Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Cehennem Online - Bölüm 64-Bir Mola


Teneke ile işim bittiğinde hayal kırıklığına uğramıştım, onca hırsım, onca öfkem bunun için miydi diye düşünmedim değil.

Etrafındaki mobları manipüle etme yeteneğine sahip olan Düşmüşleri ilk defa görmüyorduk, Rakı İçen Kadın’dan başlayıp ikinci katmanın tüm bosslarına kadar hepsi bu özelliğe vakıf olan kişilerdi ancak onların kendilerine has amaçları ve motivasyonları vardı.

Elimle parçaladığım bu Habeş maymunu kılıklı tipe gelince, amacı karışıklık çıkarmaktı, varoluşunu sadece bu yol ile tanımlayabiliyordu sanki.

Sonu da bu nedenle böyle dramatik olacaktı, kendine ait hiçbir meziyeti olmadığından adeta Başlangıç Köyü etrafında dolanan seviye 1 moblar kadar kolay bir şekilde harcamıştım onu.

“Bir şey düşmedi bundan!”

Bunca uğraşın sonunda bir ödül bekliyordu Şükrücük, öldürdüğüm tipin boss değil de yalnızca bir Düşmüş olduğunu anlamadığından dolayı da, epeyce bozulmuştu orta yaşlı adam.

“Abi bu boss değil, sadece bizi kurduğu tuzağa çekmeyi başaran bir mob!”

İnanamasak da olan buydu aslında, belki de karanlık tünelden geçerken gözlerimizi kapatıp bize bulaşmadan önce şişme montlu tipi öldürebilsek, bunca insanla mücadeleye girme gereği bile duymayacaktık.

Hep böyle değil midir zaten? Bazen, ufacık bir seçim yaparak önümüze çıkacak birçok zorluğu geride bırakmaz mıyız?

Eh, adımız boşuna Akıncılar değildi, bizim bu tecrübelerimiz ardımızdan gelecek insanlar için bir yol haritası oluşturacaktı.

“Şu ilerideki binalara doğru ilerleyelim mi? Görünürde başka bir yön yok gibi!”

Toraman savaşın etkisinden çabuk çıkmıştı, kazandığı ivmenin boşa gitmemesi adına hızla ilerlemek istiyordu.

“Hadi o zaman ne duruyoruz, sanıyorum ki kimse iksirde harcamadı bu savaş için!”

Parti arkadaşlarım hayır anlamında kafalarını sallıyorlardı sorum karşısında, sorular hep çalıştığı yerden gelmiş öğrenci gibi kâğıdı yirmi dakikadan doldurup teslim etmiştik.

Ne tesadüftür ki yol boyu, aynı zindana ilk girdiğimiz anda Toraman’ın koluna yapışan gibi birkaç tip daha çıktı karşımıza, yalnızca en komiği vegan olandı, o kadar nefretle suçluyordu ki bizi bir an kendimi gerçekten yaşıyorum zannedecektim.

Papazın her zaman pilav yemeyeceği gibi biz de bu kumpasa bir kere düşebilirdik, kışkırtıcı mob ne kadar sinsice yaklaşırsa yaklaşsın sonu hüsrandan başka bir şey olmayacaktı.

Yürüyene yol dayanmazmış, biz de uzun sayılabilecek bir süre sonra uzaktan siluetlerini gördüğümüz yapıların yanına gelmiştik.

Uzaktan bakınca bunları dükkâna benzetmiştim ama bir de ne göreyim, burası bildiğin bir alışveriş merkeziydi ve öyle dandiklerinden de değil harbiden en büyüklerindendi.

Hani böyle otobüsle Arap getirip yığdıkları cinsten, cafcaflı, altın varaklı, büyük mermer blokları olan tipte bir yerdi burası.

Hilal şeklinde yekpare bir binaydı alışveriş merkezi, ortasında kalan girişinin önündeki büyük meydan bile insan kaynıyordu. Devasa fıskiyeler, coolluğun günümüzdeki karşılığı olan yabancı kahve zincirlerinin dükkânları ve onların yerli muadilleri tüm dış cepheyi bir uçtan diğer uca kaplamışlardı.

“Selam, non-fat extra shot venti peppermint white chocolate mocha lütfen!”

