Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Charm of the Soul Pets - Bölüm 124: Luo Bölgesi Kabus Prensi, Yang Luosen


 

Çeviri: bebebiskuvisi

 

 


Küvetin içine oturup da su buharlarının cildinde kaydığını hissetmek gerçekten de hoş bir duyguydu, özellikle de suda aromatik kokular varken…


Hizmet edilen biri olmanın keyfini sürdüğü zamandan bu yana dört yıl geçmişti. İzole edilmiş ve tehlikeli adada hayatta kalmak ve sürekli savaşmak, sinirlerinin gerginleşmesine neden olmuştu. Ve şimdi gardını indirme fırsatı bulabilmesiyle birlikte, hemen rahatlamış ve bastırılan duygu ve düşünceler su yüzüne çıkmıştı.


Savaşmaktan ve hayatta kalmaya çalışmaktan başka bir şey yapamadığı dört yıl! Sonunda bugün, bu hayatı sona erecek ve dört yılın ardından eve geri dönebilecekti. Böyle bir duyguyu kelimelerle ifade etmek çok zordu!


Mümkünse hiç beklemeden Wangluo Şehri’ne gitmek, babasının karşısına çıkıp hâlâ hayatta olduğunu söylemek istiyordu!


Tüm bu düşünceler aklında dolaşıp durdu. Çiçek kokulu ve buharlı suyun içinde uzanıp süslü tavana bakarken birçok şey düşünüyormuş gibiydi. Gözlerindeki yaşlı avarelerinkine benzer hüzün, iki hizmetçinin asla anlayamayacağı bir şeydi!


“Kız Kardeş Ting Yu, ne yapıyor?” Küvete sıcak su ekleyen hizmetçi Qing He, çok kısık bir sesle sordu.


Ting Yu, tek başına zaman geçirmekten keyif alan Chu Mu’ya çaktırmadan bakıp başını salladı. Nedenini bilmese de, bu adamın, önceki mağara adamından çok farklı olduğunu hissetti. Takındığı zalimlik maskesinin altındaki yalnızlık ve hayal kırıklığı, gizemli ve eşsiz bir sahne ortaya çıkarırken, Ting Yu’nun onun siyah gözlerinin ardında yatan hikaye hakkında gittikçe daha fazla meraklanmasına sebep oldu.


“Daha demin, Kabus Sarayı’na bir başka dahinin geldiğini duydum. Bu adam on sekiz yaşındayken, Xia Guanghan’ın...Patron Xia’nın yirmi bir yaşındayken kırdığı en genç Hapis Adası Kralı olma rekorunu kırmış. Adamın adı, yarım gün içinde tüm önemli figürlerin kulaklarına ulaşmış.” Chu Mu’nun derin düşüncelere daldığını görünce, Qing He tekrar fısıldayarak Ting Yu ile konuşmaya başladı.


“Bu, o mu?” Ting Yu şaşkınlıkla bir kez daha Chu Mu’nun azimli yüzüne baktı.


Doğrusu, Chu Mu yıkandıktan sonra büyük ölçüde değişmiş, bir kahramanın görünümüne kavuşmuştu. Seyrek ve dağınık sakallarını keserse, kesinlikle güven veren ve yakışıklı bir genç olurdu.


“Sanırım. Diğer kız kardeşler şimdi çok pişman olmuş olmalılar. Xia Guanghan kadar güçlü olabilirse, belki on yıl sonra biz de Kız Kardeş Feng Xiang gibi olabiliriz…Yine de, Hapis Adası Kralı ne demek?” dedi Qing He.


“.....” Ting Yu’nun nutku tutuldu. Bu kızın iyi bir adamla evlenmiş gibi heyecanlandığını görünce, onun aslında Hapis Adası Kralı’nın ne anlama geldiğini bildiğini düşündü.


Ting Yu da Hapis Adası’nın bulunduğu Sonsuz Okyanus’tan geliyordu, bu yüzden Hapis Adası’nı biliyordu. Hemen açıkladı: “Hapis Adası, bir ölüm adasıdır. Her üç yılda bir üç bin kişi o adaya mahkum edilir ve sadece biri hayatta kalır…”


“Ah? Çok korkunç!” Qing He küçük ağzını şaşkınlıkla açıp inanmazlık içinde kayıtsız görünen Chu Mu’ya baktı. Parmağıyla Chu Mu’yu işaret edip yumuşak bir sesle dedi ki: “Öyleyse o…”


“Evet, Hapis Adası’ndan daha yeni çıkmış olması çok olası…” Ting Yu başıyla onayladı.


Aslında Ting Yu da şok olmuştu. Bu mağara adamına benzeyen genç,gerçekten de Hapis Adası Kralı’ysa, bu sefer gerçekten de doğru kişiyi takip ediyor demekti. Bu adamın, Xia Guanghan’ın saygın rekorunu kırdıktan sonra ne kadar yükselebileceği tasavvur dahi edilemezdi.


