“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Coiling Dragon - Cilt 11 Bölüm 1 : Bir İmparatorluğun Doğuşu


Kitap 11 (Tanrıların Mezarlığı)  Bölüm 01 – Bir İmparatorluğun Doğuşu

Çeviri: Gin   Düzenleme: Dr.Hiluluk

 

 

Beirut!

Linley ve Bebe birbirlerine bir bakış attılar. Linley hala Bebe’nin doğduktan kısa bir süre sonra, daha gözlerini bile açamazken, sıcak, içten bir sesin ona… Beirut Klanı’na mensup olduğunu söylediğini hatırlıyordu.

“Lord Beirut?” Bebe sordu. “Tamam, sizinle geleceğim.”

Linley, Bebe’ye baktı. Bebe’nin normalde şirin mi şirin olan gözleri şu anda ciddi bir ifadeyle bakıyordu ve içlerinde bir parça… heyecan vardı! Bebe ailesi hakkında hiçbir şey bilmiyordu ve gözlerini açabildiğinde, çevresinde fare tipi bir sihirli canavar bulamamıştı.

Bebe her zaman o sıcak, içten sesin annesine mi ait olduğunu düşünmüştü.

Ne yazık ki Bebe onu hiç görememişti. Sahip olduğu tek ip ucu üç heceydi: “Be-i-rut, Beirut”

Mor-Altın İmparator Fare, Harry gülerek, “Böyle davranmana gerek yok, Lord Babam Bebe’yi onunla görüşmek için davet etti. Kesinlikle herhangi bir kötü niyeti yok.” Konuşurken, Bebe’ye bakmıştı. “Bebe, gidelim.” Diğer iki Mor-Altın İmparator Fare’de Bebe’ye bakıyordu.

Bebe hemen havaya yükseldi.

“Bebe’in Karanlık Orman’a seyahati büyük ihtimalle biraz zaman alacak. Fazla sabırsız davranmayın.” Üçüncü Mor-Altın İmparator Fare Harvey konuştu.

Linley başıyla onaylayarak Bebe’ye döndü. “Bebe, önemli bir şey olursa, anında beni bilgilendir.” Linley ve Bebe zihin yoluyla çok uzun mesafelerden iletişim kurabiliyordu. Genel koşullar altında, Bebe Karanlık Ormandayken hala zihinsel olarak Linley’le iletişim kurabilirdi.

“Anlaşıldı Patron.” Bebe sırıttı.

Linley de ona cesaret verecek şekilde gülümsedi.

Ailesi hakkındaki gizem tüm yaşamı boyunca Bebe’nin zihnin kurcalayan bir yük olmuştu. Şimdi bunu çözme fırsatı doğduğuna göre, Bebe en ufak bir tereddüt gösteremezdi.

 

---

 

Kar taneleri daireler çizerek toprağa düşüyordu. Kraliyet sarayındaki konuşma son derece hararetliydi.

“Demek Karanlık Orman’ın gizemli Kralının adı Lord Beirut.” Rebecca ellerini göğsünde kavuşturmuş, heyecanla nefes alıyordu. Yulan Kıtasındaki en büyük beş güç, beş İlah gerçekten de hayranlık uyandırıcı figürlerdi. İlahların gücü Azizlerle kıyaslanamayacak kadar yüksekti.

Örneğin, Stehle, Cesar’ın parmak ucuyla vurduğu tek bir fiskeye bile karşı koyamamıştı.

“Baba.” Taylor saf gözleri enerjiyle dolu bir şekilde Linley’e baktı. “Beirut gerçekten de o kadar güçlü mü? Senden bile mi güçlü, Baba?”

Linley ve Wharton, ikisi de güldüler.

“Lord Beirut…” Linley bakışlarını sanki Karanlık Ormandaki ininden tüm Yulan Kıtasını yöneten uzmanı görebilirmiş gibi kuzeye doğru çevirdi. “O üç Mor-Altın İmparator Fare’nin söylediğine göre, Lord Beirut büyük ihtimalle Yulan Kıtasındaki en güçlü İlah.”

Linley sevecen bir tavırlar Taylor’un kafasını okşadı. “Taylor, Baban henüz ona meydan okuyabilecek güce sahip değil.”

“O zaman babam onu gelecekte kesinlikle geride bırakacak.” Taylor net bir tavırla konuşmuştu. “Babam Yulan Kıtasındaki en büyük dahi ve tarihteki en güçlü Ejderkanı Savaşçısı.”

