Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Charm of the Soul Pets - Bölüm 81: Nadir Kan Hayvanı, Yang Ailesi


 

Çeviri: bebebiskuvisi

 


Chu Mu’nun zihinsel enerjisi neredeyse tükenmişti. Güvende olma isteği yüzünden rastgele yürümeye cesaret edemedi. Bir ağaç kovuğu bulduktan sonra içine saklandı.


Bu küçük saklanma yerini bulduğu için kendini şanslı hissediyordu. Zira burayı bulduktan hemen sonra hafif bir yağmur yağmaya başlamış, orman nemlenmişti.


Bu ağaç kovuğu, muhtemelen tırmanabilen bir tür canlı tarafından terk edilmişti. İçeride hâlâ biraz kuru ot vardı ve Chu Mu ağaç kovuğunun içine oturduktan sonra Mo Xie’yi kucakladı. Bu pozisyon, adayı tamamen kaplayan sis boyunca gökyüzünü görebilmesine imkan sağlıyordu.


Hapis Adası’ndaki görüş menzili oldukça kısıtlıydı. Kara bulutlar tarafından çevrilmiş olması da, insana ayrı bir kasvet veriyordu. Engin ormana ve ufka bakan Chu Mu yavaş yavaş düşüncelere dalmaya başlamıştı.


Düşünceleri düşen yağmuru ve esen rüzgarı takip etmeye başladı ve bir kez daha aynı sahnenin hatırına gelmesine mani olamadı. Yavaş yavaş ifadesi kasvetlendi…


Chu Mu çocukluğundan beri babası, Chu Tiancheng ile birlikte yaşamıştı. Chu Mu’ya göre, Chu Tiancheng hem bir öğretmen hem de bir arkadaştı. Chu Mu, Chu Tiancheng’in önünde diğer büyüklerinin önünde olduğu kadar saygılı ve içine kapalı durmuyordu. Aksine, genellikle sakin, her zaman gülümser bir şekilde onunla konuşuyordu. Chu Tiancheng’in rehberliği sayesinde daha on beş yaşındayken bu şekilde sakin ve bilgili bir karaktere sahip olmuştu.


Chu Tiancheng’in önünde nezakete dikkat etmese de - bazen alaycı bazen de kırıcı konuşurdu - ona karşı derin bir hayranlık besliyordu. Onun bol hayat tecrübesine, bilgeliğine, ileri görüşlülüğüne ve gücüne hayranlık duyuyordu.


Chu Mu bu yaşam tarzından gerçekten keyif alıyordu. İlk ruh sözleşmesi yüzünden bir ruh hayvanı eğitmeni olamasa bile bundan dolayı çok da hayal kırıklığına uğramazdı. Bunun nedeni de, Chu Tiancheng’in daima ona destek olması, onu teşvik etmesiydi…


Ama iyi şeyler sonsuza kadar sürmezdi. Klanının zayıflaması, sık sık gülümseyen Chu Tiancheng’in daima telaşlı birine dönüşmesine sebep olmuştu. Sadece birkaç kısa cümle kurar ya da anca bir iki satır bir şeyler yazar biri olup çıkmıştı…


Chu Mu ebeveynlerine bağımlı bir çocuk değildi ve bunun üzerine yavaş yavaş kendi kendine bakabilir, kendi işini kendi yapar olmuştu. Bir klan için gerekli olan şeyin, kıdemlilerin desteğinin yanında yetenekli bir genç nesil olduğunu da anlamaya başlamıştı. Bu şekilde, klanının gelecek umudu olacaktı.


On yaşındayken, diğer klanlardan olup da onun yaşlarındaki çocuklarla temas kurmaya başlamıştı. Böylece de o on yaşındaki oğlanlar ve kızlarla aralarında kıyaslamalar, rekabetler, savaşlar ve düşmanlıklar oluşmaya başlamıştı…


Ama ilk ruh sözleşmesi ve gizemli bir şekilde kaybolan ikinci ruh sözleşmesi, Chu Mu’nun kendi yaşındaki çocuklarla yarışabilme yeteneğini kaybetmesine neden olmuştu.


