Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Coiling Dragon - Cilt 10 Bölüm 44: Buluşma Daveti


Kitap 10 (Baruch)  Bölüm 44 – Buluşma Daveti

Çeviri: Gin  Düzenleme: Dr.Hiluluk

 

Kutsal Ada. Işık Mabedi’nin 9. Katı.

Şu anda, odadaki atmosfer inanılmaz boğucuydu. Hava o kadar ağır ve baskıcıydı ki, sanki katılaşmıştı.

Kutsal İmparator Heidens, Pretor Osenno, Fanatiklerin Generali Lehman ve Sofuların lideri Lord Düşen Yaprak. Bu dört yüksek rütbeli bireyin hepsi buradaydı. Aldıkları mektuba gözlerini dikmişlerdi. Suratlarına çirkin birer ifade oturmuştu.

Sessizlik!

Haberleri aldıktan sonra, kimse konuşmamıştı. Herkes bu haberlerin taşıdığı büyük önemin farkındaydı. Belki Linley’e göre… dünyevi güç, toprak ve krallıklar bir anlam ifade etmiyordu. Baruch Krallığı yok olsa bile, bu onun için fazla bir anlam ifade etmezdi.

Ancak işler Işık Kilisesi için farklıydı.

“Fare sürüsü. Bir fare sürüsü!” Lord Düşen Yaprak kaşlarını sert bir biçimde çatmıştı. Zayıf, kırışmış yüzünde acı bir ifade vardı. “Karanlık Orman’ın korkunç fare sürüsü. Neden Linley’i dinliyorlar? Bu daha önce eşine rastlanılmamış bir olay.”

Heidens kısık bir sesle konuştu. “Büyük ihtimalle Linley’in sihirli canavarından dolayı. Şu siyah aziz seviye Gölge Faresi onları kontrol ediyor olmalı.”

“Aziz seviye fare tipi sihirli canavarlar Mor-Altın İmparator Fareler olmalı!” Osenno kafasını salladı. “Linley’in fare tipi sihirli canavarı bir Aziz olsa da, Karanlık Orman’ın kralları Mor-Altın İmparator Fareler. Tüm Gölge Fareleri ve Taş Yiyen Fareler, Mor-Altın İmparator Farelerin emirlerine uyar.”

Bu bir gerçekti. Yulan Kıtasındaki tüm uzmanlar bu gerçeği bilirdi.

Yulan Kıtasındaki en üst sınıf beş İlahtı, ve gizemli Karanlık Orman’ın Kralı onlardan biriydi. Kilisenin tüm kayıtlarında, hatta Yüksek Rahip ortaya çıkmadan öncekilerde bile, bu Karanlık Orman’ın Kralı’yla ilgili notlar bulunurdu.

Beş ilahın en eskisi.

En gizemlisi.

Kendini hiç göstermez. Hiç güç mücadelelerine girmez.

Ancak kimse onu kızdırmaya cesaret edemez. Ne kadar güçlü olursa olsun, kimse ona karşı gelmez.

Tüm büyük güçler bu gizemli Karanlık Orman’ın Kralı’nın bir hobisi olduğunu bilirdi; o fare tipi sihirli canavarları severdi. Onun yardımıyla, fare tipi sihirli canavarlar Karanlık Ormanda devasa, güçlü bir tür haline gelmişlerdi ve Mor-Altın İmparator Fareler Aziz seviye sihirli canavarlar arasında en üst düzeydekilerdendi.

Dokuz Başlı Yılan İmparatorlar, Evren Ayıları ve Kırmızı Gözlü Yeleli Aslanlar bile bu Mor-Altın İmparator Farelerden aşırı güçlü değillerdi.

“Yeter.” Heidens kaşlarını çattı. “Fare sürülerinin Linley’i neden dinlediği hakkında yeterince konuştuk. Şu an önemli olan bu meseleyi nasıl çözeceğimiz. Durum son derece vahim. Hepinizin bunun farkında olduğunuza inanıyorum.”

Osenno, Lehman ve Lord Düşen Yaprak sessizliklerini korudular.

