Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

DİPTEN EN TEPEYE - 21. Bölüm: Bilinmeyeni Çözmeye Çalışmak


O acıdan sonra zar zor ayağa kalkabilmiş ve kendi odasına kadar yürüyebilmişti. Her adımında acı artıyordu sanki. Konuşmalar başını daha çok ağrıttığı için fazla konuşmamalarını istemişti. Onlar da isteğine saygı duyup bir daha konuşmamışlardı. Kendini yatağa attığında yarın kalkamayacağını hissetmişti.

Gözlerini açtığında mesai saati başlayalı yarım saat oluyordu. Şimdiye kadar onu aramak için gelmemelerinin nedeni kahvaltısız işe başladığını düşünmeleri yüzündendi büyük ihtimalle. Alkar gözlerini açarak pencereye battı.

Her zaman kalktığı gibi hissetmiyordu. Bu sefer bir şeyler farklıydı. Daha garip bir şey daha vardı. İlk önce kavrayamadı ama sonra onun o enerji olduğunu anladı.

"Hissedebiliyorum." Devam eden acıya rağmen konuştu. Artık birçok şey farklıydı. Hem odhue'yi hissedebiliyordu hem de ömrü boyunca onunla olacak olan bir acıyı. Umursamadı. Artık hissedebiliyordu.

İsteklerini gerçekleştirebilmek için ihtiyacı olan en temel şeye ulaşmıştı. Artık kendi kendini yemesine gerek yoktu. Tek gereken şey çabaydı. Ki bunu en iyi şekilde bir tek Alkar yapabilirdi.

Bedeni sızlamasına rağmen tökezleyerek kalktı ve aynaya doğru yürüdü. İlk defa gözlerinin altı mor değildi. O enerji şimdiden iyi yanını göstermeye başlamıştı. Üstünde dünden kalma giysiler vardı ve kan üzerinde kurumuştu. Ağrıyı umursamadan üstünü çıkardı ve o an kalbinin üstünde bulunan garip şeyi gördü.

Kalbinin bulunduğu yerin üstünde bir çatlak vardı. 

Hayır, hayır. Tam olarak çatlak değildi. Bir iz veya dövme gibiydi. O işaretin üstünde ise bir şeyler vardı. O çatlağın içinde pek belli olmasa da sanki farklı bir dile ait yazı gibiydi. Alkar kavrayamadı.

O kadar gerçekçiydi ki sanki kalbi bu acıya dayanamamış ve çatlamış gibiydi. Elini üstüne götürdü. Biraz sızlasa da çok değildi. Yutkundu. Garipliklerin ardı arkası kesilmiyordu.

Bu yöntemi seçtiğinde herhangi bir dövmesi olacağını düşünmemişti. Diğerleri gibi yüz dövmesine sahip olmayacağını duyunca farklı duygular hissetmişti.

Başta rahatlasa bile içinde bir yerlerde hayal kırıklığına uğramış olabilirdi.

Şimdi ise kalbinin üstünde çatlak dövmesi vardı. Bilinmeyenlerin sayısı artıyordu.

Üstünü değiştirdi hızlıca ve iş için çıktı. Yakın zamanda Bayan Tiny güzel haberlerle dönecekti büyük ihtimalle. O zamana kadar halletmesi gereken işler vardı ilk önce Küçük Beyin arkadaşı olan elemanla başlamalıydı.

Mutfağa geç geldiği için çalışanlar garipçe baksa da umursamadan yemeğini aldı. Bu sefer daha çok beslenme isteği vardı. Yediği şey ona yetmese de daha fazlasını isteyemedi. Bu enerji hissetmenin bedellerinden biri miydi?

Konuşma sesleri duyunca bahçede iş yapıyordu. "Küçük Bey'in arkadaşı Hasan akşam yemeğe gelecekmiş. İnanabiliyor musun? O Darnira askeri!" Alkar aradığı şeyin ayağına geldiğini anlayınca gülümsedi.

Konuşmalar devam ederken Alkar işini bitirdi ve akşam oldu.

