Bölüm 20: Merhamet

avatar
1022 48

Desolate Era - Bölüm 20: Merhamet



Bölüm 20: Merhamet


Ning tüneldeki kızıl yılana bakarken kendi kendine konuştu: “Vücudu kan kırmızısı ancak pulları açık gümüş ve gözleri de…. Oh, iki pençesi mi varmış?”


“Sssssssss…”


Devasa kızıl yılan yavaş yavaş sürünüyordu. Yılan, başını kaldırıp Ning’e baktı. Doğuştan gelen kibrinden dolayı önündeki insanı küçük görüyordu. Tecrübelerine göre, kabilelerdeki buna benzer küçük çocuklar bir hayli zayıftı. Her ne kadar şu an için Ji Klanı’nın ana merkezinde olsa da karşısında duran insanın o kadar da güçlü olmadığını düşünüyordu.


Ning derin bir nefes verdi.


Göğsündeki hava hemen açığa çıkmış ve burnundan dışarıya akan iki enerji dalgası gözle görülür seviyeye ulaşmıştı. Vücudu hafiften kızarmış ve aynı zamanda genç adamdan etrafa akılalmaz bir aura yayılmaya koyulmuştu. Tünelden çıkmak üzere olan yılan şaşırmıştı. Bir anda önündeki çocuğun, kendi aurasına denk bir auraya sahip olduğunu hissetmişti.


“Son zamanlarda [Yağmurdamlası Sutrası]’na fazla çalışamadım. Seninle biraz pratik yapayım madem.” Ning aniden birkaç düzine metre ileri atılıp yıldırım hızıyla keskin kılıcını yılana savurmuştu.


Shua! Shua! Shua!


Kılıçtan fırlayan yüzlerce ışık hüzmesi birbiri ardına yılana doğru ilerliyordu. Kızıl yılan sadece hayati bölgelerine odaklanan üç kılıç saldırısını savuşturmuş ve diğerlerini direkt olarak karşılamıştı. Pullarında sadece birkaç tane beyaz nokta oluşmuştu. Ning’in bu hareketi yılanı şaşırtmış ve yılan, rakibinin gücünü küçük gördüğünü anlamıştı.


“Wu...”


Garip bir titreşim sesi…


Bu ses Ning’in elindeki keskin kılıcın havayı kesip yılanın göğsüne doğru ilerlediği esnada çıkardığı sesti. Aniden yılanın göğsünde iki metrelik devasa bir yara açılmıştı. Paramparça olan pulların altındaki kaslar yırtılmış ve taze kan zemine akmaya koyulmuştu.


“ROAAR!” kızıl yılan şaşkına dönmüştü. Önündeki bu ufacık insan parçası nasıl böyle güçlü bir saldırı yapabilmişti?


…..


Ning artık zamanında Uluyan Aykurdu’yla dövüşen kişiyle aynı kişi değildi. Sürekli yaratıklarla mücadele etmesi, genç adama bir hayli tecrübe kazandırmıştı ve aslında o esnada gücünün yarısını kullanıyordu lakin [Gölgerüzgarı Adımları] ve [Yağmurdamlası Sutrası] kişinin gücünü etkili bir biçimde sergileyebilmesini sağlayan teknikler oldukları için genç adam rakibine karşı bir dezavantajda değildi.


Ning, ilk olarak birbiri ardına yaptığı “Akan Yağmur” saldırısını kullanmıştı ancak kızıl yılana karşı bu hamlesi işe yaramamıştı.


Ardından Ning vahşi, ölümcül saldırısı “Yağmur Hattı”nı kullanarak yılanın göğsünde devasa bir yara açmıştı.


Bu saldırısından sonraysa Ning “Taşları Delen Yağmurdamlası” adlı delici saldırıyı kullanmıştı.


Rakibi saldırmaya başlayınca kızıl yılanın vahşi saldırılarını “Ebediyete Akan Ufak Akıntılar”ı kullanarak karşılamıştı.


[Yağmurdamlası Sutrası]’nın toplamda dokuz hamlesi vardı.


“Akan Yağmur”, “Fırtına Perdesi”, “Ebediyete Akan Ufak Akıntılar”, “Sonsuz Tazelikteki Suakıntısı”, “Acımasız Suakıntısı”, “Derin” ve “Taşları Delen Yağmurdamlası”!


