"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

DİPTEN EN TEPEYE - 24. Bölüm: Geç Kalınan Şeyler


Kanlı ellerini kenarda bulduğu çeşmede olabildiğince yıkayınca okula doğru yürümeye başladı. Kendisi de şaşkındı. Eli resmen Çakal'ın kalın derisinin içinden geçmişti! O kadar güç uyguladığını bile düşünmüyordu. Zaten enerji kontrolü iyi falan değildi. Kalbinden aldığı enerjiyi eline yöneltirken hem yavaştı hem de çoğunu kaybetmişti. Ama yine de...

Parçalamıştı işte.

Tekrardan aynı yerden eve dönerken sessizdi. Kimse onun yokluğunu fark etmemişti bile. Odasına girip duş aldı hızlıca. Kandan tamamen arınmıştı.

Saate bakınca hemen yatması gerektiğini anladı. Gözlerini yumduğu an uykuya dalmıştı. O kadarcık enerji kullanımı bile kendisini bu kadar yoruyordu.

Sabah aynı saatte uyandı. Çoğu hizmetçi bile uyuyordu. İlk önce Tiny'nin odasını yokladı. Kızın odası boştu. Tek başına yemek için kahvaltılıkları çıkardı. Aslında seviyecilerin hem uykusunda hem de yemek yeme ihtiyacında gözle görülür bir azalma oluyordu ama Alkar hala başındaydı bu olayların. O yüzden normal bir ölümlü kadar ihtiyacı oluyordu.

İlk enerji hissettiğinde normalden fazla yeme ihtiyacı hissedince bunun bir yalan olduğunu düşünmüştü ama her geçen gün daha az yemek yiyen ve daha güçlü olan efendisini görünce düşüncesinin yanlış olduğunu anlamıştı.

Kahvaltısını yaparken kapı açıldı. Alkar ayaklanarak kapıya baktı. Bir erkek öğrenci ve onun yanında gözleri yarı açık Tiny vardı. Bilinci çok da iyi değil gibiydi. Öğrenci onu görünce, "Odası nerede?" diye sordu. Dün dağıttığını anlayan Alkar onu takip etmesini söyleyerek odasına doğru yürüdü ve tek kullanımlık şifreyi yazarak kapıyı onların daha rahat girmesi için açtı. Adam resmen kızı yatağa fırlattı.

İlk başta baya centilmence davranıyordu ama yüzünü buruşturarak onu yatağa fırlatınca Alkar bir an duraksamıştı. Ağzını bir şey söylemek için açsa da bir şey demedi. Kızın zarar görmesi pek de umurunda değildi. Erkek öğrenci ona baktı bir süre sonra konuştu. "Ben Kara Mamba okulunun öğrenci kurulu başkanı Cesur Kuyruklu. Dün hoşgeldin partisinde biraz fazla dağıttı da efendin..." Sonra elini mahcup bir şekilde ensesine atarak güldü. Alkar gözlerini kısarak adama baktı.

Yalan söylüyordu.

Gözlerini kapatıp açarak onayladı ve konuştu. "Anladım." Cesur ona inandığını anlayınca omuzları gevşedi. Alkar'ın anladığı tek şey çok da harika bir parti olmadığıydı. Adamın yorgunluğunu görünce böyle güçlü bir seviyecinin bile yorulduğu partiyi biraz merak etse de sorgulamadı ve naziklik olsun diye sordu.

"Kahve?" Adam bir süre baygın kıza baktı ve seslice nefes verirken, "İyi olur." diye mırıldandı. Alkar kızın üstünü örterek odadan çıktı diğer öğrenciyle birlikte ve çoktan yapmış olduğu kahveden bir bardak daha doldurdu ona. Sert yapmıştı. Aynı zamanda içinden mırıldanıyordu.

"Şu işe bak. O kadar yeteneğin, paran, statün var ama sen şu saçma işlerle uğraş..." diğerleri de dediğini duymuştu tabi.

Alkar yargılıyor olabilirdi gerçi o yüzden direk karar vermedi ama adam kahvesini biterene kadar sorularına kısa cevaplar verdi. "Ne zamandan beri onun yanındasın?"

Alkar içinden mırıldandı. "Bu da meraklı melahat çıktı." Biri atladı oradan. "Ne o bırakmıyor mu seni?" Alkar gözlerini devirecekti neredeyse.

