“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

DİPTEN EN TEPEYE - 17. Bölüm: Onlar


İşlerinin çoğunu dün hallettiği için çalışma planında büyük bir boşluk oluşmuştu Alkar'ın ama bildirmedi. Eğer bildirirse yeni işler yüklerlerdi ve Alkar ormandan gerekli bitkileri toplayamazdı. O yüzden sabah erkenden işlerini halletti. Bu arada kimseye bir şey çaktırmadı. İşleri bitince kimse fark etmeden ortadan kayboldu ve ormana girdi. Yanına bitkileri koymak için bir kese almıştı.

Sık ağaçlı ormanda yürürken zamanında buralarda çok dolaştığı için rahattı. Hangisini nerede bulacağını biliyordu. Dallara dikkat ederek göl kenarına doğru yürümeye devam etti. Karasu ve Relin ıslak alanlarda yetişiyordu. İkisi de en kolay bulunan bitkiler olduğu için ilk önce onları halletmeyi seçmişti.

Gözlerinin altı her zamanki gibi mordu. Çok iyi uyuyamamıştı yine. Aklına hep iksirin işe yarıp yaramayacağı vardı. Daha önce hiç iksir yapmamıştı. Yapmayı bırak yapılışına bile şahit olmamıştı. O adamlar ona anlatacaklardı ama her şey anlatmayla olmuyordu. Sıkıntıyla nefes aldı ve bu düşünceleri sonraya sakladı.

Göl kenarına gelince etrafa bir göz attı. Bu orman bir tek onlara ait değildi o yüzden başkalarının da olma ihtimali vardı. Birine yakalanmayı göze alamazdı. Kimsenin olmadığına karar verince gözüne kestirdiği Relin'e yürüdü. En taze olduğunu düşündüğü olana yaklaştı ve köklerine dikkat ederek daha önce gördüğü gibi çıkardı. Her bitkinin toplanması da farklıydı. Yanlış bir şekilde koparırsan bitkinin özelliğini kaybetme gibi durumu da vardı ve bu oldukça sıkıntılı bir durumdu. Sonuçta bunun için ayrı bir meslek bile vardı.

Relin'i başarı ile alınca kesesine yerleştirdi ve ıslak, yosun tutmuş olan kayalıkların kenarına doğru yürüdü. En son orada çıktıklarını görmüştü. Hemen yakında bir çağlayan vardı. O tarafa yaklaşmamaya çalışarak göz gezdirdi. Göremiyordu her hangi bir Karasu. Dudaklarını kanatacak şekilde ısırarak seslice homurdandı.

"Bir kere de istediğim olsa şaşarım zaten."

İyice gözleriyle araştırmaya devam etti. Çağlayana yakın bir tarafta bir kaç Karasu'nun bir arada büyüdüğünü görünce oraya yavaşça yürümeye başladı. Oralar kaygan olduğu için daha da dikkatliydi. Düşme ihtimali vardı ve düşürse yeni topladığı Relin de işlevini yitirirdi. O bitki böyle bir baskıya gelemezdi.

Zorlukla kayaya geldi ve bir elini kayanın diğer tarafına atarak tutundu. Diğer eliyle seçtiği bitkinin etrafındaki toprağı kazmaya başladı. Köklerine bir şey olmasına izin veremezdi.

Bu gerçekten zordu çünkü tutunduğu yer bir kaygandı ve her an dengesini kaybedebilirdi. Hava sıcaktı, kuşlar cıvıldıyordu ve Alkar orada bir bitkiyi almak için ter döküyordu. Alkar içinden mırıldandı. "Bu bölümleri atlayabilir miyiz hemen?"

Zorlukla bitkiyi doğru düzgün alabildi ve hemen geri çekildi. Ucuz yırtmıştı. Az kalsın göle düşecekti. Eliyle terini sildi ve aldığı Karasu bitkisini kesesine koydu.

Buradaki işi bitmişti ve çoktan yarım saat olmuştu. Güneş iyice tepeye çıksa da ağaçlar ışıkları engelliyordu. Gözlerini ovalarken Prusla'yı en son nerede gördüğünü hatırlamaya çalıştı. Mantarlarla aynı yerde yetişiyorlardı genellikle. Çıtırtlarla birlikte yürürken nedense bitki toplama işinin uzun süreceğini düşündü.

Lanet olası bitkiyi bulması yarım saat sürmüştü ve diğer bitkiler için dört saat harcamıştı. En son baktığında bu kadar zor durmuyordu. Sanki Tanrı bilerek işini zorlaştırıyordu.

Kafasını iki yana salladı ve son bitkisi için yürürken dışından mırıldandı. "Tanrı'nın işi gücü yok senin hayatını zorlaştıracak sanki. Aptallık etme Alkar."

Uon bitkisi için yüksek yerlere çıkması gerekiyordu ve bu yol gerçekten engebeliydi. Yaklaşık kırk dakikadır yürüyordu ve güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı. Elini çabuk tutmalıydı çünkü dönüşü de bu kadar uzun zaman alacaktı. Topraklardan fırlamış köklerin üzerinden atlarken beline taktığı keseyi kontrol etti. Onu kaybetme gibi bir lüksü yoktu.