“Haha…” Linley cevap vermeden sadece güldü.

Linley ardından Wharton’a bakıp konuştu. “Wharton, yarın gizli yeraltı odasına gidip eğitime başlamayı planıyorum. Baruch İmparatorluğu’nun kuruluşuna katılmayacağım.” Bu sözde ‘yeraltı odası, sihir cevheri madeninin merkezindeki cep boyuttan başkası değildi.

“Abi, ne demek katılmayacağım?” Wharton şok olmuştu.

Bir imparatorluğun kuruluşu büyük bir olaydı.

“Unut gitsin.” Linley, Delia’ya baktı. Delia’nın büyü gücü ve ruhsal enerjisi inanılmaz bir şekilde gelişmeye devam ediyordu. 9. Seviye baş büyücü seviyesine ulaştıktan sonra, gelişim oranı daha da artmıştı. Böyle bir ilerleme Linley’i bile hayrete düşürmüştü.

Sanki Delia için darboğaz diye bir kavram yoktu.

“Delia, İmparatorluk kurulduğunda, Yulan İmparatorluğunun da elçiler göndereceğini düşünüyorum. Anne baban ya da diğer klan üyelerin buraya gelebilirler. Sarayda kalıp onları beklesen iyi olur.”

“Tamam.” Delia, anne babasının şu anda nasıl göründüklerini düşünmeden edemedi.

Klanından on iki yıl önce ayrılmıştı. Klan ve Delia aralarındaki soğukluğu uzun süre önce çözmüştü. Sadece, aralarındaki mesafe çok fazla olduğundan, nadiren buluşma fırsatı bulabilmişlerdi.

Bu sefer, Baruch İmparatorluğu kuruluyordu ve ailesi büyük ihtimalle gelecekti.

Linley ardından talimat vermeye devam etti. “Delia, özel eğitim odası on metre genişliğinde. Onu çoktan iki katmana ayırdım bile. İşini bitirdikten sonra, gelip beni bulabilirsin. O zaman özel odaya girmene yardım edeceğim. Sen ve ben birlikte eğitim yapabiliriz. Umuyorum ki bir iki yıl içinde, benden daha önce Aziz Baş Büyücü seviyesine ulaşacaksın.” Linley konuşurken iç çekmişti.

Delia’nın gözlerinde bir heyecan ifadesi vardı.

Linley inzivaya her çekilişinde kim bilir ne kadar zaman ortadan kayboluyordu. Delia doğal olarak o sürede Linley’in yanında olmak istiyordu.

“Tamam. Kesinlikle yanına geleceğim.” Delia aceleyle cevap verdi.

Bir sonraki gün, Linley doğruca sihir cevheri madenine uçtu. Savaştan sonra, madenciler oldukça düzenli ancak hızlı bir şekilde kazmaya devam etmişti. Bir ay içinde, sihir cevherinin yüzde 60 ila 70 i arasında bir miktar çıkarılmıştı ve geriye yalnızca az bir damar kalmıştı.

Ancak tabi ki ‘kapı’nın etrafına çeşitli önemli binalar yapılmıştı.

Linley tünellere yürüyüp taş kapıyı açarak gizemli boyutlar arası kapıya ulaştı. Vücudu hemen ritmik bir şekilde etrafında dönen koyu gök mavi savaş ki’si ile kaplandı. Ardından içeriye adımını attı.

“Çatır çutur.”

Korkunç bıçağımsı enerji patlamaları Linley’e doğru saldırdı ancak Linley’in Dalga Kalkanı tüm bu saldırıları kolayca savunabiliyordu.

Cep boyuta adımını attığında, Linley’in kalbi huzurla doldu. Toprak, ateş, su, rüzgar. Tüm elemental özler sanki çok yakınındaydı. Evrenin Nabzı bile çok net hissediliyordu. Kafasını kaldırınca… o şeffaf zarı ve ardındaki çok renkli kaotik boşluğu gördü.

“256 katmana ulaşalı uzun zaman oldu. Umarım bu sefer, gerçek bir seviye atlayabilirim.” Linley hemen bacaklarını çapraz yapıp oturarak meditasyona başladı.