“İlk ruh sözleşmesi…” Bunun hakkında düşünürken, Chu Mu’nun gözlerinde üzüntü ve sıkıntı ortaya çıktı.


İlk ruh sözleşmesini düşündüğü her seferinde, kalbinden bu duygular yükselirdi.


İlk ruh sözleşmesi, Chu Mu’nun kalbinde muazzam bir gölgeydi. Öyle bir gölge ki, ne zaman bunu düşünse kalbi sızlar, aynı zamanda kararlılık ve öfke de baş gösterirdi.


Çoğu zaman ilk ruh hayvanı ile annesini ilişkilendirirdi. Bunun sebebi aralarında bir ilişki olması değildi, annesinin de Chu Mu’nun kalbinde aynı türden bir his uyandırmasıydı.


Chu Mu’nun hatıralarında, annesinin yüzü ve görünüşü net değildi. Onun hakkındaki izlenimi, onun her zaman kendini işlerine kaptırmaktan zevk alan biri olduğu yönündeydi. Güzel ve zarif bir yüzü vardı ve elbette güzel bir anneydi. Ama nadiren gülümserdi. Gözleri insanları etkileyen yıldızlar gibiydi ve Chu Mu’yu en çok etkileyen şey de onun gözleriydi. Gurur dolu o gözler…


O buz gibi kibirli anne, sık sık başka yerlere giderdi ve Chu Mu’yla birkaç yıl boyunca sadece iki kere görüşmüştü. Chu Mu, onu en son gördüğünde on iki yaşında olduğunu hatırlıyordu. O zamandan beri üç buçuk yıl geçmişti ve Chu Mu, annesinin onun ortadan kayboluşunu bile bilmediğinden emindi.


Bunu düşünürken kafasını sallamadan edemedi. Annesi için olan duyguları çok zayıftı. Onun adını bile bilmiyordu. Babasının ona bir lakapla hitap ettiğini duymuştu. Klanındakiler de ona doğrudan kendi adıyla hitap etmezdi. Garip bir şekilde Chu Hanım diye seslenirlerdi. Chu Mu’ya göre, anılarında onun güzel ve kibirli görünümünden başka onun hakkında hiçbir şey yoktu…


Yağmur durmaksızın çiselemeye devam etti. Şiddetli bir rüzgar olmayınca yağmur gerçekten de bir başkaydı. Islanmış ağaçların tüm dış yüzeyleri belli oluyordu. Nadiren de olsa, ağaçların arasına yağmuru pek umursamayan, kanatlarını açıp gri ufka doğru uçan ve dinlenecek uygun bir yer arayan ruh hayvanları geliyordu.


Hafif yağmur neredeyse iki gün boyunca devam etti. Bu iki günde, Chu Mu sessiz yetişim yapmanın yanı sıra ruh tekniği - Rüzgar Binişi’ni de öğrenmişti.


Basitçe açıklamak gerekirse, Rüzgar Binişi Chu Mu’nun daha hızlı koşmasını sağlayabilirdi. Elbette ki, ana işlevi ruh hayvanlarını hızlandırmaktı.


Rüzgar Binişi bir Ruh Öğrencisi tekniğiydi ve Chu Mu için onu öğrenmek zor değildi. Chu Mu’yu asıl çaresiz bırakan şey, bu iki günde Beyaz Kabus’un bir seviye daha atlamış olmasıydı.


Heng Şehri’nde olduğu zaman, Beyaz Kabus bir seviye ilerlemişti. Xia Guanghan’ın gemisinde yolculuk yaptığı yarım ayda da bir seviye ilerlemişti. Şu anda, ikinci evrenin dördüncü seviyesine ulaşmıştı.


Chu Mu, Xia Guanghan’a Beyaz Kabus’un savaşlara katılabilmesi için kaçıncı seviyeye gelmesi gerektiğini sormuştu daha önce. Xia Guanghan da, bunun Beyaz Kabus’un ruh hâline bağlı olarak değişebileceğini söylemişti.


Ekseriyetle, üçüncü evreye ulaştıktan sonra Beyaz Kabuslar’ın çoğu çağrılabilirdi. Ama dördüncü evreye ulaşana kadar buna izin vermeyecek inatçı Beyaz Kabuslar da vardı…


Chu Mu sessizce Beyaz Kabusu’nun o inatçılardan biri olmaması için dua etti.


