Bölüm 301: Abla ve Kardeş Buluşur

avatar
839 23

Desolate Era - Bölüm 301: Abla ve Kardeş Buluşur



Bölüm 301: Abla ve Kardeş Buluşur

 

Ji Ning önündeki bu yeşil cübbeli kadının Prenses Xiyue olduğunu biliyordu. İlk bakışta… Ona karşı tanıdık, garip bir duygu hissetmişti.

 

“Saygılar, Prenses.” Ning konuştu.

 

“Otur.” Prenses Xiyue elini havaya salladı.

 

Ning hemen sandalyeye kuruldu.

 

Lakin, Prenses Xiyue ayakta duruyordu. Elini tekrar salladığında ikilinin etrafını formasyon bayrakları kaplamaya başladı. Bu dokuz formasyon bayrağı ahşap zemine girerek etrafa güç dalgaları saçmaya koyuldu ve çok geçmeden bölgenin dışarıyla olan bağlantısı kesildi. Aynı zamanda odanın etrafını bir grup Tao Mühürleri de kaplıyordu.

 

“Artık kimse bizi dinleyemez.” Prenses Xiyue konuştu. “Bu bana büyükbabamın verdiği bir büyülü hazineydi; içine girildiğinde Kutsal Ölümsüzler bile bölgeyi tespit etmekte güçlük çekiyor.”

 

“Prenses, bunu yapıyorsunuz çünkü…?” Ning’in aklı karışmıştı. Gökyüzü’nün Hazine Dağı zaten yeterince güvenliydi ve müşterilerin konuşmalarını kimsenin dinlememesi adına çeşitli önlemler almışlardı. Ciddi bir ücret verilmediği sürece bu ikiliyi dinlemenin bir yolu yoktu.

 

Bu itibarlarını sayısız yılın ardından iyice sağlamlaştırmışlardı. Gökyüzü’nün Hazine Dağı bu itibarlarını bozacak bir şeyi öyle kolay kolay yapmayacaktı.

 

“Dikkatli olmak zorundayım.” Prenses Xiyue Ning’e bakıyordu. Görünüşe göre Prenses Xiyue genç adamı basit bir mesele için çağırmamıştı.

 

“Ji Ning, sana bir soru soracağım.” Prenses Xiyue ona bakıyordu. “Annenin adı Yuchi Kar mı? Sen Yuchi Klanı’nın bir üyesi misin?”

 

Ning’in suratı ekşidi. Annesini yabancılarla konuşmaya istekli değildi. “Prenses, Gençateş Klanı beni Yuchi Klanı üyelerinden biri olarak gördüğü için kovalıyor. Her ne kadar bu bilgi epeyi gizli olsa da, sizin gibi biri için bunu öğrenmek pek de zor olmasa gerek.” Ning’in durumdan memnun olmadığı çok açıktı.

 

Lakin, Prenses Xiyue gayet keyifliydi. Ning’in verdiği tepkilerden onun doğruyu söylediğini anlamıştı. Hemen konuştu. “Aslında, bunu çok önceleri öğrenmiştim ve hatta durumu incelemeleri için Kırlangıç Dağı’ndaki Batı Vilayet Şehri’ne birkaç kişi bile yollamıştım. Yine de inanamadığım için sana bizzat sormak istedim.”

 

“Oh?” Ning şaşırmıştı, sordu. “Prenses, Kırlangıç Dağı’na insan mı yolladınız? Acaba beni neden aradığınızı sorabilir miyim?”

 

Genç kadın dikkatliydi ve sözlerinden hiçbir şey anlaşılmıyordu. Bu prenses ne yapmak istiyordu?

 

“Ji Ning.” Prenses Xiyue gergindi. Ning’e bakarak konuştu. “Aslında, aslında, ben, ben…”

 

Ning ona bakıyordu.

 

“Aslında… Sen benim küçük kardeşimsin.” Prenses Xiyue nihayet bu sözleri söyledi.

 

“Küçük kardeş mi? Annemin tek çocuğu benim.” Ning hemen başını iki yana sallayarak reddetti. Lakin, kalbinde, Ning’in aklına yeni bir düşünce gelmişti… Ufak kardeş mi? Yoksa Prenses Xiyue annesinin o sürekli bahsettiği, Yuchi Klanı’nın son üyesi miydi? Yani kuzeni miydi?

 

“Sen benim küçük kuzenimsin, ben de senin büyük kuzeninim.” Prenses Xiyue konuştu. “Babamın adı… Yuchi Dağ’dır!”

 

Ning şoke olmuştu.

 

Her ne kadar daha önce bu olasılığı düşünmüş olsa da… Prenses Xiyue’nin ağzından bu durumu duyunca şaşırmadan edememişti.

 

“Ama… Siz bir prensessiniz. Büyük Xia’nın imparatorluk başkentindeki bir prenses.” Ning konuştu.

