sordu. "Yine şu saçma dövüşler mi Alkar?" Başka bir gerçek varsa da kesinlikle bu heriflerinden hiç birinin bu dövüşleri onaylamamasıydı. Kesinlikle aşağılayıcı bir şey olduğunu söyleyip duruyorlardı. Bunun yerine o ormana girmesini söyleyenler de olmuştu ama insan ile canavar bir miydi?

"Evet, yine bu dövüşler." Alkar normal sesiyle konuştu. Şu isimlere bir türlü alışamamıştı. "Bu sefer kim acaba?" Emest bu olayları diğerlerinden daha çok heyecan verici buluyordu. En azından her saat başı başına kakmıyordu. "Bir Darnira askeri." Darnira'nın ne olduğunu biliyorlardı.

"Hadi be! İyi bir antreman senin için." Garon sesli konuşunca Alkar'ın yüzü buruştu. Bu adam çok bağırıyordu. "Ben ise burada kadınların bana yavşamasına izin vereyim anca." Garon'un aslında istekli olan ama saklamaya çalıştığı sesiyle en çok sevdiği ortamda olduğunu anladı. Bu adam kadınlara harbiden bayılıyordu. Bir gün birinden çocuk peydahlamasından ve kendilerine yakınmasından korkuyordu. Onun geveze ağzından kurtulamazlardı. Alkar dövüş başlamadan Alvar'a seslendi.

"Alvar. Senin şu zorlu gezin nasıl gidiyor?" Alvar kendisinden sonraki en genç isim olmakla birlikte çoğundan daha olgundu. En son konuştuklarında ailesi zorla onu çok uzağa bir bitki için göndermişlerdi. Karşılaştığı her yaratıkta veya seviyecide adam çok büyük zorluklar çekiyordu. Arada bir yardımcı olsalar da doğrudan müdahale edemiyorlardı bu yüzden adam her gün ölümle yüz yüze geliyordu. Hepsi içten içe endişeleniyordu.

Tanışalı ne kadar oldu tam olarak bilmiyordu ama sanki yıllardır beraberlermiş gibi konuşuyorlardı. Belki de yüz yüze olsalar aralarındaki ilişki bu kadar iyi olmazdı. Onların rahatlığının birbirlerinin yüzüne bakmadıkları için olduğunu biliyordu Alkar. Çünkü kendisi de böyle rahattı.

"İyi. Hedefime yakında vararım. Bu arada son tekniğimi tamamlamış olabilirim." Alvar'ın heyecanlı sesiyle diğerleri de sevinmişti. "Öyle mi?" Diye sordu Roald. Prens olduğu için çok fazla konuşamasa da böyle olayları en çok önemseyenlerden biriydi. "Hiç denedin mi?" Alvar onayladı ve adamın içinden bitkiyi yetiştirebildiğini söyledi. En sonunda adam iki sanıye gibi kısa sürede patlamıştı. Dediğine göre vücudu gerçekten güçlüymüş ama böyle bir patlamaya bile dayanamamış.

Alkar konuşmalardan çağırılmasıyla koptu. Dövüşü başlayacaktı. "Ben gidiyorum. Başlıyor." Herkes onu onayladı.

Dövüşlerde kimseden yardım istemezdi Alkar. Zor durumlarda kaldığı olmuştu ama kurtulmak için dövüşün ortasında başkasından fikirler almayı sevmiyordu. Hile gibi geliyordu kendine. 

Büyük bir arenaya çıktı. Herkes ayağa kalkmış tezahurat yapıyordu. Alkar bakmadı ve ortaya geldi. Tam rakibinin önüne. Rakibinin üstünde Darnira üniforması vardı. Bu adam ya deliydi ya da başkasına güveniyordu. Kovulmaktan korkmadığı barizdi. Tezahuratların çoğu Darnira askerineydi.

Alkar ve adam hakemin söylemesiyle pozisyon aldı.

"Başla." sesiyle tam hareket edecekti ki birden etrafındaki her şey erimeye başladı. Ya da dönmeye. Alkar sendeledi. Neler oluyordu. Gözlerini kapatıp açtı.

Bu da neydi? Bir illüzyon? Her neyse baya gerçekçiydi çünkü Alkar çıkamadığını hissediyordu. Birden yan taraftan korkunç bir darbe yedi. Bir kırbaç darbesiydi bu. Omzu yarıldı ve kanamaya başladı. Alkar gözünü kapatınca her şey geçiyordu ama bakmadan nasıl vuracaktı?

