Bölüm 44: Bahar Çimeni

avatar
950 40

Desolate Era - Bölüm 44: Bahar Çimeni



Bölüm 44: Bahar Çimeni

 

Düzinelerce kabile üyesi genç adama bakar bakmaz korkuyla dolmuştu. Adeta dünyaları sarsılıyordu.

 

Yılankanadı’nı öldürmek mi?

 

Önlerinde duran bu genç adam Yılankanadı’nı mı öldürecekti?

 

“Bana yalan söylemiyorsunuz, değil mi?” Ji Ning önündeki kalabalığa göz gezdirdi: “Miwa gerçekten öldü mü?”

 

“Neden yalan söyleyelim ki? Bütün kabile bunu biliyor.” Kabile üyeleri paniklemeye başlamıştı. Gerek genç adamın etrafa yaydığı aura, gerekse çocuğun “Ji” klanından olması onları şaşkına çevirmişti.

 

“Gidelim.”

 

Ning siyah yaratığa bindikten sonra direkt olarak Karadiş Kabilesi’ne ilerlemeye başlamıştı.

 

Güz Yaprağı ve Mowu da onu takip etmeye koyulmuştu.

 

———————-

 

Ana kapının iki yanında bulunan okçu kulelerinde ondan fazla kabile savaşçısı duruyordu.

 

“Yabancılar, durun.” Savaşçılardan biri öfke dolu bir sesle konuşmuşti.

 

 Suratı ekşiyen Ning rozetini çıkararak kükredi: “Karadiş’e söyleyin yanıma gelsin!”

 

Rozeti gören savaşçı korkuyla cevaplamıştı: “Lütfen bekleyin, şefi hemen çağırıyorum.” Lafını bitirdiği gibi aşağıya atlamış ve kabileye doğru koşmaya başlamıştı. Dakikalar içinde siyah kürklere bürünmüş, yara izli bir adam onlara doğru yürümeye koyulmuştu. Bahsi geçen bu adam Karadiş Kabilesi’nin şefi, Karadiş’ten başkası değildi.

 

 Adam yaratıkların üstündeki üçlüyü, özellikle de liderlerini görünce titreyerek kükremişti: “Çabuk, kapıyı açıp Ji Klanı’nın genç efendisini karşılayın!”

 

“Ji Klanı’nın genç efendisi mi?” Böylesine ufak bir kabiledeki insanlar meseleyi duyar duymaz doğal olarak şaşkına dönmüşlerdi. Hemen kapıyı açmaya başladılar.

 

Dizleri üstüne çöken ilk isim Karadiş’ti: “Karadiş sizi selamlıyor, genç efendi.”

 

Diğer savaşçılar da hemen diz çökmüştü.

 

“Mekanına gidelim.” Ning talimat verdiği esnada hala daha yaratıktan inmiş değildi.

 

“Tamam.” Karadiş hemen Ning’in yönlendirmeye başladı.

 

Ning Karadiş’e baktığında, ister istemez kalbinde oluşan nefrete engel olamamıştı! Bahar Çimeni’nin ölümünü Karadiş’in üzerine yıkmak anlamsızdı ve aynı zamanda herifin de hüzün içerisinde olduğuna inanıyordu ancak Ning kalbinde yeşeren nefrete ve acıya engel olamıyordu…normalde, Bahar Çimeni’ni babasına verdiği zaman kadının öylece öleceğini hiç düşünmemişti. Bahar Çimeni kendi yanında kalsaydı….

 

Ning yumruklarını sıkmadan yapamamıştı. Parmakları bile bembeyaz kesilmişti.

 

“Genç efendi, burası benim evim.” Karadiş kabiledeki geniş taş evlerden birinde durdu. Kapıda iki kadın ve genç bir çocuk duruyordu. Üçlü açıkça görüldüğü üzere dikkatli ve endişeliydi.

 

“O?” Ning genç çocuğa bir bakış attı. Çocuk Bahar Çimeni’ne oldukça benziyordu…ve bu durum Ning’in kalbini yakmıştı.

 

“Oğlum.” Karadiş saygıyla konuşmuş ve hemen kadınlara ve oğluna kükremişti: “Neden hala orada dikiliyorsunuz?”

 

İki kadın ve çocuk hemen bölgeyi terk etmişti.