 

“Kral Yan annemin babası; annem ise Xiamang Klanı’nın üyesiydi, lakin ben Yuchi Klanı’nın gerçek bir üyesiyim. Zaten adım da Yuchi Xiyue.” Prenses Xiyue Ning’e bakıyordu.

 

Ning’in kalbi karmakarışıktı. Geçmişte Ning’in dayısı Yuchi Dağ, hayatı pahasına Karejderi Dağı’ndan gelenleri durdurarak hamile olan ufak kardeşini, yani Ning’in annesini kurtarmıştı. O gruptaki en güçlü insan olan Yuchi Dağ, her şeye rağmen can vermişti ve verdiği bu can sayesinde Ning’in ailesi, Ji Yichuan ve Yuchi Kar kaçmayı başarmıştı. O yılın acı dolu anıları, ailesini… Bir süreliğine yasa boğmuştu. Ning’in babası her zaman için Ning’in dayısına karşı bir suçluluk duygusu hissetmişti ve hatta hiç görmediği kızına bile bu duyguyu besliyordu.

 

Ciddi manada söylenirse… Ning’in vücudunda aynı zamanda Yuchi Klanı’nın kanı da akıyordu, ancak kendisi Ji Klanı’nın bir üyesiydi! Sadece büyük kuzeni… Sadece o bir Yuchi Klanı üyesiydi!

 

(ÇN: Çin’deki aile sistemi patrik yani babaya dayalıdır. Baba hangi aileye üyeyse çocuk da oraya üyedir. Bu yüzden Ji Yichuan’ın oğlu olan Ning Ji Klanı üyesi olarak sayılıyor; ancak Yuchi Xiyue’nin babası Yuchi Dağ olduğu için kendisi gerçek bir Yuchi Klanı üyesi.)

 

“Adın Yuchi Xiyue mi? Babanın adı Yuchi Dağ mı?” Ning duyduklarına inanamıyordu.

 

“Evet.” Prenses Xiyue başını ağır ağır öne salladı.

 

“Prenses… Size inanmıyor değilim; ancak bu mesele benim için çok önemli. Kanımızı test etmemiz lazım.” Ning’in kalbi de heyecanla doluydu. Aslında, Prenses Xiyue’nin sözlerini duyduktan sonra Ning az çok duruma inanmıştı. Çünkü… Çok ama çok az kişi Ning’in dayısını biliyordu. Ning’in dayısının bir kızı olduğu ise… Ji Klanı’nda bile sadece Ning’in ve ailesinin bildiği bir gerçekti. Ailesi çoktan bu dünyayı terk etmişti, yani bu durumu bir başkasının bilmesi mümkün değildi.

 

Ning daha önce bunu kimseye söylememişti. Bu yüzden, önünde duran Prenses Xiyue gerçekten de hiç görmediği kuzeni olabilirdi!

 

“Tamam, yapalım.” Prenses Xiyue hemen tırnağıyla bileğini kesti.

 

Svish. Kanın o taze kokusu etrafa yayılıyordu.

 

Ning de kendi bileğini uzattı ve parmağıyla bileğini kesti. Bileğini kestikten sonra oluşan yara kaşla göz arasında kapanmıştı.

 

İkiliden akan kan damlaları havada süzülüyor ve iki kan dairesi oluşturuyordu. İki kan dairesi birbiri etrafında süzülmeye başladı ve o esnada Ning kendi soyundan gelenlerle yankılanacak bir teknik uygulamaya koyuldu. Aniden, iki kan dairesinin de üstünde altın semboller belirmeye koyuldu. Vhoooooooosh. Yavaş yavaş… Altın kanlar iki daireyi de kaplamaya başladı.

 

Birbiriyle birleşen kan daireleri artık ayrılmayacak bir bütün haline gelmişlerdi.

 

“Doğruymuş!” Ning şoke oldu.

 

“Doğru. Doğru!” Prenses Xiyue’nin suratında heyecan ve keyif dolu birer ifade vardı. Her ne kadar bu meseleyi derince araştırmış olsa da kan testiyle her şey onaylanmıştı.

 

“Kuzen…” Ning hafif şaşkın figürüyle Prenses Xiyue’ye bakıyordu. Bu mesele çok çabuk gerçekleşmişti ve genç adamın biraz hazırlıksız yakalandığı söylenebilirdi.

 

“Ufak kardeşim. Küçük kardeşim.” Prenses Xiyue heyecanla ellerini uzattı ve Ning’in ellerini kavradı. Geçirdiği bir yıl boyunca Ning’le buluşmak istiyordu, ancak bugüne kadar böyle bir fırsatı bulamamıştı.

 

“Kuzenim Prenses Xiyue mi? Büyük Xia’nın imparatorluk klanındaki bir prenses mi?” Ning hala daha duyduklarına inanamıyordu.

