Bölüm 374: Zorluk

avatar
808 19

Desolate Era - Bölüm 374: Zorluk



Bölüm 374: Zorluk

 

…………

 

Devasa Tao asker formasyonunu oluşturan ve büyük bir alevkanat böceği formuna giren on iki Yabaniyaratık dehşete düşmüş durumdaydı.

 

Bu formasyon Kadim Taoist seviyesinde bir Yabaniyaratık’ın önderliğinde kuruluyordu ve liderin dışında toplamda on bir Wanxiang Yabaniyaratık’ı görev alıyordu. Tao asker formasyonu sayesinde birlikte savaştıkları için daha da güçleniyorlar ve aynı zamanda rakip Toprak Ölümsüzü ya da Kayıp Ölümsüz seviyelerinde olmadığı sürece sapasağlam mücadele edebiliyorlardı. Geminin önünde duran bu genç adamı umursadıkları bile söylenemezdi… Lakin o esnada, genç adam sadece dikilerek hiçbir şey yapmadan, yalnızca aurasını salarak bu grubu tamamen dondurmayı başarmıştı!

 

Bu herif nereden çıktı böyle?!”

 

“Nasıl… Bu kadar dehşet verici olabilir ki?! Tao’ya dair nasıl bir bilgisi var böyle?!”

 

Yaratıklar tamamen şaşkına dönmüştü. İlk başta bu kürklere bürünmüş genç adamı umursamamışlar ve geçerken onu da tek bir hamleyle öldüreceklerini düşünmüşlerdi… Ancak o esnada, daha önce görmedikleri kadar sert bir duvara tosladıklarını anlıyorlardı.

 

Boom! Boom! Boom! Gökyüzünde birbiri ardına beliren ışık hüzmeleri göz alıyordu. Işık hüzmeleri kaşla göz arasında devasa alevkanat böceğini ve içindeki on iki Yabaniyaratık’ı delip geçiyordu. Kadim Yabaniyaratık, Wanxiang Yabaniyaratıkları… Anında can vermişti.

 

………

 

Geminin ön kısmında, pruvada dikilen Ning hayatını kaybeden on iki Yabaniyaratık’ı izliyordu. Gülümsedikten sonra başını iki yana sallamadan edememişti.

 

 Bu on iki Yabaniyaratık’ı öldürmek onun için elini sallamak kadar kolaydı. Ona sadece birkaç kelime söyleyerek saldırıya geçme cesaretini göstermişlerdi; doğal olarak Ning bu gruba acıyacak değildi.

 

Peki ya Ning neden gülümsüyordu?

 

Çünkü genç adamın aklında Zindan Dağları’nın vahşi bataklıklarında karşılaştığı o antik Habistanrı gelmişti. “O antik Habistanrı’yla karşılaştığımda, sergilediği Tao Bölgesi’yle her şeyi dondurmuştu. Hareket edememiştik… Lakin artık, o zamanki halimizden çok daha güçlü olan bu Yabaniyaratık grubunu, aynı tekniği kullanarak kolayca öldürebiliyorum.”

 

Tao Bölgeleri… Kişinin Tao’ya dair öngörüleriyle yarattığı bu kavramlar, doğal dünyanın gücüyle bir Bölge ya da Alan oluşturarak sadece kişinin kendisine ait spesifik bir kontrol bağlamına sahip olabildiği kavramlardı.

 

 Tao Bölgeleri, Tao Alemleri, Büyük Tao Bölgeleri… Farklı farklı güçlere sahip olsalar da aslen hepsi Tao Bölgesi’nin çeşitleriydi. Aynı prensibi paylaşıyorlardı.

 

Ning’in Yağmursuyu Kılıç Bölgesi de bir Tao Bölgesi çeşidiydi.

 

 Yüksek seviyelerde, kişi bir Tao Yolu’nu tamamen kavramaya başardığında, dünyanın doğal enerjisindeki kontrolünü de geliştirebiliyordu; işte bu Tao Alemi olarak bilinen kavramdı.

 

Lakin tabii bu sayede düşük, normal Taolar için geçerliydi!

 

Ayrıca Büyük Tao Bölgeleri de vardı. Bunlar Büyük Taolar’a aitti ve gayet tabii Tao Alemleri’nden daha güçlüydü. Büyük Tao Bölgeleri’nin hemen arkasındaysa Büyük Tao Alemleri vardı! Kişi koskoca bir Büyük Tao’yu kavramayı başardığında, Ning’in şu anda çağırabildiği enerji dalgasından çok ama çok daha dehşet verici enerjilere hükmedebiliyordu. Böyle bir gücün karşısında Kayıp Ölümsüzler ya da Toprak Ölümsüzleri bile hareket edemiyordu!