Herkes yemek için koşuştururken Alkar da misafiri karşılayacak olanlardan biriydi. Hazlur önde dururken Ural, Alkar ve tanımadığı biri arkadaydı. Alkar gözlerini yere dikti ve toprağa baktı. Sanki vücudunun hissettiği enerjiyi görebiliyordu.

Araba sesi gelince başını oraya çevirdi. Beklenen misafir bütün ihtişamıyla gelmişti. Hazlur'un tam önünde durdu ve kapı açıldı. Hasan denen adam otuzlarının ortalarında kahverengi saçlı ve gözlü kaslı bir adamdı. Boyu çok uzundu. Diğer taraftan bir kız indi. Büyük ihtimalle bugün yanında durması için getirdiği kızdı. Hazlur'a bakarak konuştu.

"Dostum! Davetin için teşekkürler! Yemek için sabırsızlanıyorum." Hazlur adam gibi gülümseyerek konuştu. "Senin için harika bir sofra hazırlattım. Geçelim içeriye hadi."

İki adam gülüşerek önden ilerlemeye başladılar. Bu arada Alkar adamın montunu almıştı. İfadesiz gözlerini adamın ensesine dikerken onları takip etmeye devam etti. Hasan elini kızın omzuna atmış gülerek sohbet ediyordu.

"Neredeyse gelemiyordum! Trafik o kadar artmış ki sinirlerim tepeme çıktı resmen. Artık sınırıma gelince arabadan çıktım ve 'Açılın!' diye bağırdım. Adamlar beni görünce yusuf yusuf oldular resmen. O yüzden buraya daha hızlı ulaştım." Alkar adamın ceketinde duran Darnira armasına baktı. Büyük ihtimalle adamlar Darnira'dan korkmuşlardı.

Hazlur inanmış olacak ki gülerek onu övdü. Alkar gözlerini devirdi.

Yemek odasına geçtiklerinde Alkar askılığa montu astı. Hazlur, Ural ve Alkar'a bakarak emirlerini verdi. "Yemeği getirmelerini söyleyin ve orkestrayı buraya çağırın." Başlarını onaylayarak odadan çıktılar. Alkar bugün sadece birkaç ipucu almak için bulunuyordu. O yüzden sesini çıkarmadan müzisyenleri çağırmaya gitti. Yaklaşık bir saat sonra adamlar ve kadın çakır keyif olmuş boş boş gülüp sohbet etmeye devam ediyorlardı.

"Ve ben de ona dedim ki, 'Onu yakalayan bendim!' Çok şaşırdılar ve beni bizzat komutan tebrik etti." Hazlur gülerek, "Kesin terfi de alırsın sen." Hasan gülerek, "Elbette terfi alacağım. Çoğu kişi şimdiden ileri rütbelere geleceğimi söyleyip arkadaş olmaya çalışıyor." Hazlur tedirgince gülerek onayladı.

"Her neyse, sonra zaten altı büyük komutandan Zakoes diye biri gezegene gelmiş. Ortalık karışıktı anlayacağın." Hasan bu durumdan hoşnut değilmiş gibi yüzünü buruşturdu. "Umarım başarım arada kaynamaz. Dün gece aradığı kişiyle ana gezegene döndüğünü duydum ama pek hakim değilim bu konuya."

Hazlur merakla sordu. "O çok güçlü olmalı. Gördün mü?" Hasan gözlerini kaçırarak, "Aslında görevde ben de yer alacaktım ama başka bir görevim olduğu için geri çevirmek zorunda kaldım. Göremedim bu yüzden." Yalan söylediği bariz belliydi.

Alkar düşündü. Geri dönmüştü ha? Ana gezegende görevli olduğuna göre Bayan Tiny'nin orada okula gitmesi ve kendisini arkasından sürüklemesi sorun olmazdı. Duymak istediğini duysa da orada durmaya devam etti.

