Bölüm 54: Kaderini Belirlemek

avatar
1016 40

Desolate Era - Bölüm 54: Kaderini Belirlemek



Bölüm 54: Kaderini Belirlemek

 

“Koşmaya devam edemem. Koşmaya devam edersem, vücudumdaki Parlakızıl ilahi gücü tükenecek ve bu olduğunda…öleceğime şüphe yok.” Ji Ning aniden duraksamış ve başını çevirerek ona doğru öfke dolu kükremeler savuran dört deve bakmıştı. Çirkin devler geniş adımlar atarak taştan asalarıyla onu kovalıyorlardı.

 

“Nihayet durdu.”

 

“İlahi gücü bitti muhtemelen.”

 

“Koşarak bizden kaçmaya çalışıyordu gerizekalı, haftalarca koşabiliriz!” Dokuz çirkin dev önlerinde duran bu genç insanı yemek istiyordu.

 

Ning iki elinde tuttuğu kılıçlarla sakin bir şekilde dikiliyordu.

 

Ölüm kalım mücadelesi veriyor olmasına rağmen suratında enteresan bir sakinlik ifadesi yer alıyordu. O esnada, aklındaki bütün düşüncelerden kurtulmuş ve yalnızca önündeki mücadeleye odaklanmıştı.

 

“Hmph.” Dokuz çirkin dev ileriye atıldığında, Ning de onları karşılamaya hazırlanmıştı. Etrafını saran üç ateş nilüferi ve üç su nilüferi yavaş yavaş ters yönlere doğru döndüklerinden, devler Ning’e yaklaştıklarında genç adama istedikleri gibi saldıramıyorlardı.

 

Ning kılıcını savurdu.

 

Ateş edasıyla atılan bir kılıç!

 

Katliamı arzulayan bir silah!

 

“Haha, kılıç oyununa bir bakın, ZAYIF!”

 

“Çok zayıf.” Çirkin devler meseleyi umursamıyordu. Ning’in kılıcı, kara ışık hüzmesinin yarattığı bariyeri geçmiş lakin yalnızca ufak bir hamle yapabilmişti.

 

Ning dışarıdan sakin görünüyor olsa da aslen bütün gücünü kullanıyordu.

 

“Fazla ilahi gücüm kalmadı.” Ning ilahi gücünün eridiğini hissedebiliyordu. Dişlerini sıkan genç adam aniden göklere fırlayan bir Anka Kuşu edasıyla ileriye atılmıştı.

 

Swoosh!

 

Koridor yüz metre yüksekliğinde olduğundan Ning de yüz metre zıplamıştı. Havada uçtuğu esnada genç adamın ellerinde iki kadim Tao Mührü belirdi. Mühürlerden biri Hafif Vücut Mührü diğeriyse İlahi Hareket Mührü’ydü. Vücudundaki Xiantian Ki’si hemen mühürlere akım etmiş ve iki farklı güç dalgası Ning’in vücuduna yayılmaya başlamıştı.

 

“Son kılıç!” Ning koridorun tepesine ulaştıktan sonra tavana iki tekme atarak bütün gücünü açığa çıkarmıştı!

 

Adeta bir yağmur damlası gibi gökten düşüyordu!

 

Hızlı!


Hızlı!

 

Hızlı!

 

Tavandan aldığı momentumun yanına onu aşağıya çeken yer çekimi, Hafif Vücut Mührü İlahi Hareket Mührü ikilisi ve bir de Rüzgarkanat Atlatması eklenince genç adamın hızı akılalmaz bir seviyeye ulaşmıştı! O esnada, Ning daha önce ulaşmadığı bir hıza ulaşmış ve ışık hızına yaklaşmıştı!

 

Hız güç anlamına geliyordu. Hız akılalmaz bir seviyeye ulaştığında, doğal olarak kılıç da akılalmaz bir güce ulaşacaktı.

 

“Taşları Delen Yağmurdamlası’nın anlamını taşıyan yağmur damlası. Yağmurdamlası bir Yağmur Çizgisi’ne, ufak bir akıntıya, nehre ve okyanusa dönüşebilir…” Ning aşağıya doğru hızla ilerlediği esnada Yağmurdamlası Sutrası’nın ölümcül darbesi olan “Taşları Delen Yağmurdamlası”nı kullanıyordu. Tekniği kullanmaya başladığında, geçmişte ona kılıcı öğreten babasının görüntüsü de aklına gelmişti. Babası zamanında Yağmurdamlası Sutrası’nın her tekniğini üçer kez ona göstermişti.

