Bölüm 893: Bir Miratkar Resmi Daha

avatar
706 11

Desolate Era - Bölüm 893: Bir Miratkar Resmi Daha



Bölüm 893: Bir Miratkar Resmi Daha

 

 Parkıyı Krallığı gerçekten de büyük bir yerdi.

 

Göklerdeki bulutlar süzüldüğü sırada, aralarından bir araç ilerliyordu. Ji Ning gemisinde bağdaş kurmuş oturuyor, Parkıyı'nın muazzam dünyasını izliyordu.

 

“Demek Yıldız Adaları şuradaymış. Kılıç Sarayı da o tarafta. Oh, yeni gelenleri orada mı karşılıyorlar? İlk kaçırıldığımda oraya indim anlaşılan.” Ning artık Parkıyı'nın coğrafyasını aşağı yukarı biliyordu. “İlk geldiğimde, bizleri Yıldız Adaları'na kadar iki Taolordu'nun götürdüğünü hatırlıyorum. Yaklaşık kırk altı gün boyunca uçmuştuk. On birinci günde ise bir Miratkar Resmi'nin varlığını sezmiştim.”

 

Parkıyı'nın sınırlarında ışınlanmak mümkün değildi. Kişi varmak istediği yere kadar yavaş yavaş uçmak zorundaydı.

 

“Yıldız Adaları'ndan iniş noktasına kadar gitmek…” Ning durumu biraz hesapladı ve Miratkar Resmi'nin hangi yönde kaldığını kolayca bulabildi.

 

Onları Yıldız Adaları'na götüren iki gümüş zırhlı Taolordu düz bir çizgiyi takip ederek uçmuşlardı ve resim de yaklaşık olarak varış noktasından Yıldız Adaları'na uzanan yolun dörtte birlik kısmında kalıyordu.

 

“Eh? Miratkar Resmi, Youji'nin bulunduğu yerden çok uzakta sayılmaz. Düşündüğüm kadar fazla mesafe gitmeme gerek kalmayacak.” Ning bir hayli keyifliydi.

 

Svoosh! Uçan aracı bir ışık hüzmesine dönüşerek mesafeye atıldı.

 

Ning, Su Youji'ye bir mesaj tılsımı vermişti. Aralarında ciddi bir uzaklık olduğu için genç adam, kadının nerede olduğunu zar zor kestirebiliyordu. Üç ay boyunca uçtu ve yol boyunca bir hayli Taolordu'nun aurasıyla karşı karşıya kaldı. Bu figürler Ning'in On İki Saray'a ait olduğunu bildikleri ve anlayabildikleri için ona bulaşmaya kalkışmamışlardı. Yine de bu yolculuk Ning'e Parkıyı'nın ne kadar tehlikeli olduğunu göstermeye yetti.

 

Yol sırasında birden fazla kez pusuya düştü. Parkıyı'nın karmaşık ve acımasız bir yer olduğuna şüphe yoktu. Tao İttifakı'nın kontrol ettiği bölgede bile bu denli mücadeleler gerçekleşmiyordu. Ancak, zavallı haydutların şansına, soymak istedikleri Ning aslen bir demirden cevher çıkıvermişti! Yaptıkları hareketlerin herhangi bir sonucu yoktu.

 

“Eh? Bir dalgalanma!” Uçan gemi yavaşlamaya ve bulutlardan aşağı inmeye başladı. Beyaz cübbeli Ning bağdaş kurmuş oturuyordu ve kucağına kılıcını yerleştirmişti. Gözlerini açtığında, yüzünde heyecan dolu bir ifade belirdi.

 

“O dalgalanma Miratkar Resmi'nden geliyor!” Ning sahip olduğu üç Miratkar Resmi'nden yayılan yankıyı hissedebiliyordu. “Bin yılın ardından resmin hala aynı yerde kalacağını düşünmemiştim.”

 

…….

 

Ning'nden on trilyon kilometre ötede bulunan bir gölün altında.

 

Derinliklerde güzeller güzeli bir saray vardı; çok sayıda hizmetkar ve korumaya sahipti.

 

“Eh?” Sarayın yan salonlarından birinde oturan ve şarabını yudumlayan mavi pullu bir yaratık başını kaldırdı. Suratı aniden kaskatı kesilince ona masaj yapmakta olan hizmetkar kötü bir şekilde şaşkına döndü.

 

“Bir Miratkar Resmi mi? Dur bir saniye, üç tanesi mi?” Mavi pullu yaratık hem şoke olmuş hem de keyiflenmişti… Lakin ardından, yüzü yeniden kaskatı kesildi.