"O adamın gücü ne tam olarak? Nasıl olur da altı büyük komutandan biri olur?" Hasan düşündü biraz. Sarhoş olduğu için kelimeleri bir araya getirmekte zorlanıyordu. "Bu gezegeni almadan önce normal bir bölge komutanıydı ama burada büyük bir şey mi ne başarmış. Sonra rütbesi yükseldi. Aynı gün altı komutandan birine meydan okudu ve onu öldürerek onlardan biri oldu. Garip bir şekilde eskisinden daha güçlü gibiymiş. Kralla arası da baya iyi. Çok sinsi bir herif dediler ama benden duymadın."

Hazlur korkakça başını salladı. Kısa zamanda eskisinden daha mı güçlüymüş? Onu görmemişti daha önce ama seviyecilerin gelişimi zordu. Birden bire güçlenmesi mantıksızdı. Ne olmuştu burada ona?

Cevabı pek önemsemiyordu. Tek bir amacı vardı. O da listesinde bulunan bütün herkesi öldürmek. Onun için güçlenmesi gerekiyordu. Karşısındaki düşmanlardan birisi de altı büyük komutandan biriydi ve aradaki fark devasaydı. İşleri bitince adamla kadın eve döndü. Alkar ise hissedebildiği için daha az yorgundu. Bu işine geldi tabi ve çalışmak için ormana girdi.

Tekme çalışması yaparken aklına adamın söyledikleri geldi. "Büyük ihtimalle sadece fiziksel teknikler üretebileceksin."

Birkaç saattir tekme çalışıyordu. Tekmeleri hızlanmış ve daha da güçlenmişti. Ama yetmezdi. Sadece tekme, yumruk, kaçınma gibi hareketler yetmezdi. Herkesin farklı farklı güçleri vardı. Bazıları zehirli bitkileri yoktan var edip insanları zehirliyor, diğer eriten bir sıvıyı insanlara fırlatıyordu. Ayrıca herkes fiziksel anlamda güçlü olmasa bile düşmanlarından biri komutandı. Fiziksel dayanıklılık şarttı.

Yani düşmanları ondan her anlamda üstündü. Dövüş sanatları bilmeseler bile onu yenebilecek kadar üstünlerdi. Artık hissedebildiğine göre bir teknik oluşturabilirdi, değil mi?

Ama bir sorun vardı. Bir teknik oluşturabilmesi için bir şeyi baz almalıydı. Bir ruh, toprak, ateş, zaman, hava, yıldızlar, su, doğa, yaşam ve ölüm gibi. Ve bunların hiç biri sadece fiziksel değildi.

Neyi baz alması gerekiyordu?

İnsanlar genellikle yatkın oldukları şeyleri dövmelerinden anlarlardı. Ama onun yüz dövmesi falan yoktu. Yüzünü ovuşturarak sabahtan beri onu terk etmeyen ağrıya lanet etti.

Yumruk atmaya başlarken düşünmeye devam etti.

İlla ki bir şeyi baz alması gerekiyor muydu? Yeni bir şey oluşturmak için malzemelere ihtiyaç olduğu doğruydu ama o malzemeler herkesin bildiği ve kullandığı şeyler olmak zorunda değildi, değil mi?

Dövüş sanatlarını düşündü Alkar. Dövüş sanatları bir materyal sayılır mıydı?

Peki onu nasıl bir tekniğe dönüştürebilirdi?

Ağacı es geçti ve kayaya doğru yürüdü. Alkar'ın aklına bir şey gelmişti ama işe yarayıp yaramayacağını bilmiyordu. Pozisyon aldı.

Odhue enerjisi durmadan vücuduna giriyordu ve kalbinde toplanıyor oradan ise bütün vücuduna dağılıyordu. Alkar enerjisini belli bir yerde tutup onu birine vuracakken istediği yerde serbest bırakabilir miydi? O enerjisini istediği yerden serbest bırakılabilir miydi ki?