 

O esnada, ölümle karşı karşıya kalan Ning meseleyi kavrıyordu…

 

Babası ona teknikleri gösterirken oldukça yavaş hareket etmişti. İlk olarak “Taşları Delen Yağmurdamlası”ndan başlamış, ardından “Yağmur Hattı”, “Sonsuz Tazelikteki Suakıntısı”, “Acımasız Suakıntısı” ve nihayetinde tekrardan “Taşları Delen Yağmurdamlası”na dönmüştü!

 

 Bu teknikleri gösterdikten sonra Ji Yichuan “Akan Yağmur”, “Fırtına Perdesi”, “Gökyüzüne Bağlanan Su Hattı”nı göstermiş ve nihayetinde tekrardan “Taşları Delen Yağmurdamlası”na dönüş yapmıştı!

 

Bunun hemen arkasından, “Ebediyete Akan Ufak Akıntılar”, “Derin” ve nihayetinde bir kez daha “Taşları Delen Yağmurdamlası”na dönüş yapmıştı!!

 

“Taşları Delen Yağmurdamlası en güçlü saldırı olmasına rağmen, aynı zamanda en zayıf saldırı da sayılabilir. [Yağmurdamlası Sutrası]’ndaki gizemlerin ne kadar derin ve sonsuz olduğunu bilmiyorsun. Kişi bütün hayatı boyunca bu tekniğe çalışabilir. Unutma…Taşları Delen Yağmurdamlası!” Ning o zamanlar Yichuan’ın ağzından çıkan bu kelimeleri anladığını sanıyordu.

 

Lakin Tao üzerine yaptığı meditasyonundan ve ölüm kalım mücadelelerinden sonra Ning nihayetinde, bu esnada babasının ona öğretmeye çalıştığı şeyi anlamıştı.

 

“Saldırı.”

 

“Taşları Delen...!”

 

Ning ellerindeki ikiz kılıçlarla aşağıya ilerlediği esnada, ona doğru atılan çirkin devlerden birini anında yere yapıştırmıştı. Sağ elindeki kılıç direkt olarak çirkin devin kafatasına saplanmıştı! Çirkin devin elindeki taştan asa Ning’i ıskalayarak yere çakıldığından yaratık asayı tekrar kaldıramamıştı lakin ölümden de korkuyormuş gibi görünmüyordu: “Bana zarar veremez.”

 

“…Yağmurdamlası!” Ning sakince devin başına bir bakış attı.

 

Chi!

 

Elindeki kılıç suya benziyordu, adeta taşın üstüne düşen bir yağmurdamlasını andırıyordu. Pa! Kılıç zorlanmadan kalın ışık bariyerini geçmiş ve yaratığın beynine saplanmıştı. Akılalmaz bir seviyede bulunan doğal güç aniden patlama yaşadı. Yaratığın vücudunda bu gücü karşılayabilecek herhangi bir şey olmadığı için çirkin devin başı patlamıştı! Yaratık siyah bir su birikintisine dönüştükten sonra üstündeki zırh ve asa da yere yığılmıştı.

 

“Alalım.” Ning hemen zırh ve taştan asayı depo tipi büyülü hazinesine çekti.

 

 Siyah su birikintisi çabucak çirkin deve dönüşmüş ve tekrardan beliren dev şaşkına dönmüştü: “Bu nasıl olabilir??!!”

 

“İmkânsız diye bir şey yoktur.” Artık Ning’in kendine olan güveni tamdı. Genç adam karşısında duran dokuz devin artık onu durduramayacağını anlamıştı.

 

“Geber.”

 

 Ning yalnızca Suateş Nilüferi’ni kullanarak çirkin devi yerle bir etmişti. Tao Savaş Zırhı’nın koruması olmadan bu devletin Suateş Nilüferi’nin ezici gücüne dayanmaları mümkün değildi.

 

“Sekiziniz…artık siz de geberebilirsiniz.” Ning adeta bir yıldırıma dönüşerek ileriye atılmıştı.

 

Dokuz Tao Savaş Zırhı da birbirlerine yardım etmeleri için bağlanmıştı. Durum böyle olunca, zırhlardan birini kaybeden dev grubu artık güçlerini birleştirememeye başlamıştı. Bunun üstüne Ning’in gelişme kaydeden kılıç oyunu da eklenince…artık kaçacak delik aramaya koyulmuşlardı. Teker teker öldürülen yaratıkların Tao Savaş Zırhları ve taş asaları bile Ning’in depo tipi büyülü hazinesi tarafından çekilmişti.

 

“Geber.”