"Uzun zamandan beri." Cesur tek kaşını kaldırdı. "Ne kadar uzun." Alkar gıcıkça olduğu bilse de nedenini bilmeden cevaplamaya niyeti yoktu. "Oldukça uzun." Cesur sonunda pes etmiş olacak ki sustu. İçinde yine bir karmaşa vardı Alkar'ın.

"Valla bir gün şu adamlar beni sinir hastası edecek." Prens bıkmışlıkla mırıldandı. Meraklının teki sordu. "Ne oldu?" Prens hemen döküldü tabi. "Ulan gezegenlerimizden birinde bir sıkıntı varmış. İsyana kadar gidebileceğini söylediler. Prens olarak bizzat gittim tabi. Ama öyle küçük olay değil prensin bizzat gitmesi. Sonuçta bu bir imparatorluk. Yüzden fazla gezegeni barındırıyoruz."

Para hastası adam söylendi. "Eee? Sonuç?" Prens patladı. "Eee'si sadece prenslerden herhangi birini görmek içinmiş. Boş söylenti için bilmem kaç ışık yılı gittim ben. Hem de araçsız. Çıldıracaktım." Herkes güldü bu duruma. Alkar'ın ifadesi değişmiş olacak ki Cesur üstüne alındı ve sorularına devam etti.

"Eskiden de böyle miydi Tiny? Yani sinirli, hırçın?" Alkar ifadesini yeniden katılaştırdı. Ne yapmaya çalışıyordu bu herif?

"Emin değilim." Üstü açık bir cevap verdi. Onun hakkındaki bazı söylentiler saklanıyordu. Kimse onun bu kadar cani ve iğrenç biri olduğunu bilmiyordu. Çünkü her şeye rağmen yaptıkları suçtu. Duyulursa cezalandırılabilirdi.

"Her neyse. Gideyim ben. Sana da kolay gelsin." Sonunda gideceğini anlayınca sevindi içten içe ama dışarı yansıtmadı. Ne bu adamdan ne de dün Tiny ile beraber gelen kızdan hoşlanmıştı. İyi gözüküyorlardı ama arkasında bir şey vardı. Alkar'a ucu dokunmasa iyi olurdu yoksa bir de onlarla uğraşmak istemiyordu.

Hizmetçilerden biri kalkarken kapıdan çıkan Cesur'u gördü ama Alkar kapıyı kapatmıştı bile. Alkar'a selam verirken meraklı gözleri kapanan kapıdaydı. "Biri mi geldi?" Alkar şüphe oluşmasın diye dürüst oldu.

"Dün gece bir parti olmuş ve efendimiz sızmış. Onu buraya getirdi ve gitmeden bir bardak kahve içti." Aydınlanan hizmetçi onayladı ve işlerine girişti. Tiny'yi yarım saat sonra uyandırması gerekiyordu. O zamana kadar oyalandı.

En zoru da Tiny'i kaldırmak olmuştu. Kız ciddi anlamda sızmıştı. Mızmızlanarak giyindi ve kustu. Alkar bir de iğrenç kusmuklarını temizlemek zorunda kaldı. Tiny görmese bile iğrenen gözlerle ona baktı. Ondan kurtulma planları için daha detaylı düşünmeliydi. Kara listesinde başı çekiyordu.

Kız saçlarını üstün körü toplarken Alkar gözlerini ona dikti. Gözleri bir avcı gibi ona takılmıştı. Farkında olmadan Alkar'ın enerjisinin değişik ağırlığı Tiny'nin üstüne çöktü. Tiny ise birden hastalanmış gibi hissetti kendini. Başı döndü ve gözleri karardı. Birden sendeleyince Alkar gözlerini ondan çekip tutmak zorunda kaldı. Tiny dünün etkisini üzerinden atamadığını düşündü.

Ne Alkar ne de Tiny bunun asıl nedenini anlamadılar.

Normal yollardan seviyeci olanlar ya da öyle doğanların enerjiyi kullanma biçimi Alkar'ınkinden tamamen farklıydı. Şöyle ki onlar enerjiyi ilk önce kanlarında, oradan damarlarından ve bütün vücudundan hissediyorlardı. Sanki besin gibi bir şeydi. Onsuz olmuyordu. Eğer enerjinin olmadığı veya az olduğu yere girerlerse eğer önceden depo yapmamışlarsa ya da herhangi özel teknikleri yoksa hasta gibi hissederlerdi. Bir aydan fazla orada kalmaları sağlıklarına pek iyi gelmezdi.

