Bölüm: 218 - Asla Unutma

avatar
842 26

Desolate Era - Bölüm: 218 - Asla Unutma


Bölüm: 218 - Asla Unutma

 

Ji Ning, tepeyi terk ettikten sonra Dokuznilüfer’in onu aramak için geldiğini bilmiyordu. O esnada, küçük öğrenci kardeşi, Beyaz Amcası, ve Ufak Qing’le beraber suçluları yakalamak için bir yolculuğa çıkmıştı.

 

Yağmurejderi Korumaları’nın sağladığı bilgi raporları sayesinde, çeşit çeşit bölgelere yaptıkları ziyaretlerin ardından geçen bir aylık sürenin sonucunda, Ning’in grubu nihayet Üstat Karaboynuz adlı şeytani figürün saklandığı yeri bulmuştu. Üstat Karaboynuz ‘Hayaletfetüs Kralı’ tekniğine bel bağlayarak mücadele ediyordu, ve şimdiye kadar rakiplerini yenmeyi bilmişti.

 

Ne yazık ki bu sefer, karşısında Ning’in grubu vardı.

 

İlk olarak, Beyazsu Tazısı bölgeye bir formasyon yerleştirerek, Üstat Karaboynuz’u kapana kıstırmıştı. Ardından, ortaya çıkan Ning’in grubundaki Mu Kuzeyoğul, ’Şeytani Gökyiyen Yılanları’’nı salarak ve sahip olduğu yapı parçalarını kullanarak ‘Hayaletfetüs Kralı’ tekniğini alt etmeyi bilmişti. Bu tekniğin korumasına sahip olmayan Üstat Karaboynuz dehşete düştükten sonra saniyeler içinde can vermişti.

 

‘’Küçük öğrenci kardeşim, epeyi güçlenmişsin,’’ Ning söylendi, ‘’Üstat Karaboynuz’u kolayca öldürebildin.’’

 

‘’Heh heh.’’ Kuzeyoğul saçlarını karıştırdıktan sonra cevapladı, ‘’Sonuçta, Wanxiang’ın zirvesindeyim, ve Şeytani Gökyiyen Yılanları’m da Gökyüzü’nün Hazine Dağı’ndan aldığım materyaller sayesinde gelişti. Doğal olarak, gücüm ciddi bir artış yaşadı.’’

 

Ning meseleyi anlamıştı. Yapı Taosu…çok sayıda değerli eşyaya ihtiyaç duyuyordu. ‘’Gidelim. Sıradaki suçlunun peşine düşeceğiz,’’ Ning söylendi.

 

‘’Dört Wanxiang Üstadı’yla, bu tarz suçluları alt etmek çocuk oyuncağı.’’ Yan tarafta duran Qingqing kendini beğenmiş tavrıyla söylendi. Öte yandan Beyazsu Tazısı, oracıkta sakin sakin gülümsüyordu.

 

Swoosh! Ejder başlı savaş gemisi bir kez daha gökyüzüne atıldı. Sıradaki hedef – Üstat Qiandou’ydu!

 

Kendilerini ne kadar iyi gizleseler de, insanlar Yağmurejderi Korumaları’nın kulaklarından ve gözlerinden kaçamıyordu. Lakin tabii, Ning gibi saklanabilecekleri bir yeraltı malikanesine sahip oldukları taktirde bu durum değişebilirdi. Diğerleri için, Büyük Xia Hanedanlığı tarafından kontrol edilen bu dünyada attıkları her adım, Yağmurejderi Korumaları’nın gözleri dahilindeydi.

 

‘’Üstat Qiandou epeyi uzağa saklanmış. Burası, Sakinsu Şehri’ne 3 milyon kilometre uzaklıkta, ve Sakinsu Eyaleti’nin uç noktalarından biri olarak sayılabilir. Eğer daha uzağa kaçsaydı, Eyalet’ten çıkmış olacaktı.’’

 

‘’Eyaletten çıkmış olsaydı, o zaman onu yakalama işini de bize vermezlerdi.’’

 

Ning’in grbu kendi aralarında sohbet ediyordu. Kızıl Ejder Dağları’ndaki ışınlanma formasyonunu kullanan grup, kaşla göz arasında Dongyu Şehri’ne, üç milyon kilometre uzaktaki ışınlanma formasyonunda belirmişti.

 

‘’Selamlar, saygıdeğer Yağmurejderi Korumaları.’’ Yan taraftaki yaşlı adam saygıyla söylendi. Ortamda altı Zifu öğrencisi ve bir grup Xiantian üstadı da yer alıyordu, hepsi muazzam bir saygıyla doluydu. Ning grubu süzdü.