 

Ning oracıkta hareket etmeden duruyor, yalnızca vücudundaki İlahi Güneş ve Ay Dövmeleri’ni kullanarak altı Suateş Nilüferi’ni kontrol ediyordu. Nilüferler tarafından ezilen devler tekrar birleşmeyi başarıyor olsalar da tekrar ve tekrar ezilmekten başka ellerinden hiçbir şey gelmiyordu.

 

Birkaç kez bu döngü devam etmiş ve nihayetinde yaratıklar tekrar eski formlarını alamayacak raddeye kadar ezilmişti.

 

Koridorun iki tarafındaki sis perdeleri yavaş yavaş kalkıyordu….

 

“Baba.” Ning hafifçe konuştu.

 

Her ne kadar göletin yanında yaptığı Tao meditasyonu genç ama ateş, su ve rüzgâr kavramlarıyla ilgili bir düşünce kazandırmış olsa da, bahsi geçen bu durum düşünceden öteye gidememişti. Yani bu güçlerin kullanılıp kullanılamayacağı farklı bir meseleydi. Geçmişte, Ning yalnızca kendisini korumaya odaklanan Suateş Nilferi’ni öğrenmeyi başarmıştı. Üstelik bu saldırı konuştuğu gibi yalnızca savunma içindi, saldırı için değil!

 

 Lakin daha demin, babasının verdiği bilgileri temel olarak kullanan genç adam, ölüm kalım anında [Yağmurdamlası Sutrası]’nın gerçek manasını, Yağmurdamlası’nın Gerçek Manası’nı anlamıştı!

 

Kavrayış bazında…

 

“Dünyayla Bir” seviyesinin üstünde “Gerçek Mana” bulunuyordu!

“Yağmurdamlasının Gerçek Manası ‘yağmurdamlası”ndan yola çıkıyor demek.” Ning’in suratında hayranlık dolu bir ifade yer etmişti: “Tek bir yağmurdamlasını kaynak olarak kullanıyorsun. Damla sayısı arttıkça, damlalara birleşerek bir ‘Yağmur Hattı’ oluşturabiliyor. Daha fazla yağmurdamlası eklenirse, damlalar doğal bir akışa sahip olup ‘hayat gücüne kavuşarak Sonsuz Tazelikteki Suakıntısı’na dönüşebiliyor ve akıntıdaki dalgalar karşı koyulamaz bir gelgit oluşturduğu takdirde ‘Acımasız Suakıntısı’ doğuyor lakin bütün bunlara rağmen, sayısız yağmurdamlasını birleştirsen bile yeni oluşa kavramı tek bir yağmurdamlası olarak düşünebilirsin.”

 

“Taşları Delen Yağmurdamlası, Yağmurdamlası Sutrası’nın en güçlü saldırısı olmasına rağmen, aynı zamanda en zayıf olan saldırısıdır.” Ning gülümsedi. “Aynı şey savunma için de geçerli tabii. Akan Yağmur, Fırtına Perdesi, Gökyüzüne Bağlanan Su Hattı…önünde sonunda hepsi Taşları Delen Yağmurdamlası’na dönüşüyor. Ebediyete Akan Ufak Akıntılar ve Derin teknikleri de Taşları Delen Yağmurdamlası’nı oluşturuyor.”

 

“Yağmurdamlasının Gerçek Manası…”

 

 “Sonsuz bir döngü.” Ning hayranlıkla iç gçirdi: “Babamın söylediklerine artık şaşırmıyorum. Kişi gerçekten de bir hayat boyu bu tekniğe kafa yorabilir.”

 

 Şüphesiz ki genç adamın babası, Yağmurdamlası’nın Gerçek Manası’nı uzun süre önce kavramıştı.

 

Kişi hayatı boyunca [Yağmurdamlası Sutrası]’nı anlamaya çalışarak sonsuz döngüde kendi gücünü artırabilirdi.

 

Eğer ciddi bir manada konuşacak olursak…

 

Yağmurdamlası’nın Gerçek Manası’nı kavramaya başlayan kişi için [Yağmurdamlası Sutrası]’nın pek de bir anlamı kalmıyordu. Belki de [Yağmurdamlası Sutrası]’nı yaratan kişi de yalnızca Yağmurdamlası’nın Gerçek Manası’na ulaşabilmişti. Şans ve tesadüfler eseri sonsuza dek döngüde kalabilecek bu dokuz teknikleri yaratmıştı lakin tabii, bu tekniği yaratan kişinin akılalmaz bir Habistanrı ya da Ölümsüz olması da mümkündü. Belki de bu iki türden birine ait olan figür bilerek ve isteyerek sonsuz döngüye sahip, sürekli artan kılıç oyununu yaratmıştı.