 

“İçeride konuşalım. Mowu, sen kapıda dur. Kimsenin girmesine izin verme.” Ning yaratıktan atladığı gibi Güz Yaprağı’yla içeriye girmişti. Korkudan ne yapacağını bilemeyen Karadiş’in onu takip etmekten başka çaresi yoktu.

 

——————-

 

Odanın içinde…

 

Ning, Karadiş’e bir bakış attıktan sonra sandalyelerden birine kurulmuş ve soğuk sesiyle konuşmuştu: “Karadiş, Bahar Çimeni’ni senin ellerine bıraktığımda, ikinizin güzel bir hayat yaşamasını umut etmiştim lakin neden kabileye girdiğimde Bahar Çimeni’ni göremedim?”

 

Karadiş çabucak konuşmuştu: “Genç efendi, şu anda Bahar Çimeni kabilede değil!”

 

“Kabilede değil mi?” Ning herife bakarken suratını ekşitmişti. Karadiş hala mesele hakkında yalan mı söylemek istiyordu?

 

“Bahar Çimeni kabileye döndükten hemen sonra gezen tüccarlardan birini görüp ondan hoşlanmaya başladı. Herifi tanıdığım için ona güveniyordum.” Karadiş adeta meseleyi daha önce çalışmış gibiydi: “Kızınız büyüdüğünde, evlenmesine engel olamıyorsunuz. Bu yüzden kızımı onunla evlendirdim. Bahar Çimeni adamla beraber gitmeden önce…size bir mektup bıraktı, genç efendi.”

 

Son cümleyi duymadan önce Ning öfkelenmeye başlamıştı. Karadiş, beni kandırmaya cüret ediyorsun demek! Lakin son cümleyi duyduğunda Ning hafifçe konuştu: “Mektup mu?”

 

“Hemen getiriyorum.” Karadiş hemencecik yan odaya koşmaya başladı.

 

“Genç efendi?” Güz Yaprağı Ning’e baktı.

 

Ning hafiçe konuştu: “Sabırlı ol.”

 

Ning zekâ bakımından düşük biri değildi. Sadece pratik yapmayı bilen bir salak hiç değildi! Aldığı bilgilere göre…Bahar Çimeni’nin öldüğüne kimsenin şüphesi yoktu! İlk olarak kabile dışında gördüğü adamların hepsi meseleyi biliyordu ve hatta adamlar Ning’e “Kabiledeki herkes biliyor” tarzında bir cümle bile söylemişlerdi.

 

O grubun kendisini kandırmak için herhangi bir sebebi bulunmuyordu.

 

 Ayrıca…babasından onca zaman uzak kalan Bahar Çimeni adamla o kadar çok yaşamak istiyordu ki, sırf bu yüzden Ning’i terk etmişti! Nasıl olur da kabileye döndükten hemen sonra babasını bırakmış olabilirdi?

 

“Genç efendi, mektup…” Karadiş beyaz yaratık derisi parşömeni uzattı.

 

Ning derin bir nefes çekmişti. Mektup? Muhtemelen kadının son isteğini içeriyor olmalıydı. Bahar Çimeni’nin hastalığın pençesindeyken bıraktığı son isteği…Ning titreyen elini uzatmış ve parşömeni alarak dikkatle okumaya başlamıştı.

 

 Parşömendeki zarif karakterler genç adama oldukça tanıdık gelmişti. Karakterleri görür görmez Ning’in kalbi sarsılmıştı zira bu yazı Bahar Çimeni’ne aitti!

 

“Genç efendi, kabileye döndükten sonra çok ama çok mutluydum. Babamı ve iki ufak kardeşimi bile gördüm…adeta küçükken ailemle birlikte olduğum zamanları tekrar yaşıyordum…”

 

Mektup bunları içeriyordu.

 

Yalnızca Bahar Çimeni’nin yaşadığı mutluluktan bahsedilmişti ve Ning yazılan kelimelerdeki keyifli duyguları hissedebiliyordu. Bahar Çimeni kabilesine döndüğü için gerçekten mutlu olmuştu.

 

“İki kardeş mi?” Ning düşündü. Daha önce Karadiş’in yalnızca tek oğlunu görmüştü ve diğer kabile üyelerinin dediğine göre…Yılankanadı’nın saldırısında şefin oğullarından biri hayatını kaybetmişti.