Heidens her birine birer bakış attı. “Kıyamet Günü, çoktan yüz milyondan fazla müridimizi kaybetmemize neden oldu. Işık Hükümranı, böyle büyük miktarda ‘inanç’ enerjisinin kaybından dolayı zaten mutsuz. Linley, Anarşik Toprakları ele geçirince, büyük ihtimalle kiliseleri yok edecek. Yüz yıldan az sürede, belki de Anarşik Topraklarda Işık Kilisesine inanan kimse kalmayacak.”

İnanç!

Bu Işık Kilisesinin var olma nedenlerinin en önemlilerinden biriydi. Geçen sefer devasa miktarda inanç enerji kaybetmişlerdi. Işık Hükümranı bunun için onları cezalandırmadığından dolayı şanslıydılar.

Ancak eğer şimdi daha fazlasını kaybederlerse…

Bunun yankıları inanılmaz derecede büyük olabilirdi!

“Ne olursa olsun, Işık Kilisesi’nin Anarşik Topraklardaki köklerinin yok edilmesine izin veremeyiz. Bu devasa miktardaki inanç enerjisini kaybetmeye tahammülümüz yok.” Lord Düşen Yaprak kısık bir tonda konuşmuştu.

“Doğru. Kaybedemeyiz.” Fanatiklerin Generali Lehman da buna katılmıştı.

Osenno’nun dudakları yukarı doğru kıvrıldı. “İnanç enerjisi bizim için önemli, ancak bu Linley için de önemli olduğu anlamına gelmiyor. Linley, büyük ihtimaller topraklarını genişletmekle de çok ilgilenmiyordur. Onunla anlaşabiliriz.”

“Doğru.” Diğer üçünün gözleri ışıldamıştı.

Bu çözümlenemeyecek bir mesele değildi.

Heidens bir anlığına duraksayıp, ardından hemen emir verdi. “Durum bu olduğuna göre, şuna ne dersiniz. Lehman, sen şimdilik Kutsal Ada’da kal. Kutsal Ada’daki bütün meseleler senin sorumluluğunda olacak. Linley’in bizi pusuya düşürüp karargahımızı yok etmesine izin verme. Düşen Yaprak ve Osenno’ya gelince, siz ikiniz, altı tane Melek Azizle birlikte benimle gelin.”

Yaşlı Lord Düşen Yaprak başıyla hafifçe onayladı.

Osenno da başını salladı.

Işık Kilisesi insan Azizlere de sahipti, ancak insan azizlerin potansiyelleri Meleklerden çok daha fazlaydı. Kilise insan azizleri tehlikeye atmaktansa, Melekleri ön saflara sürmeyi tercih ederdi.

Kutsal İmparator Heidens liderliğinde, Işık Kilisesinin üç temel gücü, Heidens, Osenno ve Lord Düşen Yaprak, altı Melek Azizle birlikte doğruca Kutsal Ada’dan okyanusa doğru uçup, Anarşik Topraklara yöneldiler.

Gölge Tarikatına gelince, onların ‘inanç’ gücüne verdiği önem de Işık Kilisesinden daha az değildi.

Gölge Tarikatının bazı temel güçleri, örneğin Kara Patrik de Anarşik Topraklara doğru yola çıkmıştı.

Anarşik Toprakların güney bölgesinde, ıssız bir resmi yolda, devasa fare dalgaları insan askerlerle birlikte oldukça nizami bir şekilde toplanmış, saldırılarına devam ediyordu. Yüz milyonlarca fare ve iki yüz bin insan savaşçı, on orduya ayrılmıştı.

Her orduda on milyonlarca fare ve yirmi bin insan savaşçı bulunuyordu.

İnsan savaşçıların asıl görevi şehirlerdeki vatandaşları sakin tutmaktı. Yirmi bin insan askerin arasında, bir at arabası duruyordu. Bu tüm ordudaki tek at arabasıydı.

Ve bu arabanın içinde, yalnızca… Bebe vardı!

Geniş arabanın içinde, Bebe iki arka bacağını gerip, tembel bir hareketle uzanırken zihin yoluyla Linley’le konuşuyordu. “Patron, kontrolümdeki beş ordu çoktan altı idari şehri ve onlarca küçük şehri ele geçirdi. Sende durum ne? Cep boyutta eğitim nasıl gidiyor? Of, tamam… Seni daha fazla rahatsız etmeyeceğim.”

“Çok sıkılıyorum.”

Bebe kabullenmiş bir biçimde iç çekti.