“Luo Bölgesi ne kadar uzakta?” diye sordu Chu Mu, ağzını açarak.


“Ah?” Kızların ikisi de, heykele benzeyen Chu Mu’nun aniden konuşmasını beklemediklerinden şaşırdı.


“Eğer...uçan bir at kiralarsanız, belki iki ay sürer…” Qing He çabucak kendini toparladı ve Chu Mu’ya cevap verdi.


“Oh, yedinci seviye unvanınızla, Kabus Sarayı’nın Fırtına Atları’nı doğrudan kullanabilirsiniz, onlarla bir ay içinde ulaşabilmeniz gerekir.” diye ekledi Ting Yu.


“Fırtına Atı?” Chu Mu bunu beklemiyordu.


Fırtına Atları, komutan sınıfı ruh hayvanlarıydı. Güçlü savaşçılar olmasalar da, şaşırtıcı bir dayanıklılığa sahiptiler ve bu da, onları çok uzun mesafeler kat edebilen ruh hayvanları yapıyordu. Chu Mu yedinci seviye unvanın, ona Kabus Sarayı’nın Fırtına Atları’nı kullanabilmesine yetecek bir güç vermesini beklememişti.


Chu Mu Kabus Sarayı’nda çok uzun süre kalmayı planlamıyordu. Elindeki işi bitirdikten sonra doğruca Wangluo Şehri’ne gidecekti.


İç Kabus Sarayı…


“On sekiz yaşında bir Hapis Adası Kralı mı? Xia Guanghan’ın astları gerçekten de çok yetenekliler!” Sarayın koridorunda, kraliyet mavisi cübbe giymiş bir adam sakalını sıvazlayarak yavaşça konuştu.


Bu asil adamın önünde, yarı diz çökmüş Su Yu duruyordu.


“Baba, o adam çok kibirli, hatta beni, senin oğlunu bile insanların önünde aşağıladı. Ona gününü göstermelisin!” Su Yu şikayetçi bir ifadeyle olanları biraz da çarpıtarak anlattı.


Mavi Kabus Sarayı Efendisi’nin ifadesi değişti ve Su Yu’ya baktı. “Kendine Kabus Sarayı’nın bir numaralı egoisti diyorsun ama kaybedince ağlıyorsun. Yüzümü kızartıyorsun. Heng, daha önce de söyledim, Kabus Sarayı gençleri arasında sayısız uzman var. Kabus Sarayı’nın bir numaralı egoisti olsan da anca vasatsın. Gerçek Kabus Sarayı Prensleri’nden biri geri dönerse, seni öyle bir yener ki, bir daha gün ışığına çıkamazsın!”


“Baba, elimden geleni yaptım zaten!” Su Yu kendini savunmak için kelimeleri seçmeye çalışırken yediği azarın utancından yüzü kıpkırmızı olmuştu.


“Yaptın mı? Gerçekten yaptığını mı düşünüyorsun? Hadi diğerlerinden bahsetmeyeyim, Hapis Adası Kralı Chu Mu hakkında konuşayım. On beşindeyken tavuk keser gibi insanların katledildiği bir adaya düştü ve üç sene boyunca orada hayatta kaldı!”


“Bir de kendine bak! On beş yaşındayken ne yapıyordun? Gözyaşları içinde sana bir Mavi Kabus vermem için bana yalvarıyordun. Ama şimdi beşinci evrenin üçüncü seviyesindeki Mavi Kabusun, onun Buz Perisi’ni bile yenemedi. Kendini düşün, ona karşı savaşabilmek için kullanabileceğin bir şeyin var mı?” Mavi Kabus Sarayı Efendisi durmaksızın onu azarladı. Su Yu onun tek oğlu olmasaydı, muhtemelen çoktan onu ölümüne sopalamış olurdu.


“Ama...Ben...Ben böyle savaşlara alışkın değilim,biraz daha zamanım olursa…” Su Yu kendini savunmaya devam etti.


“Tamam, tamam, kendini acındırmayı bırak! Şimdi tam olarak ne yapabileceğini anlatayım sana. Gelecekte daha akıllı davranmayı unutma ve bundan sonra kendini Kabus Sarayı’nın bir numaralı egoisti olarak çağırma!” dedi Mavi Kabus Sarayı Efendisi.


“Ama baba, onu öylece bırakacak mısın? Az kalsın beni öldürecekti…” Su Yu dişlerini gıcırdatarak konuştu. Chu Mu’nun kinirli tavrı, unutamayacağı bir şeydi.


Bunun üzerine Saray Efendisi’nin başına ağrılar girdi. Bir müddet iç geçirdikten sonra dedi ki: “Öfkenden kurtulmana yardım edeceğim ama o adamın itibarı muhtemelen çoktan yayılmıştır, yani iç saraydakilerin dikkatini çekmiştir. Ona açık açık bulaşamayız. Ama o çocuğun Xia Guanghan tarafından bir görev için Luo Bölgesi’ne gönderildiğini duydum. Luo Bölgesi Kabus Prensi benim astımdır, bu işle onun ilgilenmesini sağlayacağım.”