 

Prenses Xiyue uzunca iç çektikten sonra konuştu. “Prenses olmanın neresi iyi ki? Her şey içi çok geç… Büyükbabam çok geç geldi. Eğer biraz erken gelseydi babam, annem ve Halam bile… Bunların hiçbiri yaşanmazdı.”

 

“Ne oldu? Heybetli Kral Yan öylece kızının ve oğlunun ölmesine izin mi verdi, hem de hiçbir şey yapmadan?” Ning bu sözleri söylemeden edememişti.

 

“O zamanki durumu bilmiyorsun.” Prenses Xiyue konuştu. “Büyükbabam Büyük Xia’nın imparatorluk klanının uzak oluşumlarından birine ait. Sıkı çalışıp Boşluk seviye Toprak Ölümsüzü olmayı başarsa da aldığı tek şey imparatorluk klanının yolladığı birkaç hazineydi. İmparatorluk klanının kurallarına göre Toprak Ölümsüzü olan herkes bu hazineleri alıyordu. Sadece birkaç hazine yani, başka hiçbir şey değil. Daha sonralarıysa büyükbabama pek dikkat etmemişlerdi. Büyük Xia’nın imparatorluk klanındaki pozisyonu düşüktü.”

 

Ning onayladı. Meseleyi anlayabiliyordu. Bu duruma Ji Klanı bile örnek olarak gösterilebilirdi; Ji Klanı sadece Kırlangıç Dağı’nda kısa bir süredir yaşıyordu, ancak sahip oldukları insan sayısı epeyi fazlaydı.

 

Büyük Xia’nın imparatorluk klanı bu büyük dünya doğar doğmaz bölgeye yerleşmişti. O zamandan bu zaman kadar sayısız, akılalmaz nesiller yaşamıştı. Bu zaman süreci duruma öyle bir etki yapmıştı ki Büyük Xia’nın imparatorluk klanına ait insanları saymak bile mümkün değildi. Sadece Xiamang soy adına sahip insan sayısı bile akıl alacak gibi değildi.

 

Peki ya Toprak Ölümsüzü ya da Kayıp Ölümsüz olanlar? Siyah Beyaz Okulu’nda bu seviyeye oluşan insanlara ciddi pozisyonlar veriliyordu.

 

Gençateş Klanı’nda ise bu insanlar orta seviye güce sahip olarak görülüyordu.

 

Lakin peki ya Büyük Xia’nın imparatorluk klanında? Onlara sadece birkaç hazine veriliyor ve gerisine karışılmıyordu. Eğer felaketi alt edemez ve can verirlerse Büyük Xia’nın imparatorluk klanı bu durumun farkına bile varmıyordu! Sadece felaketini alt edebilen kişilerin mutlak pozisyonları oluyordu. Büyük Xia’nın imparatorluk klanı bu insanlara hemen hazineler, malikaneler ve korumalar yolluyor, onlara muazzam bir önem veriyordu!

 

“Büyükbabamın sıradan bir yeteneği vardı ve kendisi çok yavaş eğitim yapıyordu.” Prenses Xiyue yavaşça konuştu. “Büyük Xia’nın imparatorluk klanında önem arz eden insan sayısı çok azdır. Büyükbabam bu insanlardan biri değildi… Bu yüzden maceralara atılarak kendini ölüm kalım mücadeleleriyle törpülemeye ve bir kader anına denk gelmeye çalışıyordu. Aslında bazı şeytani, gizli sanatlara bile çalışmıştı.”

 

“Şeytani, gizli sanatlar mı?” Ning şaşkındı.

 

“Evet. Üç Felaket ve Dokuz Kıyametler’le karşılaştığında, şeytani sanatlarını aktif ederek kendine daha güçlü zihinsel saldırıları çekmiş ve bunları alt ederek daha da güçlenmişti.” Prenses Xiyue konuştu. “Bu bahsi geçen şeytani zihinsel saldırılar ne kadar güçlü olursa, Tao Kalbi de daha fazla törpülenecek ve güçlenecekti.”

 

“Çılgın adam.” Ning şaşkın durumdaydı. Üç Felaket ve Dokuz Kıyamet… Ölümsüzlük yolunda yürüyen bütün insanlar bunlardan korkuyordu ve bu felaketlerin gücünü azaltmak adına çeşit çeşit yöntem arayışına giriyorlardı, lakin bu Kral Yan her şeyi bir kenara bırakarak şeytani zihinsel saldırıların daha da güçlenmesini ve böylece kendi kalbini törpülemek mi istemişti? Evet, gerçekten de bu durum Tao Kalbi’ni güçlendirebilirdi ve akılalmaz bir etki olacağına şüphe yoktu, lakin… Başarısız olsaydı öteki dünyayı boylamış olacaktı.

