Bölüm 627: Duvardaki İzler

avatar
987 23

Desolate Era - Bölüm 627: Duvardaki İzler



Bölüm 627: Duvardaki İzler

 

……..

 

Semavi Tanrı Kabatepe hemen lafa girdi, “Gerçekten kendimden utanıyorum. Daha demin, seni Karşeytanı sandığım için hemen saldırıya geçmiştim! Neyse ki çok güçlüsün, bu yüzden yaralanmadın. Eğer seni öldürseydim… Pişmanlık yaşadığım zaman her şey için çok geç olacaktı. Ah… Kim bendeniz Kabatepe'nin, günün birinde durumu net bir şekilde incelemeden önce böylesine çılgınca saldıracağını düşünebilirdi ki?” Adamın gözleri kederliydi.

 

“Suç sizde değil, kıdemli öğrenci kardeşim.” Ning gülümsedi.

 

“Ama gerçekten benim hatamdı. Unut gitsin, şimdilik bu konuyu bir kenara bırakalım.” Kabatepe'nin suratı ekşidi. “Küçük öğrenci kardeşim Karakuzey, Ayaltı Gölü'nün ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorsundur. Kadim Çağ'dan bu yana buraya çok sayıda Semavi Tanrı girdi, ancak çıkmayı başarabilen tek kişi Buda Jueming'di. Neden buraya girdin ki? Zamanında, bizzat Yüce Jueming'in bir Buda oluşunu görmüştüm. O kadar sıkılmıştım ki nihayetinde şansımı deneyeyim diye Ayaltı Gölü'ne girmeye karar verdim. O zamandan bu yana sayısız yıl geçti. İlk başlarda, buraya başka Semavi Tanrılar da geliyordu, ancak yeni biri gelmeyeli uzun, upuzun bir zaman geçti. Neden buraya…”

 

“Söylediğin gibi, son on milyon yıldır buraya giren ilk kişiyim. Girme nedenime gelirsek… Bu uzun ve karmaşık bir hikâye.” Ning iç çekti. “Geldim çünkü dış dünyadaki meseleler elimi zorladı. Buraya bir hazineyi almak için geldim.”

 

Kabatepe başını salladı, ardından hemen sordu, “Doğru ya, Üç Alem'deki durum nasıl? Ustamın yeni öğrenciler aldığını söylemiştin sanki?”

 

“Üç Alem…” Ning bir süreliğine tereddüte itti. “… Çoktan yeni bir fırtınaya kapılmış durumda!” Ning'in sesi ağırdı, zar zor da olsa sözleri söyleyebilmişti.

 

“Fırtına mı?” Kabatepe şaşırdı.

 

“Hem de Kadim Çağ'ı parçalayan savaştan bile daha dehşet verici olan bir fırtına.” Ning başını salladı.

 

“Bu nasıl olur? Kadim Çağ'ı sonlandıran o savaşta bir sürü insan ölmüştü…” Kabatepe şoke olmuş durumdaydı.

 

“Kadim Çağ'ı sonlandıran savaşta Anne Nuwa, Pangu'nun seviyesine ulaştığı için fırtınayı atlatabilmiştik. Bu kez… Dinle beni de anlatayım.” Ning, Yüce İlah Kaygısız'ın öğrencisi olan bu adamdan hiçbir şeyi gizlememişti. Eğer hayatta kalmayı başarırlarsa aynı tarafta olacaklardı ve bu yüzden Ning Üç Alem'de yaşanan şeylerden çoğunu anlatmıştı.

 

 Sözlerini bitirmesi bir saati buldu.

 

Kabatepe orada duruyor, kendi kendine konuşuyordu, “Böyle bir şey nasıl olur? Kusursuz Yol Üç Alem'e tekrar döndükten sonra her şey sakindi, barış yapılmıştı. Neden bir anda…” Duraksadı. “Bu kez Anne Nuwa yok. Nuwa İttifakı'nda kimse Her Şeytan'ın Efendisi'nin sahip olduğu yetenekleri durduramayacaktır; lakin Kusursuz Yol da liderlerimize karşı kolay anlar yaşamayacaktır, orası kesin. Sonuç olarak iki tarafın da ciddi kayıplar vereceği açık. Nihayetinde, kaçımız hayatta kalabiliriz ki?”

 

 Üç Alem'de olduğu zamanlarda Üç Alem'e barış hakimdi; lakin artık bir fırtına esiyordu.

 

“Ya Kusursuz Yol parçalanacak ya da biz.” Ning sakince konuştu. “Başka çaresi yok. Zayıf biri olsam dahi bilinçaltımın bana iki taraftan birinin yok olacağını söylediğini duyabiliyorum.”

 

“Sen bile hissediyorsun yani?” Kabatepe şaşırdı.

 

“Evet.” Ning başını salladı.

 

“Neden… Neden kader bizi böyle bir felakete sürüklüyor?” Kabatepe anlam veremiyordu.