Bazıları saldırı için, bazılarıysa savunma için kullanılıyordu.


Yine de saldırı hamleleri bile içlerinde savunma elementleri barındırıyordu. Bu tekniğin derinliği Ning’de hayranlık uyandırmış ve genç adam adeta tekniğin bağımlısı olmuştu. Nihayetinde, teknikte “uzman” seviyesine gelmemiş olsa da babası çoktan “usta” seviyesine adım atmıştı. Buna rağmen babası hala daha [Yağmurdamlası Sutrası] konusuna çalışmaya devam ediyordu zira bu teknikte ustalaşmaya başladığınızda, aslında tekniğin göründüğünden çok daha derin olduğunu anlıyordunuz.


“Ebediyete Akan Ufak Akıntılar, özgür ve kaygısız saldırılara meyil vermeli.” Habistanrı soyundan gelen yaratığın saldırılarına maruz kalan Ning, arada sırada tekniğin içerdiği gizemlerde aydınlanmalar yaşıyordu.


Buna karşılık devasa kızıl yılan gitgide sinirleniyordu!


Karşısında duran bu insan çocuğunun kendisini kılıcını eğitmek için kullandığını anlayabiliyordu. Her ne kadar vücudunda bir sürü yara oluşmuş olsa da hiçbiri ölümcül değildi ancak buna karşılık insan çocuğunun vücudunda yalnızca ufak sıyrıklar bulunuyordu. Bu sıyrıklar da göz açıp kapayıncaya dek iyileşiyordu. Önündeki insan o kadar dehşet vericiydi ki yılanın kalbine korku salmayı başarmış ve yaratık ister istemez bu çocuğun ellerinde hayatını yitireceğini düşünmeye başlamıştı.


Lakin ölecek bile olsa doğuşta gelen kibri ve gururu oyuncakmış gibi kullanılmasına razı gelmeyecekti.


“Roaaar!” devasa kızıl yılan aniden vahşi, yerleri sarsan, öfke dolu ve boyun eğmeyen bir kükreme savurdu. Ölümün yaklaştığını biliyordu…


…..


Kükremesi gökyüzüne yayıldı.


Ji Klanı’nın merkez bölgelerine ait gökyüzünde bir sürü bulut görünüyordu. Bu bulutlardan birindeyse Yılankanadı dolaşıyordu.


“ROAAR”


Bu kükreyiş gökyüzüne ulaştığında gücünü kaybetmişti ancak Yılankanadı hassas bir Yabaniyaratık olduğu için kükreyişi duymuştu. Üstelik, bu kükreyiş çocuğuna aitti.


“Kızıluç! Oğlum!” Yılankanadı anında meseleyi onaylamıştı. Bunca zamandır şehir merkezini arıyordu ve kilometrelerce yüksekte olsa da gözleri “Kafes” adı verilen devasa oluşumu görebiliyordu lakin hem sisten hem de kafesin üstündeki sayısız zincirden dolayı Kafes’in tam olarak ne olduğunu anlayamamıştı.


Şimdiyse sesi duyduğu gibi bu sesin kafesten geldiğini anlamıştı!


“Oradan geliyor!” Yılankanadı hemen ileri atılıp oluşumu incelemeye koyuldu.


….


Kafeste…


Ning yaratığın acı ve öfke dolu kükreyişini duyar duymaz meseleyi anlamış ve hemen sol elinde bir kılıç daha belirmişti: “Madem seni öldürmem için yalvarıyorsun, o zaman bu isteğini yerine getireceğim!”


Shua!


Ning bir anda fırtınaya dönüşerek kızıl yılana doğru atıldı.


Kılıç ışıkları bölgeyi kaplamıştı!


[Yıldırımalevi Kılıcı] – Aniyıldırım Kesiği! Eriten Gök Gürültüsü!


[Yağmurdamlası Sutrası] – Acımasız Suakıntısı! Taşları Delen Yağmurdamlası!


Shua!