 

……

 

Tao Bölgeleri kişinin Tao’ya dair öngörüleri ve bilgileriyle bağlantılıydı. Kişi öngörü miktarını ve kavrayış seviyesini artırdığında, Gökyüzü ve Yeryüzü’nün enerjilerini de daha verimli bir şekilde kullanabiliyordu; tabii çağırabildiği enerji miktarı da buna göre yükseliyordu. İşte bu sebeplerden ötürü, genç adam Tao Bölgesi’ni kullanarak Tao asker formasyonu kuran bu on iki Yabaniyaratık’ı baskılamayı başarmış ve onları tamamen dondurmayı bilmişti.

 

…….

 

Her şey normale dönüyordu. Daha demin hayatın kaybolduğu İblisejder Nehri bir kez daha dalgalanmaya başlıyor ve büyük gemi de suyun üstünde ilerliyordu.

 

Qi İmparatorluğu’ndan gelen grup geminin güvertesinde, Ning’e doğru akılalmaz bir dehşet ve gerginlikle bakıyordu.

 

“Qi İmparatorluğu mu?” Ning sakince oturdu, ardından yavaşça konuştu. “Şu durumda da bana yalan söylemeyeceksin, değil mi? Adım Shi Feng falan diye saçmalamayacaksın, değil mi?”

 

Veliaht prens Qi Rufeng ve diğer iki prenses birbirine bakıyordu. Arkalarında duran korumaların da Ning’e bakan gözlerinde korku dolu ifadeler vardı. Qi Xiaoyu’nun gözlerindeki ifade ise çok karışıktı. Bu Taoist Karakuzey onu öğrencisi olarak almak istiyordu ve henüz sergilediği güç cidden insanın aklını başından alacak cinstendi.

 

“Abi, ne yapmalıyız? Alevkanat Korumaları saldırırken kim olduğumuzu da söylediler. Karakuzey artık Qi Klanı’nı biliyor.” Siyah cübbeli kadın zihinsel yoldan konuştu.

 

Qi İmparatorluğu’nun yok olduğu haberleri… Çoktan dünyaya yayıldı. Bu Karakuzey artık bizim imparatorluk klanından geriye kalan insanlar olduğumuzu biliyor. Hazinelerimizi almak için harekete geçebilir.” Mor cübbeli prenses telaşlıydı. “Avantajı ele geçirip büyülü hazinelerimizi kullanarak onu öldürmeliyiz.”

 

“Aptallık. Qi İmparatorluğu’ndan geriye kalan hazineler ellerimde olsa da sadece bu hazinelerle Karakuzey’i öldürebileceğimizi sanmıyorum.” Veliaht prens Qi Rufeng öfkeliydi. “Sadece Tao Bölgesi’ne bel bağlayarak çağırdığı Gökyüzü ve Yeryüzü’nün enerjileriyle, yıllardır kaçtığımız o Alevkanat Korumaları’nı tamamen dondurmayı başardı. Tao’ya dair bilgileri en heybetli Toprak Ölümsüzleri ve Kayıp Ölümsüzler’den bile daha yüksek. Her ne kadar etrafa yaydığı güç dalgalarından yola çıkarak onun Kadim Taoist seviyesinin zirvesinde olduğunu anlayabiliyor olsak da sahip olduğu güç kesinlikle Toprak Ölümsüzü ya da Kayıp Ölümsüz seviyesinde. Ayrıca daha demin rastgele o yüz yüksek kademe Gökyüzü seviye uçan kılıç çıkarmıştı; kesinlikle üstünde başka hazineler de vardır. Sanırım güç bakımından kendisi en heybetli Toprak Ölümsüzleri ya da Kayıp Ölümsüzler’e denk.”

 

Ulusu zamanında bir milyon kilometreye hükmediyordu. İçlerinde bu ulusun veliaht prensini de barındıran grup, doğal olarak bazı etkileyici hazinelere sahipti.

 

“O zaman ne yapacağız?” Mor cübbeli prenses panik halindeydi.

 

“Yanımızda sadece iki adet Büyük Işınlanma Tao mührü var; en fazla iki kişi kaçabilir.” Veliaht prens konuştu. “Bu Taoist Karakuzey henüz bize karşı bir saldırı niyeti göstermedi; onunla konuşabiliriz.”