 

Felaketler ve fırtınalar öyle sebep olmaksızın patlak veren şeyler değillerdi. Örneğin, Kadim Çağ'ı sonlandıran savaşın asıl sebebi birbirine çarpmakta olan iki kaosdünyasıydı. Şeytankalp'in Efendisi iki dünyayı da kontrol etmek istemişti, ancak Pangu Kaosdünyası ona direnmişti. Böylece patlak veren büyük bir savaşın yanında, Her Şeyin Efendisi de işleri gizlice manipüle ediyordu.

 

 Kaderin gizli işleri sadece sonuçları gösteriyordu. Bu fırtınanın sonucunda ise taraflardan biri yok olacaktı. Yani diğer bir deyişle, taraflardan biri yok olduğu sürece bu fırtına sona erecekti.

 

Peki bu fırtınanın sebebi neydi? İşte bunu bilen yoktu.

 

Nuwa İttifakı'na göre fırtına Kusursuz Yol'un “kralı” tarafından başlatılmış olabilirdi. O “kral” Pangu'nun seviyesine çok yakındı. Gökyüzü Taoları'yla birleşmişti, ancak yavaş yavaş uyanıyordu. Bilincinin bir kısmı çoktan uyanmıştı. Gökyüzü Taoları'nda sadece kısmi bir kontrolü olsa dahi Kusursuz Yol'a istihbarat raporları veriyor ve böylece Kusursuz Yol da Nuwa İttifakı'yla çarpışabilecek güce erişebiliyordu.

 

İstihbarat meselesi İnsanlığın Üç Hükümdarı ve Taoist Budist Yol'un liderlerini bir şüpheye sürüklemişti; acaba Şeytankalp'in Efendisi Gökyüzü Taoları'nın engellerinden kurtulabilmiş miydi? Bir fırtınaya daha mı sebep olmak istiyordu?

 

Belki de fırtınaya sebebiyet veren kişi yine bir başka Yabancı'ydı?

 

Ya da fırtına daha anlaşılmaz bir nedene sahipti?

 

Cevabı tahmin etmek çok zordu.

 

Kendisini Gökyüzü Taoları'yla birleştirmiş olan Şeytankalp'in Efendisi muhtemelen başka herkesten daha çok şey biliyordu ve verdiği emir… Kusursuz Yol'un, Nuwa İttifakı'na savaş açmasıydı!

 

“Bizim gibi insanların fırtınaya sebebiyet veren gerçeği öğrenmeleri mümkün değil.” Ning konuştu. “Uzun lafın kısası… Kusursuz Yol halihazırda Üç Alem'e sızmış ve saldırılara başlamış durumda. Karşı koymadan yenilecek değiliz!”

 

“Aynen öyle.” Kabatepe başını salladı, suratında ölümcül bir ifade vardı. “Kusursuz Yol… Anne Nuwa gittikten sonra Her Şeytan'ın Efendisi geri dönmeye cüret edebilmişti. Üç Alem'e katılmasına izin verdik, zira gereksiz ölümlere sebep olmak istemiyorduk. Kim böyle şeylerin olacağını tahmin edebilirdi ki… Ah. Aradan onca yıl geçti, ancak eskilerin dediği gibi, gerçekten de bir köpeğe pisliğini yememesi gerektiğini öğretemiyorsun.”

 

İki tarafın da bir katliam savaşına tutuştuğunu öğrenen Kabatepe, doğal olarak Nuwa İttifakı'ndan yana seçimini yapacaktı.

 

“Lakin bizler Ayaltı Gölü'nde kapana kısılmış durumdayız. Bu konulara sürekli kafa yormamızın bir manası yok.” Kabatepe başını iki yana salladı. Ardından başını koridora doğru çevirdi ve yürümeye koyuldu. “Küçük öğrenci kardeşim Karakuzey, beni takip et.”

 

İkili koridorda ilerliyordu. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra sarayın en iç bahçesine geldiler. Ortalık çok sessizdi ve hiç ses duyulmuyordu. Biriken kara yansıyan ışık huzmeleri her şeyi net bir şekilde gözler önüne seriyordu.

 

“Yıllardır burada yaşıyorum.” Kabatepe bahçeye adımladı.

 

Ning onu takip ediyordu. Bahçe sade ve basitti… Lakin Ning neredeyse içeriye adımını atar atmaz bahçenin duvarlarına bakakalmıştı.

 

“Bunlar?” Ning duvarlara doğru yürüdü, şaşkındı. Duvarlara kazınmış karakterlere ve diyagramlara bakmadan edememişti.

 

Diyagramlar yakın dövüş tekniklerine aitti, karakterler ise Üç Alem'in dilinde bazı açıklamalar yapmak üzere kazınmıştı.