Yılanın başında yer alan gözler ışıltılarını kaybediyordu. Artık yaratığın başında devasa bir delik oluşmuş ve bu delik kafatasına kadar ilerlemişti. Ardından cansız vücudu bir taş parçası gibi yere yığılıp toprağı sarsmıştı. Yerlerin kan gölüne döndüğünü söylemeye gerek bile yoktu.


“Mm.” Ning, devasa yaratığın cesedindeki yaraları inceliyordu.


Öldürücü darbesinin etkilerini gözlemliyordu.


“Eriten Gök Gürültüsü gerçekten akılalmaz bir saldırı. Ciddi ciddi yaratığın göğsünü delip geçti, resmen yaratığı ikiye ayıracaktı.” Ning başıyla onayladıktan sonra konuşmaya devam etti: “Acımasız Suakıntısı ve Aniyıldırım Kesiği tek bir kelimeyle açıklanabilir: hız! Acımasız Suakıntısı hem hızlı hem de tahmin edilemez bir teknikken, Aniyıldırım Kesiği hızlı ve patlayıcı bir hamle.”


“Taşları Delen Yağmurdamlası’nın da delme kabiliyeti olağanüstü. Yaratığın kafatasını kolayca delip geçti.” Ning başıyla onayladı.


Kafesin üstündeki gökyüzündeki bulutlarda devasa bir yaratık süzülüyordu. Yılankanadı’na kıyasla oğlu ufacık kalıyordu! Yılankanadı’nın kızıl gözleri çoktan kafesin içini görebilecek mesafeye inmişti. Oracıkta yatan oğlunun kanlar içindeki cansız bedenini görür görmez aklını yitirmeye başlamıştı.


“Oğlum!”


Yaratık deliye dönmüştü: “İnsan, oğlumun intikamını alacağım!”


Bang!


Kafesin üstünden gelen akılalmaz enerji titreşimleri Ning’in dikkatini çekmişti.


“NE?!”


Ning aniden yüzlerce metre uzakta, bulutların içinde kanatlara sahip devasa bir yılanın ona baktığını görmüştü. Yaratık tam gaz ona doğru ilerliyordu ve… Kanat açıklığı bile bütün kafesten büyüktü.


Yılanın kızıl gözleri öldürme isteğiyle doluydu. Ning şaşkına dönmüş ve hemen yaratığın kendisini öldürmek için geldiğini anlamıştı!


‘’Kaç!’’


Ning başını çevirdiği gibi kaçmaya hazırlandı!


Ancak tam bunu yapacağı sırada koridorun kapalı olduğunu görmüştü. Normalde, kafes savaşları esnasında bu kapılar savaş bitmeden içeridekilerin kaçmasını önlemek için kapanıyordu! Sadece mücadele sona erdiği takdirde Ning, insanlara kapıyı açmaları için talimat verebilirdi ancak yaratığı öldüreli sadece dakikalar geçmişti ve henüz talimat vermeye fırsat bulamamıştı.


Buna ek olarak kafes savaşını kendi ayarladığı için diğerlerinin onu izlemesini yasaklamıştı. Normalde, sadece babası onu izliyordu.


Sonuçta sahip olduğu gerçek güç uzun zamandır bir sır olarak yatıyordu. Örneğin, ikiz kılıç kullandığı ya da sıradan kılıçlarla Houtian Tanrıyaratıkları’nı öldürdüğü… Bunlar sır olarak saklanmıştı. Dış dünyadaki insanlar Ning’in keskin hazinelerle Tanrıyaratıkları’nı öldürdüğünü düşünüyordu.


Shua!


Shua!


Ning aniden elindeki kılıçları fırlatmış ve ellerinde iki yeni kılıç daha belirmişti: Karakuzey Kılıçları


‘’PARÇALAN!’’


Ning bütün gücüyle üstündeki zincirlere saldırırken bir yandan da bağırıyordu: ‘’BABA!!’’


Ses yayılmış ancak ses hızı aslen Yılankanadı’nın hızından daha yavaş kalmıştı.


Dangdangdangdang!


Ning’in Karakuzey kılıçları, vahşice üstündeki zincir ağına saldırıyordu. Geçmişte babası şöyle söylemişti: “Gücünü göz önünde bulundurursak… Eğer Dokuz Gökler’in Parlakızıl Diyagramı ve bütün gücünü kullanırsan zincirleri parçalayabilirsin, yine de gördüğün ağ çoklu zincir katmanlarına sahiptir, bu yüzden zincirleri kırıp kaçabilmen için en azından on nefeslik bir süreye ihtiyacın olacaktır.”


