Bölüm 10 - Engerek

avatar
262 0

Coward - Bölüm 10 - Engerek


Ağustos 6, 673 Kızıl Domuz Yılı

 

Rahip Cais

Rahip, aklında binbir çeşit korku ve düşünce ile gitti eşkıyaları karşılamaya. Yanında yardımcısı Kev vardı.  Mevsimlerden yazdı, ancak kadının ortaya çıkması inşası süren şehire kızıl bir örtü ve dondurucu bir soğuğu beraberinde getirmişti. Kev’i onlarla dikkatli konuşması konusunda defalarca uyardı. “Kumandan Venge birliklerinin yarısını ortaya çıkan şeytana yollayıp, öbür yarısını ise yanına almış,” dedi elini kuzeyli çocuğun omzuna koyup. “Tek yapabileceğimiz kale kumandanı dönene kadar oyalamak.”

“Sokayım!” dedi Kev. “Kusuruma bakma üstat,”  diye ekledi. 

Elini omzundan çekti. ,“Doğunun Kasabı Edward. Pek oturup konuşabileceğin bir adam değil,” başını endişeli bir şekilde yana salladı.  “Kaçak generalin döneminden beri Pençe ve civarının belası. On bine yakın adamı olduğunu duydum. Şanslıyız ki sadece birliklerinden birini yardımcısıyla göndermiş. Bu eşkıyalar tek tük kalan sağlam binaların hepsine yerleşti, kale  kapısını açmamız için bekliyorlar. Açmamız durumunda başımıza gelecekleri biliyorsun.”

“Kale Kumandanı kuyruğunu kıstırıp kayboldu. Bir daha geri döneceği ne belli?”  diyerek homurdandı Kev. “Tanrılar merhamet etsin.”

Rahip belli etmese de yardımcısına  hak vermişti. “Pek fazla seçeneğimiz yok çocuk. Fazla umutlanma.”

Gözyaşlarına boğulmuş Berin yanlarına geldi. Berin tipik bir uzak doğuluydu. Çekik kara gözleri, çıkık çene yapısı, düz siyah saçları vardı. Berin her zaman melankolikti, ama Jahr bulunamayınca i daha bir ağlaklaşmıştı. 

“Üstat, şu gelenler….”

Üstat kızın halden anlamasını bekleyerek, “Biliyorum,” dedi. “Başka çaremiz yok kızım.” 

Kızı teselli etmek için sırtına usulca vurdu. “Bir kaç gün aç kalmak, derimizin yüzülmesinden yeğdir. "

Doğu kasabının sembolü kırmızı bayrak üstüne yeşil bir engerekti. Hiç şüphesiz engerek gözükürse beraberinde kan getirirdi. Ve akan kan doğuya ait olurdu. “Onlar zehir saçar,” dedi rahip. “Kumandan ‘hazretleri’ dönene kadar ne derlerse yapacağız.”

Kız nefes nefese konuşmaya çalıştı.

“Hayır, üstat… Bira istiyorlar. Hiç yok, biliyorsunuz!”

Rahip ve Kev endişe içinde birbirine baktı.

Rahip büyük binaya doğru koşturdu. Binaya vardığında önce üstü arandı. Kev ve Berin beraberinde geldi.

Haydutların meraklı ve alaylı gözlerinden rahatsız olsa da belli etmemeye çalıştı. O yaşlı bir adamdı, bu edepsiz hayvanların arasında başka türlü hayatta kalması beklenemezdi.

Binbaşının gümüş işlemeli koltuğuna oturmuş adamı tartmaya çalıştı. Edward’ın sağ kolu bu adam olmalıydı. Kafası sargılıydı, sağ ve sol yanağında, alnında birer göz işareti vardı.

“Sonunda geldiniz… Üstat Cais’di… değil mi?”

“Evet,”  diye yanıtladı üstat yüz üstü yere kapaklanmadan önce.

Arkasını döndüğünde gözleri kan çanağı, suratının tamamı yeşile bulanmış bir kamburla karşılaştı. Koltukta oturan adam sırıttı.

Kambur tükürüklerini saçarak, “Soylu yavşakların önünde yaltaklanmayı bilirsiniz…”  dedi. “Aynı hürmeti Lansela’a da göstereceksin!”  

Rahibin yakasından tuttu. “Yoksa tapındığın tanrılarına kavuşursun!”

Rahip korku içinde ayağa kalkıp başını öne eğdi. 

“Fosha’nın kusuruna bakmayın, üstat Cais..” dedi Lansela. “Konu ben olunca biraz katıdır.” 

Cais kendini zorlayıp “Önemli değil,”  demeye çalışsa da başaramadı. 

“Pençe’nin doğusundaki Irin köyündensiniz, değil mi?” 

Rahip ne cevap vereceğinden emin olamadı. Ortaya karışık bir cevap vermenin akıllıca olacağını düşündü.

“Orada görev yapmıştım…”  dedi kuşkulu bir tonda.

Adam cevabın arkasındaki niyeti sezip koltuktan kalktı. Eliyle yanındaki kıza işaret yaptı. Kız bir sandalye getirdi.

“Oturun, üstat.. Memleketimden çıkmış tek önemli insanı öldürtecek değilim.” dedi. “Edward anahtarı aldığım müddetçe kan dökülsün istemiyor.”

İçeri giren Kev ve Berin’e haydutların ilgisi büyük oldu. Özellikle genç bir kız kadar güzel olan Kev’e. 

Rahip endişelendi, “Onlar benimle!” dedi.

Lansela eliyle geçmeleri için işaret etti, haydutlardan bazıları homurdandı. Rahip yanlarına gidip baş eğmeleri konusunda uyardı. 

“Yardımcılarınız geldiğine göre açık olacağım, üstat,” dedi. “Kalede aradığımız şey kumandanın kılıcı, duymuş olmalısınız… İsmi Geyik….”

Kev lafa karıştı. 

“Bağışlayın…”  ne olarak hitap edeceğini bilemedi. Aralarından en uygunu olduğunu düşündüğü kelimeyi seçti. “Lordum… Fakat Sant madenlerinden çıkarılmış öyle bir parçayı niye beraberinde götürmesin?”

Adam gülümsedi. “Götürmediğini bizzat teyit ettim delikanlı,” eliyle kambura işaret yaptı.  

Kambur bir sandık getirdi. Sandığın içinde Venge Alche’nin başı duruyordu. Berin kafayı görünce bağırsaklarını boşalttı. Rahip ve Kev ise bakıştılar. 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 24318 Üye Sayısı
  • 838 Seri Sayısı
  • 42175 Bölüm Sayısı


creator
manga tr