Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

DİPTEN EN TEPEYE - 23. Bölüm: İğrenç Sıvı


Sabah Tiny'nin odasına girince gelmiş olduğunu gördü. Büyük ihtimalle o uyuduğu zaman gelmişti. Sabah ders saatlerini dün geç saatte şoför ona getirmişti. O saate göre Tiny'nin işlerini halletmesine yardım etmeliydi. Yorgun gözüken kızı uyandırdı. Onu sarsmak için eğildiğinde boynundaki morluğu fark etmişti.

Gelememe nedenini daha iyi anladı.

Kız zar zor uyanınca ona sert kahveyi uzattı. Yarı uykulu verdiği şeyi sorgulamadan içti kız. Tiny ciddi anlamda ona güveniyordu ve onun kendisine herhangi bir yanlış yapmayacağına inanıyordu. Eskiden olsa yapamazdı zaten. Ama şimdi işler değişmişti. Kahveyi içen kız ayıldı.

"Dün çok yorulmuşum ya... Üniformam hazır mı?" Alkar askılıkta duran üniformaları gösterdi. Kız başıyla onayladı ve üniformasını giydi Alkar'ın önünde. Utanması falan yoktu bu kızın. Kahvesini bitirdikten sonra daha da açılmış gözüküyordu. Saçını yaptı ve kapıdan arkasında Alkar'la birlikte çıktı. Hizmetçiler sabah temizliğini ve diğer işleri yapıyorlardı. Bayan Tiny'i görünce saygıyla eğildiler hafifçe ve işlerine devam ettiler. Bu arada Tiny konuşmaya başladı.

"Ben evde olmadığım zamanda bütün yetki sende. Benim ne istediğimi bildiğin için herkesi ona göre ayarla. Ayrıca odama senden başkası giremez. Temizliği sen yaparsın. Odamın yani." Alkar başıyla onaylıyordu bu arada. Kız dış kapıdan çıkınca şoför onu bekliyordu. Hafif topuklularla şoföre doğru yürüdü ve hafif havada olan arabaya bindi. Camı açarak son kez uyardı. "Unutma, senden başkası giremez." Alkar başıyla onaylayınca araba gitti.

İçeri girince herkesin kendi halinde olduğunu gördü. İlk önce bunların ne bok olduğunu anlaması gerekiyordu. Ona göre önlem almalıydı. Eskiden enerji hissedemediği için dalgalanmaları göremiyordu. Artık görebileceği için az çok kendisi yanlarına gelince nasıl hissedeceğini anlayacaktı.

İlk önce birkaç kız hizmetçiyle konuştu. Kendilerinden bahsetmesini istemişti sadece. Onlarda pek bir şey çıkmamıştı. Alkar'ın tipini beğenmiş olmalılar ki enerjileri biraz sanki... erotikti. 

Alkar oradan hemen uzaklaştı.

Birkaç hizmetçiyle daha konuştu. Çok da düşmanlık yoktu içlerinde. Sadece biraz küçümseme vardı. O da Alkar'ın her zaman yaşadığı şeydi zaten.

Sonra biri kadın biri erkek olan ikilinin yanına gitti. Bunlar hepsinden güçlü olmakla birlikte kesinlikle enerjileri fazla sallantılıydı. Alkar sevmedi. Yüzlerindeki ifade bile 'Seni buradan süreceğiz, böcek.' diyordu. Alkar onları aklına kazıdı.

Bayan Tiny'nin odasına yaklaşınca her zamanki gibi şifre sistemi koyduğunu gördü. Kapıya tıklatınca bir bölme çıkıyordu, şifreyi oraya yazmanız gerekiyordu. Alkar bildiği için bir tek Tiny ve kendisi girebilirdi. Şifreyi girmek için bölmeyi açtığında yakınlarda birkaç enerji hissetti. Onlar olduğunu anlayınca şaşırmadı. Tek kullanımlık şifreyi girdi. Eğer tek kullanımlık şifre bir daha girilirse otomatikman Bayan Tiny'e birinin kendi odasına zorla girildiğine dair mesaj gidiyordu. Şifreyi özellikle yavaş yazdı Alkar. Onların gördüğünü biliyordu.