Geçen sever, Linley bir iç görü edinmişti, ancak bu yalnızca 256 katman içindi. Şu an hepsini tek titreşim dalgasında odaklaması gerekiyordu. Ancak bu şekilde Toprağın Engin Gerçeklerini mükemmelleştirmiş olacaktı. Ancak bunu tam olarak nasıl yapacağı konusunda hala emin değildi.

Cep boyutun içinde, zamanın akışı hissedilmiyordu bile.

Linley eğitimine başlamıştı.

Yulan Takvimi yıl 10022, Aralık 28. İki gün sonra, Yulan Festivali vardı. Bu tarihsel önemi olan bir Yulan Festivali olacaktı,çünkü… bu Yulan Festivalinde, Baruch İmparatorluğu resmi olarak kurulacaktı.

Baruch Şehri ana baba günüydü. Ziyaretçiler şehri ağzına kadar doldurmuştu.

On muhafız sade, süssüz bir at arabasına Baruch Şehri’nin sokaklarında eşlik ediyordu. Yalnızca bu 5. Seviye ve üstü savaşçılara bakarak bile, arabanın içindekilerin sıradan insanlar olmadığını anlamak mümkündü. Uzun bir süre sonra araba bir otele ulaştı.

Muhafızlar hemen atlarını durdurdular.

“Madam, otele vardık.” Arabanın sürücüsü saygıyla yolcusuna seslendi.

“Anlaşıldı.” Arabanın içinden sakin bir ses yükseldi. Kar beyaz bir el arabanın perdelerini araladı, ve ardından genç bir kadın dışarı adımını attı. Bu soylu leydi mor kıyafetler giymiş ve siyah bir pelerin takmıştı. Eğer Linley burada olsaydı, bu kadını kesinlikle tanırdı…

Alice!

Kıyamet Günü’nden sonra neredeyse yirmi üç yıl geçmişti.

O zamanlar, Alice çok gençti. Yirmi üç yılın sonunda, doğal bir zarafete ve asil bir leydinin şıklığına sahipti.

“Yirmi üç yıl.” Alice şehre bakarken, duygusal hissediyordu. Bu şehrin adını biliyordu; Baruch Şehri. Bu şehir adını Linley’in klanından almıştı. Yulan Kıtasının beşinci büyük imparatorluğu resmi olarak iki gün sonra kurulacaktı.

Adı da yine Baruch İmparatorluğu  olacaktı.

“Linley Baruch.” Alice Linley’in adını mırıldandı.

O ve Kalan Sihirli Canavarlar Sıra Dağlarında tehlikeyle yüzleştiğinde, Linley birden göklerden inmiş ve onu kurtarmıştı. O yıl Linley, potansiyeli olan bir gençten fazlası değilken, kendisi güzel, tasasız bir genç kızdı. Kalan ise soylu bir klanın varisiydi.

Yirmi üç yıl sonra.

Linley çoktan onun yaklaşmayı bile umamayacağı seviyelere yükselmişti.

Alice kalbinin derinliklerinde Linley’e karşı minnettardı. Kıyamet Günü’nde, onu İdareci Maia’ya emanet eden oydu. Adam Linley’in hatırına ona ve Rowling’e kaçarken yardım etmişti. İdareci Maia kızlara karşı son derece kibardı.

Daha sonra, Alice ve Rowling İdareci Maia’nın evlatlık kızları olmuştu.

Ardından Alice Proulx Galeri’si işlerinde ona yardım etmeye başlamıştı. Rowling idare konusunda pek başarılı değildi, ancak onun aksine… Alice çeşitli galerileri yönetmek konusunda oldukça yetenekliydi ve İdareci Maia ona giderek daha çok yetki vermeye başlamıştı. Bu sefer, onu Baruch Şehrine gönderen de İdareci Maia’ydı.

Bunun sebebi… Alice’in Baruch Şehrinde yeni bir Proulx Galerisi açacak olmasıydı!

Genel olarak bakılırsa, bütün büyük şehirlerde bir Proulx Galerisi bulunurdu. Gelecekte, Baruch Şehri Baruch İmparatorluğunun merkezi olacaktı. Doğal olarak burada bir Proulx Galerisi açmalıydılar.

“Madam?”  Yakındaki muhafızlardan biri seslendi. “Kar yağıyor.”

“Oh.”

Alice ancak şimdi kendine gelebilmişti. Sakin bir gülümseme ile, “Gidelim.” Alice, muhafızlarıyla birlikte otele girdi. Arkasındaki muhafızlar ona karşı son derece saygılıydılar. Alice’in kocasının yıllar önce, Kıyamet Günü’nde öldüğünü biliyorlardı.