 

Dongyu Şehri, Kırlangıç Dağı Şehri gibi, Büyük Xia Hanedanlığı’nın ordularına ev sahipliği yapan bir bölgeydi. Aradaki tek fark, bu şehirde Yağmurejderi Korumaları’nın ufak bir ışınlanma formasyonuna sahip olmasıydı! Zindan Dağları’ndaki vahşi bataklıklar büyük bir tehlikeyi barındırdığı için, o bölgede Kadim Taoistler ve Kayıp Ölümsüzler yaşıyordu; lakin Dongyu Şehri sıradan bir bölge olduğu için ortamda sadece Zifu Öğrencileri bulunuyordu.

 

‘’Mmm.’’ Ning başını öne salladı. ‘’Küçük öğrenci kardeşim, gidelim.’’ Ning grupla konuşmak yerine, hemen ejder başlı gemiye binmiş ve gemi de gökyüzüne atılmıştı. Aldıkları son bilgi raporuna göre, Üstat Qiandou Dongyu Şehri’ne birkaç bin kilometre uzaktaki eski dağlardan birinde yaşıyordu.

 

Ning’in grubu dikkatle aramaya başladı. Çok geçmeden hava kararmıştı. ‘’İşte orada.’’ Gece ufkunun orta yerinde, geminin güvertesinde dikilen Ning, ilahi hissiyle aşağıdaki bölgeyi inceliyordu. Aniden dağlardan birinde, ciddi korumalara sahip bir şehir olduğunu görmüştü. Bu şehir görüş-aldatan formasyon tarafından korunduğu için, çıplak gözle görülebilen bir nokta değildi. Şans bu ki, ilahi hisse sahip olan Ning bu konuyla herhangi bir sıkıntı yaşamıyordu.

 

‘’Şehre bak,’’ Ning’in gözlerinde öldürme isteği vardı. ‘’Nerede?’’ Kuzeyoğul hemen sordu. ‘’Tam altımızda,’’ Ning söylendi. ‘’Hadi, gidelim.’’

 

Ning aşağıya atladığında, hemen altında beliren bir kılıç ışığı bölgeye doğru atılmıştı. Beyazsu Tazısı ve Kuzeyoğul da onu takip ediyordu.

 

‘’Parçalan.’’ Mesafeye işaret eden Ning’in bu hareketine, ortaya çıkan su akıntısı eşlik ediyordu. Bölgedeki formasyon bayraklarından birini kavrayan su akıntısı, kolayca bayrağı yerinden çıkarmıştı. Çok geçmeden dağ bölgesindeki on bin kilometrelik manzaraya değişmeye başladı. Normalde sıradan görünen, ve ormanlarla kaplı olan manzara, aniden kölelerle kaplı, devasa bir şehre dönüşmüştü. Çeşit çeşit taşları taşıyan, odun kesen köleleri görebilmek mümkündü.

 

‘’Burası…’’ Manzarayı gören Kuzeyoğul ne diyeceğini bilemiyordu. ‘’Aşağılık bir manzara,’’ Ning söylendi.

 

‘’Şeytani sanatlarda çalışan bir insan…Sıradan insanları katletmesi farklı bir nokta; ancak insanları, şehir yapmak için köleler gibi çalıştırmasına ne demeli? Ayrıca neden onlara böyle bir şey yaptırıyor?’’ Kuzeyoğul acı içerisindeki kölelerin, ölümüne çalıştırıldıklarını anlayabilmişti.

 

Ning tek bir kelime bile etmiyordu; zira ilahi hissiyle kapladığı şehirdeki çaresizliği, acıyı, hüznü ve insanların kaybettikleri duyguları görebiliyordu! Bu verilen kayıplar mutlak çaresizlikten kaynaklanan bir uyuşma hissine benziyordu. Ayrıca, kölelerden çoğu kalplerinde akılalmaz bir nefret besliyordu. Bu nefret o kadar yoğundu ki, Ning ilahi hissiyle bile bu nefreti hissedebiliyordu.

 

‘’Cehennem!’’ Ning aniden gökyüzüne atılarak, ışık hüzmesine dönüştü ve oracıkta durmaya başladı. Vücudunu devasa bir Suateş Nilüferi çevreliyordu.

 

Suateş Nilüferi’nden çıkan ışıltılar gece ufkunu aydınlatıyordu. Kaşla göz arasında, acı içerisindeki köleler başlarını kaldırarak gece ufkunda beliren bu ışıltılara bakmaya koyulmuştu.

