Bölüm 8: Bir Elinde Ay, Diğerindeyse Güneş

avatar
1201 50

Desolate Era - Bölüm 8: Bir Elinde Ay, Diğerindeyse Güneş



Bölüm 8: Bir Elinde Ay, Diğerindeyse Güneş


Ning, bilincinin dünyadaki çoklu bariyerlerden geçip ilerlediğini hissediyordu… Sayısız bariyeri aştıktan sonra sonsuz, ebedi bir boşluğa ulaşmıştı. Bu sonsuz boşluğun içinde iki farklı İlahi Varlık yer alıyordu.


İçlerinden birinin yüzeyinde vahşi alevler dans ediyordu. Dışarıdan bakıldığında bahsi geçen bu İlahi Varlık adeta ateşten bir topu andırıyor ve sonsuz boşluğu aydınlatıyordu.


Diğeriyse sonu olmayan bir buz dalgasıyla kaplanmış, buzun ortasında da bir Osmantus ağacı dikilmişti. Bu İlahi Varlık’tan yayılan soğuk ışıklar da dünyanın bir kısmını aydınlatıyordu.


Bu İki İlahi Varlıklar sırasıyla Güneş Yıldızı ve Ay Yıldızı’ydı.


“Muazzam, olağanüstü.” Ning şaşkına dönmüştü. Hatta akılalmaz alevlerin derinliğini ve Osmantus Ağacı’nın yapraklarını bile görebileceğini hissetmişti.


Dokuz Gökler’in Parlakızıl Diyagramı konusunda çalışan insanların çoğu Güneşi ve Yıldızı zar zor hissedebiliyordu ancak Ning alevlerin derinliğini ve hatta Osmantus ağacı’nın yapraklarını bile görebiliyordu.


….


Odada…


Yichuan ve Kar şaşkın ifadelerle oğullarını izliyordu. Ning’in etrafında oluşan sonsuz ışık hüzmelerine şahit olmuşlardı. Yıldızışıkları’nın etrafa saçtığı ana renklerden ilki altın ve diğeriyse gümüştü. Altın renkli Yıldızışığı etrafa geniş bir ısı dalgası saçıyor, gümüş renkli Yıldızışığı da insana soğuk bir his veriyordu. Yıldızışıkları, durmaksızın Ning’in bedenini turluyordu. Yavaş yavaş Ning’nin sol elinin altında ufak bir yıldız belirmeye başlamış ve yıldızda da Osmantus ağacı’nın figürü az da olsa görülmeye başlamıştı. Bahsi geçen bu yıldız şüphesiz ki Ay Yıldızı’ydı.


Sağ elindeyse sıcak, ufak bir yıldız verilmişti. Yıldızın etrafını çevreleyen Altın Karga’yı görmek mümkündü. Bu yıldızın da Güneş Yıldızı olduğuna şüphe yoktu.


Bir elinde Ay, diğerindeyse Güneş…


Yıldızışıkları tarafından çevrelenen Ning’in suratında barışçıl, huzurlu bir ifade belirmişti.


“Bu… Bu…”


Yichuan ve Kar birbirlerine bakarak şaşkın ifadelerini paylaşmaya koyuldu.


“Bir elinde Ay, diğerindeyse Güneş?” Yichuan suratındaki şaşkın ifadeye karşı gelemiyordu. Normalde sakinliğiyle bilinen bu adamın suratındaki ifade artık değişmişti: “Birinde Osmantus Ağacı yaşar ve diğeriniyse Altın Karga turlar?”


“Efsanevi, ‘Bir elinde Ay, diğerindeyse Güneş’ mi?” Kar oğlunun ellerinde beliren ufak yıldızlara bakıyordu: “Hatta Osmantus Ağacı ve Altın Karga bile belirmiş…”


İkili şoke olmuştu. Normal insanlar olmadıkları için diğerlerinden daha çok şey biliyorlardı ve daha önce de Dokuz Gökler’in Parlakızıl Diyagramı’nın içeriğini okumuşlardı. Doğal olarak bu sahnenin hangi kısma işaret ettiğini fark etmişlerdi. Dokuz Gökler’in Parlakızıl Diyagramı’nda ustalaşmak oldukça zor ve bir o kadar da zaman gerektiren bir işti.


Tekniğin uygulandığı zamanlarda ortaya çıkan bazı “belirtiler” mevcuttu.


Bunlardan ilki “Yıldızışığı Demetleri” olarak geçiyordu. Ortaya çıkan iki Yıldızışığı Demeti yavaş yavaş kişinin vücuduna giriyordu. Bu ortaya çıkan en alt seviye belirtiydi ve kişinin ileride teknikte ustalaşmak için akılalmaz bir zaman harcaması gerekeceğini gösteriyordu.