 

Ning okumaya devam etti.

 

“Onunla tanıştım.”

 

“Her kadının kaderinde onun için seçilmiş bir adam vardır. Onu gördüğüm gibi kaderimdeki insanın o olduğunu anlamıştım. Gülümsediğinde mutlu oluyordum. Üzüldüğünde, endişeleniyordum. Kılıçla pratik yaptığında oracıkta oturup onu izliyordum. Sadece onu görebiliyor olmak bile Gökler’in bana bahşettiği bir lütuf gibiydi. Bu yüzden, onunla…evlenmeye karar verdim!”

 

 Ning parşömenin o kısmındaki lekeyi gördüğünde, lekenin göz yaşlarından sebep oluştuğunu düşünmüştü.

 

Genç adamın kalbi tekledi.

 

Evlenmek mi?

 

Bahar Çimeni’nin bahsettiği adam aslında kendisi miydi? Onu gördüğüm gibi kaderimdeki insanın o olduğunu anlamıştım. Gülümsediğinde mutlu oluyordum. Üzüldüğünde, endişeleniyordum. Kılıçla pratik yaptığında oracıkta oturup onu izliyordum.

 

Madem benimle evlenmek istiyordun, neden bunu bana kendin söylemedin!

 

Ning gözlerini kapatmış, akan yaşlarına hâkim olamamıştı.

 

Her ne kadar Bahar Çimeni yalnızca bir özel hizmetçi olsa da bu çağda insanların çoğu birkaç kadınla evleniyordu. Önceki hayatında Ning herhangi bir kadını sevmemişti. Bu hayattaysa hemen meseleye adapte olmuştu. Eğer birkaç kadınla evlenecek olsa bile mesele pek de önemli sayılmazdı lakin gerçekten sevmediği bir kadınla evlenecek değildi.

 

Ning, Bahar Çimeni’nin evlenme isteğini kabul etmeye istekliydi.

 

“Genç efendi!” Yanında duran Güz Yaprağı Ning’in gözlerinden akan yaşlara tanıklık ediyordu. Kalbi titremeden edememişti. Küçük yaştan beri özel hizmetçilik yapıyordu. Doğal olarak Ning mektubu okurken kendisi okumaya yeltenmemişti lakin Ning’in ağladığını gördüğünde…kalbi panik içerisinde kalmıştı.

 

Ning gözlerini açtı.

 

Okumaya devam ediyordu…

 

“Genç efendi, eğer bu mektubu okuyorsanız beni ziyaret etmek için Karadiş Kabilesi’ne gelmişsiniz demektir.”

 

“Gerçekten çok ama çok mutluyum. Bahar Çimeni yalnızca bir özel hizmetçidir…Sizin, genç efendi, yalnızca beni görmek için buraya kadar gelmeniz en azından…kalbinizde ufak da olsa bir yer kapladığımı gösterir, genç efendi…Bahar Çimeni çok ama çok ama çok mutlu, gerçekten çok mutlu.”

 

Mektup burada sonlanıyordu.

 

Ning’in gözleri ıslanmıştı.

 

Çok mu mutlusun?

 

Gerçekten mi?

 

“Hahaha.” Ning geniş bir kahkaha attı. Kahkahasındaki hüznü açıklayabilecek kelimeler henüz bulunmamıştı. Burada ailesinden gördüğü biri söz konusuydu…

 

“Genç efendi.” Güz Yaprağı endişelenmişti.

 

“Genç efendi.” Karadiş korkmuş ve endişelenmeye başlamıştı.

 

Ning başını çevirip kılıç kadar keskin bakışlarını Karadiş’e yöneltti: “Karadiş, hala daha beni kandırmaya mı çalışacaksın? Söyle, konuş, her şeyi anlat!”

 

Bunu duyan Karadiş’in suratı anında değişmiş ve herifin vücudu titremeye başlamıştı.

 

Tak!

 

Karadiş’in yere çarpan dizlerine, hüzünle sarsılan vücudu eşlik ediyordu. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra çaresiz, hüzünlü bir feryat savurmuştu: “Miwaaaaaaaaaa!!”

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21875 Üye Sayısı
  • 835 Seri Sayısı
  • 40659 Bölüm Sayısı


creator
manga tr