Aslında Chu Mu, şu anda savaşması için Beyaz Kabus’u çağırmanın mantıksız olacağını düşünüyordu. Sonuçta tür seviyesi çok yüksekti ve savaşta güçsüz ruh andacıyla onu kontrol edip edemeyeceği meçhuldü.


Yağmur nihayetinde durdu ve Chu Mu ağaç kovuğundan çıkarak temiz havayla karşılaştı.


Burnuna keskin bir koku geldiğinde, keyifli keyifli nefes alıp veriyordu.


“Kan kokusu mu?” Hemen kaşları çatıldı ve Mo Xie’yle birlikte dikkatli bir şekilde ağacın arkasına saklandı.


Chu Mu tam saklanmıştı ki, yakınlardaki kısa bir ağacın tepesinden kanla kaplı bir adam indi. Yanında sadece ikinci evre bir Vahşi Köpek vardı. Vahşi Köpek’in bedeni de kanla kaplıydı ve adamın yanı sıra koşuyordu.


“Shua!”


Bir anda kısa ağacın tepesinde kanlı bir ışık ortaya çıktı. Kanlı ışık yere paralel bir şekilde ilerledi ve Vahşi Köpek’e çarparak onu ikiye böldü. İç organları ve iskeleti tamamen açığa çıktı ve yağmur sonrası toprak kokusuyla dolu ormanda oldukça keskin bir koku ortaya çıktı.


Bir sonraki an, ağaçtan kürkü kanla kaplı bir canlı indi. Bu ruh hayvanı yaklaşık iki metreydi, kürkü anormal derecede sıktı. Dört uzvu da sağlamdı ve bir kuyruğu yoktu. Kafası bir kurt kafası gibiydi ama boğa boynuzlarına benzer kan kırmızısı boynuzları vardı.


“Nadir Kan Hayvanı!”


Chu Mu Nadir Kan Hayvanı’nı görünce hemen etkilendi. Hapis Adası’nda hangi ruh hayvanını görürse görsün şaşırmazdı ama Nadir Kan Hayvanı’nı görünce oldukça şaşırmıştı.


Nadir Kan Hayvanı, Wangluo Şehri’nin dört başat ruh hayvanından biriydi. Nadir Kan Hayvanı’na sahip olan klan, Wangluo Şehri’ni kontrol eden klandı, Yang Ailesi. Bu klan, kötü şöhretini kazanmak için Nadir Kan Hayvanı’nı kullanmıştı ve çevredeki geniş alanın liderliğine soyunmuştu.


Nadir Kan Hayvanı: Hayvan Krallığı’ndan - hayvan tipi - Kan Hayvanı türü, Nadir Kan Kayvanı alt türü, orta savaşçı sınıfı bir ruh hayvanıydı.


Nadir Kan Hayvanı’nın en büyük özelliği, Kan Arzusu ve Kan Coşkunluğu teknikleriydi. Kan Arzusu’nun etkisindeyken savaş gücü artar ve korkusuz olurdu.


Kan Coşkunluğu ise daha da korkutucuydu. Ruh hayvanı çılgına döner ve hedefine kilitlendikten sonra oldukça vahşi ve acımasız bir hâle bürünürdü. Anlık olarak savaş gücü artmakla kalmaz, aynı zamanda savaş sırasında asla avından vazgeçmez bir hâle gelirdi.


“Yang Ailesi’nden biri mi...Neden böyle bir insan bu adaya atılmış? Başka kim olabilir ki?” Chu Mu hemen bu Nadir Kan Hayvanı’nın Yang Ailesi’nden birine ait olduğunu fark etti, zira Nadir Kan Hayvanı’nın alnında Yang Ailesi’nin en belirgin işareti vardı!

 

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1243

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1068

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 886

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 816

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 695

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 650

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 628

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 601

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 549

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 520

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 356

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 185

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15184 Üye Sayısı
  • 475 Seri Sayısı
  • 20098 Bölüm Sayısı


creator
manga tr