İkinci belirtiyse “Yıldızışığı Bulutları” adını alıyordu. Geniş bir Yıldızışığı vücudu çevreleyip bir bulut şeklini alıyordu. Bu gayet büyük bir başarı sayılabilirdi.


Üçüncü belirtiyse “Yıldızışığı Girdabı”, diğer bir deyişle ‘Bir elinde Ay, diğerindeyse Güneş’ti. Sayısız yıldızışığı iplikleri vücudu adeta bir girdap edasıyla sarmalıyor ve kişinin sol elinde Ay Yıldızı oluşurken, sağ elindeyse Güneş Yıldızı oluşuyordu. Bu gösterilebilecek en büyük belirtiydi. Lakin eğer olur da yıldızlar “Ay Yıldızında Osmantus Ağacı, Güneş Yıldızında Altın Karga” seviyesine ulaşırsa bunu başaran kişi efsanevi belirtiyi göstermiş sayılıyordu.


Aslına bakılırsa bu sonuç pek de şaşırtıcı değildi.


Ning doğduğu günden itibaren [Nuwa’nın Resmi]’ni içeren Hayal Tekniği’nde pratik yapmıştı ve bu teknik Deva Alemi’nde bile üst seviye bir teknik olarak görülüyordu. Şu anda zihnini bile ayırma kabiliyetine sahipti. Yani ruhunun ne denli bir güce ulaştığı gayet net bir şekilde görülebiliyordu ve bunun yanında, doğduktan sonra her gün vücuduna giren doğal enerjiyle yıkanmış ve vücudundaki safsızlıkların çoğundan kurtulmuştu. Vücudundaki saflık oranı Xiantian yaşam formlarının sahip olduğu oranla neredeyse aynıydı!


Vücudu Xiantian yaşam formlarınınkiler kadar saf, ruhu zihnini ayırabilecek kadar güçlü…


Bu iki özellik birleştiğinde, Ning’in Habistanrı Vücut Geliştirme Tekniği’nde büyük bir potansiyele sahip olması da kaçınılmazdı.


“Oğlumun doğuştan gelen böylesine bir yeteneğe sahip olması…” Kar’ın suratı kıpkırmızı kesilmiş ve genç kadın o kadar heyecanlanmıştı ki, vücudu titremeye başlamıştı: “Bir elinde Ay, diğerindeyse Güneş, birinde Osmantus Ağacı yaşar ve diğeriniyse Altın Karga turlar! Bu yalnızca efsanelerde geçen bir durum! Oğlumuz kesinkes Dokuz Gökler’in Parlakızıl Diyagramı’nda büyük başarılar elde edecek!”


“Evet.” Yichuan da heyecanlanmıştı.


Oğlu doğduğunda, bebeğin vücudundaki damarların zayıf olduğunu ve kemiklerin ortalama bir seviyede bulunduğunu görmüştü. Her ne kadar oğlunun ana karnında yaralandığını biliyor olsa da yine de hayal kırıklığına uğramadan edememişti. Çünkü genç adam biliyordu: Bu vahşi, insan katili dünyada güce sahip olmayan kişilerin güzel bir hayat yaşaması mümkün değildi. Kendisi hayatta olduğu sürece oğlunu koruyabilirdi ancak ya öldüğünde? O zaman ne yapacaktı?


“Oğlum! Ji Yichuan’ın oğlu!” Yichuan eşinin ellerini sımsıkı kavramış ve ikili oğullarına heyecan dolu gözlerle bakmaya başlamıştı.


Hangi ebeveyn çocuğunun zirveye ulaşmasını istemezdi ki?


…..


Ning’in gözleri kapalıydı ve ufak çocuk dizleri üstünde oturmaya devam ediyordu. Birinde Ay Yıldızı, diğerindeyse Güneş Yıldızı olan ellerini uzatmayı sürdüyordu.


Havada süzülen Güneş Yıldızı ve Ay Yıldızı ayrı ayrı enerjilerini Ning’in vücuduna yolluyordu. Güneş’in ve Ay’ın gücü çabucak ufak çocuğun vücudundaki hücreler tarafından emilmiş ve Ning’in kas yapısıyla, organları akılalmaz bir değişime uğramaya başlamıştı.


“Şş…” Ning’in giydiği kürkten yapılma kıyafetlerin üstünde bir buz parçası belirdi.


Lakin hemen ardından “Tak tak tak.” Ning’in sırtındaki kıyafetler alev almaya başlamıştı.


Hem yanıyor hem de donuyorlardı.


