Korku dağları bekler. #Atasözü

Cehennem Online - Bölüm 73-İddia Sonuçlanır


Gerçekten de hızlı başlayacaktı Şükrücük, klasik olduğu üzere yanında çıkan ilk köstebeğin kafasına bir göz kırpması sürede vuruvermişti sopayı.

Asıl sürpriz daha sonra ortaya çıkacaktı ne yazık ki, beş metreye beş metre olan alan ufak görünse de bu aslında göreceli bir kavramdı. Tankımız ortada başladığı yarışmayı uzakta çıkan hedeflere vurmak için kenarlara taşıyınca ek yeri ortaya çıkmıştı, partideki rolünden dolayı orta yaşlı adam hareket halinde savaşmayı hiç bilmiyordu.

Yalan yok, bir metrelik menzilin içinde ne çıkarsa çıksın yapıştırıyordu ancak konu hızlıca ilerleyip vurmaya gelince sınıfta kalmıştı tankımız.

“Hay ben senin!

“Ulan yanımda çıksanıza!”

Ayakları gibi ağzı da durmadan çalışıyordu, gösteriş yapacağım diye üzerinden çıkarmadığı ağır zırhlarının da etkisiyle, iki dakika bittiğinde affedersiniz ardından soluyordu bizimki.

“Vay benim abime bak, çita gibi mübarek!”

Yakalamışım bırakır mıyım? Benden fazla skor yapmış olabilir tamam ama bastığı havanın üçte birini karşılamıyordu aldığı 710 puan.

“Ya oradan oraya koştur dur, maymuna döndüm ne çitası!”

Bu sefer Şükrücük, düştüğü durumun farkında olarak işi gırgıra vurmaya karar vermişti sanki hoş Toraman’ın 1420 puan alamayacağını düşündüğü içinde olabilirdi bu tavrı, sağı solu belli olmuyordu pek bizimkinin.

Biz âşık misali atışırken, assolist emin adımlarla yarışma hostesinin önüne gelmişti bile

“İsminiz?”

“Toraman!”

Aman aman neler oluyordu böyle, Şükrücük’ ün sesini tüm birinci kat duyduysa, genç irisininki dövdüğümüz güvenliklerin oradan bile işitilebilecek kadar yüksek çıkmıştı.

“Buyurun sopanız!”

“İstemez!”

Baltalı ilah Zagor’un yan çarı sopalı ilah Toraman, envanterinden çıkardığı kalın tahta parçasını andıran silahını kafasının üstünde bir tur attırdıktan sonra köstebeklerin çıkacağı kafesin içine girecekti.

İtiraf edeyim çok karizma bir hareket yapmıştı genç irisi, sıraya girdiğimizden beri öyle ya da böyle laf sokmaya çalışan topluluğun dahi dili tutulmuştu.

“Başlayalım!”

Ortaya geçip sopasının gövdesini iki eliyle kavrayan şamanımız, ilk köstebeğin çıkacağı deliğin yerini belirlemek için yan gözle etrafını süzüyordu.

Benimde dâhil olduğum kalabalık izleyici ve yarışmacı grubu nefesimizi tutmuş bekliyorduk, az buz iddia değildi, kafesin içindeki adamın iki dakika içinde en az 142 vuruş yapması gerekiyordu.

“Pat!”

Nihayet süre başlamıştı ve Toraman sağ tarafında çıkan hedefin kafasına sopanın o yöne bakan ucuyla yumuşak bir vuruş yapıyordu.

Ardından bir saniye beklemeden kıvrak bel hareketleriyle sola savruldu dağ gibi çocuk, henüz bir şey görünmeyen istikamete doğru ilk adımını atmıştı ki ikinci vuruş da gelecekti.

Cüssesinden beklenmeyecek kadar kıvrak hareketler eşliğinde darbe üstüne darbe indiren Toraman’ın performansını anlatmak için tek kelime yeterliydi aslında: Fantastik.