Tiny'nin odasına girince dağınıklıkları düzenledi ve tozu aldı. Gizli bölmelerin yerli yerinde olduğunu görünce alnındaki teri sildi. Öğlen olmuş olmalıydı. Odadan çıktı ve kapıyı kapattı. Enerjiler hala yakındaydı. Takmadı ve kendi odasına gitti. Bugün onların ipini çekecekti.

Odasına giderken sırıtmamak için tuttu kendini. Küçükten başlıyordu böcekleri elemeye. Elini bile kullanmadan hemde.

Akşama doğru Bayan Tiny sinirle eve geldi. Alkar normal bir şekilde peşine takıldı. Kızın yanında başka bir kız daha vardı. O da üniforma giyiyordu. Büyük ihtimalle okul arkadaşlarından biriydi. Kız tereddütlü bir şekilde Tiny'i takip etti. Alkar'ı görünce bir an duraksasa da durmadı.

Tiny o ikiliyi bulduğu gibi enerjisiyle duvara yapıştırdı. İkili gözlerini dehşetle açmışlardı. "Siz iki çöp parçası! Ne hakla benim odama girmeye çalışırsınız?" Kız olan dehşetle ağlamaya başlamıştı bile. Titremeleri durmuyordu.

"Efendim..? Biz bir şey yapmadık!" Oğlan dehşetle kendini açıklamaya çalıştı. Tiny dinlemiyordu bile. Enerjisinin baskısını arttırınca kemik sesleri gelmeye başladı. "O şifreyi girdiğinizi fark etmedim mi sanıyorsunuz? Sence kendi odamı korumayacak kadar ahmak mıyım ben? Tek kullanımlık şifreyi iki kez girmek... Ne salaksınız siz öyle?" İkili gerçeği duyunca dondular. Zaten köle çocuğun şifreyi yavaş yazması şüpheliydi. Onun bir aptal olduğunu düşündükleri içinde üstünde durmamışlardı.

Şu işe bakın ki asıl aptal kendileriydiler.

Tiny daha fazla konuşmalarına izin vermedi ve onların bütün kemiklerini kırdı. Yaşıyorlardı ama buna yaşamak denirse. Arkadaşı ise dehşetle Tiny'i izledi ama gözlerinde memnun bir ifade vardı. Alkar göz ucuyla diğer kız bakmayı kesti. O kızın gücü de en az Bayan Tiny'ninki kadardı. Ama daha farklı bir şey vardı. Sonra düşünmek için geriye itti.

Kız arkadan gelen muhafızlara seslendi. "Alın şu hainleri gözümün önünden." Duygusuz muhafızlar sadece başıyla onayladılar ve sanki ellerinde kemikleri kırılmış insanlar tutmuyormuşlar gibi dışarı çıktılar. Tiny Alkar'a kısa bir süre baktı ve diğer hizmetçilere hitaben konuştu.

"Evet, sınavı geçtiniz. Tebrikler." Hizmetçiler duyduklarıyla şok olmuştu. Sınav derken?

Alkar'ın da haberi yoktu bundan. Sadece kendisi için elemişti onları ama Tiny kendisinin böyle yapacağını tahmin etmiş olmalıydı. Kendisine gelen kadına baktı. Tiny gülümseyerek dudaklarını öptü. Uzaklaşmak istedi Alkar ama onu itemezdi.

Tiny ondan ayrılınca Alkar başını çevirdi. "Aferin Alkar. Her zamanki gibi baştan hallediyorsun işini. Aklını seviyorum." Alkar boş gözlerle onayladı. Tiny ise arkadaşına işaret yaptı ve ikisi de evden çıktılar. Diğer kız çıkmadan önce göz ucuyla Alkar'a baktı.

Herkes bu sefer tedirginlikle işine döndü. Bir tane daha sınava tabir tutulma ihtimalleri vardı ve çuvallamak istemiyorlardı. Onlar gibi cesede dönüşmek istemezlerdi. Akşam yemeğinden bir saat önce Alkar dışarı çıktı parasıyla. Bu korkuyla diğerleri bir şey yapamazlardı.