 

“Felaketlerden bir tanesinde, Büyükbabam şeytani zihinsel saldırıların etkisiyle kendini kaybetmişti. Bu durum çok tehlikelidir.” Prenses Xiyue konuştu. “Aslında, çılgın bir şeytana dönüşerek gördüğü herkese işkenceler etmiş ve kadınlara bile tecavüz etmiştir.”

 

Ning ne diyeceğini bilmiyordu. Üç Felaket ve Dokuz Kıyamet’den sebep çılgına dönmek mi? Bu durumun ölümle sonuçlanacağı neredeyse kesindi. Büyük şeytanların ve kötü figürlerin çoğu bu çılgın durumun ardından doğuyordu. O çılgın anlarında can veriyorlar ve bir mucize olmadığı takdirde bu çılgınlıklarından kurtulamıyorlardı.

 

“Ardından, bir mucizeyle birlikte Büyükbabam kendine geldi. Şeytani bir çılgınlığa girmek ve ardından kendine gelmek Büyükbabama epeyi yaramıştır. Daha sonraları, çok sayıda teste ve felakete göğüs gererek nihayetinde Gökyüzü Felaketi’ni alt etmeyi başardı ve bir Kutsal Ölümsüz oldu.” Prenses Xiyue duygusal figürüyle iç çekti. “Kutsal Ölümsüz olduktan sonra kendi kanından olan soyunu hissedebiliyordu. Hala daha yaşayan akrabalarının olduğunu öğrendiği için aramaya başladı ve nihayetinde beni buldu.”

 

“Büyükannem… Kendisi Büyükbabam’ın tecavüz ettiği sayısız kadından biriydi. Tecavüze uğradıktan sonra Büyükannem Annem’e hamile kaldı. Tabii bu doğumun hoş karşılanmadığını söylemeye gerek yok, tecavüzden doğan bir çocuk olduğu için herkes onlardan nefret ediyordu. Durum böyle olunca… Nihayetinde Büyükannem depresyondan sebep hayatını kaybetti.”

 

“Ardından adamıza Babam geldi. Kendisi kaçmaktan yorulmuştu. O adada sonsuza kadar yaşamak istiyordu. Annemi eşi olarak alıp Yuchi soyunu devam ettirmek istiyordu. Babam ve Annem bir araya gelince… Ben doğdum.”

 

“O zamanlar benden mutlusu yoktu.”

 

“Babam ölümsüzlük yolunda yürüyordu ve çoğu zaman adadan başka yerlere uçardı; lakin her zaman çabucak geri dönerdi. Bir gün, babam küçük kardeşi ve kocasının Karakuzey Denizleri’ni terk etmek istediğini söyledi. Kendi topraklarına gitmek istediklerini babama belirtmişlerdi. Babam küçük kardeşinin hamile olduğunu ve onun için endişe duyduğunu söyleyerek onlara bizzat eşlik edeceğini belirtti.”

 

“Ancak… Babam gittikten sonra bir daha geri dönmedi. Evdeki yaşam tableti parçalanmıştı. Annem bu duruma dayanamadı ve yaşadığı hüzün dolu düşüncelere yenik düşerek hayatını kaybetti.”

 

“Tek başıma, o adada yaşamaya devam ettim. Daha sonraları… Büyükbabam geldi.”

 

“Büyükbabam o zamanlar çoktan bir Kutsal Ölümsüz olmuştu, ancak yanında herhangi bir akrabası yoktu. Bütün yakın akrabalarını kaybetmişti. Geriye bir tek kalmıştı, tek ve yegâne torunu.” Prenses Xiyue yavaşça konuşuyordu.

 

Ning ise sessizdi.

 

Ölümsüzlük yolu yalnızlık doluydu. Kral Yan Büyük Xia’nın imparatorluk klanına ait olsa da genel bağlamda, beş altı nesillik ayrılığın ardından kişi artık “aile” olarak anımsanmıyordu. Kral Yan’ın ailesi ve kardeşleri uzun zaman önce ölmüştü. Aile olarak geriye kalan tek kişi ise torunuydu.

 

“Büyükbabamla birlikte imparatorluk başkentine geldim. Araştırdım ve Yuchi Klanımız’ın Gençateş Klanı tarafından katledildiğini öğrendim.” Prenses Xiyue’nin gözlerinde nefret dolu bir ifade vardı. “İşte o gün, göklere dönerek kesinkes intikam alacağıma dair yemin ettim. Gençateş Klanı’nı paramparça edeceğim! Ve bir kez daha Yuchi Klanı’nı kurarak babamın hayalini gerçekleştireceğim! Babam her zaman bunu hayal ediyordu… Ve ben bu hayalini gerçekleştireceğime dair yemin ettim!”

 

………

 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21964 Üye Sayısı
  • 837 Seri Sayısı
  • 40716 Bölüm Sayısı


creator
manga tr