 

Bin yıl önce, Ning kaçırıldıktan sonra bu bölgeden geçtiğinde, yaratık o resimleri hissetmişti. Elinde bir kopya vardı ve bu sayede diğer kopyaların varlığını hissedebiliyordu. Aslında o zamanlar bir hayli keyifliydi, ancak o iki gümüş zırhlı Taolordu'nu görür görmez herhangi bir girişim yapma fikrini çabucak bir kenara fırlatmıştı. Resmin muhtemelen kaçırılan o Dünya Seviye gelişimcilerden birinde olduğunu düşünüyordu.

 

“Son seferde hissettiğim kopyaların aynısı. Yoksa o Dünya Seviye gelişimcilerden biri Yıldız Adaları'ndan kurtulmayı başardı mı? Hem de bu kadar çabuk?” Mavi pullu yaratık gözlerini kıstı.

 

Svoosh! Bir ışık hüzmesine dönüştüğü gibi su sarayından çıktı. Çok geçmeden gölün yüzeyine ulaştı ve başını kaldırarak göklere baktı.

 

Yankıyı takiben başını on trilyon kilometre öteden gelen uçan gemiye çevirdi. Gemiyi ve içindeki beyaz cübbeli genci rahat bir şekilde görebiliyordu.

 

“Taolordu değil. Sadece Dünya Seviye.” Mavi pullu yaratık keyiften dört köşeydi. Karşı tarafın da onu fark ettiğini biliyordu; bu yüzden daha fazla kendi varlığını gizleme zahmetine girmedi. Tanrıhissini yaydı ve on trilyon kilometrelik alana göz gezdirdi.

 

“Tek başına mı? Gemide sadece o mu var?” Mavi pullu yaratık iyiden iyiye heyecanlanıyordu. “Gerçi mantıklı. Yıldız Adaları'ndan çıkan tipler genelde tek başına hareket ediyor; grup halinde gezdiklerini pek göremezsin. Bir malikane dünyasında destek kuvvet taşıyor olsa bile, bu güçler saklandıklarına göre fazla üst seviye olamazlar.”

 

Mavi pullu yaratık sırıttı. “Demek üç resme sahip olmana rağmen bendeki resmi de istiyorsun? Seni gidi açgözlü gelişimci bozuntusu. Kendine bir hayli güveniyor olmalısın.” Mavi pullu yaratık bir kez daha gölün dalgalarına döndü ve su sarayının yolunu tuttu.

 

Sualtı sarayında.

 

Mavi pullu yaratık sarayına döner dönmez ana salona geçti. Devasa bir kaval kemiğini aldı ve ardından onu kullanarak yanında duran davulu çalmaya başladı. Boom! Davuldan yayılan dalgalanmalar koskoca salonu sarıyordu. Aniden sarayın farklı farklı noktalardan figürler belirmeye başladı; bunların hepsi en azından mavi pullu yaratık kadar güçlü olan auralara sahiplerdi.

 

“Maikayıp.”

 

“Maikayıp, neden bizi çağırdın?”

 

“Kraliyetin ejder davulunu bile çaldın. Neler oluyor burada?”

 

Çok geçmeden, ana salonda toplamda yirmi altı Dünya Seviye üstat belirdi. Hepsine gelişimci denebilirdi, ancak bunlar farklı farklı su ırklarına ait olan gelişimcilerdi. Bu yüzden saraylarını gölün altına kurmuşlardı.

 

“İnanılmaz bir olay yaşandı.” Mavi pullu yaratık geniş bir kahkaha patlattı. “On trilyon kilometre ötede, bize doğru hızla gelen bir Dünya Seviye gelişimci var.”

 

“Direkt bize doğru mu geliyor?”

 

“İntihara meyilli herhalde?”

 

Dünya Seviye üstatların akılları karıştı.

 

Mavi pullu yaratık çabucak açıkladı. “Yıldız Adaları'ndan geliyor. Aramızda biraz nefret olduğunu söyleyebilirim.” Miratkar Resimleri'ni onlara söylemeye cüret edemiyordu; zira bunlar çok değerli hazinelerdi. O gelişimciyi de sayarsa ortamda dört Miratkar Resmi olacaktı… Bu durum Taolordları'nı bile kıskandırabilecek bir durumdu.

 

“Zamanından ondan bir hazine kazanmıştım, ancak aynı hazineden bir seti daha varmış. Bu hazineler birbirleriyle yankılandıkları için beni bulmayı başardı.” Mavi pullu yaratık konuştu. “Çok sayıda hazinesi var. Onu öldürdükten sonra… Özel bir şey istemiyorum, sadece elindeki üç resmi alsam yeter. Ne diyorsunuz?”