Seviyecilerin çok kullandığı bir yöntem vardı. Bazı savaşlar tamamen enerji baskınlığı ile alakalı oluyordu. Biri bakış atarak enerjisini karşısındakine gönderir ve karşısındaki baskı altında terler ve ezilirdi ama Alkar'da öyle bir şey olmamıştı.

Direk karşısındaki hasta gibi hissetmiş hatta sanki bağışıklığı yokmuş gibi yere devrilecek gibi olmuştu. Tabi bunu Tiny'nin o an en kırılgan olduğu anlardan biri olduğunu varsayarsak bu o kadarda harika bir başarı olmazdı ama Alkar'ın enerji kullanma yöntemi diğerlerine benzemediği gerçeğini değiştirmiyordu.

O an ikisi de fark etmemişti gerçi. 

 Kız okula doğru isteksizce gitti. Hizmetçiler ise işlerine döndü. Ev o kadar da devasa olmadığı için işi erken biten hizmetçiler televizyon izliyor, dedikodu yapıyorlardı. Alkar elinde bir kitapla verandada oturuyordu. Bugün pek işi yoktu. Az önce diğer hizmetçilerle sohbet etmişti ve biri ona şuan elinde tuttuğu kitabı vermişti. Alkar genelde böyle romanlar okumazdı. Hatta hiç okumazdı ama değişiklik olsun diye (bir de uzun zamandır farklı bir kitap okumuyordu) bu kitabı okumaya başlamıştı. Değişik aksiyon romanıydı. Ama nedense kendisini sarmıştı. 

Okumaya devam ederken kafasında her zamanki gibi başka bir olay dönüyordu.

"Cidden sadece tek bir parşömen için bu kadar yaygara yapacağını bilseydim daha önce yapardım." Sinir hastası adam gülerek konuştu. "O lanet olası iğrenç yüzü düşünce ne kadar sevindim bilemezsiniz. O kadar itici ki." Bazıları yorum yaptılar.

"Bu kadar nefretini kazanacak ne yaptı yahu?" Sinir hastası adam sinirle gülerek konuştu. "Ne mi yaptı? Benim yıllarca peşinde koştuğum kıza yazdı. Gözümün önünde. Benim. Benim ya benim." Kibar adam anlamış olacak ki sessiz kaldı.

Bir süre sessizlik oldu. Alkar kitabını okumaya devam etti. Sonra prens bir şey söylemek ister gibi mırıldandı. "Eee.. Pişt... Şey... Ne diyeyim... Eski ölümlü mü?" Bir şeyler mırıldanırken Alkar kendisine seslenmeye çalıştığını anlamıştı. Adını bilmediği için nasıl sesleneceğini bilememişti. Alkar şuan yeni fark ediyordu ki kimsenin adını bilmiyordu. Adları olmalıydı değil mi?

"Bana mı seslenmeye çalışıyorsun?" Sesini duyunca rahatlamışlıkla konuştu. "Soracağım şeyler var da... Merak ettiğim yani. Enerjiyi hissetmeye başladığından beri farklı bir şey yaşadın mı?" Alkar kaşlarını çatıp bir süre düşündü. Farklı bir şey... Her seviyeci gibi devam ediyordu hayatı.

"Hayır. Neden?" Adam kararsız bir ses çıkarırken sordu. "Acıdan bahsediyordum aslında. Hala devam ediyor olmalı." Alkar bir süre duraksadı. Evet hala yerli yerindeydi o acı. "Yerinde bana rahatsızlık vermeye devam ediyor." Küfür sevmeyen ama eden adam ile prensin içten içe hala suçluluk duyduklarını biliyordu. Ne derse desin değişmeyeceğini bir şey dememişti. Daha fazla ses çıkmayınca geri döndü kitaba. Sessizlik fazla uzun sürmedi.

"Bir şey diyeceğim de... Biz neden birbirimize isimlerimizi söylemedik?" Kadın hastası adam doğru bir şeyi söylerken kimse mantıklı bir cevap veremedi. 

