Bölüm 688: Xia Guanghan Ölümünden Kaçamıyor

avatar
886 2

Charm of the Soul Pets - Bölüm 688: Xia Guanghan Ölümünden Kaçamıyor


Editör: Kinyas

Bölüm 688: Xia Guanghan Ölümünden Kaçamıyor

 

Günah sembol işlemeli kuyruklar bedenini kısıtlarken koyu kırmızı günah alevleri yanıyordu.

 

Yıkıcı Rüzgâr Peri'si hareket bile edemiyor, günah alevlerinin işkencesine katlanıyordu!

 

O sırada Xia Guanghan da Yıkıcı Rüzgâr Peri'siyle aynı şeyleri hissediyordu. Ona saldıran yoktu ama durmadan yaralanan ruhu onu mahvediyordu. Damarları şişmişti, sanki solgun yüzündeki gözleri yuvalarından fırlayacaktı!

 

Sonunda Yıkıcı Rüzgâr Peri'si de öldü!

 

Yıkıcı Rüzgâr Peri'sinin bedeni yavaş yavaş günah alevleri tarafından yok edilirken Xia Guanghan'ın yüzündeki acı da arttıkça artıyordu. Karşısında ise bir delikanlı duruyordu. Xia Guanghan'a asıl acı veren utanç duygusuydu!

 

Tıpkı Chu Mu'nun dediği gibi şimdi kontrol kimdeydi? Kim kimin kaderini kontrol ediyordu?

 

Kâbus Sarayı'nda ve Hapishane Adası'ndayken Chu Mu'nun her seferinde Xia Guanghan'dan bir şekilde kaçması gerekmişti. Ama sonsuz denizden sonra Chu Mu küçük bir çocuktan azimli bir delikanlıya dönmüştü ve kendi kaderinin kontrolünü ellerine almıştı.

 

“Lanet olsun! Lanet girsin! Böyle bitemez! Sonum böyle olamaz!” Xia Guanghan deli gibi bağırıyordu.

 

Utanç ve başarısızlığı kabul etmek hep zor olurdu... Özellikle de bunun kaynağı bir zamanlar bir karıncaymışçasına ezebileceğiniz biriyse. Şu an yaşananların sorumlusunun kendisi olduğunu kabul edemiyordu!

 

Chu Mu Xia Guanghan'a “Kaderim hep benim elimdeydi, sen sadece benim yolumdaki küçük bir basamaktın.” dedi.

 

Chu Mu'nun kalbindeki öfke uçup gitmişti. Chu Mu, Xia Guanghan'ın baskısı olmasa bugün bulunduğu yere gelemeyeceğinin farkındaydı. Chu Mu devasa ruh hayvanı aleminde küçük bir nokta olduğunu biliyordu ama eğer pes etmiş olsaydı biliyordu ki vasatlığı aşamayacaktı ve bu yüzden hep bir pişmanlık duyacaktı. Onurunun ayaklar altına alınmasını izleyecek ve elinden bir şey gelmeyecekti!

 

Xia Guanghan öfkeyle “Benimle böyle tepeden konuşamazsın! Beni öldürebiliyorsun... Ne olmuş yani? Neyi kanıtlar bu? Sadece şanslısın! Eğer bu sürekli evrim geçiren ruh hayvanın olmasa sen hiçbir şeydin! Seni kolayca öldürürdüm!” dedi. Chu Mu'ya sanki onu öldürecekmiş gibi bakıyordu.

 

Chu Mu da her şeyin Mo Xie sayesinde böyle olduğunun farkındaydı!

 

Chu Mu da çok şanslı biri olduğunu kabul ediyordu.

 

Ama Chu Mu sırf Mo Xie sürekli evrim geçiriyor diye hiçbir zaman rahatlamamıştı ve sürekli çabalamaya devam etmişti.

 

Chu Mu dönüşüm şansını görmüş ve bu fırsata dört eliyle sarılmış, güçlenmek için elinden geleni yapmıştı!

 

Hatta komaya girdiği zaman dışında Chu Mu'nun yedi yirmi dört çalıştığı söylenebilirdi. Geceleri meditasyon yapıyordu gündüzleri ise sürekli savaşıyordu. Lüks dolu şehirler, sayısız eğlenceler daha neler neler... Chu Mu bir kere bile kendini böyle şeylere vermemişti. Dünya kocamandı ve içinde sınırsız güvenli yuvalar vardı ama Chu Mu her zaman en tehlikeli Büyüleyici Dünyaları seçmişti!