İzleyiciler olarak genç irisinin boş bir alana koşup ardından çıkan hedefe vurmasına alışmıştık, neden oraya gitti, niye hedef hep onun yöneldiği tarafta çıkıyor sorularını, otuzuncu saniyeden sonra silmiştik aklımızdan.

“Süre Doldu!”

Onca insan yarışmıştı ancak ilk defa yarışma hostesi verilen sürenin tamamlandığını anons etmek zorunda hissetmişti kendisini.

Kafesin kapısına doğru yürüyen şamanımız terden sırılsıklam olmuştu, iki dakika içinde öyle bir efor sarf ettikten sonra çok normal bir durumdu bu.

“Şükrücük, söylesene kaç puan almışım!”

Yanımıza doğru yürürken mağrur kahraman pozları kesen Toraman, büyük iddiaya tutuştuğu adama soruyordu puanını, yapılır mıydı ulan bu Şükrücük’e.

“Al miğferini!”

Orta yaşlı adam kafasından çıkardığı kaskı yeni sahibine uzattı ancak kendisine sorulan soruyu duymamazlıktan gelmeyi de ihmal etmiyordu.

“Abi bizde göremiyoruz, şu Toro’nun puanı kaç?”

Böyle dışarıdan işi karıştırmak ne kadar zevkli oluyor; bir ona, bir diğerine artık kime denk gelirse sallayabiliyorsun.

“Başlatma şimdi puanına da, yarışmasına da!”

Kızmıştı bizimki, nasıl kızmayacaktı ki? Yüzünü kaybettiği gibi üstüne kaskı da gitmişti, bir de ben yüklenince bardak hafiften taşıyordu galiba.

“Zemin kat yarışma alanının şampiyonu Toraman Bey’i kutluyoruz ve kazandığını belli eden rozeti kendisine takdim ediyoruz!”

Neyse ki, plaket kutusunun içine konuşmuş altı köşeli yıldız şeklindeki nişan gelince ortalık biraz yatışacaktı, amacımız yarışmayı kazanmaktı ve biz bunu başardığımızdan dolayı içim rahattı.

“Burası tamam, haydi 1. Kattaki yarışmaya!”

Hâlâ birbirlerine laf sokmaya çalışan ikilinin haline gülmek için biraz daha kalmak istesem de görev beklemezdi, dört yarışmayı da kazanıp hediye çarkını çevirmeliydik.

Biz ayrılırken ilginç bir biçimde kalabalıkta hiç hareket yoktu, sanırım burada kalarak sonsuza kadar yarışmak dışında seçenek bulunmuyordu onlar için.

Yürüyordum ama gözüm yarışma için şimdiden kuyruğa girmiş kuru kalabalıktaydı, üzülsem de yapacağım bir şey olmadığından kafamı önüme çevirmek zorundaydım.

Yavaşça yoluma bakmak isterken, Toraman’ın aldığı puanı bir kez daha görmem ne hoş sürpriz olacaktı, skorların yazıldığı tablonun tepesinde yıldız gibi parlıyordu.

“1450 Puan”

Hiç yeri değil ancak bu alışveriş merkezlerinin bazılarındaki çıkış bir uçtan, iniş diğer uçtan mimarisine ne demeli?

İlk yarışmayı bitirdiğimiz yerden ikinci kata çıkmak istediğimizde, bizi zorla tüm katı dolaştırıyordu bu sistem. Tamam, anlıyorum, müşteri gezmek zorunda kalsın istiyorsunuz ama bana kalırsa büyük çoğunluk kulaklarınızı çınlatıyor beyler.

Vallahi yorulmuştum birinci kata çıkabildiğimizde, koca yer git git bitmiyor diye hayıflanırken bir ses kulağımda çınlayacaktı.

“Ah baksanıza, yeni sezon botlar gelmiş!”

Ben nasıl unutmuştum partimizde bir kızın olduğunu, Cehennemde de olsak, kelle koltukta da dolaşsak, o yeni çıkan ayakkabılara mutlaka bakılacaktı.