Adamın görüntüsü tamamen yamuktu. Sanki hamurun karıştırılmış hali gibiydi. Biraz geriledi ve gelecek olan saldırıdan kaçmaya çalıştı. Diğer kolunu sıyırmıştı. Etraftaki sesler hala netti. Alkar ilk defa böyle bir durum yaşadığı için bilemiyordu. Daha hamle bile yapamamıştı.

Gözleri açık bir şey yapamayacağını anlayınca gözlerini kapattı. Artık hislerine güvenecekti. Daha önce hiç gözleri kapalı çalışma yapmamıştı. Cidden... Böyle bir şeyin olacağını bilseydi.

Kendine küfür etti. Artık seviyecilerin dünyasındaydı. Keşke ile bir yere gelemezdi. Şuan yapacağı tek şey gözü kapalı bu adamı dövmekti. 

Ayakta dikildi ve gözlerini kapattı. Etraftakiler sessizleşmeye başlayınca iyice odaklandığını anladı. Sonra sağından gelen keskin bir rüzgar hissetti. Onu eliyle tutmak zararlı olurdu. Derisi o kadar kalın değildi. Eğildi ve kaçındı ve o daha kırbacını toparlayamadan Alkar ona en sert tekmesini savurdu. Enerjisi ayaklarına toplanmış ve o vurunca resmen patlamıştı. Büyük bir dalgayla adam duvara yapıştı. Duvarda bir göçük olduğunu bilmese bile duymuştu.

"Hay, sikeyim." Asker homurdandı ve ayaklandı. Vücudu güçlü olsa gerek çok zarar görmemişti. "Bu ne biçim enerji? Bok gibi hissettiriyor." Alkar birine vurunca enerjisi o adamın vücudunanun en küçük noktasına kadar hissetirirdi. Bütün rakipleri pek de güzel olmadığını söylerlerdi. Psikolajik anlamda.

" Her neyse. Şuan bir köre yenilecek değilim." Kibirle mırıldanan adama bir yumruk savurdu. Adam hemen kaçındı ve enerjisi ile bir elektrik gönderdi. Alkar son anda yukarı zıpladı. Asıl yeteneği elektrik ile ilgili olmalıydı. Voltun ne kadar yüksek olabileceğini tahmin bile edemiyordu. Alkar bir tanesini yerse maç biterdi. O şeyden kaçınmalıydı. Gözü kapalı bir biçimde. İçinden küfür etti. Hayatında ilk defa böyle zorlanıyordu.

Soldan gelen keskin rüzgarı hissedince hafifçe eğildi ve adamın ayaklarına tekme savurdu. Adam dengesini sağlamaya uğraşırken Alkar ters bir şekilde geriye zıpladı ve hareketi yaparken ayaklarının ucuna gönderdiği enerji ile adamın çenesini tekmeledi. Ah, bu ahmak da çenesini korumayı tercih etmemişti. Herkes sanıyordu ki iç organlarını ve kafanı korursan hiç kimse onlara bir şey yapamaz. Oysa Alkar gibi bilgili olsalardı oralar gibi tehlikeli başka yerlerde vardı.

Adam tekmeyi yiyince acıyla haykırdı ve illüzyon bozuldu. Görüşü yeniden düzeldiği an adamın toparlanmasına izin vermedi ve hemen dövüşmeye başladı. Adam karşılık veremiyordu bile.

Sağ altına tekme geçirdi ve sol yumrukla çenesine tekrardan vurdu. Adam geriye sendeledi ve bir yıldırım oluşturdu. Alkar yana kaçındı. Az önce kendisinin bulunduğu yerden alevler ve duman çıkıyordu. İyi yırtmıştı.

"Senin ağzına sıçacağım!" Adam çok öfkeliydi. Alkar bir Darnira askerini böyle delirttiği için kendisi ile içten içe gurur duydu. "Tabi becerebilirsen." Adamın duyabileceği bir sesle mırıldandı. Adam artık sınırlarını zorluyordu. Öfkeden gözü kararmıştı. Öyle ki bir kez daha illüzyon oluşturmadı bile. Elini havaya kaldırdı ve bağırdı.

"Ey Yıldırım Tanrısı Raijin! Bana gücünü bahşet!" Alkar yüzünü buruşturarak ona baktı. Raijin mi? Cidden?

Bunun eski uygarlıklardan birinde gök gürültüsü ve fırtına tanrısı olduğunu biliyordu ama bir teknik için böyle bir ismi kullanmak. Havalı görünmek için her şeyi yaparlardı.