 

“Evet. Anlaşalım.” Mor cübbeli prenses hemen konuştu.

 

“Başka çaremiz yok.” Siyah cübbeli prenses de katıldı.

 

……

 

Ning bu grubun kendi aralarında zihinsel mesajlarla iletişim kurmasını izliyordu. Daha önceleri gemiye ilk bindiklerinde, Ning’den daha üstün olduklarını düşünüyorlardı; bu adamın sadece bir Kadim Taoist olduğunu ve imparatorluktan kalan hazinelerle onu öldürebileceklerini düşünüyorlardı; lakin acı gerçekler düşündüklerinden çok farklıydı. Artık bu adama karşı koymaya bile cüret edemiyorlardı.

 

“Üstat.” Veliaht Prens Qi Rufeng saygıyla konuştu. “Sanırım Alevkanat Korumaları’nın söylediklerini duydunuz, artık gerçeği biliyorsunuz. Bizler, Qi Klanı’nın üyeleriyiz.”

 

Qi İmparatorluğu’nun yok olduğu haberleri her yere yayılmıştı. Bir milyon kilometre çapındaki kişilerin neredeyse hepsi bu haberleri biliyordu; lakin Ning Yıldız Kıtası’na on beş gün önce gelmiş olsa da durumdan haberdar değildi.

 

Ning sakince şarabını içiyor ve dinliyordu.

 

Qi Rufeng gergin gergin ekledi. “Qi İmparatorluğu Alevkanat Kralı tarafından parçalandıktan sonra bizler, imparatorluğun Qi Klanı olarak kaçmaya başladık. Alevkanat Korumaları bir gün için bile olsun peşimizi bırakmadı… Bu yüzden biz de tedbiri elden bırakmadık. Size yalan söylemek zorunda kaldım. Asıl ismim Shi Feng değil Qi Rufeng’dir! Qi İmparatorluğu’nun prensiyim!”

 

“Prens mi?” Ning mırıldandıktan sonra Qi Rufeng’e baktı.

 

Qi Rufeng hemen ekledi. “Bu benim ufak kardeşim, Qi Ruyu ve diğeri de küçük kardeşim Qi Ruhui.”

 

Ning ikiliye baktı; siyah cübbeli prensesin adı Qi Ruyu, mor cübbeli prensesin adı Qi Ruhui’ydi.

 

“Akıllıca. Yalan söylemeye devam etmedin.” Ning oracıkta oturuyordu. “Yalan söyleyecek olsaydın… muhtemelen sabrımı yitirecektim. Seni öldürüp direkt Qi Klanı’nın hazinelerini alabilirdim.”

 

Bunu duyan veliaht prens ve iki prensesin kalbi titremişti.

 

Ning sakince konuştu. “Qi Xiaoyu’yu öğrencim olarak almak istiyorum. Sanırım yapmanız gereken tek şey bu meseleyi onaylamak. Bana yalan söylemeyin. Yalan söyleyecek olursanız… Bunu hemen anlarım.”

 

 İki grubun arasındaki güç farklı çok fazlaydı. Üstelik, Ning’in ruhu olağanüstü bir güce sahipti; zaten genç adam bu yüzden kendine çok güveniyordu; lakin veliaht prensin ruhu biraz daha güçlü olsaydı, Ning meseleden o kadar emin olamayabilirdi.

 

“Doğru. Kabul ettiğim sürece Qi Xiaoyu’yu size verebilirim, üstat.” veliaht prens saygıyla konuştu.

 

“O zaman neden vermiyorsun?” Ning hafifçe araya girdi.

 

Veliaht prens, Qi Rufeng başını iki yana salladı.

 

Yüksek kademe Gökyüzü seviye olan yüz kılıcı mı istiyorsun?” Ning ona baktı ve sakince konuştu. “İstiyorsan verebilirim; lakin… Fazla abartmayın. Seni öldürmek benim için nefes almak kadar kolay olacaktır.”

 

“Kılıçları istemiyorum.” Veliaht prens Qi Rufeng Ning’e baktı. “Üstat, sizden imparatorluk klanımızı yüz yıl boyunca korumanızı istiyorum! Eğer bunu kabul ederseniz o zaman derhal Qi Xiaoyu’yu size vereceğim ve yüz yıl geçtikten sonra size hiçbir şey söylemeyeceğim. İstediğiniz takdirde gidebileceksiniz!”