 

‘’Qiandou, şeytan herif, bugün gebereceksin!’’ Ning kükredi. Yıldırım vari sesi şehrin dört bir yanına dağılıyordu.

 

“Ah?!”

 

Boom

 

BOOM!

 

Bu şehri gözetmeyle görevli olan çok sayıdaki kana susamış, vahşi Xiantian üstadı acı içerisinde kükremeye başlamıştı. Vücutlarından sızan kanlarla birlikte oracıkta, olay yerinde can veriyorlardı. Bunlar Üstat Qiandou’nun öğrencileriydi.

 

Ning’in ilahi hissi, bu insanların şeytani auralarla kaplı olduğunu anlayabilmişti. Sıradan insanlar ya pozitif karma, ya da günah içeren birer auraya sahip oluyorlardı. Vücutlarını kaplayan ciddi şeytani auralardan, işledikleri günahların ciddi boyutlara ulaştığı seçilebiliyordu. Böylesine şeytani figürleri halletmek için, Ning [Ruhsarsan Sanat]’ı kullanmıştı; aradaki güç farkı yüksek olduğundan, karşılık veremeyen bu şeytani insanlar oracıkta can vermişlerdi!

 

‘’Ne?’’

 

‘’O yaşlı şeytan…?’’

 

Köleler şaşkınlık içerisindeydi. O dehşet verici Xiantian yaşam formları, onlara işkence eden bu insanlar, nihayet can vermişlerdi. Yaşananlara bir türlü inanamıyorlardı.

 

Tam o esnada…

 

‘’Hangi Taoist’in geldiğini öğrenebilir miyim?!’’ Aniden ortaya, beyaz cübbeli, uzun sakallı bir adam çıktı. Ning ona direkt bakıyordu, herifin kaçacağından endişe bile duymuyordu!

 

Çünkü, Beyaz Amcası çoktan bölgeye uzaykilit formasyonunu yerleştirmişti.

 

‘’Qiandou, bakıyorum da yanında senin gibi birkaç tane ufak şeytan da varmış.’’ Ning mekanı süzdü. Sarayın girişinde, bu yaşlı şeytanın öğrencileri oldukları şüphe götürmeyen birkaç kişi duruyordu.

 

‘’Acaba kim olduğunuzu sorabilir miyim?’’ Yaşlı şeytan, Qiandou’nun suratında sakin bir gülümseme vardı. Suateş Nilüferi’yle kaplı Ning, aşağıdaki şeytani manzaraya bakarak söylendi, ‘’Öldükten ve Yeraltı Krallığı’na gittikten sonra, on sekizinci Cehennem katında işkenceye maruz kalacaksın. Yaşayacağın ve tecrübe edeceğin acılar, muhtemelen ölümüne işkence ettiğin kölelerin çektiği acılardan yüzlerce kat daha fazla olacaktır.’’

 

‘’Ölmek mi?’’ Üstat Qiandou başını iki yana salladı. ‘’Toprak Ölümsüzü olmayı başardığım taktirde, gerçek ruhumun bir parçasını Yeraltı Krallığı’na gönderebilirim. Ölümsüzlük yolumdaki ilerlemeye bakarsak, Hayalet Ölümsüz olma konusunda pek de şikayetçi davranacağımı düşünmüyorum. Neden işkenceden korkacak mışım ki?’’

 

‘’Toprak Ölümsüzü mü?’’ Ning ona soğuk bakışlar fırlatıyordu, ‘’On sekizinci katta çekeceğin acıları tecrübe edene kadar bekle. İşlediğin günahların ardından, ruhun çökene kadar birkaç yıl bile dayanabileceğini düşünmüyorum.’’

 

Bu adamın işlediği günahlar, Bei Zishan’ın işlediği günahları solda sıfır bırakıyordu. Üstat Qiandou’nun vücudu şeytani bir aurayla kaplı değil, kan kırmızı bir ışık hüzmesiyle kaplıydı! Göz alan, kıpkırmızı bir ışık hüzmesi! İnsanın kalbini titreten bir ışıltı!

 

Ning’in söylediklerini duyan Üstat Qiandou kükredi, ‘’Bana kalırsa, bugün sen öleceksin!’’

 

Vhoosh! Aniden adamın üstünde devasa bir kan gözü belirdi. Devasa göz sayısız günahın ve şeytani karmanın birleşiminden oluşuyordu. Ning’e bakan gözden…booom! Akılalmaz bir güce sahip, şeytani bir aura fırladı. Bu aura direk Ning’in ruhunu hedefliyordu!