Etraftaki insanların bu ismi sevdiklerini biliyor olmalı ki bunu bağırarak kullanmayı seçmişti. Alkar geri çekildi. Aslında şuan ciddi bir tehlikedeydi. Onun tekniğini kullanmasına izin verirse kızarmış ekmek olurdu. O yüzden etrafına sıçrayan küçük yıldırımlardan kaçarak kulağının arkasındaki hassas bölüme vurdu.

Adam tam, "Sen bittin...-" Derken gözleri kaymış ve bayılmıştı. Teknik yarıda kaldı ve yıldırımlar durdu.

Etrafta derin bir sessizlik oldu.

Az önce ne olmuştu? Harika yıldırımlar yaratan adam nasıl birden bayılabilmişti?

Herkes tip tip arenaya bakmaya devam etti. Böyle işin içine sokarlardı. Paralarını kaybetmişlerdi ulan! Darnira askeri bilmem kaç haftalık adama yenilmişti. Bazıları paralarına sarılarak kaçmaya çalıştı.

Seyirciler isyan ediyor ve yerde baygın olan askere bağırıyorlardı.

"Kalk ulan param gitti pezevenk!"

"Tırt çıktı bu! Sahte asker falan mı? Kabul etmiyorum."

"Benim biricik param..."

Belkide sevinen tek kişi parasını Alkar'a yatıran buranın sahibi Karan'dı. Kocaman gülümseyerek paralara baktı.

Alkar'ın kazandığını ilan etti hakem şaşkınlıkla. Bu arada arenaya büyüler yapılıyor, değişik bombalar atılıyordu. Ne biçim ortamdı burası? Alkar oradan çıkarken kimse bu sonucu kabul etmiyordu. Çıkmadan hemen önce bazılarının "Çıkma!" diye bağırdığını duysa da umursamadı ve pişmiş kelle gibi sırıtan Karan'dan parasını aldı. Mekandan çıktığında saat sabahın üçüydü. Ceketine iyice sarılarak gecenin köründe okula yürümeye başladı.

Duvardan gizlice girdi ve pencereden kendi odasına girdi. Bugün Tiny yoktu. Bu yüzden rahattı. Kendisi sarayda Prens Luth'un misafiri olmuştu.

Kısa ve güzel bir şekilde uyanıp kalkmıştı. Şimdi ise dünkü dövüşü düşünüyordu. Gerçekten bir çok şeye hazırlıksızdı. İlk önce vücut sertleştirmesi yapmalıydı ama bunun  için çok büyük saldırılara uğraması gerekiyordu. Vücut bu tekniği enerji ile değil saldırılarla kendi geliştiriyordu. Şimdiye kadar dövüşse de çok da büyük yaralar aldığı söylenemezdi. 

Şeyle dövüşmeliydi... Bir canavarla. Ya da canavarlarla.

Ormanı düşündü. Oraya girerse uzun süre çıkmazdı. Ama ne dövmesi ne de Tiny izin verirdi. Gözlerini ovuşturdu.

O düşünürken şoförün boş araba ile geldiğini gördü. "Bayan Tiny sizin bir kaç kıyafetle yanınıza gelmenizi istiyor." Alkar kafasını salladı ve kadının giysilerini hazırladı. Arabaya binerek düşünmeye devam etti. 

Uzun süre izin almayı nasıl becerebilirdi? Sonuçta o bir köleydi, hizmetçi değil.

Saraya vardılar ve Alkar küçük bavulla yönlendirilmeye başladı. Bir kapıya varınca ilk önce muhafızlar içeri haber verdi sonra bir hizmetçiyle odaya girdi. Odada Prens Luth ve Tiny vardı. Baya eğlenmişe benziyorlardı.

"Giysileriniz." diye mırıldandı. Tiny ona bakarak sırıttı. "Koy şuraya. Burada kal. Ben deyince geri döneceğiz." Alkar onayladı ve kenarda beklemeye başladı. Hala düşünüyordu. Bu aptalı nasıl kandırabilirdi?

Prens Luth resmen kızın için düşecekti. "Tiny, kölene çok yüklenmiyor musun sence?" Adam kölesinin yıllardır kızın yanında olduğunu biliyordu. İlk başlarda acayip soğuktu ama Alkar'ın ilgisiz tavırlarını görünce pek de bir şey dememişti. Ama her nedense Alkar'ı ondan olabildiğince uzaklaştırmaya çalışıyordu. Alkar adamın aptallığına içten içe güldü.