Sonunda istediği tepeye varınca gözlerini kıstı ve bitkiyi aramaya başladı. Uon'un tam olarak nerede yetiştiği hakkında bir fikri yoktu. Sadece tepede olduğunu biliyordu. O yüzden araması diğerlerine göre uzun sürecekti. Üşenmedi ve aramaya başladı.

Sonunda bulduğunda ise güneş neredeyse batmıştı ve daha gidecek yarım saatlik dönüş yolculuğu vardı. Tahmininden daha uzun sürmüştü. Güneş tam olarak batmadığı için aydınlıktı hala bulunduğu yer ve bitkiyi kolaylıkla çıkarabilmişti. Yerine yerleştirirken yaklaşan sesten dolayı kafasını gökyüzüne çevirdi.

Bir şey yaklaşıyordu. Alkar gözlerini kıstı. Ya da bir şeyler mi demeliydi?

Gökyüzüne bakmaya devam ederken daha arkadan gelen şey öndekine bir şey attı ve öndeki dengesini kaybederek yere doğru düşüşe geçti. O şey büyük ihtimalle bir insandı. Birileri yine kavga ediyordu.

Yere doğru çakılan insanın ardında biri daha indi ve hemen ellerini kollarına yerleştirdi. Eski zamanlarda olan tutuklama hareketi gibi bir şeydi. Tutuklayan insanın üzerine bakınca Kraliyet Muhafızları olan Darnira'ya ait bir asker olduğunu gördü. Şaşırmıştı. Onlar en kudretli askeri birimdiler ve genellikle Ykania gezegeninin kraliyet ailesi için çalışırlardı. Bu gezegende bulundukları bile düşünmüyordu. Onları sadece birkaç sene önce kraliyet ailesinden buraya ziyaret için gelen önemli şahısı korumak için burada oldukları zaman görmüştü. Gerçekten kudretliydiler.

Ve şuan sadece kraliyet için çalışan en güçlü askeri birimden bir asker birini tutukluyordu. Tutuklanan kişi ne tür bir suç işlemiş olabilirdi ki? Kraliyet ailesine büyük bir suç işlemiş olmalıydı.

"Buldum." Asker nefes nefese söylendi. Kulağındaki küpe ile konuşuyordu. "Hemen buraya gelin."

Karşısındaki adam ne derse başını sallıyordu. Altındaki kişi ise sürekli çırpınıyordu. Kalıplı olmasından tutuklananın bir erkek olduğu anladı. İyi giyinimli biriydi. Belki de kraliyet ailesini soymuştu?

Alkar ağacın altına oturup gösteriyi izlemeye başladı. Zaman kaybettiği doğruydu ama merakı ağır bastı.

Adam küpedeki kişi ile konuşmaya son verince bir yerinden kelepçe gibi bir alet çıkardı ve diğerinin karşı çıkmasına izin vermeden bileklerine geçirdi. Artık o kelepçe ile karşı çıkamayacağını düşünen asker yüz üstü yere yatırdığı tutuklunun üzerinden kalktı. Aynı zamanda tutukludan özür dilemişti.

"Üzgünüm Prens Fred ama bunu yapmak zorundaydı. Kralın emri." Fred denen adam resmen hırladı ve bağırarak konuşmaya başladı. "O yaşlı pisliğe söyle ben kardeşlerim gibi bir kukla olmayı düşünmüyorum! Zaten bir sürü oyuncağı var bıraksın da özgür olayım!" Asker onu duymamış gibi konuşmaya devam etti.

"Yakında komutan gelir o zamana kadar rahat durun lütfen." Prens çırpınıp küfür etmeye devam etti. Asker ise sadece öylece durdu. Alkar ise onu farketmeyen ikiliyi izlemeye devam etti. Ölümlü olmanın avantajlarından biri de enerjisi olmadığı için onu kimse hissedemiyordu.

Bir süre sonra uçan birkaç insan aşağıya indi. Üstlerinde Darnira askerlerinden biri olduklarını bağıran üniformalar vardı. En önde yüzünde yara izi olan korkunç olan bir adam vardı. Alkar nedense ürperdiğini hissetti. Sonra ise onu gördü.

Yıllar önce kardeşlerini katleden katili. Onu.

Alkar'ın içinde bir kıvılcım çaktı. 

Bu ileride oluşacak yangının ilk kıvılcımıydı. 

Dişlerini sıktı ve ellerini resmen toprağa gömdü. Kalkmamalıydı. Hayır, hareket ederse kaybederdi. Kendine hakim olmalıydı. Nefesi sıklaştı. Gözlerini bir saniye bile o adamdan ayırmadı. Avına odaklanan bir avcı gibiydi. Avı kendine odaklanan zehirli gözleri fark etmedi bile. Komutanının arkasından prense doğru yürümeye devam etti.

"Prens'im iyi misiniz?" Komutan mırıldandı endişeyle. Sahte olduğu çok belliydi. Etrafındaki adamlar hemen prensin etrafını çevirdiler kaçamasın diye. O adam komutanının arkasında durmuştu. Rütbeli gibiydi. Buz gibi gözlerle izlemeye devam etti.

