Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Coiling Dragon - Cilt10 Bölüm 38: Patlayıcı Öfke


Kitap 10 (Baruch)  Bölüm 38 – Patlayıcı Öfke

Çeviri: Gin   Düzenleme: Dr.Hiluluk

 

Işık Kilisesi ve Gölge Tarikatı’nın güçleri Cod İdari Şehri’nin güney kapısının dışında sonu gelmez bir insan seline benziyordu. Cod İdari Şehri’nin askerleri alarm halindeydi. Bu ‘insan seli’nin birden dev bir dalgaya dönüşüp onları boğabileceğini biliyorlardı.

Aşağıdaki ordunun küçük bir kısmı ana kuvvetten ayrılmıştı.

Bu ‘küçük kısım’ yan yollardan birini kullanarak Cod Şehri’nin doğu kapısına doğru yöneldi. Bölge coğrafyasını da hesaba katınca, Işık Kilisesi yalnızca güney ve doğu kapılarına saldırabilirdi. Kuzey ve batı kapılarına ordularını götürmelerinin bir yolu yoktu. Doğu kapısına yönelen ordu iki lejyondan oluşuyordu.

Bu iki lejyondan biri Işık Kilisesine, diğeri ise Gölge Tarikatına aitti. İki gücün elit lejyonları…

Gölge Tarikatına ait lejyonun kumandanı kısa mavi saçlı bir adamdı ve adam şu an ciddi bir yüz ifadesiyle şehir surlarına bakıyordu. Yanındaki altın saçlı adam ise, Işık Kilisesinin elit lejyonunun kumandanıydı.

Eğer doğu kapısını almayı başarırlarsa, ikisi de savaşta büyük işler başarmış sayılacaktı.

“Yalnızca beş sihir topu.” Mavi saçlı adam sakin bir ses tonuyla konuşuyordu. “Rogers, şuna ne dersin. Askerlerimiz önce ileri atılacaklar, ve duvarlara yaklaştığımızda öncü birlik sıkı düzen oluşturarak merdivenlerle duvara çıkmamız için bir fırsat yaratacak. Diğer askerler ise arkadan takip edecekler. Duvarın üstüne çıkmayı başarabilirsek, Cod İdari Şehri düşer.”

Rogers ona bir bakış attı. “Brian, o zaman bakalım önce hangimiz duvarı aşmayı başaracak.”

“Kabul.” Brian’ın gözleri kibir doluydu.

Zaman akmaya devam etti. İli elit lejyon hazır kıta bekliyordu… ve birden, başlayan katliamın sesini duydular. Sihir topları patlamaya başlamıştı, savaşçılar öfkeyle haykırıyordu ve oklar havada vızıldıyordu. Bitip tükenmek bilmeyen bağırışlar sanki dünyayı ikiye bölüyordu.

“Diğer tarafta savaşmaya başladılar.” Brian’ın dudaklarında bir gülümseme vardı.

Rogers da kafasını yavaşça salladı. “Doğu kapısını aştığımızda, zaferimiz garantilenmiş olacak.”

Orijinal planlarına göre, güney kapısındaki savaşın iyice kızışmasını bekleyeceklerdi… Beş dakika sonra Brian birden öfkeyle bağırdı, “Gebertin!” Planlarından önceden beri haberi olan kumandanları, hemen askerlerini saldırıya geçirdi.

Kırk metre uzunluğundaki merdivenleri doğu kapısına doğru korkutucu bir hızla taşıyorlardı.

Çok sayıda asker, kalkanları başlarının üstünde, son hız ilerliyordu.

Doğu duvarındaki beş sihir topu ateşlendi. “Boom!” “Boom!” Sihir topları gümbürderken, beş ışık topu hızla fırlayıp, düştükleri yerlerde korkutucu patlamalara sebep oldular. O bölgelerdeki askerler anında can vermişti, ancak sağ kalan askerler tereddüt bile etmeden saldırmaya devam ettiler.

Tereddüt ölüm demekti.

“Çok hızlılar!” Doğu kapısının kumandanı düşmanların ne kadar hızlı koştuklarını fark etmişti. Sihir topları yalnızca üç kez ateş etmişti, ancak düşman çoktan yüz metre menzile ulaşmıştı bile. “Dur bir saniye!” Birden, en hızlı koşan düşman askerlerin birden kusursuz hareket eden bir birlik oluşturduğunu fark etti.