 

‘’Ağacı sarsmaya çalışan karınca paçavrası.’’ Ning’in aklında Tanrıça Nuwa’nın görüntüsü belirdi. Nuwa oracıkta duruyor, etrafa kutsal bir ışık hüzmesi saçıyordu. Kutsal ışık hüzmesine dokunan şeytani aura, adeta devasa güneşin önündeki bir kar parçası gibi eriyip kaybolmuştu.

 

‘’Sıkıntı.’’ Üstat Qiandou’nun surat ifadesi değişti, ve adam hemen kaçmaya koyuldu; lakin o esnada, Ning’in vahşi kükremesi duyulmuştu, ‘’Geber!’’

 

 Sahip olduğu güçlü ilahi his etrafa dalgalar yayıyor, ve Üstat Qiandou’nun ruhunu baskılıyordu. Üstat Qiandou aniden baş dönmesi yaşamaya başladı. Ning ona doğru tek bir parmağını kaldırmıştı, ve bu hareketi dahilinde Üstat Qiandou’nun vücudunda, devasa bir Suateş Nilüferi belirdi. Üstat Qiandou tamamen sersemlemiş durumdaydı; Sonuç olarak, Suateş Nilüferi dönmeye başladığında…adam da paramparça olmaya koyulmuştu!

 

‘’Ne*!’’

 

‘’Kaç!’’

 

Sarayın önündeki beş Zifu Öğrencisi dehşete düşmüştü. Bu beşli, Üstat Qiandou’yu şeytani faaliyetleri yaptığı esnada takip eden, ve bu yüzden bizzat şeytani auralara maruz kalan kişilerdi. Ning uzaktan onlara doğru işaret ettiğinde, birbiri ardına açan Suateş Nilüferleri, beşliyi yerle bir etmişti.

 

Tek hamlede hepsini yerle bir etmek…

 

Kuzeyoğul ve Beyazsu Tazısı da mekana geliyordu. Suratlarında keyiften yana herhangi bir ifade yoktu ve oracıkta, yeryüzündeki sayısız köleye bakıyorlardı, ‘’Bir insan nasıl bunu yapabilir ki?’’ Kuzeyoğul iç çekti.

 

Rakip ‘Cehennemkanı Şeytan Gözü’ adlı bir yeteneğe sahipti, ve bu yetenek gerçekten de akılalmaz bir yetenekti. Ning güçlü bir ruha sahip olduğu, ve bir de ilahi irade tekniği öğrendiği için, böylesine bir rakibe karşı olabilecek en avantajlı pozisyondaydı. Bu yüzden, tek başına olayı çözebilmişti.

 

‘’Dünyada iyilik ve doğal olarak, kötülük de var,’’ Ning sakince söylendi. ‘’Kıdemli öğrenci kardeşim.’’ Kuzeyoğul Ning’e bakıyordu, ‘’Görevlerimizi bitirdiğimize göre, şimdi ne yapacağız?’’

 

Ning şaşırmıştı. Ne mi yapacaklardı? Aniden, genç adamın zihninden üç farklı isim gün yüzüne çıktı. Yedinci Dong! Yu Dong! Shui Yi! Ning bu isimleri unutmamıştı. Bu üç isim ruhuna derin bir şekilde kazılıydı. Hayatındaki en önemli insanlar, annesi ve babası…bu üçlü yüzünden ölmüştü!

 

Aniden, genç adamın kalbini bir duygu seli kapladı. Öldür! Öldür! Öldür! Ning bu düşünceyi daha önceleri kalbine gömmüştü ve artık ortaya çıkan bu düşünce, kalbini kaplıyordu. Bu üç insan kadar nefret ettiği başka hiçbir şey yoktu!

 

‘’Şimdi…’’ Nin söylendi, ‘’İntikam alacağım!’’

 

‘’İntikam mı?’’ Kuzeyoğul şaşkındı, ‘’Kimden?’’

 

‘’Ailemi öldürenlerden!’’ Ning söylendi. Bunu duyan Kuzeyoğul’un suratı değişmişti. Qingqing de yılan başını eğerek, Ning’in koluna dayadı; adeta onu teselli etmeye çalışıyordu. Yan taraftaki Beyazsu Tazısı da Ning’in gözlerindekilere benzer ifadelerle ona bakıyordu. Sonuçta…o kabus vari günü bizzat tecrübe etmişti.

 

‘’Ailemi katleden insanlarla aynı gökyüzünü paylaşamam!’’ Ning söylendi.

 

………..






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21875 Üye Sayısı
  • 835 Seri Sayısı
  • 40659 Bölüm Sayısı


creator
manga tr