İşçilerin ve kölelerin dışarı çıkma izni vardı. O yüzden dışarıdaki muhafıza baş selamı vererek çıktı. Uzaklaştıktan sonra kafasına bir şapka geçirdi. Elleri cebinde pazarda dolaşmaya başladıç Her yerde kaliteli bitkiler vardı. Enerjilerini sevdi.

Aradığı bitkilerin özelliklerini aklında tekrar etti ve sonunda buldu. Rulen ve Bira. Parası neyse ki yetti. Satıcı adam bir ölümlünün neden böyle bir bitki aldığını sorgulasa da para daha önemliydi.

Birazcık daha dolaşıp neler olduğunu gözleriyle gördü. Pazarın bitiminde kafeler, restaurantlar ve mağazalar vardı. Bazı insanlar ellerinde alışveriş poşetleriyle kahve içip sohbet ediyorlardı. Ölümlü zamanda da böyle şeyler olduğunu duymuştu Alkar. Okula geri döndü ellerindeki bitkilerle. Okula yakın şapkasını çıkardı.

Eve gelince işlerini yapan hizmetçileri gördü. Yanlış bir şey yoktu ortada. Bir tanesi yanına yaklaştı ve bir not kağıdını uzattı. Üstünde Tiny'nin yazısı vardı.

"Bu akşam gelemeyeceğim." Alkar bu habere sevindi. O banyoyu yapabilirdi. Kendi odası diğerlerinden uzak olduğu için kimse ne yaptığını anlayamazdı. Hizmetçilere baktı, "İşleriniz bittikten sonra serbestsiniz. Dışarı çıkmasanız yeterli." dedi ve kendi odasına çekildi. Hizmetçiler sevinmişti.

Alkar küveti hazırlarken sordu. "Şu bitkileri nasıl hazırlamalıyım?" Kibar adam cevapladı. Bitkileri gerçekten seviyor gibiydi. "Banyo sıcak olmalı. Kaynar değil tabi. Sadece bitkilerin içindeki sıvı çözülecek kadar sıcak olsa yeter. Bu arada biraz odhue enerjisi de katmalısın. Gerçek güçlerini uyandırmak için. Eee... artık yapabilirsin sonuçta." Alkar kendi enerjisi olduğunu hatırlayınca iyi hissediyordu. Dediklerini yaptı ve yanında getirdiği dövüş sanatları kitabıyla çıplak bir şekilde küvete oturdu. Biraz su taşmıştı.

"Bir yarım saat yap keyfini sonra o keyiften eser kalmayacak sonuçta." Para hastası adam kıkırdayarak konuştu. Alkar defalarca okuduğu kitabı biraz daha incelerken sordu. "Çıkacak sıvı o kadar iğrenç mi?" Bazıları hınzırca güldü. "Yok yok ne kötüsü çilek gibi tadı var." Bunu kadın hastası adam söylemişti. Sonra öğürme sesi çıkardı. Alkar merakla sordu.

"Sen o şeyi tattın mı?" Bir an sessizlik oldu. 

"Ne olmuş tatmışsam yaa?"

"İğrençsin lan. O kokuya rağmen. Nasıl yaşıyorsun sen?" Küfür sevmeyen ama eden adam iğrentiyle sordu. Alkar bile yüzünü buruşturdu. "Zaten iki hafta boyunca ateşler içinde yatakta yattım. İyileştikten sonra babamdan dayak yedim bir de. Son hastalığım buydu. Yüzyıllar geçti bir kere bile hastalanmadım."

Adamın açıklamasına karşın herkes onun aptal olduğunu söyledi. Bir konuda daha hemfikirlerdi.

Öyle böyle yarım saat geçti. Alkar bile kötü sıvıyı unutmuş, aptal sohbete dalmıştı. Sonra su siyahlaşmaya başladı. Alkar duraksayıp suya baktı. "Bu lanet şey de ne?" Dışından mırıldandığı için kimse duymadı.