Bunların elit askerler olduğu açıktı. Büyük ihtimalle güçlerini birleştirip duvarda bir gedip oluşturmak için gönderilmişlerdi.

“Hıhh. Görünüşe göre gerçekten de yapmışlar…” Kumandanın yüzünde soğuk bir gülümseme vardı.

“Tüm sihir topları, hazırlanın!” Kumandan kükreyerek emri verdiğinde… on beş sihir topu daha sur mazgallarındaki yerlerini aldılar. Önceki beş topla birlikte, şu anda surların üzerinde toplamda yirmi büyük kalibreli sihir topu vardı! Yirmi sihir topu aynı anda ateşlendi…

On beş sihir topunun daha ortaya çıktığını gören Brian ve Rogers’ın yüzleri anında değişti.

“Hayır!” Brian’ın yüzünde vahşi bir ifade vardı ve kontrolsüz bir öfkeyle haykırdı.

“Boom!” “Boom!” “Boom!” “Boom!”

Yirmi sihir topu aynı anda öfkelerini kusarken, hedefleri doğal olarak saldırıyı yöneten elit birlikti. Yeri göğü titreten patlamalar duyuldu.

“Hayır!” Pek çok asker, sihir toplarının son hız kendilerine doğru patladığını gördüğünde, dehşet ve öfkeyle haykırdılar.

Ancak saldırılar onlar için fazla hızlıydı. Bir ışık patlaması eşliğinde, toplardan biri yere çarptı ve askerlere savuşturma fırsatı bile vermedi. Bölgedeki askerler paramparça olmuştu, bazıları donmuş, bazıları kömür olmuştu. Sağ kalanlar ise kopmuş uzuvlarını tutarak acıyla uluyorlardı…

Göz açıp kapayıncaya kadar, üç binden fazla asker can verdi ve daha binlercesi ağır yaralandı.

 

 

Manzara korkunçtu.

Pek çok asker korkudan donup kalmıştı. Dahası, ölenler, askerler arasında en elit olanlardı. Geri kalan askerler kalplerini kaplayan dehşeti hissediyorlardı.

“Saldırın! Şu piçleri öldürüp, ölen kardeşlerinizin intikamını alın!” Bazıları saldırıya devam ederken öfkeyle haykırıyordu.

“Eğer yukarıya ulaşabilirsek, kazanırız!”

Ancak daha merdivenleri dayamaya bile fırsat bulamadan, doğu duvarının üstündeki askerler yap dolu fıçıları aşağı atmaya başladılar. Saldıran askerlerin vücutları yağa bulanmıştı.

“Ah!!!” Pek çok asker dayamayı başardıkları tek tük merdivenden vücutları acıyla titreyerek düşüyordu.

“Ateş!”

Bu soğuk sesle birlikte, yirmi sihir topu haricinde, diğer askerler de ateşli oklarını göndererek ölüm tanrısını göreve çağırdı… Altlarındaki askerler zaten kızgın yağla kaplıydı, ve şimdi, üzerlerine ateşli oklar yağıyordu…

Askerlerden bazıları kızgın yağ yüzünden ‘yalnızca’ haşlansa da henüz ölmemişti, ancak oklar sağ kalanları ‘insan meşale’lere dönüştürdü.

Duvarın altındaki alan bir alev denizine dönüşmüştü.

Pek çok asker acı dolu çığlıklarla koşup, sonunda yere yığılan alev toplarına benziyordu. Arkada kalan askerler daha fazla ilerlemeye cesaret edemediler. Ancak tam bu sırada, yirmi sihir topu bir kez daha patlayarak binlerce can daha aldı…

Patlamalar düşman kampını sarsıyordu.

Rogers ve Brian delirmek üzereydi. Öfkeyle haykırdılar. “Çekilin, çabuk geri çekilin!” Kısacık bir sürede on binden fazla asker kaybetmişlerdi ve daha binlercesi yaralıydı.

En kötüsü ise, o yirmi sihir topunun hala saldırıya devam etmesiydi.

Yirmi sihir topu saldıran askerlerin bütün cesaretini ve moralini bitirmişti.

