Bölüm 233: Dokuznilüfer

avatar
871 22

Desolate Era - Bölüm 233: Dokuznilüfer



Bölüm 233: Dokuznilüfer

 

Ji Ning tereddüt ediyordu. Hangisini seçmeliydi?

 

Üstat.” Ning hemen sordu. “Habistanrı vücudum Wanxiang’a ulaştığında, Savaştanrısı Salonu’nun dördüncü seviyesini geçme şansım olacak… Peki ya o zaman, daha iyi bir hazine seçebilecek miyim?”

 

“Tabii ki!” Devasa ayı bu konuda kendine güveniyordu. “Toprakateşi Kalplambası, Habis buzul Aynası ve Soğuktoprak Kılıç Formasyonu gibi eşyalardan daha iyi… Birden fazla seçeneğin olacak! Daha Savaştanrısı Salonu’nun üçüncü seviyesini yeni geçtin, nasıl olur da sana Yeryüzü seviye hazinelerin en iyilerini direkt gösterebilirim ki? Onları göstermiş olsaydım, Toprakateşi Kalplambası gibi eşyaları seçmezdin.”

 

“Çabuk, seçimini yap. Nihayetinde, seçeneklerin arasında sayısız hazine var lakin ne yazık ki hepsini sana veremem.” Devasa ayı Ning’e bakıyordu. “Efendim çok sayıda hazine bıraktı lakin bunu yaparken tek bir veliahtı olacağını düşünmüyordu. Aynı şekilde, ben de senin ölme olasılığına karşı önlemler almalıyım, anladın mı?”

 

Ning dudaklarını büktü. Ne dürüstlük ama! Ning ölümsüzlük yoluna adım attıktan sonra başarısız olmak istemiyordu.

 

“Bunu seçeceğim” Ning son sayfayı çevirdi. Bu sayfada Soğuktoprak Kılıç Formasyonu duruyordu.

 

“Gerçekten Toprakateşi Kalplambası’nı ve Habis Buzul Aynası’nı istiyorum.” Genç adam iç çekti. “Lakin, bu iki eşyayla gücümü hemen artırabilmem mümkün değil. Bunlara karşılık Soğukdemir Kılıç Formasyonu’yla direkt güç artışı yaşayabilirim! Dokuz Soğuktoprak Kılıcı da üst kademe hazineler ve değerlendirmeyi yapan isim de Taoist Üçhayat’ın bizzat kendisi, yani sıradan Gökyüzü seviye hazinelerden bile daha güçlü olsalar gerek. [Düşük Bin Kılıç Formasyonu]’m ciddi bir seviye artışı yaşayacak!”

 

Kişi ne kadar güçlenirse güç artışı yaşaması da bir o kadar zorlaşıyordu. Tek bir seviye güçlenmek zordu ancak bu Soğuktoprak Kılıçları gerçekten muazzam eşyalardı.

 

Eğer genç adam böyle bir hazineyi almak için Gökyüzü’nün Hazine Dağı’na gidecek olsaydı muhtemelen ödeyeceği miktar sıradan Gökyüzü seviye uçan kılıçlardan daha fazla olacaktı. Ve tabii nadirlik işin içine girdiğinde, şüphesiz ki kılıç başına ondan en az beş bin kilogramlık sıvılaşmış element özü istenecekti! Aynı kaynaktan gelen dokuz üst kademe uçan kılıç… Bu set için ödenecek miktar kesinkes elli bin kilogramlık sıvılaşmış element özünden az olmayacaktı. Elli bin kilogram mı? Bu miktar Kadim Taoistleri bile kıskançlık duygularıyla doldurmak için yeterliydi. Ning Ejderbalinası’nın eşyalarını elde edebilecek kadar şanslı olsa dahi böylesine bir servetle karşılaşmamıştı.

 

“[Düşük Bin Kılıç Formasyonu]’nun gücü, sahip olduğu kılıçlardan geliyor! Bu kesin bir kavram! Şans bu ki Hazine Salonu’na sahibim.” Ning kendi kendine konuştu. “Yani, sadece benim gibi biri [Düşük Bin Kılıç Formasyonu]’nun asıl gücünü ortaya çıkarabilir.”