Gözlerini yumdu ve enerjinin kalbine doğru toplanmasına izin verdi. Enerji kalbinden bütün vücuda dağılacakken bir arada tutmaya çalıştı. Enerji kontrolü denen şey... Gerçekten çok ama çok zordu! Alkar zar zor bir arada tutabildiği enerjiyi yumruğuna doğru aktarmaya çalıştı. Tabi o enerji eline gelene kadar yarısından fazlasını kaybetmişti. Eline geldiği kadarını kayaya vurdu. Kocaman olan ve her zaman Alkar'ın gözünü korkutan kaya ikiye çatladı.

Alkar gözlerini kocaman açtı. Çatlamaya devam ediyordu. Sonra ise mükemmel bir şekilde ikiye ayrıldı. Daha hissedeli bir gün olmasına rağmen kocaman bir taşı tek yumruğu ile ikiye bölmüştü. Şu an bu yumruğunu halktan birine vursa... ölürdü büyük ihtimalle.

Elbette her hisseden böyle bir şeyi ilk günden yapamazdı. Bu imkansızdı. Alkar'ın yapabilmesinin yegane nedeni ise onun bir ölümlü olmasına rağmen herkesten daha çok çalışmasıydı. O ölümlü vücuduyla A4 seviyesinde olan bir adamı yenebilirken... Gücü olunca hayal edin bir? Bu sadece bir başlangıçtı. 

Alkar kayaya bakarken yutkundu. İlk yaratacağı şeyi bulmuştu. Seviyeciler ne kadar çabalarsa ve kendini eğitirse o kadar fazla enerji alabilir ve teknik yaratabilirdi. Alkar geliştikçe alacağı enerji ve kaldırabileceği enerji artacaktı. Ve bir gün bu enerjiyi tamamen yansıtabilecekti. O enerjinin dışarıya vereceği zarar ve getireceği yıkım... Sadece tek bir hareketle... Alkar hayal edemedi. 

Ama kararı zaten kesindi. Her anlamda kendi sınırını aşmaya devam edecekti. Hiç bir zaman 'Sınırındasın' lafını kabul etmeyecekti. Kimse ona kendi sınırından ve yapabileceklerinin bu kadar olduğundan bahsedemezdi.

Geçmişi hatırladı ve kanlanmış eline baktı. Gerçekler... Ne kadar doğruydu?

Kanlı ellerine bakarken yüzünü buruşturdu. Kanama durmamıştı bu sefer. Oysa o kadar sert vurmamıştı. Bezi açınca elinde birçok küçük delik olduğunu gördü. Kaşları çatıldı. Enerjinin dışarıya çıkması için bir çıkış gerekiyordu değil mi? Kendi çıkışını yaratmış ve elinde birçok küçük delik oluşturmuştu. Eğer daha büyük enerji kullanırsa eli yok olmaz mıydı? Sıkıntıyla başını kaşıdı.

Sorunlar bitmiyordu.

Galiba onun için yeni bir şey bulması gerekecekti.

Bunun için yaklaşık beş gün boyunca düşündü ama bir şey bulamadı. Ne denerse denesin hep hüsranla sonuçlandı. Her gece çalışmak için gidiyor ve enerji hakimiyetini güçlendiriyordu ama bir türlü enerjinin dışına salınması için bir açık bulamamıştı. Ne yapmalıydı?

O adamlar ise iki gündür arada bir konuşuyorlar sonra tekrardan sessizleşiyorlardı. Alkar'a yardım ettikten sonra pek konuşmaz olmuşlardı. Bir sorun daha vardı. Onlar hala nasıl düşüncelerinin birbirlerine bağlandıklarını bilmiyorlardı. Şimdiye kadar ciddiyetle tartışmamışlardı ama hepsinin araştırma yaptıklarını biliyordu Alkar. Çünkü kendisi de birkaç kişiye bu garip olaydan bahsetmişti.

Pazardayken bazı kişilere ve muhafızlara bu konu hakkında sorular sormuştu ve herkes bunun deli saçması olduğu söylemişti. Hatta delirdiğini ve kafasından bir şeyler uydurduğunu söyleyen de olmuştu. Aslında Alkar bunu kendi hikayesi olarak değil de 'Başka bir yerden duyduğu efsane' olarak anlatmıştı. 