Şu an eskisinden farklı olarak artık Ning’in ellerinde Karakuzey kılıçları vardı. Kılıçlar oldukça keskindi. Dangdangdang… Zincirler birbiri ardına parçalanıyor olsalar da sayıları bir hayli fazlaydı. Bütün ağı kırıp kaçması için muhtemelen bir nefeslik süreye ihtiyacı olacaktı.


Bir nefeslik süre mi?


O akılalmaz yaratığın buraya gelmeyi için bir saniyeye bile ihtiyacı yoktu!


‘’Zamanım yok.’’ Ning zincirleri parçalamaya çalışıyor olsa da bu gerçeği anlamıştı.


Devasa, pullu kanatlar havayı delip geçmiş ve zincir ağına saldırmıştı. Ning için oldukça sert görünen bu zinciler, bin yaşındaki yaratık için çocuk oyuncakları gibiydi. Kırılma seslerine parçalanan sayısız zincir eşlik etmişti ve ardından yaratık direkt Ning’e atılmıştı.


‘’Oğlumun hayatını kendi hayatınla ödeyeceksin!’’ Yılankanadı’nın kızıl gözleri Ning’e odaklanmıştı.


‘’Savuştur.’’


İkiz kılıç ellerindeyken Ning çabucak savuşturmuş ve iki kılıçla da aynı tekniği uygulamaya koyulmuştu: ‘’Ebediyete Akan Ufak Akıntılar’’. Kılıcı havaya atılmış ve pullu kanadı karşılamıştı.


Birbiri ardına beliren kılıç ışıkları birleşmiş ve iki kılıcın etkisiyle ortaya sayısız kılıç ışığı çıkmıştı. Bu saldırı adeta katman katman birleştirilen bir ağın rakibe fırlatılarak yakalanmasını hedefliyordu.


Ardı ardına on kez saldırmıştı!


Bang!


Devasa pullu kanat ikiz Karakuzey kılıçlarına atılmış ve bu güçle karşılaşan Ning anında kemiklerinin kırılmaya başladığını hissetmişti. Ardından, kanadın kılıca benzer uçları, kaçmaya çalışan Ning’e atılıp Altınyıldız Zırhı’na ulaşmıştı!


Pu!


Ortaya çıkan taze kana, hala daha Karakuzey kılıcını tutan sol kolu eşlik etmişti. Ning’in kopan kolu havaya süzülürken, vücudu da Siyahsu demirinden yapılma duvara çakılmış, genç adamın duvarda izi çıkmıştı. Ning bir ağız dolusu kan tükürmeden edememişti.


“Hu!” Yılankanadı bir kez daha kanatlarını kaldırmış ve tekrar saldırmaya hazırlanmıştı.


‘’Şimdi!’’


Tek kollu Ning dişlerini sıktığı gibi yerle bir olan kafesten kaçmaya başlamıştı. [Gölgerüzgarı Adımları]’nı son raddeye kadar kullanıyor ve arkasında kızıl bir ışık hüzmesi bırakarak kaçıyordu.


“Geber!” Vahşi bir rüzgâr dalgası ona saldırmıştı.


Arkasına dönüp bakan Ning, devasa bir şeyin ona doğru gelişini izliyordu. Bu Yılankanadı’nın devasa kuyruğuydu. Yılankanadı’nın kuyruğuyla yaptığı saldırı, kanatlarıyla yaptığı saldırıdan bile daha hızlı ve vahşiydi! Havayı delip geçen kuyruk ses patlamalarına sebep oluyor ve Ejder Kalesi’nin sert mermer taşları ortalarından ikiye ayrılıyordu…


Devasa kuyruk, Ning’in dört bir yanını kuşatmıştı. Ning’in hızını göz önünde bulundurursak genç adamın bu saldırıyı atlatması mümkün değildi.


“İşim bitti!”








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21875 Üye Sayısı
  • 835 Seri Sayısı
  • 40659 Bölüm Sayısı


creator
manga tr