 

Ning’in suratı ekşidi ve gözlerinde soğuk ifadeler belirdi. “Ölmek istiyorsunuz demek!”

 

“Hahaha…”

 

Qi Rufeng ciddi ciddi o esnada çılgınlar gibi kahkaha atmaya başlamıştı. “Ölmek mi istiyorum? Evet, gerçekten de ölmek istiyorum. Üstat, bunca yıldır ne kadar acınası bir hayat yaşadığımızı bilmiyorsunuz. Qi İmparatorluğu onlarca yıl önce parçalandığında kaçmaya başladık. Her günümüz, her gecemiz ve her sabahımız dehşet içerisinde, gerginlikle geçti. Klan üyelerimizi kaybettik ve üstatlarımız, yaşlılarımız birbiri ardına can verdi. Qi Klanı’nın bizlerle gelen çok sayıda üyesi vardı… ancak artık, geriye sadece üç kişi kaldık. Ben Qi Klanı’nın hayatta kalan tek erkek üyesiyim.”

 

“Hahahaha, bu kadarı yetti. Yeterince acı çektim! Ufak kardeşim çoktan bu baskının altında ezilmeye başladı; Alevkanat Korumaları’yla ölümüne savaşmak istiyor. Ruyu daha önce bir şey söylememiş olsa da… Onun da yorgun düştüğünü biliyorum.”

 

Doğruyu söylemek gerekirse ben daha da yorgunum!”

 

Qi Rufeng Ning’e bakıyordu, gözleri yaşlıydı. “Geriye kalan son erkek benim. İmparatorluk Klanı’ndan geriye sadece üç kişi kaldık ve bu gruptaki en güçlü kişi de benim; sadece Wanxiang seviyesindeydim. Omuzlarımdaki yüklere dayanamıyorum. Nereye gitmeliyiz? İmparatorluğu nasıl dirilteceğiz? Nasıl intikam alacağız? Bütün bu düşünceler zihnimi, vücudumu eziyor. Yeterince acı çektim. Bu kadarı yeter! Bana ister çılgın olduğumu ister de ölmek istediğimi söyleyin, fark etmez! Size koşullarımı söyledim. Bizi bir yüz yıl boyunca korursanız hizmetçimi, Qi Xiaoyu’yu size verebilirim üstat.”

 

“Qi Xiaoyu vücudunda dokuz yüz metreyi aşkın bir karmik değer ışığına sahiptir. Klan üstatlarımız onu bulduğunda çok sevinmişlerdi; bütün imparatorluk klanına bu kadının şans getireceğini düşünüyorlardı.”

 

“Qi Xiaoyu’yu öyle kolay kolay bırakmayacağım…”

 

“Ya bizi yüz yıl boyunca korursunuz ya da bizi ölen annemizin, babamızın ve diğer akrabalarımızın yanına yollarsınız.”

 

Qi Rufeng’in gözleri yaşlarla kaplıydı, ancak sesinde kararlı bir ifade vardı.

 

Her şeyi masaya koyuyordu. Bahis olarak kullandığı şey grubun hayatıydı. Yorgundu… Artık böylesine dehşet içerisinde bir kaçışa katlanmak istemiyordu. Ning’in ne kadar güçlü olduğunu görmüştü; Ning’i bir koruyucu olarak yanına alabilirse bu kaçıştan kurtulma şansı da artacaktı.

 

“Abi.” Siyah cübbeli prensesin gözleri yaşlıydı.

 

“Abi, yalvarma şuna. Bırak, bitirelim her şeyi.” Mor cübbeli prenses dişlerini sıktı, gözlerinde çılgın ifadeler vardı.

 

Ning’in suratı ekşidi. Mesele sıkıntılıydı. İmparatorluk Klanı’ndan gelen bu üçlünün böylesine çaresiz olduğunu tahmin etmemişti. Hafif bir tehditle bütün meseleyi halledeceğini düşünmüştü… Ancak artık karşı taraf her şeyini öne sürüyordu!

 

Yüz yıl mı?

 

İmkansızdı. Ning İçkalp Dağı’nda sadece otuz yıl geçirmişti ve çoktan Büyük Xia dünyasında Yu Wei’yle bir an önce buluşacağına dair söz vermişti. Bu buluşmayı yüz yıl daha ertelemesi mümkün olabilir miydi?!

 

…….

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22105 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 40994 Bölüm Sayısı


creator
manga tr