Aslında bu konuda şaşkındılar…

Neden Alice daha sonra hiç evlenmemişti?

Yulan Takvimi, yıl 10023. 1 Ocak. Baruch İmparatorluğunun kurulduğu gün.

Bu gün, her ulustan elçiler gelmişti ve Baruch Şehri tam bir şenlik alanıydı. Ancak… aynı zamanda, Yulan Kıtasının çeşitli yerlerinde gizlice meditasyon yapmakta olan saklı uzmanlar da hareketlenmeye başlamıştı.

Çeşitli İlah seviye uzmanlardan emirler almaya başlamışlardı.

O’Brien İmparatorluğu. Başkentin dışı. Savaş Tanrısı Dağı.

“Hoşgeldiniz, Usta.” Yirminin üzerinde Aziz saygıyla beklerken, Savaş Tanrısı O’Brien dağın zirvesine indi. Kırmızı saçları birer bıçak gibi dik dikti.

Savaş Tanrısı O’Brien başıyla hafifçe onayladı ve ardından emirler vermeye başladı. “Castro.”

Castro hemen bir adım ileriye çıkıp Savaş Tanrısı’nın emrini bekledi. Savaş Tanrısı sakin sesiyle, “Hemen Anarşik Topraklara gidip, Linley’i önümüzdeki yılın 3 Mart’ında Savaş Tanrısı Dağında olması için bilgilendir.”

“Emredersin, Usta.” Castro hemen karşılık verdi.

“Lanke.” Savaş Tanrısı bir kez daha konuştu. Çırağı Lanke hemen bir adım öne fırladı. Savaş Tanrısı emri verdi.” Kuzey Denizinde Kefande’nin yaşadığı küçük adaya git. Kefande’yi ne olursa olsun önümüzdeki yıl 3. Mart’ta Savaş Tanrısı Dağında olması konusunda bilgilendir.”

“Emredersin, Usta.” Lanke hemen onayladı.

Savaş Tanrısı bir kez daha konuştu. “Kenyon.” Kenyon da bir adım ileri çıktı. Savaş Tanrısı devam etti. “Sen doğruca…”

Ardı ardına on iki çırağına emirler verdikten sonra, kalan on çırağına geride kalmalarını söyledi. Bu on Aziz Savaş Tanrısı’nın bizzat eğittiği çıraklar arasında en güçlü olanlardı ve aralarında ilk çırağı, Fain de vardı.

“Siz onunuz, hazırlıklarınızı yapın. Sizin de 3. Kardeşinizle aynı kaderi paylaşmanızı istemiyorum.” Savaş Tanrısı sakince konuştu.

“Emredersin, Usta.!”

Onu da saygıyla karşılık verdi. Hepsi ustalarının neden bahsettiğini biliyordu.

“Eğer ölmekten korkuyorsanız, vazgeçmeyi seçebilirsiniz. Bu fırsatı değerlendirmek isteyen pek çok aziz olacaktır.” Savaş Tanrısı sakince konuşup, on çırağına bir bakış attı. Yüzlerindeki bakışı gördüğünde memnun bir ifadeyle kafa sallayıp, oradan ayrıldı.

 

---

 

Yer altı salonunda, Castro oturmuş bekliyordu. Uzun bir süre uçtuktan sonra, önce Baruch Şehri’ne, ardından Barker’ın refakatinde buraya gelmişti. Castro Linley’in hala Kara Kuzgun Dağı’nda yaşadığını düşünüyordu.

“Castro, bir dakika bekle. Gidip Linley’e haber vereyim.” Barker konuşurken gülümsedi.

“Peki.” Castro son derece kibardı.

Barken salondan ayrılıp, üç adımda doğruca gizemli kapıya ulaştı. Castro orada usulca oturmuş, ruhsal enerjisiyle bölgeyi incelemeye cesaret edememişti. Ne de olsa Barker da bir Azizdi. Birisi ruhsal enerjisini yayarsa bunu hissedebilirdi.

Barker kapıya vardı.

Tek bir adımla, cep boyutun içine girdi.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1152

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1028

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 844

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 792

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 675

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 624

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 532

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 315

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 87

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13389 Üye Sayısı
  • 400 Seri Sayısı
  • 18218 Bölüm Sayısı


creator
manga tr