Alkar bir an şizofren olduğunu düşünse de kendi aklından bilmediği bir tarif uyduramayacağını düşünüp onların gerçek ve tamamen farklı yerlerde yaşayan insanlar olduğunu tamamen kabullenmişti.

Beş günün sonunda onlara istemese de danışmaya karar verdi.

"Fiziksel olarak bedeninden dışarıya doğru enerjinin salarken enerji için güvenli bir çıkış nasıl sağlanabilir?"

Direk olaya dalmıştı yine. Saatlerdi konuşmayan adamlar soru karşısında sessiz kalmadılar. "Tekrar söylesene bir bok anlamadım." Kadın hastası adam yorgun bir sesle konuştu.

"Diyorum ki içindeki enerjiyi eline aktarıp dışarı savuracağını düşün. Ama dışarı çıkarken enerji bir çıkış istiyor ve elinde birçok küçük delik oluşuyor. Bunu nasıl engellerdin?"

Soruyu anlayan adamlar yorum yaptılar hemen. "Neden uğraşıyorsun ki? Vaz geçerdim ben."

"Bir fikrim yok?"

"Sadece vücundaki kötü kalıntıları akıtmalısın. O iğrenç sıvı çıkınca vücudunda delikler oluşacaktır zaten. Her insanın bedeninde var ama tıkalı durumda bütün delikler. Maalesef arındırılmadığın için delikler kanıyor. Çok mu zorladın?" Alkar mantıklı cevapla onayladı.

"Nasıl arındırılır?" Kibar adam düşündüğünü belli eden bir mırıldanma çıkardı. "Bitkisel banyo?"

Onu duyan para hastası adam şaşkınlıkla konuştu. "Vay be! Zamanında ben de böyle bir şey yapmıştım. Vücudumdan koyu ve iğrenç kokan birçok sıvı çıkmıştı. O bunun için miydi ya? Ne güzel vücudum hafiflemişti ve enerjiyi daha harika hissetmeye başlamıştım." Kibar adam homurdandı. "Bunlar hep cahillikten işte."

Alkar sordu hemen. "Bitkileri söyle bana." Kibar adam duraksadı. "Demeyeyim demeyeyim diyorum ama hepiniz mi kaba olmak zorundasınız? Biriniz rica etse ölür mü?" Alkar ani çıkıştan dolayı yüzünü buruşturdu. Şimdi sırası mıydı?

"Sonra rica ederim, şimdi söyle." Adamlar kahkaha atmaya başladı. "Bu adam hayatta rica etmez bence." Kibar adam homurdanarak üç tane bitki saydı. Sorun şu ki sadece bir tanesi bu gezegende bulunuyordu.

"Ee, ne yapacaksın?" Sinir hastası adam sordu. Bir ara çok çalıştırıldığından bahsediyordu. Yorgun sesini duyunca şaşırmadı Alkar.

"Aslında yakın zamanda bu gezegenden ayrılabilirim. O yüzden bir tanesini yanıma alacağım ve diğer ikisini gittiğim gezegende arayacağım. Orada bulabileceğimden eminim. Orası ana gezegen çünkü." Onaylama sesleri gelince Alkar sustu.

Bu adamlar olmasaydı şuan boşa kürek çekmeye devam edecekti.

Onlara teşekkür gibi laflar edemezdi. Gururundan değildi bu. Bir lafla sıyrılabilecek kadar küçük bir şey değildi yaptıkları. Onlar için bir hiç olsa da Alkar için çok büyük bir şeydi.

Onlar sohbet ederken Alkar da arada bir katıldı ve işini yapmaya devam etti.

Zamanı gelince onlara geri ödemesini yapacaktı. Sadece ne zaman olacağını bilmiyordu.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1259

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 659

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 377

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 195

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 99

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15561 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20944 Bölüm Sayısı


creator
manga tr