 

Chu Mu, Sonsuz Okyanus'tan çıktan sonra bile savaşmayı bırakmamıştı. Hiçbir zaman inanç alevinin sönmesine izin vermemişti.

 

Şimdi Xia Guanghan'ın hayatı onun ellerindeydi. Chu Mu bundan dolayı mutlu değildi çünkü biliyordu.Hayatta olduğu sürece bugünün geleceğini biliyordu. Xia Guanghan'ı elbet bir gün ezecekti! Onun gibi biri düşmanı olmaya layık değildi!

 

Çünkü Xia Guanghan çok açgözlüydü. Öfkesi ve kıskançlığından kendini kumpaslara kaptırmıştı, kendini güçlendirmeye çalışmıyordu. İçten gelen, insanın kendine olan güvencinden gelen gücü anlamıyordu. Tianxia Şehri'nin Kâbus Sarayı'nda bir ismi olan Xia Guanghan artık bir hiçti. Birinci kademedeki Qin Ye bile ondan daha güçlüydü! Kendini güçlendirmeyi ve zorlamayı bile şu anda onuncu seviye unvana sahip olurdu. Durum böyle olsaydı Mo Xie evrim geçirse de Chu Mu'yu yenebilirdi. Ama o böyle yapmamıştı...

 

Uzmanların doğasını anlamayan biri elbet birgün gerçek uzmanların karşısında çöp olacaktı ve acınası bir yaşam sürecekti!

 

“Artık rakibim olmaya layık değilsin.” Chu Mu arkasını dönüp Mo Xie'ye bir emir verdi.

 

Xia Guanghan ölecekti, Chu Mu'nun onu hayatta tutması için bir sebebi yoktu!

 

Mo Xie'nin bakışları buz gibiydi. Chu Mu'nun öfkesi Xia Guanghan'ın ne kadar acınası olduğunu görünce dağılmıştı. Ama Mo Xie'nin öfkesi bu kadar kolay dağılmazdı!

 

Mo Xie pençesini kaldırdı ve bir günah alevi topu oluşturmaya başladı.

 

Xia Guanghan Mo Xie'yi dikkatle izliyordu.

 

Tam da Mo Xie'nin pençeleri harekete geçtiğinde Xia Guanghan da efsununu söylemeyi bitirdi!

 

“Hu!”

 

Xia Guanghan'ın bedeni bir hayalete dönmeye başlamıştı. Mo Xie'nin günah alevleri ona yetişene kadar Xia Guanghan kaybolmuştu bile. Bir hayalet gibi yukarı doğru uçuyordu!

 

“Hahahah! Xia Guanghan'ı öldürmek o kadar da kolay değil!” Xia Guanghan manyak gibi gülüyordu. Hayalet bedeni mühürlü alanın çatlaklarına doğru uçuyordu!

 

Xia Guanghan'ın özel ruh tekniğini gören Chu Mu ona sadece şöyle bir baktı, yüzünde hayretten eser yoktu.

 

“Beyaz Kâbus.” Chu Mu Beyaz Kâbus'a bir emir verdi.

 

Beyaz Kâbus hemen Tayf Yer Değişimi'ni kullandı ve Xia Guanghan'ın hayalet bedenini takip etmeye başladı!

 

Orta seviye dokuz yeraltı şeytan alevleri yukarı doğru çıkmaya başladı. Güçlü ruh yakan enerji hemen Xia Guanghan'ın içine girdi. Xia Guanghan'ın ruhu zaten çok kırılgan bir durumdaydı. Ölümcül alevler hemen hayalet bedenini yaktı.

 

“Ah! Ah!”

 

Xia Guanghan acı içerisinde bağırmaya başlamıştı. Dokuz yeraltı şeytan alevlerin içinde yüzü acı içerisinde buruştu ve Chu Mu'ya bakıyordu.

 

Dokuz yeraltı şeytan alevleri tarafından yanan Xia Guanghan acı içerisinde bağırdı, “Chu Mu, ölümün bir kadının ellerinden olacak. Bir gün öldürecek seni! Ben de bunu cehennemden izleyeceğim!”

 

Beyaz Kâbus bir şeyi yaktıktan sonra o varlık hayalet olmazdı. Yani Xia Guanghan son lanetini de salladıktan sonra bu dünyadan silindi gitti.

 

Xia Guanghan'ın son ruh tekniği de boşuna bir çabaydı. Bu hayaleti belki Mo Xie yakalayamazdı ama Beyaz Kâbus'un acı dolu şeytan alevleri tüm hayalet tiplerine karşı etkiliydi. Xia Guanghan boşa çabaları yüzünden daha acı dolu bir ölüm yaşamıştı!