"İyi mi? Siktirin oradan. Kralın fahişeleri sizi." Prens sinirle bağırdı komutanın yüzüne doğru. Komutan sinirle gözlerini kapatıp açtı. Birden prensin boğazına yapıştı. Prens Fred bile bu harekete şaşırmıştı.

Karşısında prens olmasına rağmen tereddüt etmeden boğazına yapışmıştı. Bu komutan gerçekten cesur biriydi. Prensin boğazını sıkarken öldürücü bakışlarını atmayı ihmal etmiyordu. Prens de ona karşı çıkan gözlerle baktı. Bu adama boyun eğmeyi düşünmüyordu.

"Dediğine dikkat et velet." Komutan boğuk sesiyle mırıldandı. "Yoksa o kelleni alırım ve kralın karşısına birkaç haydut öldürmüş diye atarım. Kimsenin haberi bile olmaz." Prens sinirle kahkaha attı. Sinirleri bozulmuş gibiydi.

Komutan onun boğazını ittirerek bıraktı. Prens yere yapışsa da gülmeye devam ediyordu. Biraz uzayınca kahkahaları diğerlerinin sinirle kaşları çatıldı. Komutan üstten prense bakarken sordu. "Neye gülüyorsunuz Prens Fred?" Prens ona baktıktan bir süre sonra kahkahası kesildi. Ona ciddiyetle bakıyordu artık. Alkar iyice görülmeyecek bir yere girdi. Olayı iyi izleyebiliyordu.

"Sen kendini kraldan üstün mü görüyorsun komutan? Ha?" Güldü. "Kralın en çok güvendiği komutanlardan biri ona yalan söyleyebileceğini söylüyor. Hele krala yalan idamken." Güldü hafifçe. Sinirleri iyice bozulmuş gibiydi. "Hepiniz bir avuç pislikten başka bir şey değilsiniz. Gidin geberin."

Komutan alışmış olmalı ki mimiği bile oynamadı. Alkar'ın avına hareket yapınca adam prensin kollarından tutarak kaldırdı ve komutanına bir selam vererek yanına aldığı dört kişi ile beraber gitmek için hazırlandı. Prens götürülmeden önce avazı çıktığı kadar bağırdı gerçekleri. O an Alkar'ın bir yerlerine bir darbe inmişti sanki.

"Senin de sonun onlar gibi olacak Zakoes Komutan!" 

Zakoes ismi beyninde yankılandı ve komutana en az diğer adama baktığı gibi nefretle baktı. 

Zakoes...

Kendi kasabalarını bu yıkımı getiren şahıs. Ölmesi gereken listenin başını çeken isimlerden biri.

Zakoes götürülen prensin arkasından bakarken mırıldandı. "Şu piç kurusu. Prens olmasa şuracıkta gebertirdim ama dua etsin kralın oğlu." Yanındaki adamlardan biri konuştu.

"Efendim ona yardım edenler bulunmuş. Ne yapalım?" Zakoes kaşlarından birini kaldırarak ona baktı. "Sence. Cezaları ölüm zaten. İlk önce askerlere verebilirsin tabi. İstedikleri kadar eğlenebilirler. Öldüklerinden emin olsunlar ama." Asker bu cevabı bekliyormuş gibi güldü. Alkar'ın öfkesi o kadar büyüdü ki bir an nefes alamadı. İçindeki ağırlık büyüdü.

Elleri ile ağacın gövdesini maf etmişti resmen. Tırnakları kan içindeydi. Kendini tutmakta çok zorlanıyordu. İradesi o kadar iyi olmasa ölümlü bedeni ile ona saldırır ve mutlaka ölürdü. Gözlerini ondan çekmedi ama saldırmadı da.

"Efendim, gücünüze hayranız. Kralın bunları öğrenme gibi bir şeyden korkmuyorsunuz bile." Zakoes kibirli bir ifade ile askere baktı.

"Ne sandın asker? Buradaki Tanrı kral değil benim."

Alkar içinden mırıldandı. "O tahtın en yakın zamanda sallanacak."

Kalan askerler komutanları ile beraber gitti. Arkada hiç farketmedikleri Alkar kalmıştı bir tek.

Sessizlik içinde eve gitti. Kimse yokluğunu fark etmemişti. Hiç bir şey olmamış gibi yemeğini yedi. Sessizliği ürkütücüydü.

Akşam yatma saati gelince odasına gitti ve üstünü değiştirdi. Sonra yatağına yattı. Davranışları normal değildi. Sanki birkaç saat önce en nefret ettiği insanları görmemiş gibiydi. 

Tabi düşüncelerini ve aklından geçen planları bilmeyen kişiler için geçerliydi bunlar.

Masanın üzerine bıraktığı keseye bakarken aklından o an kimsenin aklına gelmeyeceği korkunç planlar geçiyordu. 

Hafifçe gülümsedi ve gözlerini yumdu.

Bu gerçekten mutlu bir gülümseme değildi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 977

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 919

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 760

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 722

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 603

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 516

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 492

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 446

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 71

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8844 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13721 Bölüm Sayısı


creator
manga tr