 

Kullandığı kılıçların gücü, doğal olarak formasyonu da geliştirecekti. Geçmişte, Bin Kılıç Ölümsüzü bu teknik sayesinde ün kazanmıştı lakin nihayetinde, Ölümsüz Juhua’ya can vermişti. Ning’in arkasında Hazine Salonu olduğundan… Genç adamın kullanacağı [Düşük Bin Kılıç Formasyonu] da daha heybetli olacaktı.

 

“Gel.” Devasa ayı uzaktan seslendi. Yukarıdaki boşlukta aniden tek bir ışık hüzmesi belirmişti. Alçalmaya başlayan ışık hüzmesi, çabucak sınırlayıcı büyüleri geçerek Ning’in yanına geldi. Oracıkta, ışık hüzmesinin içinde simsiyah dokuz kılıç duruyordu. Siyah duruyor olsalar da beraberlerinde naif, fiyakalı bir parıltı da taşıyorlardı. Adeta bu kılıçların üstünü karanlığın arasındaki yeşille birleşen bir örtü kaplamıştı. O kadar güzel görünüyorlardı ki bunlara birer sanat eseri demek gerçekten yerinde bir tespit olurdu.

 

“Mükemmeller.” Ning iç çekmeden edemedi. Element Ki’siyle uzanarak birbiri ardına su mavisi Ki’yi yollamış ve bu Ki iplikleri kolayca Soğuktoprak Kılıçları bağlamaya başlamıştı. Çok geçmeden genç adam tek bir düşüncesiyle kılıçları yanına çağırdı.

 

“Güç bakımından Gökyüzü seviye büyülü hazinelere denkler.” Ning övgü dolu bir cümle sarf etti. Gökyüzü seviye büyülü hazineler sadece Kadim Taoistler tarafından kullanılabiliyordu lakin artık genç adam bu hazinelere denk bir kılıç setine sahipti!

 

“Büyük ihtimalle, Kadim Taoistler bile beni kıskanıp öldürmeye çalışacaktır.” Ning gülümseyerek konuştu. Devasa ayı cevapladı. “Bizzat bağlamadıkları sürece, bu kılıçların üst kademe olduklarını anlamaları zor.”

 

“Ne muazzam hazineler.” Ning düşündükçe keyifleniyordu.

 

“Gitme zamanı. Eğer daha fazla hazine istiyorsan çalışman lazım.” Devasa ayı uyardı. Ning başını öne salladı. Aniden ortaya çıkan devasa gölge, bir kez daha Ning’i yumuştu.

 

…………

 

Yılankanadı Gölü, Parlakkalp Adası. Çok geçmeden adadaki herkes, on beş günlük sürecin ardından Ji Ning’in eğitimini bitirdiğini öğrendi.

 

Ning’in dışında yeraltı malikanesinin varlığını kimse bilmiyordu. Genç adamın eğitim odası diğerlerinin kesinkes giremediği bir nokta olduğu için kimse onun yeraltı malikanesine girdiğini bilmiyordu.

 

“Efendim, efendim!” Aniden odanın girişinde mavi cübbeli bir kadın belirdi. Ning kapıdan çıktıktan sonra dışarıya bakmıştı. Onu karşılayan soğuk rüzgâr, beraberinde kar tanelerini getiriyordu.

 

“Efendim, neden eğitime girdiğinizde varlığınızı hissedemedim?” Mavi cübbeli kadın zihinsel yoldan, telaşla konuşuyordu. “Adeta uzak, çok uzakta olduğunuzu hissediyordum. Ruh yaratığınızım ve aramızdaki ruh bağı kopmamıştı, yani ölmediğinizi biliyordum ancak… Ölmediyseniz, sizi neden sezemedim?”

 

Yan taraftaki Beyazsu Tazısı zihinsel yoldan konuştu. “Ning, eğitime başladığında bu Mavi Gökyılanı içeriye girip seni aramak istedi. Onu durdurmak zorunda kaldım.”

 

“Oh.” Ning gülümsedi. Yeraltı malikanesine ilk girdiği zaman, annesini ve babasını endişelere boğmuştu. Genç adamın özel, antik bir kalıntıya girdiğini öğrenmişlerdi ve doğal olarak Beyaz Amcası da bu konuyu biliyordu.