El mahkûm girdik dükkândan içeri, dar gömleğini kısa paça pantolonun içine sokmuş bir tezgâhtar karşıladı bizi. Pardon satış danışmanı karşıladı, Polat Alemdar gibi ayağına giydiği iki numara büyük ayakkabısının parlayan derisine inat, kendi yüzü şekilli sakalı ile kaplıydı.

“Buyurun efendim, birinci kalite ürünlerimizi siz değerli müşterilerimizin beğenisine sunabilir miyim?”

Arkadaş bu çok basit bir iletişim kuralıdır, hizmet veya ürün satmak için yanaşılan kişiye soru cümlesi ile hitap edilmez, bunu da mı ben öğreteceğim size arkadaş?

“Sun sun tabii de, biraz uzaktan sun!”

Satış danışmanı, potansiyel müşterisi olan Rimel’e yanaşarak konuşmaya devam etmek istediğinde, beline temas eden sopa tarafından bir iki adım geriye iteklenecekti.

Bizim genç irisi biraz alınganlık mı desem, kıskançlık mı desem, tuhaf bir duygunun içine girmişti galiba, tezgâhtar çocuk normal işini yapıyordu hâlbuki.

“Evet efendim!”

“Sağ taraf kadın, sol taraf ise erkek reyonu, yardım isterseniz ben hemen burada olacağım!”

Mesajı alan satış danışmanı sosyal mesafenin bir adım gerisine geçerek kısa bir tanıtımla yetinecekti, kim bilir her gün bizim deli oğlan gibi kaç tanesi geliyordu buraya.

Sonuç olarak bir saat, yirmi altın ve hiçbir zaman kullanılmayacak olan iki çift ayakkabıyı alarak çıkmıştık dükkândan. Yapacak hiçbir şey yoktu dostlar, eğer alışveriş merkezine gelinmişse zaman, para ve sinir sistemi sağlığı kaybına hazırlıklı olmakta fayda vardı.

Tek iyi yanı, bu bekleyiş süresince aklımı kurcalayan soruya cevapta bulacaktım, meraklı gözleriyle bizi izlemesinden anlaşılıyor ki Şükrücük’ de konuyu merak ediyordu.

“Toro, sen nasıl bildin tüm köstebeklerin çıkacağı yeri?”

Bir bana, bir de tankımıza bakan şamanımız pis pis sırıtıyordu, yüzündeki ifadeye bakılırsa bu soruyu soracağımızı bekliyordu o da.

“İddia bittiğine göre gönül rahatlığıyla söyleyebilirim, mekanik köstebekler çıkmadan önce altlarındaki yaylardan çok ufak bir ses çıkıyor. Sırada beklerken bunu keşfettikten sonra, sesi duyduğum gibi o yöne fırlayarak yaptım o puanı!”

Demek böyleydi, at binenin kılıç kuşananındı abi, adam allem etmiş kallem etmiş dediğini yapmıştı. Şimdi sıra, başka bir alışveriş seansına yakalanmadan ikinci yarışmanın yapıldığı yere ulaşmaktaydı.

Araştırmalar, sadece dolaşmaya gelen insanların avm içinde gezerken dükkânların camlarına değil de, diğer tarafa yakın yürüdüğünü söylüyordu. Şu anda tam da böyle bir durumdaydık, Rimel’i büyük orta alana bakan tarafa sürmüş, diğer uçta olduğunu tahmin ettiğimiz yarışmaya doğru yürüyorduk ki, korktuğum başıma gelecekti.

“Ah baksanıza %50 indirim diyor, tam da makyaj malzemelerimin bittiği zamana denk gelmesi ne güzel oldu!”

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1182

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1032

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 856

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 799

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 680

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 629

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 622

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 594

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 538

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 514

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 323

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 188

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 175

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 94

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14105 Üye Sayısı
  • 420 Seri Sayısı
  • 18857 Bölüm Sayısı


creator
manga tr