Bu ani değişim kürklerin parçalanmasına sebep olmuştu.


“Hmm?” Yichuan’ın suratı ekşidi. Elini uzattığı gibi parmağından fırlayan mavi ışık hüzmesi Ning’in sırtına fırlamış ve Ning’in yarı yırtılmış olan kürk kıyafetleri tamamıyla yerle bir olup ufak çocuğun sırtını gözler önüne sermişti. Ning’in narin, ufak sırtının sol tarafında gümüş bir ışık hüzmesi ve sağ tarafındaysa altın bir ışık hüzmesi belirmişti.


Sol taraf, buzun olduğu taraftı ve gümüş ışık hüzmesi sürekli hareket ederek belirli bir form alıyordu.


Sağ taraf, alevlere bürünen taraftı ve altın ışık hüzmesi de sol taraftan bağımsız bir form almaya koyulmuştu.


“İlahi Dövmeler!” dedi Kar. “İlk denemesinde çoktan İlahi Dövmeler’i oluşturmaya başladı. Dövmelerin oluşma hızına bakarsak on güne kalmadan tamamlanacaklarına şüphe yok. Bu olduğu zaman Dokuz Gökler’in Parlakızıl Diyagramı’nın ilk seviyesi tamamlanmış olacak!”


“Doğru.” Yichuan sessizce meseleyi izliyordu.


Böylece zaman geçti…


Ning’in ufak sırtındaki İlahi Dövmeler tamamlanmaya koyulmuştu. Zar zor da olsa soldaki dövmenin bir tavşanı, sağdaki dövmenin de bir kargayı andırdığı anlaşılabiliyordu.


İki büyük İlahi Dövme. Ay Tavşanı, Ay’ın İlahi Dövmesi’ni simgeliyordu ve Altın Karga da Güneş’in İlahi Dövmesi’ni simgeliyordu.


“Hu.” Ning, bir anda derin bir nefes vermiş ve gözlerini açmıştı. Bu hareketinin sonucunda sırtındaki dövmeler ve ellerindeki yıldızlar kaybolmuştu. Tabii bu durum Ning’i şaşırmıştı. Dokuz Gökler’in Parlakızıl Diyagramı’nı dikkatle okuduğundan bir elinde Ay’ın ve diğerindeyse Güneş’in belirmesi ufak çocuğun yakından bildiği bir konuydu. Özellikle de Osmantus Ağacı’nı ve Altın Karga’yı dikkatle okumuştu.


“Ne güç ama.” Ning yumruklarını sıkıp vücudundaki gücü hissetmeye başladı: “Daha dört yaşında olup Dokuz Gökler’in Parlakızıl Diyagramı’na henüz başlamış olsam da bu kadar güce sahibim.”


Bir anda soğuk bir ses duyulmuştu.


“Üstünü değiştir.” elini havaya savuran Yichuan kürkten yapılma çocuk kıyafetlerini oğluna fırlattı.


“Tamam.” Ning hemen kıyafetleri yakalamıştı.

Kar hala oğluna keyif dolu gözlerle bakıyordu. Ona ne kadar bakarsa kalbindeki mutluluk da bir o kadar artıyordu zira oğlu onun gururu ve mutluluğuydu. Doğum yaptığı gün, oğlunun geleceği hakkında endişelenmişti… Ancak şimdiyse oğlu akılalmaz bir potansiyele sahip olduğunu göstermişti. Bir anne olarak kalbinin mutluluk dolması kadar normal bir şey olamazdı.


“Ning.” Yichuan sakin bir ses tonuyla söylendi.


“Baba.” Ning dikkatle dinlemeye koyuldu.


“Olağanüstü bir potansiyele sahipsin ancak normal yaşam formlarının sınırlarını aşıp Xiantian Alemi’ne adım atarak ölümsüzlük yolunda ilerlemek istiyorsan sadece potansiyeline güvenemezsin.” Yichuan oğluna bir bakış attı: “Mümkün olan en iyi eğitimi alman gerekiyor.”


Ning saygıyla söylendi: “Baba, lütfen bana öğretin.”


“Kar.” Yichuan, eşi Yuchi Kar’a bir bakış attı. Genç kadın başıyla onaylamış ve elini havaya savurduğu gibi ortaya iki eşya çıkmıştı. Eşyalardan biri tırnak boyutlarında olan bir mücevher taşıydı. İşlenmiş ve muazzam bir güzelliğe erişmişti. Diğeriyse etrafa ışık hüzmeleri saçan gökkuşağı renkli, yumruk boyutlarında bir taştı.