Siyah sıvı vücudundan sızıyordu. O kadar iğrenç görünüyordu ki Alkar bakmaya dayanamadı. Sonra o iğrenç koku geldi. "Lanet olsun! Bu kokunun bu kadar iğrenç olduğundan bahsetmemiştiniz!" İçinden onlara bağırdı. Kahretsin, bu kokuyla bir ölümsüzü bile öldürebilirdi. Banyodaki pencereyi açsa bile yetmedi. Sadece sıvının hemen vücudundan çıkmasını bekledi.

Kahrolasının zehirli asitten farkı yoktu.

Burnunu tıkayarak oturmaya devam etti. Sıvı çıktıkça daha da hafiflediğini hissediyordu. Cidden, insanların bedenleri bu kadar iğrenç miydi?

Sıvının çıkma işlemi iki saat sürdü. Alkar bir an gidici olduğunu düşündü. Odası uzakta olduğu için şanslıydı. Diğerleri bu kokuyu almıyordu.

Sonunda tamamen temizlenince hızlıca simsiyah küvetten çıktı ve tıpayı geçti. "Güle güle iğrenç sıvı." diye mırıldandı ve aynadan vücuduna baktı. Resmen teni parlıyordu. Ten rengi biraz açılmış gibiydi ve daha hafif hissediyordu. Bir de temiz.

"Bitti sonunda." İçinden mırıldandı. Diğerleri her zamanki gibi tebrik ettiler. Ota boka tebrik ediyorlardı.

Alkar'ın aklında tek bir şey vardı. O da tekniğini denemek. Ama nerede deneyecekti?

Saat geç olmuştu ve burada çalışacağı bir orman yoktu. Olsa bile hemen yakalanırdı. Bornozuyla dolabına baktı ve kararını verdi. Belkide insanların üzerinde denemeliydi?

Siyah kıyafetlerini ve şapkası ile kapişonlunun şapkasını kafasını yerleştirince karanlıkta kimse onu göremezdi. Birkaç serseri ile deneme yapabilirdi. Ayrıca canlılarla alıştırma yapmayı özlemişti.

Kimsenin görmemesi için duvardan atladı ve dışarıdaki sokaklara daldı. Bir seviyecinin dışarıya duvardan atlayarak çıkması mümkün değildi. Okulun etrafına yapılmış olan bariyer enerji hissedebilenlerin dışarı çıkmasına izin vermiyordu.

Şuna bakın ki Alkar hissedebildiği halde geçebilmişti. Bu teknik hakkında bilinmeyen birçok şey vardı ve Alkar iyice merak etmeye başlamıştı. O günden beri kalbinin etrafında olan ağrıya artık alışmaya başlamıştı. İlk başlarda uyutmayacak kadar acı vericiydi. Sonra ise ona tepki vermemeyi öğrenmişti. Şuan bile kalbinin olduğu bölge acıyordu. 

Derin bir nefes alarak sokaklarda dolaşmaya devam etti. Barların oraya gelince serseriler karşısına çıkmıştı. Şapkası ile yüzünü daha iyi gizledi.

Çıkan kızlara laf atıyorlardı. Alkar tenha sokakta onlara yaklaştı ve birisine yumruk geçirdi. Onu hissetmeyen adamlar şaşkınlıkla arkaya baktılar ama kimseyi göremediler.

"Ne oluyor lan kim attı yumruğu?" Diğer tarafa alttan geçen Alkar'ı elbette göremezlerdi. Bir diğerinin dengesini bozdu ve bir başkasının karın boşluğuna yumruğunu geçirdi. Şuana kadar herhangi bir güç kullanmamıştı. Ölümlü bedeni ile yapıyordu bunları. "Artık güçlerini açığa çıkarsanız da ben de üstünüzde deneme yapsam!" Artık sıkılmıştı. Aptallar sürüsüne rastlamıştı büyük ihtimalle.

Biri gücünü açığa çıkardı. Kollarındaki kıllar büyüdü ve dişleri sivrileşti. Bir ruh ile birleşmiş olmalıydı. Bakınca bir çakal ruhu olduğunu anladı. Alkar'ı fark edince kırmızı gözleriyle ona hırladı. Alkar geriye çekildi. Enerjisi değişmişti. Çakal ona bakarak konuştu pütürlü sesiyle.