 

“Huhuhuhu!”

 

Xia Guanghan'ın da ölümüyle birlikte savaş sona ermişti.

 

Ye Qingzi, Ye Wansheng ve Prenses Jin Rou rahat bir nefes aldı. Ama Prenses Jin Rou Xia Guanghan'ın son dediklerini fark etmişti, Chu Mu'ya sessizce sordu, “Bahsettiği şu kadın...”

 

“Bir şey değil, ölmekte olan birinin deli saçmaları.” Chu Mu kafasını salladı ve bir cevap vermedi.

 

Aslında Xia Guanghan'ın dedikleri Chu Mu'nun kalbini sarsmıştı. Xia Guanghan belki her şeyi açığa çıkarmamıştı ama Chu Mu bahsettiği kadının kaçan kadın olduğunu biliyordu.

 

Xia Guanghan her planını kaçan kadınla birlikte yapmıştı. Xia Guanghan kaçan kadının adamıysa ve Xia Guanghan'ı o kadın yollamışsa bu da Chu Mu'nun sürekli izlendiği anlamına geliyordu!

 

Xia Guanghan'ın Gangluo Şehri'nde, Chu Ailesi'nin orada belirmesi zaten garip bir şeydi. Demek kaçan kadın ve ikisi arasında bir bağ vardı!

 

Ye Qingzi zayıf gözlerle Chu Mu'ya bakıyordu. Hep Chu Mu'yu düşünürdü. O da normalde olsa bu kadının kaçan kadın olduğunu tahmin edebilirdi.

 

Ama şu anda Ye Qingzi'nin düşünecek hâli yoktu. Zehir onu içten mahvediyordu ve başka bir şey hissedemiyordu. Chu Mu'nun savaşını etkilememek için ses çıkarmamıştı. Ama şimdi her yeri acı içerisindeydi ve ayakta bile duramıyordu.

 

“Qingzi?” Ye Wansheng kardeşinin durumunu fark edince hemen endişe içerisinde ona destek olmaya koştu.

 

Chu Mu da hemen kendine geldi ve Ye Qingzi'nin tedaviye ihtiyaç duyduğunu hatırladı. Ye Qingzi'ye bir şey olursa Chu Mu kendini affetmezdi. Ne de olsa Xia Guanghan ve Qin Ye onun peşindelerdi, Ye Qingzi'nin bu işle bir alakası yoktu.

 

Yaşlı Li “Genç efendi, önce bu mühürlü alandan çıkın. Mühürlü alan sallanıyor. Yakında buradan gitmezsek başımız büyük belada olacak.” dedi.

 

Chu Mu kafasını salladı ve Ye Qingzi'yi alıp Mo Xie'nin üstüne çıktı.

 

Mo Xie “Wuwu!” diye hafifçe seslendi. O da Ye Qingzi için endişeleniyordu.

 

Ye Qingzi'nin yaralanmasından korkan Mo Xie onu kuyruklarıyla sardı, ona rahat bir alan oluşturdu.

 

Chu Mu “Mo Xie, şu mührü aç.” dedi.

 

Chu Mu ve Mo Xie buraya mühürü kırıp geçerek gelmişlerdi. Mühür kendini iyileştirebiliyordu, bu yüzden Ye Wansheng, Ye Qingzi ve Prenses Jin Rou Chu Mu savaşırken burayı terk edememişlerdi.

 

Mo Xie'nin pençelerinde gümüş rengi bir ışık parladı. Alnında gümüş ay sembolü belirdi ve Mo Xie'nin pençelerinde mühür kırma yeteneği belirdi!

 

Bir pençe salladı ve mühürde büyük bir çatlak belirdi!

 

Chu Mu, Ye Wansheng ve Prenses Jin Rou'ya önce çıkmalarını söyledi ve en son olarak da Zhan Ye ve Beyaz Kâbus'u dışarı çıkardı.

 

Hemen Chu Mu ve Ye Qingzi Kan Canavarı Sunağı'na dönmüştü. Ye Wansheng ve Prenses Jin Rou şok içerisinde duruyorlardı, Chu Mu hemen “Ne oldu?” diye sordu.

 

Toplanma alanına bakan Ye Wansheng şok içerisinde"Heykel muhafızlar.” dedi.

 

Heykel ordusu bulunan toplanma alanının eski hâlinden eser yoktu. Her yerde ceset dağları oluşmuştu, karşılarında şok edici bir manzara vardı!

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18432 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37672 Bölüm Sayısı


creator
manga tr