"Haklısın. Şuana kadar birbirimize hep 'Hey!, Piç!, Sen!, Lan!, Pezevenk!' gibi tabirlerle seslendik. İhtiyaç duymamış olmalıyız." Para hastası adam bilmişlikle konuştu. Dediği doğruydu. Gerçekten birbirlerine böyle hitap etmişlerdi. Alkar dakikalardır aynı sayfayı okumaya çalışıyordu. Kitabı sıktı. Adını söyleyecek miydi harbiden? İster istemez gerilmişti.

"Artık söylesek mi? Sıkıldım bu işten." Küfür sevmeyen ama eden adam mırıldandı. Sesinden ne hissettiğini anlayamadı Alkar. Yutkunarak bilmem kaçıncı kez aynı cümleyi okudu.

"Neden geriliyorsunuz? Tamam nedense ben de gerildim ama daha ne kadar bu durumda olacağımız belli değil. En azından adlarımızı söylemeliyiz." Prensin bu olgunlukla konuşmaları ile şaşırdığını hissediyordu Alkar. Oysa ilk başlarda egoistin teki gibi görünmüştü gözüne. Bir an nedense bütün ilk adımları bu adamın atacağını düşündü. Neden böyle düşündüğünü bilmiyordu.

"Benim adım Roald." Prens ilk başı çekti. Roald... Normal bir isimdi. Ama beyninde bilmem ne kadar zamandır konuşanlardan birinin adını öğrenmesi Alkar'ı garip hissettirmişti.

"Hadi ben de ikinci olayım bari. Benim adım Vitale." Küfür sevmeyen ama eden adam konuşurken sesinden rahatlığı belli oluyordu. Öz güvenini sevdi nedense Alkar.

"İyi benim ismim ile devam edelim bari. Size efsane harika olağanüstü ve yakışıklı ismimi söyleyeceğim için bence..." Biri sözünü kesti Kadın seven adamın. Sinir hastası adam kadın seven adamın böyle uzatmasını sinir bozucu bulmuştu belliki. Aslında sinir hastası adam her şeye sinirliydi. "Artık söylesen yakışıklı ismini?"

Kadın seven adam oflayarak söyledi. "Garon." Alkar dudaklarını büzdü. Yakışıklı falan değildi adı. Sonra kendi kafasına vurmak istedi. Bir ad yakışıklı olur muydu? Bunlar onu aptallaştırıyordu.

"Benim adım da Alvar." Kibar adam olabildiğinde normal bir şekilde adını söyledi. Tedirginliği sesine yansımıştı ister istemez. Alkar onu anlıyordu.

"Öhöm. Ben de geri kalmadan hemen söylüyorum o zaman. Benim adım Mana." Sinir hastası adam memnun bir sesle söylendi. Artık hitap ederken zorluk çekmeyeceği için sevinmiş gibiydi.

"Hm, benim adım da Emest. Sizin isimler de pek bir acayipmiş. Çok aramışlar mı?" Para hastası adam eğlenceli bir sesle sordu. Diğerleri homurdandı. "Sanki çok normal bir ismin var senin." diye mırıldandı Garon. Alkar hala isimlere alışamamıştı. Kendisinin sona kaldığını anlayınca duraksadı. Onlar söylemişti. Kendisinin söylemesinde bir sorun yoktu. Olmamalıydı.

"Alkar." Mırıldandı. "Adım, Alkar." Herkesin isimler söylenince Alkar rahatlamış gibi hissetti. Bir süre garip bir sessizlik oldu. Kimse ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Alkarın belinden bir ter süzüldü. Şimdi ne olacaktı? Bazı şeyler değişecek miydi? Ortamın değişmesini istemiyordu nedense Alkar. Elindeki kitabı sıkarak durdu.

Sonra ise onu rahatlatan olay gerçekleşti.

Herkes kimin ismi daha havalı onu tartışmaya başladılar.

Arkadaşlar valla bunu nasıl bir uykuyla yazdım bilmiyorum. Dalmışım bir diziye baktım saat olmuş on bir. Bir saatte yazdım bölümü. Aslında diğer yabancı novellere bakınca benimkinin bölümleri uzun gibi duruyor ama benimki böyle değiştiremem valla. Yanlışlarım var mı bilmiyorum o kadar bakmadan atıyorum yani. İyi okumalar.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1257

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 375

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15554 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20922 Bölüm Sayısı


creator
manga tr