 

“Bir çeşit karmik şansa denk geldim.” Ning konuştu. “Şans mı?” Qingqing şaşırmıştı. Büyük Xia Hanedanlığı’nın devasa bölgesindeki sırlara diyecek yoktu. Bu topraklarda her şey mümkündü. Örneğin, sıradan bir mücadele tutuşan iki kişi aniden bir Habistanrı’nın uyanışına şahitlik edebilirdi. Böyle bir şey olabiliyorsa kim bilir başka neler olabilirdi?

 

Qingqing, Ning’in bu meseleyi üstelemek istemediğini biliyordu. Kendi kendine konuştu. “Sırlarını hiç paylaşmıyor.”

 

 Ning gülümsedi. Yeraltı malikanesi, Taoist Üçhayat gibi bir figüre aitti ve koskoca Üç Alem’i sarsabilecek bir hazineydi! Nasıl olur da öylece diğerlerine bu meseleden bahsedebilirdi? Örneğin, her ne kadar şu an için kendisi malikanenin efendisi olsa da içeriye girebilen tek kişi oydu, diğerleri giremiyordu. Bu yüzden, Ning meseleden ailesine bile bahsetmemişti sonuçta, ailesi içeriye giremiyordu ve onlara bu durumdan bahsetmek, yarardan çok zarar getirirdi.

 

“Genç efendi.” Güz Yaprağı gülümseyen figürüyle onlara doğru yürüyordu. “Eğitiminizi bitirmişsiniz. Bu süreçte, genç efendi Ji Mo sizi görmek istedi.”

 

Ji Mo?” Ning onayladı. “Geri döndükten sonra yanıma uğramamıştı.” Ji Mo, Ji Ning’den sonraki Ji Klanı dehasıydı. Kendisi genç jenerasyonun iki numaralı figürüydü.

 

“Genç efendi Ji Mo da dış dünyada kendini test ediyordu.” Güz Yaprağı konuştu. “Bu yüzden döndüğünüzde, Patrik onu bulmaları için birkaç kişi yollamıştı. Bu süreçte geçen birkaç günün ardından, genç efendi Ji Mo eğitiminizin dokuzuncu gününde buraya döndü.”

 

Gülümseyen Ning başını öne salladı. Aniden, mesafede bir figür belirmişti. Çok geçmeden figür onlara yaklaştı bu figür uzun boylu, sağlam görünen genç bir adama aitti. Parlayan gözleriyle Ning’e bakan adam, saygıyla konuştu. “Saygılar, genç efendi Ji Ning.”

 

“Görünüşe göre geçtiğimiz birkaç yılda kendini epeyi geliştirmişsin.” Ning övgü dolu gülümsemesiyle konuştu. Tek bir bakışla Ji Mo’nun aurasındaki değişimi anlayabilmişti. Geçmişte, Ji Mo epeyi sakindi lakin artık, Ji Mo bir kılıcı andırıyordu. Savaşlardan sonra sağlam bir irade kazanmıştı.

 

“Size kıyasla henüz çok zayıfım.” Ji Mo saygıyla konuştu.

 

“Eğer istiyorsan.” Ning aniden konuştu. “Buraya gelip burada yaşayabilirsin.” Ji Mo şaşkına dönmüştü. Aniden suratında keyif dolu bir ifade belirdi. Geçmişte, genç adam Ji Ning’in önünde diz çökerek ondan kendisini öğrencisi olarak almasını istemişti lakin o zamanlarda, Ning kendi Taosu’na odaklıydı ve harcayacak zamanı yoktu. Artık Ning Yılankanadı Gölü’nde yaşayacağı için… Doğal olarak arada sırada Ji Klanı’nın umut vadeden dâhilerine rehberlik etmek istiyordu. Böylece Ji Klanı gelecekte daha usta isimler yetiştirebilecekti.

 

Aniden…

 

“Küçük öğrenci kardeşim Ji Ning burada mı?” Yılankanadı Gölü’nde tanıdık bir ses yankılandı.

 

“Küçük öğrenci kardeşi Ji Ning mi?”