 

“Taşları Delen Yağmurdamlası...” Ning hafifçe konuştuktan sonra gözlerini kapadı. Demin yaşadığı mücadele onu yormuştu.

 

 

——————————

 

Dinlenip karnını doyurduktan sonra Ning’in ilahi gücü yenilenmiş ve genç adam Yağmurdamlası’nın Gerçek Manası’nı mükemmelleştirmeye koyulmuştu. Yağmurdamlası’nın Gerçek Manası’nı öğrendikten sonra…ufak yağmurdamlalarını kullarak bir “Yağmur Hattı” yaratabilecek seviyeye ulaşmıştı. Bu saldırının ortaya çıkardığı güç, Taşları Delen Yağmurdamlası’ndan bile daha fazlaydı.

 

Zaman akıp geçiyordu…

 

Ning yiyip içiyordu. Şans bu ki, buraya gelmeden önce hem kendi Kaletaşında hem de Demirağaç Zhan’in depo tipi hazinesinde bir sürü yiyecek içecek bulunuyordu. Şu anda eksik olduğu tek şey zamandı. Geçen zamanla birlikte, [Dokuz Gökler’in Parlakızıl Diyagramı]’nda bir üst seviyeye geçip kılıç oyununu daha da mükemmelleştirebilirse son testi geçme şansı da artacaktı….

 

Ning meseleyi iyi biliyordu…

 

İlk testi geçmek için Suateş Nilüferleri’ne güvenmişti ve ikinci test esnasında sınırlarını zorlamak durumunda kaldığı için Yağmurdamlası’nın Gerçek Manası’nı kavrayarak limitlerini aşmıştı. Bu iki test arasındaki zorluk artışını bildiği için üçüncü testin ne denli dehşet verici olacağını tahmin ediyordu. Ölümsüz Juhua herkese öğrenci aldığını duyurduğuna göre doğal olarak üçüncü testi de bir hayli zor yapmış olmalıydı!


—————————

 

Yılankanadı Gölü’nün yanında…

 

Ji Yichuan ve Yuchi Kar karı koca ikilisi şimdilik Yılankanadı Gölü’nün yanına yaşıyordu. Sessizce oğullarının dönüşünü bekliyorlardı lakin birbiri ardına geçen günler kalplerindeki telaşı artırıyordu zira ne kadar zaman geçerse, Ning’in canlı bir şekilde dönme şansı da o kadar azalıyordu...

 

“Öhöm, öhm.” Kar öksürmeye başladı.

 

“Panik yapma, sakin ol.” Yichuan geçirdikleri bir ayda eşinin daha da hastalandığını gördüğü için üzülüyordu.

 

“Ben de panik yapmak istemiyorum.” Kar, Yılankanadı Gölü’nün sonsuz sularına bir bakış atıp iç çekti: “Ama Ning, Ning…bir aydır gelmiyor. Neden daha dönmedi. Neden!”

 

Yuchi Kar için oğlu adeta onun bütün dünyasıydı.

 

“Oğlumuz kesin geri dönecektir. Kesinlikle! Ning’e hamile kaldığında, hastalığının ilerlemesi durmuştu. Sinirlenemez ve panik yapamazsın bunu biliyorsun. Kendine dikkat et.” Yichuan’ın kalbi adeta öfkeyle yanan ormanlar gibiydi. Kalbinde oğlunun geri dönemeyeceğinden endişe ediyordu ancak aynı zamanda yanında duran eşi için de üzülüyordu. Karakuzey Denizi’nden döndükleri yolculuklarında yaşanan o büyük savaştan dolayı….

 

Her ne kadar Beyazsu Tazısı cesur bir hareketle yaralanıp eşini kurtarmı, Ning’i düşürmemesini sağlamış olsa da, eşi ve oğlu yaralanmıştı.

 

“Ning.” Yichuan da gölün sonsuz sularına bakıyordu: “Geri dönmek zorundasın.”

 

—————————–

 

Sonsuz görünen koridorda…

 

Koridorda ne gece ne de gündüz yaşanıyordu ve tam olarak geçen zamanın farkına varmak da mümkün değildi. Genç adamın iştahı gün geçtikçe artıyordu lakin Kaletaşındaki ve Demirağaç Zhan’in depo tipi büyülü hazinesindeki yiyecek miktarı ona yeterli gelmeyecekti. Sonuçta, Kırlangıç Dağı’nda yaratık avlayabilecekleri için ve Kaletaşı fazla büyük olmadığı için yanlarına gerekenden fazla yiyecek almamışlardı.