Bebe sihir cevheri madeninden yaklaşık iki bin kilometre uzakta olsa da, Linley ve Bebe o kadar çok ruhsal enerjiye sahipti ki, aralarındaki ruh bağı çeşidi ‘eşitlerin bağı’ ile birlikte, böyle bir mesafeden hala iletişim kurabiliyorlardı. Bu mesafe Linley ve Haeru arasındakinin iki katıydı.

On iki yıl önce, Linley ve Haeru bin kilometrelik bir mesafede zihinsel olarak konuşabiliyorlardı.

Şimdiyse, Linley ve Haeru iki bin kilometrelik mesafede zihinsel yolla iletişim kurabiliyordu. Linley ve Bebe doğal olarak çok daha büyük mesafelerde bunu başarabiliyordu.

“Hey, neredeyiz? Bir sonraki idari şehre ne kadar var?” Bebe dışarıdaki muhafıza doğru yüksek sesle seslendi.

Asker hemen arabanın penceresini açıp, saygılı bir tonla, “Lordum, haritaya göre, sıradaki idari şehre elli kilometre mesafedeyiz.”

“O kadar uzak mı?” Bebe mırıldanıp, küçük gözlerini kapattı. “Biraz daha kestirsem iyi olacak sanırım.”

“Fare sürüsü geliyor, fare sürüsü geliyor!” Şehrin duvarlarından dehşet dolu çığlıklar yükseliyordu.

Bu idari şehrin surlarının üzerinde, binlerce askerin yüzleri bembeyaz kesilmişti. Çorak toprakları kaplayan bu sonu gelmez fare akının gördüklerinde, korkudan donup kalmışlardı. Şehrin yöneticisinin bile alnında kocaman ter damlaları birikmişti.

“Ne yapacağız?” Şehir yöneticisi tamamen çaresizdi.

Yanındaki yardımcılarından biri korkuyla konuştu. “Lord Şehir Yöneticisi, bu fare akını dehşet verici. Onları durduramayız. Teslim… teslim olmak en doğru seçenek.” Konuşurken sesi bir fısıltıya dönüşmüştü. İdari Şehrin surlarındaki askerler gelen sayısız fareyi ve aralarında ince bir hat oluşturan insan askerleri seçebiliyordu.

“Teslim olun, öldürmeyelim!”

“Teslim olun, öldürmeyelim!”

“Teslim olun, öldürmeyelim!”

İnsan askerler birden hep bir ağızdan bu sözlerle bağırmaya başladılar. Bu yeri göğü titreten bağırış, sonu gelmeyen fare sürüsüyle desteklenince, muhafızların pek çoğunun silahlarını atmasına neden oldu. Ne de olsa, daha fare sürüsü varmadan önce bile, bu askerler onların ne kadar korkunç olduğunu duymuşlardı.

“Lord Bebe.”

At arabası birden durduğunda, Bebe uyuklamaktan kızarmış küçük gözlerini açtı. Tam gözleri odaklanmaya başlamışken, gözleri birden kocaman açıldı ve bir ‘vız’ sesiyle arabanın içinden kayboldu.

Şehir çoktan teslim olmuştu ve sayısız fare şehre girmeye hazırlanıyordu. Ancak birden, tek bir fare bile kıpırdamadan durup kaldılar.

Bunun nedeni bir grup insanın önlerinde, havada asılı durmasıydı. Liderleri zayıf, kel bir adamdı. Heidens. Heidens’ten yayılan aura öyle korkunçtu ki, altındaki farelerin hepsi diz çökmüş, kıpırdamaya cesaret edememişti.

“Aziz seviye bir uzman!” Aşağıdaki insan savaşçılar da kalplerinde büyüten dehşeti hissedebiliyordu.

Bunu gören Heidens’in yüzünde sakin bir gülümseme ifadesi belirdi.

Hava titreştiğinde, az önce at arabasının içinde olan Bebe, birden orada belirdi. Bebe’nin gözleri Heidens’e dikilmişti. Konuşurken sesi son derece kulak tırmalayıcıydı. “Sen lanet kel, Osenno bile senin arkanda duruyor. Demek sen Işık Kilisesi’nin sözde Kutsal İmparatorusun?”

Lanet kel?

Osenno, Lord Düşen Yaprak ve Heidens’in arkasındaki iki Aziz Melek şaşkındı.