“Bu koyu yeşil taş aynı zamanda Kaletaşı olarak bilinir.” Kar gülümsedi: “Kendiliğinden oluşan bu ufak mücevher taşının içinde minyatür bir boyut yer alıyor. Bir yüzük parçası olarak kullanıp ufak eşyalarını bu boyuta depolayabilirsin. İstersen kemerine de takabilirsin. Tek yapman gereken taşa kanından bir damla damlatmak.”


“Kaletaşı!” Ning heyecandan deliye dönmüştü.


Ölümsüzlük yolu ikiye ayrılıyordu: Vücut Geliştirme ve Ki Arıtıcılığı.


Vücut Geliştirme üstatları Habistanrı yoluna adım attıkları için büyülü hazineleri kullanmayı öğrenemiyordu.


Ki Arıtıcıları’ysa Xiantian Alemi’ne adım attıkları an düşük seviyeli büyülü eşyaları kontrol etmeye başlayabiliyorlardı… Lakin en kalitesiz büyülü hazineler bile kişinin Xiantian Alemi’nde olmasını gerektiriyordu. Bu yüzden ki, Habistanrılar’ın büyük bir çoğunluğu aynı zamanda Ki konusuna da odaklanıyordu.


Yine de Gökler her zamanki gibi canlılara açık bir kapı bırakmıştı.


Doğada yetişen bazı maddeler yalnızca kişinin kanıyla bağlanmayı gerektiriyor ve herhangi bir güç sınırlaması içermiyordu. Kaletaşı da bunlardan biriydi!


“Bağlan.” Kar, Kaletaşı’nın yanında ufak bir kılıç uzatmıştı.


“Tamam, anne.” Ning eşyaları aldıktan sonra tereddüt etmemiş ve ufak kılıcı kullanarak parmağını hafifçe kesmişti. Akan birkaç damla kan Kaletaşı’na düşer düşmez taş, damlaları emmiş ve kızıl bir renge bürünmüştü.


“Gir.” Ning ufak kılıcın kaybolmasını ister istemez kılıç kaybolmuş ve Kaletaşı’nın içindeki ufak boyuta girmişti.


“Gel.” ufak kılıç ellerinde belirmişti.


“Ne büyülü ama.” Ning keyiflenmişti.


“Anne.” Ning aceleyle söylendi. “Lütfen bana bir kemer yapıp Kaletaşı’nı yerleştirmemde yardımcı ol.”


“Tamam.” Kar başıyla onayladı: “Kaletaşı normalde hazine olarak görülen bir eşya olsa da Ji Klanımıza göre çok da değerli bir eşya sayılmaz. Babanın pozisyonunu düşünürsek… Ufak bir Kaletaşı’nın lafı bile olmaz! Lakin, diğer hazine babanın ölümün kıyılarında gezerek elde ettiği bir eşyadır!”


Kar yavaşça yumruk boyutlarındaki taşı oğluna uzattı.


“Bağlan.” Kar oğluna bir bakış atmıştı.


Ning parmağından ufak bir damla kanı daha akıttıktan sonra gökkuşağı taşı, kanı emmiş ve bir anda taş sıvıya dönüşerek Ning’e doğru ilerlemeye başlamıştı.


“Nedir bu?” Ning vücudunun gitgide soğuduğunu hissediyordu.


“Bu da Kaletaşı gibi, doğal yollarla oluşan bir hazinedir. Adıysa Altınyıldız Zırhı.” Kar meseleyi açıklamaya koyuldu: “Bağladıktan sonra istediğin gibi kullanabilirsin. Direkt olarak vücuduna girip derine karışacaktır. Altınyıldızı Zırhı’nın korumasıyla… Xiantian Alemi’nin altında yer alan hiç kimse sana zarar veremeyecektir!”


Ning şoke olmuştu “O kadar güçlü mü yani?”


Daha önce kitaplarda böyle bir şey okumamıştı.


“Büyük Xia Hanedanlığı, sayısız yıldır bu dünyaya hükmetmektedir. Kırlangıç Dağı’nın etrafında Ji Klanı mutlak otoriteye sahiptir ancak uzak diyarlarda… Oralarda bizlerden bile daha güçlü klanlar yaşıyor.” dedi Yichuan. “İşte o kadim klanların bazılarında, yeni doğan gençlere bir koruma olması amacıyla bu Altınyıldızı Zırhı verilir.”


Ning şaşkına dönmüştü. Babasına baktığında kalbinin ısındığını hissetmişti.


Ebeveynleri gerçekten onu seviyordu.








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21977 Üye Sayısı
  • 840 Seri Sayısı
  • 40727 Bölüm Sayısı


creator
manga tr