İlki kız onu sevmiyordu ve kendisi yıllardır her bir bokunda yanında kalmıştı. Kız kendisi istese bile bırakmıyordu.

İkincisi galiba prensin bu tutumu şuan ki durumda kendisine yardımcı olabilirdi.

Tiny Prensin dediğiyle kaşlarını çattı. "Ne yüklenmesi canım?" Prens Luth onaylamaz anlamda kafasını salladı. "Artık kölelere bile izin veriliyor birkaç hafta. Sen neden vermeyesin?" Tiny somurttu. Alkar içinden küfür etti. Bu kız onu bırakmazdı.

"İstemez." Sert bir sesle mırıldanınca Prens kaşlarını çattı ve ayaklandı. "Ben gidişiniz için hazırlatayım gerekenleri Bayan Tiny." Yine araya mesafe koymuştu. Alkar gözlerini devirmek istedi. Şu kız bazen nasıl davranması gerektiğini bilmiyordu.

Prens çıkınca hizmetçiler de çıktı. İkili yalnız kaldılar. Alkar müdahale etmeliydi. Kıza yaklaştı. "Efendim..." Kız ona tip tip bakınca Alkar kasıldı ama vaz geçmeyecekti.

"Bence bu bir fırsat." Kız şaşırdı. Bu köle neden bahsediyordu. Alkar açıkladı. "Eğer onun  isteğini yaparak beni birkaç haftalığını izin adı altında gönderirseniz Prens Luth size daha da bağlanacak. Bu da demek oluyor ki..." Sesini kıstı. En ikna edici ses tonunu kullandı. "Sizi nişanlısı olarak ilan edebilir. Bu da planınızın en önemli parçasından biri. Ne kadar erken o kadar iyi değil mi?" Tiny ondan gözünü ayırmadı. Haklı mıydı ki?

Kızı en çok istediği yerden vurdu. "Alemlerin en üstünde olabilmek için hızlıca gerçek bir seviyeci olmalısınız. O yüzden... Dayanın." Kızın gözleri parladı. Gerçekten... Hızlıca gerçek bir seviyeci olmak istiyordu.

Ellerinden biriyle başını ovdu. "Sanırım haklısın." Ona yaklaştı ve elleriyle yanaklarını okşadı Alkar'ın. Alkar kendini geri çekemedi. Boş gözlerini ona sabitledi. "Dediğini uygulayacağım." Alkar başarmışlıkla hafifçe nefes aldı. Kız fark etmedi neyse ki. Prensin enerjisini hisseden Alkar kızdan önce davrandı. Kız şaşırsa da Prensi sonradan o da hissetmişti. Garipçe kölesine baktı ama bir şey demedi. Tesadüf olduğunu düşündü.

Adam moralsiz bir şekilde girdi odaya. "Her şey hazır." Tiny ayaklandı ve Prense yaklaştı. "Aslında haklısın Luth." Luth şaşırmıştı.

"Yani kölemi birkaç haftalığına serbest bırakmaktan bahsediyorum. Belkide dediğini yapmalıyım. Bu arada daha fazla başbaşa zaman geçirebiliriz."

Luth'un resmen gözleri parladı. Gülümseyerek kadının beline sarıldı. "Çok doğru bir karar Tiny."

Tiny onun hafifçe yanağını öptü ve Alkar'a yöneldi. Kolundaki dövmeye dokunurken uyarı içeren gözlerini ona dikti. Bir tek Alkar görmüştü bunu.

Gücüyle dövmeyi yok ederken konuştu. "Ben gayet modern biriyim. Sana üç haftalık tatil veriyorum. İstediğin kadar para alabilirsin. Üç hafta sonra görüşürüz." Alkar sırıtmamak için zor tuttu.

İzni kapmıştı.

Kadın ilk önce üstünü değiştirdi sonra ise çıkışa doğru yürüdü. Alkara farklı bir araba gelmişti. Tiny eve dönmüyordu. Luth ile beraber farklı bir yere gideceklerdi. Alkar eve döndü ve eşyalarını hazırladı.

Sonuçta o ormana girecekti.

Üç haftası vardı.

O üç hafta içinde yaşayacaklarını kendisi bile tahmin edemezdi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 918

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 865

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 715

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 680

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 561

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 500

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 468

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 467

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 412

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 410

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 174

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 136

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 135

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 133

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 118

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 114

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 48

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 45

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 42

Site İstatistikleri

  • 7768 Üye Sayısı
  • 162 Seri Sayısı
  • 11990 Bölüm Sayısı


creator
manga tr