 

Bir ayın ardından yiyeceklerin hepsi bitmişti…

 

“Ebediyete Akan Ufak Akıntılar ve Yağmur Hattı da ‘Yağmurdamlası’nın Gerçek Manası’ seviyesine ulaşmış durumda.” diye kendi kendine konuştu Ning. İçlerinden biri savunma odaklı diğeri de saldırı bazlıydı. Genç adamın sahip olduğu güç büyük bir gelişme katetmişti: “Bir ayın ardından, ilahi gücüm de artmaya başladı. Üçüncü ve son test…”

 

Ning son testin ne kadar dehşet verici olacağını anlamıştı.

 

Ayrıca, testi geçtiği takdirde hayatta kalabileceğini de biliyordu.

 

Lakin geçemediği takdirde… Ölecekti!

 

“Yaşayıp yaşamayacağım bu teste bağlı.”

 

“Eğer ölürsem, muhtemelen tekrar Yeraltı Krallığı’na gideceğim. Tabii bu sefer Büyükanne Meng’in iksirini içmemezlik yapabileceğimi sanmıyorum. İçtikten sonra, artık kendim olmayacağım.” Ning’in içinde hafif, istemsiz bir hissiyat bulunuyordu. Bu hissiyat yalnızca güçlü bir ruha sahip olan kişilerin elde edebildiği bir yetenekti. İçindeki hafif hissiyat şu an için akılalmaz bir korkuya kapılmıştı. Genç adam adeta karşısına ne denli zor bir test çıkacağını anlamıştı.

 

“Kaderimi belirleme zamanım geldi.”

 

İki elinde kılıç, Ning direkt olarak ayrılan koridora doğru ilerledi. Koridorun yan kısmında tamamıyla çürümeyen üç ceset ve birkaç tane de büyülü hazine bulunuyordu.

 

Ning ilahi iradesini kullanarak çabucak büyülü hazineleri bağladı. Eşyaları incelediğinde, depo tipi hazinelerden birinde binlerce hazine olduğunu görmüştü. Yine de bu hazineleri de kolayca bağlayabildiği için eşyaların hepsi seviyesiz hazine olmalıydı. Lakin…böylesine akılalmaz bir sayı yine de insana sağlam bir servet kazandırabilirdi. Buna rağmen Ning gayet sakindi zira…ölürse, bunlar ne işine yarayacaktı?

 

“Sonunda geldin.” diye kalın bir ses duyuldu. Ses Büyük Xia Hanedanlığı’nın dört bir yanında konuşulan insan dilini konuşuyordu.

 

Ning hemen başını kaldırmış ve uzaktan, siyah sisle kaplı olan mekândan bir figürün çıktığını görmüştü. Figürün kambur bir vücudu ve baştan aşağıya kuşandığı siyah kürkü dikkat çekiyordu. Yavaş yürüyormuş gibi görünse de attığı her adımda düzinelerce metre katediyordu: “Ne yazık. Çok zayıfsın.”

 

Hua!

 

Aniden figür Ning’in önünde belirdi. Yelpaze boyutlarındaki avuç içinden yayılan akılalmaz ölüm aurası Ning’e doğru atılmıştı. Herifin bu sıradan tokadı o kadar hızlıydı ki, Ning meseleyi savuşturabilecek zamanı bile bulamamıştı. Elinden gelen tek şey iki kılıcıyla en güçlü savunma tekniğini, “Ebediyete Akan Ufak Akıntılar”ı kullanarak saldırıyı karşılamaktı. Kullandığı “Ebediyete Akan Ufak Akıntılar” da Yağmurdamlası’nın Gerçek Manası’nı barındırıyordu.

 

Swish! Ning havaya savrulmuş ve anında elleri uyuşmaya başlamıştı.

 

“Hayır…” Ning ellerindeki Karakuzey Kılıçları’nı kavramak istiyordu. Eğer kılıçları ellerinden kayarsa, tekniklerini nasıl kullanabilecekti? Lakin parmakları o kadar uyuşmuştu ki genç adam onları hissedemiyordu. Hua! Hua! Parmakları parçalanmış ve tuttuğu Karakuzey Kılıçları da uzaktaki duvarlara çarparak, yere yığılmıştı.

 Ning’in vücudu baştan aşağıya parçalanıyordu ve genç adamı kanın hakim olduğu bir sis dalgası kaplamıştı. İki elindeki parmaklar çoktan paramparça olmuştu ve böylece, kanın hâkim olduğu sis dalgasında kaybolan vücudu uzaktaki zemine çakılmıştı….

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22105 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 40994 Bölüm Sayısı


creator
manga tr