 

“Bunlar Kadim Çağ zamanlarında sıkılan, kapana kısılan ve kedere boğulan Semavi Tanrılar tarafından bırakılmış şeyler.” Kabatepe yere oturdu, sırtını bir ağaç gövdesine vermişti. “Küçük öğrenci kardeşim Karakuzey, şarabın var mı?”

 

“Var.” Ning elini salladı ve çıkardığı şarap dolu sukabağını fırlattı.

 

“Fevkalade.” Kabatepe'nin gözleri parladı. Sukabağını yakaladı, kapağını açtı ve başını kaldırdığı gibi şarabı içmeye başladı. Bir varil kadar şarabı içmeden önce durmamıştı ve ardından keyif dolu uzunca bir iç çekti. Daha sonrasında ise geniş bir kahkaha patlattı, “Muazzam. Ne muazzam bir hissiyat. Şarap içmeyeli kim bilir kaç yıl olmuştur. Bir başka insanın gölgesini bile görmeyeli uzunca yıllar geçti, ayrıca burada her zaman Karşeytanı'nın saldırılarına karşı temkinle beklemek zorundaydım. Gerçekten buradaki hayatım, ölümden daha beterdi.”

 

“Küçük öğrenci kardeşim Karakuzey, onlara bakarak zamanını harcama. Bir anlamı yok.” Ning'in gözlerini bile kırpmadan duvarlara baktığını gören Kabatepe seslendi. “Hepsi buraya gelmiş olan Semavi Tanrılar'ın bıraktığı şeyler. Kalite bakımından doğal olarak Gerçek Tanrılar'ın ve Taobabaları'nın sahip olduğu tekniklerle kıyaslanamazlar. Bunlar burada öleceklerini bilen Semavi Tanrılar tarafından bırakılmış şeylerdir, böylece yeni gelenlere, zamanında burada yaşadıklarını göstermeyi amaçlamışlardır.”

 

“Ah, dinlemiyorsun ki.” Ning'in durmaksızın duvara bakmaya devam ettiğini gören Kabatepe sustu. Sessizce şarap içiyordu.

 

Şarap içmek bile fevkalade bir lütuftu.

 

Ning ise duvardaki çizimlere bakıyordu.

 

“Karyaprağı, Buda Maitreye'nın öğrencisi, son sözlerini bırakıyor.”

 

“Kılıçsırt, Ebediodun'un Koruyucusu'na ait bir muhafız, son sözlerini bırakıyor.”

 

“Kardeşrüzgar, Savaş Tanrısı Xingtian'ın öğrencisi, son sözlerini bırakıyor.”

 

Bunlardan bazıları epey ünlü olan Semavi Tanrılar iken bazıları da dikkat çekmeyen kimselerdi. Hepsi buraya, Ayaltı Gölü'nün dünyasına gelmişti. Yaksha'yı geçmeyi başarsalar da buradan başka bir yere gidememişlerdi. Hayatta kalma şanslarının yüksek olmadığını bildikleri için duvara son sözlerini bırakmışlardı; böylece yeni gelenlere zamanında burada birilerinin yaşadığını gösterebileceklerdi!

 

Bırakılan teknikler Ning'in işine yaramıyordu.

 

Semavi Tanrı seviyesindeyken kişi, genelde kendi yarattığı teknikleri kullanıyordu. Örneğin Ning, [Parlakay] kılıç sanatını yaratmıştı ve ellerinde bu kılıç sanat etkileyici bir seviyeye ulaşıyordu; ancak [Parlakay] kılıç sanatını bu duvarda bir çizim olarak bırakırsa, diğer Semavi Tanrılar bunu öğrenmeye çalışmayacaklardı, zira Ning tarafından yaratılan bir teknik gayet tabii kendisi için yaratılmıştı. Başkalarının işine fazla yaramazdı.

 

Gerçek Tanrılar'ın ve Taobabaları'nın yarattığı teknikler bile, [Beş Hazine] kılıç sanatı gibi aşırı derece akılalmaz olmadıkları sürece, Semavi Tanrılar'ın pek işine yaramıyordu.

 

 Ning duvara bakıyordu, zira oradaki her bir darbenin, her bir çizginin ve her bir karakterin bir enstrümanı temsil ettiğini hissediyordu! Bunlar ölmeden önce Semavi Tanrılar'ın bıraktığı şeylerdi. Böylesine bir inancın ve ruhun enstrümanı Ning'in ruhunu bile titretiyordu. Bu Semavi Tanrılar'dan hiçbirinin ölmek istemediğini hissediyordu. Hepsi yaşamak istiyordu! Ancak ne yazık ki… bunun için yeterli güce sahip değillerdi.

 

“Geriye herhangi bir çizim bırakmak istemiyorum.” O esnada aniden Kabatepe ayağa kalktı ve Ning'in yanına gelerek sakince konuştu, “Ölürsem de ölürüm. Bu hayattan yeterince çektim.”

 

……

 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 23119 Üye Sayısı
  • 828 Seri Sayısı
  • 41793 Bölüm Sayısı


creator
manga tr