 

“Genç efendimize ‘küçük öğrenci kardeşi’ diyen biri mi geldi?” Güz Yaprağı şaşkındı.

 

 Aynı şekilde adadaki hizmetçiler ve köleler de şaşkınlık içerisindeydi.

 

“Küçük öğrenci kardeşi mi?”

 

Çok geçmeden Yılankanadı Gölü’ndeki herkes şaşırmıştı. Ning’in Siyah Beyaz Okulu’na katıldığını çok az kişi biliyordu ve bu kişiler durumu az çok anlamışlardı. “Muhtemelen Siyah Beyaz Okulu’ndan biri geldi.”

 

Bu sesi duyan Ning de başını çevirip şaşkın suratıyla sesin geldiği noktaya baktı. Mesafede büyük bir gemi süzülüyordu ve gemide de iki güzellik duruyordu.

 

 “Ning, görünüşe göre iki kıdemli öğrenci kardeşin geldi.” Beyazsu Tazısı konuştu. “Epeyi iyisin. Senin için buraya kadar gelmişler.”

 

Ning Beyaz Amcası’na bakıyordu. “Öyle geçerken bana da uğramayı düşünmüşlerdir.” Beyaz Amcası gülümsüyordu.

 

Ning gemiye bakarak konuştu. “Lakin tesadüfün böylesi de çok garip. Eğitimden çıkar çıkmaz geldiler.”

 

Svoosh. Ning hemen gökyüzüne atıldı. “Kıdemli öğrenci kardeşim Dokuznilüfer, kıdemli öğrenci kardeşim Qingqing.” Yılankanadı Gölü’nün göklerinde, mavi cübbeli Dokuznilüfer ve gümüş cübbeli Qingqing de uçuyordu.

 

“Küçük öğrenci kardeşim İkizodun’dan burada yaşadığını öğrendik, küçük öğrenci kardeşim Ji Ning.” Dokuznilüfer gülümsedi. “Dış dünyaya açılmıştık ve şans eseri Kırlangıç Dağı’ndan geçiyorduk, durum böyle olunca sana da uğrayalım dedik. Küçük öğrenci kardeşim, keyfine diyecek yok, muazzam bir yer bulmuşsun! Bu geniş Yılankanadı Gölü ve gölün ortasındaki ada tek kelimeyle olağanüstü.”

 

Ning başını çevirdi. Gerçekten de yeşim muazzamlığındaki hafif dalgalar, sayısız çiçek ve adadaki olağanüstü binalar… Burası gerçek bir ütopya gibiydi.

 

“Kıdemli öğrenci kardeşim, bilmiyorsunuz ancak geçmişte burası bir yaratığın yuvasıydı.” Ning gülümseyerek konuştu. “Ardından, o yaratığı öldürdüm, ve Ji Klanımız burayı yaşanılacak bir yere çevirdi. Kıdemli öğrenci kardeşlerim, havada konuşmayalım. Gelin, adaya geçelim.”

 

“Gidelim.”

 

Dokuznilüfer ve Qingqing, Ji Ning’le birlikte aşağıya doğru uçmaya başladı. Parlakkalp Adası’ndaki iki ölümlü hizmetçi kendi aralarında konuşuyordu. “Vov… Ölümsüz periler!”

 

“Uçuyorlar.”

 

“Çok güzeller.”

 

“Tanrıçalar!”

 

Ölümlüler heyecanlıydı.

 

Ning’in grubu hemen yere indi. Mavi Gökyılanı ve Beyaz Amcası da oradaydı. “Bu iki Wanxiang yaratığı, küçük öğrenci kardeşimiz İkizodun’un bahsettiği yaratıklar, değil mi? Mavi Gökyılanı ‘Qingqing’, ve Beyazsu Tazısı, ‘Beyaz Amca’?” Dokuznilüfer gülümsedi.

 

“Ne?! Onun adı da mı Qingqing?!” Yan taraftaki mavi cübbeli kadın şoke olmuştu.

 

“Evet, Qingqing.” Dokuznilüfer kahkaha attı. Bu sözleri söylemek için uzun bir süredir bekliyordu.

 

…….








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21975 Üye Sayısı
  • 840 Seri Sayısı
  • 40722 Bölüm Sayısı


creator
manga tr