Beş sihir topu bir patlamada bin asker öldürmeyi başarabilirdi, ancak üç patlamayı aşabildikleri sürece, yaklaşmayı başarabilirlerdi. Ancak yirmi sihir topu farklıydı… Bu sayıda sihir topunun saldırısı elit öncü birliğin tamamını öldürmeye yetmişti.

Yirmi sihir topunun saldırı gücü inanılmazdı.

Çılgın bir şekilde geri çekilmeye çalışsalar da, yirmi sihir topu yine de iki kere daha saldırmayı başarmıştı ve binlerce askeri daha öldürdüler. O göz alıcı renklerle parlayan, havai fişeğe benzeyen ışık topları, ölüm yağdırıyordu.

Büyü saldırıları gerçekten de çok etkiliydi. Örneğin, Yakıcı Ateş Çemberi savaş alanını yarıp geçen kırmızı bir kılıç gibiydi.

Rüya aleminden çıkıp gelmiş kadar göz alıcı olsa da, bir kasabın bıçağı kadar dehşet vericiydi.

“Yüz bin askerden… yirmi bini ölü. On bini ağır yaralı.” Rogers’ın sesi zar zor işitiliyordu.“Kısacık bir sürede, moralimizi yerle bir ettiler. Askerler o yirmi sihir topuna karşı bir kez daha saldırıya geçmeye cesaret edemezler.”

Kalkanlarını kullanarak düşman oklarını savuşturabilirlerdi.

Ancak kalkanlar sihir toplarının saldırılarını durduramazdı, özellikle de büyük kalibreli olanları.

“Yirmi. Neden yirmi sihir topları var?” Brian öfkeyle sordu. “Lord Kardinal bizi buraya yolladığında, yalnızıca beş sihir topları olduğunu söylememiş miydi? Eğer yirmi topları olduğunu bilseydik, askerlerimizi bu şekilde ölümlerine göndermezdik.”

Sihir topları onların sonu olmuştu.

Saldırı menzilinde kaldıkları sürece canlarını kaybedeceklerdi. Dahası, topların doldurulma süresi oldukça kısa sayılırdı. Yeterince sihir cevherine sahip oldukları sürece, durmadan saldırabilirlerdi. Yirmi 8. Seviye büyücüye kıyasla çok daha korkutucuydular.

“Geri dönün.” Rogers çevresindeki askerlere bakıp hemen emir verdi.

Brian az önce olanları kabullenmekte zorlanarak yumruklarını sıktı. “Orospu çocukları. Kandırıldık. Cod İdari Şehrindekilerin her biri annesiz orospu çocukları. Geri dönelim. Saldırı gücümüzün yüzde otuzunu kaybettik. Eğer tekrar saldırırsak, büyük ihtimalle önceki gücümüzün yarısıyla bile saldıramayız.”

Buna karşılık düşmanları tek bir asker bile kaybetmemişti.

Tabi ki büyük miktarda para harcamışlardı. Sihir topları her patladığında, devasa miktarda altın harcamış oluyorlardı. Kaç krallık yirmi sihir topunun bu şekilde durmaksızın ateş etmesini finanse edebilirdi ki?

Doğru olan yanlıştı. Yanlış olan ise doğru.

Işık Kilisesi ve Gölge Tarikatı bir oyun oynamıştı, ancak şanssızlardı, Cod İdari Şehri sihir toplarının gerçek sayısını saklamıştı. Toplamda 36 sihir topuna sahip olmalarına rağmen, başlangıçta yalnızca on beşini kullanmışlardı.

Planlarına göre, doğu kapısında 20 sihir topu olacakken, güney kapısında 16 tane olacaktı.

Doğu kapısındaki savaş çabucak sonuçlansa da, güney kapısındaki savaş tüm vahşetiyle devam ediyordu.

“Hazırlanın.” Surun güney tarafında, çok sayıda asker yere yatıp, ellerindeki büyük yayları gerdiler. Bu devasa yaylar korkunç görünüyordu. Yayları taşıyan her bir asker yüzlerce kilo ağırlığı kaldırabilecek güçteydiler.

Ve şimdi, bu yayları gerebilmek için iki ellerini ve ayaklarını kullandıkları düşünülünce, yayların ne kadar güçlü olduğunu anlayabilirdiniz.