Heidens’in yüzünde hala hafif bir gülümseme vardı. Hoş görülü bir baba gibi, Bebe’ye nazik gözlerle bakıyordu. “Demek sen Linley’in sihirli canavarısın. Ben gerçekten de Kutsal İmparator Heidens’im. Bu gün, buraya geldim çünkü Linley’le güzel bir anlaşma yapmak istiyorum.”

“Ya?” Bebe küçük gözlerini devirmişti.

“Tamam, siz bekleyin.” Bebe yüksek sesle konuştu. “Patronum hala Krallıkta. Ona hemen bilgi veremem. Yarım gün beklemeniz gerek.”

Heidens gülümseyip başıyla onayladı. “Peki, Linley buluşma yerini de seçebilir.” Heidens’in tavrı oldukça alçak gönüllüydü.

Bebe küçük gözlerini bir kez daha yuvarladı ve birden yüksek sesle cevap verdi. “Tamam. Yalnızca bu idari şehirde kalın. Kısa süre sonra gelip sizi bulurum.” Bebe keskin bir çığlık attığında, anında, aşağıdaki fareler itaatkar bir şekilde şehrin dışına çekilerek, saldırıyı durdurdular.

Bunu gören Heidens, Osenno ve Lord Düşen Yaprak içte içe şok olmuşlardı.

Bebe’ye gelince, o siyah bir gölgeye dönüşüp, kuzeye doğru fırladı. Uçtuğu sırada, Bebe Linley’e ulaşmaya çalışıyordu. “Parton, çabuk. Eğitimi bırak. Büyük bir şeyler oluyor.”

Sihir cevheri madeninin derinliklerinde, zarif bir rüzgar yükseldi. Linley’in vücudu birden havada belirirken, Zassler’da hemen dışarı uçtu.

“Lord Linley, bu cep boyutun değeri kesinlikle benim kutsal hazineme denk.” Zassler hayretle iç çekti. Bu Zassler’ın cep boyutuna ilk gelişiydi. Az önce, Linley ve o içeride eğitim yapıyordu.

Zassler, ölüm büyüsünün sırlarıyla haşır neşir olduğundan, pek çok doğa üstü gizem konusunda Linley’den daha bilgiliydi.

Zassler bir Yarı Tanrının böyle dayanıklı bir cep boyut yaratmayı başaramayacağından emindi.

“Şimdilik yeterli. Az önce, Barker’ın sihirli canavarı beni Gölge Tarikatı’nın uzmanlarının geldiği konusunda bilgilendirdi. Ardından, Bebe de benimle iletişime geçti.” Linley’in dudaklarında bir gülümseme vardı. “Işık Kilisesi ve Gölge Tarikatı telaşa kapılmışlar.”

“Doğal olarak.” Zassler güldü. “Lord Linley, siz toprakları umursamıyorsunuz, ancak dini organizasyonlar inanç gücüne büyük önem verirler. Eğer büyük miktarda toprak kaybederlerse, Işığın Kutsal Boyutu tarafından cezalandırılabilirler bile.”

“Askerleri benim bölgeme saldırdığında, tüm süre boyunca kendimi tuttum. Ancak şimdi, bu insanlar ortaya çıktı. Bakalım söyleyecek neleri varmış!” Linley’in gözlerinden soğuk bir ifade gelip geçti.

“Zassler, gidelim.”

Linley’in vücudu bir ışık huzmesine dönüşerek güneye doğru zarif bir biçimde süzüldü. Zassler gülerek onu takip etti. Yalnızca, Zassler’ın ‘gülüşü’ ölümcül, öteki dünyaya aitmiş gibi gözüken gözleriyle birleşince, korkunç bir manzara oluşturuyordu.

Uçarken.

Linley zihin yoluyla emir verirken, gözleri soğuk bir ifadeye büründü. “Haeru, sen ve o üç aziz ejderha da gelin.” Neredeyse anında, Aziz seviye sihirli canavarlar, Karabulut Panteri, Tiran Wyrm, Altın Ejderha ve Yıldırım Kertenkele, Kara Kuzgun Dağından dışarı doğru fırladılar.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1218

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 870

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 643

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 547

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14794 Üye Sayısı
  • 451 Seri Sayısı
  • 19462 Bölüm Sayısı


creator
manga tr