"Sen de nesin? Seni nasıl hissedemem?" Alkar şapkasını daha çok indirerek ona bir tekme yolladı. Sinirlenen çakal pençelerini ona savurdu. Çok hızlıydı. Alkar'ın tekmesi ona ulaşsa da çok etki yaratmamıştı. Derisi çok kalındı.

"Burada gebereceksin her neysen!" Çakal bağırdı ve ellerinde oluşturduğu bir çamur katmanını ona fırlattı. Toprağı az da olsa yönetebiliyordu ve vücut sertleştirmesi vardı. Alkar artık tekniğini kullanmanın iyi olacağını düşündü. İkisi arasındaki mesafenin yeterince iyi olduğunu görünce kalbindeki enerjiyi bir araya topladı. Acısı artınca yüzü buruştu ama pes etmedi. Çakal ona doğru koşmaya başladı.

Alkar kımıldamadan onu beklemeye başladı. Enerjisi eline doğru geldi yavaşça. Pençesini kaldırmış onu parçalamak için üzerine atlayan çakala baktı ve insanüstü bir hızla eğilerek yumruğunu tam karnına geçirdi. 

Çakal birden gözünün önünden giden adam karşısında şaşırdı. Sonra tam karnında çok büyük bir acı hissetti.

Alkar yumruğunu savurduğu an eli kalın deriden girdi ve diğer tarafından çıktı. Enerjisi bitmemiş olsa gerek enerji dalgası durmadı ve etrafında bulunan küçük bölgeyi parçalara ayırdı.

Çakalın arkadaşları o zamana kadar sadece izliyorlardı. Sonra tanımadığı adamın eli arkadaşlarının içinden girip çıkmıştı. Daha sonra ise şok dalgası onlara vurmuş ve arkalarındaki duvara büyük bir gürültüyle yapışmışlardı. Duvar içeri göçerken bazıları kanlar içinde kalarak bilinçlerini kaybetti. Bilinçleri yerinde olanlar ise şaşkınlıkla karşılarında manzaraya bakıyorlardı.

"O herif az önce ne yaptı lan! Onun gönderdiği enerjiyi çakalın absorbe etmesi gerekmez miydi! Nasıl oluyor da enerji hiç bir engelle karşılamamış gibi bizi de yerle bir edebilir?!" Arkadaşlarının haline bakarak içlerinden Tanrı'ya dua etmeye başladılar.

Alkar ise iğrentiyle elini çakalın gövdesinden çıkardı. Eli kanlar içinde kalmıştı. Kocaman bedene sahip çakal dizlerinin üstüne çöktü yenilmişlikle. Kanaması durmuyordu. Kızıl gözleri ile şapkayla gizlenmiş adama baktı. Az önce... Ne olmuştu lan?

Ellerinden kan damlayan adam yavaşça geri geri yürüdü sonra arkasını dönerek oradan uzaklaşmaya başladı. Çakal ise arkasından dehşetle baktı. O gidince arkadaşı hemen yanına koştu ve ağzına bir hap verdi.

"İç şunu aptal! Aman Tanrım resmen eli içinden geçti! O senin derini deldi! Siktir, bu da neydi?!"

Hap içmesine rağmen çok yavaş iyileşiyordu. Çakal korkuyla sordu. "Neden iyileşmiyor lan!" Arkadaşı da paniklemişti. "Nereden bileyim ahmak?" Çakal yorgunlukla insan bedenine geri döndü. Arkadaşı bir kolunu omzuna attı ve onu taşımaya başladı. "Bir daha tanımadığım kişilerle dövüşürsem ne olayım!" Çakal korkudan ve  acıdan titreyerek arkadaşının yardımıyla oradan uzaklaştı.

Diğer bayılmış adamlar ise sabah uyandıklarında ne olduğunu hatırlamıyorlardı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 423

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16593 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22362 Bölüm Sayısı


creator
manga tr