“Ateş!”

Emir verildiğinde, sayısız büyük ok, şehir surlarından fırlayıp, korkunç vızıltılarla düşmanın üzerine yağdı. Sıradan kalkanlar işe yaramadı. Bu kocaman oklar onları direk delip, kalkanları tutan askerlere saplandılar.

Çok sayıda asker anında yere yığılmıştı.

Ancak, çok sayıda asker ölse de, diğerleri çabucak düşenlerin yerlerini aldı.

Onlarca merdiven surlara dayanmıştı ve pek çok asker merdivenlere tırmanmaya çalışıyordu. Önceden saklanan altı sihir topu da ortaya çıkmıştı ve durmadan parlak ateş topları göndererek vurduğu her yeri ateşe veriyor, çok sayıda düşman askerin canını alıyorlardı.

Yine de, Işık Kilisesi ve Gölge Tarikatı’nın güçleri çok kalabalıktı.

Sonu gelmeyen bir dalga gibiydiler.

“Şimdilik geri çekilelim, eğer bu şekilde devam edersek kayıp vermeye devam edeceğiz. Çok fazla asker ölecek.” Guillermo kaşlarını çatmıştı. Bu kadar kısa sürede çoktan yüz binden fazla kayıp vermişlerdi. Ancak tabi ki, Cod İdari Şehri de kayıplar vermişti. En az on bin askerleri ölmüştü.”

Asıl sorun o on altı sihir topunun çok fazla insan öldürmesiydi. Ve aynı zamanda o dev oklar ve yuvarlanan kayalar vardı.

Surların üstündekiler her zaman daha avantajlıydı.

“İçimde kötü bir his var.” Weiss Porter o on altı sihir topuna bakarken kaşlarını çatmıştı. “Yalnızca on sihir topları olmalıydı, ancak savaş başladığında, altı tane daha ortaya çıktı. Endişem doğu kapısında da…”

Guillermo’nun kalbi sıkıştı.

“O tarafta da daha fazla sihir topunun ortaya çıkmış olabileceğini mi söylüyorsun?” Guillermo kafasını salladı. “Öyle olacak diye bir kaide yok. Belki de oradaki topların bazılarını güney kapısına taşımışlardır.”

“Umarım öyledir.” Weiss Porter ölen askerleri umursamıyordu.

İstediği zafer elde etmekti.

“Lord Kardinal.” Darmadağın haldeki Brian ve Rogers son hız koşarak Guillermo ve Weiss Porter’ın yanına geldiler.

“Sorun nedir?” Kardinaller bu ikisini gördükleri anda, işlerin çok iyi gitmediğini anlamışlardı.

Brian öfkeyle sövdü. “Lord Kardinal, bu istihbarat öngörülerini bize kim verdi? Hangi orospu çocuğu? Orada beş sihir topu yoktu. Tam yirmi taneydi! Yirmi kahrolası sihir topu! Askerlerim… yalnızca birkaç atışta, yirmi bini can verdi ve pek çoğu da yaralandı. Lejyonlarımızda toplamda yüz bin asker vardı. Anında saldırı gücümüzün yüzde otuzunu kaybettik. Dahası… lejyonumuzun elitleri, en önden saldırmaya cesaret edenler, çok daha hızlı can verdiler. Askerlerimizin ikinci bir saldırıya cesaretleri kalmadı. Hepsinin ödü kopmuş durumda.”

Weiss Porter’ın yüzü düştü.

Şu an anlamıştı.

Cod İdari Şehrine doğru bakarak dişlerini sıktı. “Demek bize oyun oynadınız. Bizi doğudan saldırmaya çektiniz ve o beş topu yirmiye mi çıkardınız?” Weiss Porter’ın gözleri öfkeden kızarmıştı. “Guillermo, planların ve oyunların canı cehenneme. Tüm 9. Seviye uzmanları saldırıya gönderin. Hemen!”

 

 

#####

\\ DN : Seriyi beğenmeyen varsa beğenin arkadaşlar. Motive olmamız için :)  Biz mutlu olursak herkes mutlu olur :D

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1300

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1106

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 844

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 423

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16555 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22349 Bölüm Sayısı


creator
manga tr