 

“Üç resim mi?” Diğer Dünya Seviye gelişimciler anında o resimlerin değerli hazineler olduklarını anladılar.

 

“Diğer hazineleri sizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır.” Mavi pullu yaratığın yüzü ekşidi. “Yıldız Adaları'ndan geliyor, ama güç konusunda yalnızca bana denk. Yirmi yedi kişinin saldırısına dayanamaz.”

 

“Yıldız Adaları'ndan geldiğinde göre On İki Saray'dan birine katılmış olabilir.”

 

“Merak etme.” Mavi pullu yaratık onları süzdü ve ardından soğuk bir kahkaha attı. “Yıldız Adaları'ndan geldiğimi biliyorsunuz. Bu konuda bana güvenin. On İki Saray'a davet edilen figürlerin her biri ucubevari yaratıklardır. Oraya çok az kişiyi alıyorlar! Yıldız Adaları'ndan kaçmayı başaranların büyük bir kısmı miras tamamlama konusunda şanslı olanlardan oluşuyor. Bu herif de en fazla bana denktir! Ucubevari biriyle karşılaşacak kadar şanssız olsak bile… Yirmi yedi kişiyiz, bize karşı koyamaz. Size diyorum bakın; adamın çok sayıda hazinesi var!”

 

Diğerleri hemen heyecanlanıp keyiflendiler.

 

“Bizler Ejderin Kraliyet Sarayı'nda yaşayan yirmi yedi Suhabis Efendileri'yiz. Ondan korkacak halimiz yok.”

 

“Gebertelim ve hazinelerini alalım.”

 

“Öldürelim.”

 

Ejderin Kraliyet Sarayı'nda yaşayan yirmi yedi Suhabis Efendileri bu bölgede çok ünlüydü. Hepsi Dünya Seviyesi’ne ulaşmayı başaran farklı farklı su ırklarından geliyordu, ancak bu ufak ekibe katılmak için belli bir güce erişmeniz gerekiyordu. Parkıyı Krallığı'ndan güçlü tarikatlar genelde Taolordları'nın koruması altındaydı, ancak bunların çoğu sert ve katı kurallara sahipti. Parkıyı çok sayıda tehlike ve servetle kaplı bir yer olduğu için… Hazine ya da miras bulmak fazla zor sayılmazdı. Dolayısıyla, bir tarikata ait olmayan Dünya Seviye gelişimcilerin çoğu ufak gruplar kuruyorlardı.

 

Dünya Tanrısı Maikayıp kendi gücüyle Yıldız Adaları'ndan kaçmış biriydi. On İki Saray'a girememiş olsa da bunu sadece ufak bir farkla kaçırmıştı. Saraydaki en güçlü ikinci figür olduğu için sözüne değer veriliyordu.

 

“O çocuk Yıldız Adaları'ndan yeni çıkmış olmalı. Bizden haberdar bile değildir.” Mavi ten rengine sahip adam alelacele konuştu. “Sabırlı olun. Sarayda bekleyelim. Çok sayıda formasyona ve engelleyici büyüye sahibiz; bu sayede kaç kişi olduğumuzu göremez. Sarayın dış kısmına geldiğinde direkt saldırıya geçer ve etrafını kuşatırız. Kaçma şansı bile tanımayacağız.”

 

“Tamam.”

 

“Gölgelerde saklanıyoruz, o ise ulu orta açıkta. Yıldız Adaları'ndan çıkmayı başarmışsa ne olmuş yani? Biz de boş değiliz!”

 

Vhoosh.

 

On trilyon kilometrelik uzaklık ciddi bir mesafeydi. Ning gölün dış kısmına ulaşmak için saatlerce uçmak zorunda kaldı. Yeteneği ona cesaret katıyordu ve tanrıhissiyle aşağıdaki sarayı görebiliyordu.

 

Svish! Ning aracını kaldırdı, akabinde direkt göle girerek saraya doğru ilerlemeye başladı. Saray kapılarına ulaşması uzun sürmedi. Korumaları ve hizmetkarları gördü.

 

“Kraliyetin Ejder Sarayı'na gelmeye cüret mi ettin?”

 

“Seçecek onca yolun vardı, ama sen gidip sonu ölümle biteni seçtin.”

 

Aniden, saraydan ışık hüzmeleri çıkmaya başladı. Toplamda yirmi yedi ışık hüzmesi vardı ve aynı anda ölümcül auralar saçan bu figürler bir formasyona bürünüyorlardı.

 

Ning yaşananları sakince izlemekteydi. Mırıldandı. “Kraliyetin Ejder Sarayı demek?”

 

………

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21975 Üye Sayısı
  • 840 Seri Sayısı
  • 40722 Bölüm Sayısı


creator
manga tr