“Luo Bölgesi Kabus Prensi! Baba, demek istediğin…” Su Yu’nun gözleri seğirdi.


“Evet o, Yang Luosen!” Yang Luosen’den bahsettiğinde, Mavi Kabus Sarayı Efendisi olsa bile, Yang Luosen’in yeteneğini oldukça takdir ettiğini ortaya koyan bir memnuniyet ifadesi gösterdi.


“Onun yeteneği, Kabus Prensleri arasında ilk onda! Hatta son zamanlarda, yeteneğinin hızla artmasına neden olan mükemmel bir komutan sınıfı ruh hayvanı elde ettiğini duydum. Bu işle o ilgilenirse...o velet...hehe...” Su Yu gülümsedi.


Yang Luosen’in itibarı, Kabus Sarayı’nda uzun süredir yaygındı ve tüm gençler içinde ünlüydü.


Daha önce dört büyük soylu klanın birçok gencini yenmiş ve genç uzmanların arasında en iyilerden biri olmuştu. Onu alaşağı etmek zordu. Birçok insan, onun gösterdiğinden daha güçlü olduğunu düşünüyordu, çünkü ondan daha ünlü olanlara meydan okumamıştı. Gidip onlara meydan okusa bile kaybetmeyebilirdi!


“Xia Guanghan’ın iyi bir ast daha edinmesine nasıl seyirci kalabilirim ki?” Saray Sahibi sinsice gülümsedi.


Ün, Kabus Sarayı uzmanları da dahil, tüm ruh hayvanı eğitmenleri için önemliydi. Ün, unvan ve pozisyonla değil, yetenek ve güçle ilintiliydi. Bir ruh hayvanı eğitmeni, başardığı görevler ve yendiği insanlarla görünmez bir ihtişam hâlesine sahip olurdu.


Chu Mu’nun en büyük ünü, on sekiz yaşında Hapis Adası Kralı olmasıydı, bunun yanında Kabus Sarayı’nın bir numaralı egoistini de yenmişti.


Elbette ikincisi, ilkine kıyasla önemsizdi, zira Kabus Sarayı’nın gerçek uzmanları Saray’da kalmaz, sürekli güçlenmek için başka yerlerde olmayı tercih ederdi.


Chu Mu’nu Kabus Sarayı’na geldiği gece, ünü her yana yayıldı. Sarayların derinliklerinde iç çekişler duyuldu ve ‘Hiç yoktan başka bir dahi ortaya çıktı!’ cümlesi yankılandı!


Ayrıca yayılan ün, Kabus Sarayı’ndaki genç uzmanları harekete geçmeye heveslendirdi. On sekiz yaşında Hapis Adası Kralı olan genci yenebilirlerse, kendi ünleri de çok çabuk artardı. Bu yüzden, pek çok uzman on sekiz yaşındaki Sonsuz Okyanus Kabus Prensi ile savaşmaya niyetlendi.


Kabus Sarayı’nda büyük bir kargaşa oldu ama Chu Mu, iki hizmetçisinin ilgisi altında yumuşak ve büyük yatağında uyumaktaydı.


Uzun yıllardır çimenlerde, mağaralarda ya da ağaç tepelerinde uyumaktaydı. Sonunda gerçek bir yatakta yatabiliyordu ve bu, inanılmaz bir histi!


Chu Mu kendine bir çeki düzen verdikten ve yatağa gittikten sonra, Ting Yu ve Qing He de rahat bir nefes aldı. Kendine çeki düzen vermesi ve uyuması bir yana, bu iki güzel hizmetçi kızdan faydalanmaya çalışmamıştı çünkü. Böylece hapishaneden yeni çıkmış bir abazanın işkencesi altında 'inim inim inlemek' zorunda kalmamıştılar!


Ama aynı zamanda, Chu Mu kendine çeki düzen verirken iki kızın ifadesi de sürekli değişmişti, zira bu mağara adamının aslında bu kadar yakışıklı olduğunu hiç düşünmemiştiler. Özellikle de o parlak ve hayat dolu gözleri...İçlerindeki öldürme niyeti bir yana bırakılırsa elbette, gece göğünün yıldızları gibi parlak ve derindiler. Chu Mu ne zaman tam olgunlaşmamış ve yaşça biraz küçük olan Qing He ile göz teması kursa, Qing He kıpkırmızı oluyordu...

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1068

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 972

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 814

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 770

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 640

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 587

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 579

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 571

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 513

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 483

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 274

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 200

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 167

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 78

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11605 Üye Sayısı
  • 315 Seri Sayısı
  • 16400 Bölüm Sayısı


creator
manga tr