Daha aman aman biz nereye geldik tribini atlatamadan padişah fermanı tadında bir sipariş ile şaşkına dönecektim, istenenin kahve olduğunu anlamak için dükkânın tabelasını görmek zorunda kaldım.

“İsminiz neydi?”

“Mukaddes!”

İsim kahve uyumu konusuna hiç girmek istemiyorum, buraya gelene kadar ağzım dilim kuruduğu için sadece sıraya gireceğim.

“Karamel macchiato lütfen!”

“Hangi boy olsun bardağınız!”

“Orta boy ama kahvenin sıcaklığı 80 derece olacak!”

“Memnuniyetle efendim, isim olarak ne yazalım!”

“Engin!”

Birkaç ilginç tipin ardından nihayet sıra bize gelmişti ama partideki iki kişi biraz huzursuz gibiydi.

“Ne oldu beyler!”

Şükrücük ve Toraman pek alışık olmadıkları durum karşısında gerilmişlerdi, içinde birçok yabancı isim barındıran sipariş cümleleri sonrası ne diyeceklerini bilemedikleri o kadar açıktı ki.

“Ya Max yeğenim, ben daha önce buraya hiç gelmedim, nasıl söyleyeceğim meramımı bunlara!”

Yalan yok, bu kahve zincirine ilk girdiğimde ben de bir ufak gerilmiştim, herkes sanki analarından doğdukları andan itibaren konuya hâkim gibi durduğundan, yanlış bir şey söylersem hepsinin bir ağızdan bana güleceğini zannediyordum.

“Abi bana bırakın, çok güzel soğuk bir şeyler sipariş edeceğim!”

Hararetimiz artmıştı, önce Rimel kendisine bir soğuk çay söyledi, ardından ben de partinin tüm Gencoları için bol şuruplu birer Frappucino istedim, hem de en büyük boyundan.

“İsim neydi!”

“Max yazabilirsin!”

“Tamamdır, Max Bey 3 adet Frappe…

“Bey değil düz Max, daha babadan bir oba kalmadı bana miras olarak!”

Siparişi alan çocuk suratıma şaşkın bir ifade ile bakıyordu ancak ne demek istediğimi de anlamıştı, daha önceleri sadece isim yazılan bardağın üstüne artık hangi kompleksli ezik bıdı bıdı ettiyse, bey ve bayan diye eklerde dâhil olmuştu.

Bir kahve siparişi verirken dahi rahatlayıp sadece sıradan bir müşteri olamıyorlardı, korkarım yakında isimlerin başına Dr. veya başka mesleklerle alakalı kısaltmalarda eklenecekti.

“4 içecek, toplam 10 altın efendim!”

Hesabı öderken Şükrücük’ ün bir hali tavrı değişmişti ancak çok dikkate almadan mekânın üst katında yer alan oturma bölümüne doğru yola çıktık.

İşin aslı, girdiğimiz mücadele ve üstüne yürüdüğümüz onca yol bizi epey yormuştu, rahat koltuklara yayılıp içeceklerimizi yudumlarken zamanın nasıl geçtiğini anlamadan yavaşça dinleniyorduk.

“Ya bu kahvenin ne maliyeti var ki, dört tanesine 10 altın ödedik şimdi durup dururken!”

Yani huylu huyundan vazgeçebilir miydi ki, elindeki plastik bardağın dibinde kalan kremaları da eliyle sünnetleyen Şükrücük, en sonunda dilinin altındaki baklayı çıkarmıştı.

“Madem konu buraya geldi, hadi gel senle bir hesap kitap yapalım abi, ilk önce şöyle bir kafanı çevirip etrafı inceler misin?”

Niyetimi anlayamasa da dediğimi yapacaktı tankımız, onunla beraber bizi merakla dinleyen diğer iki üyemizde pür dikkat etrafı kesmekteydi.

“Şimdi başlayalım, abi biz burada sene kaç saattir oturuyoruz?”

“Valla ne bileyim, hiç olmadıysa 1 saat olmuştur!”

Şükrücük belki önemsemiyordu lakin ben bu konuşmayı yapacağımı adım gibi bildiğim için oturduğumuz an sistem saatini aklıma yazmıştım.

“Abi tam tamına 1,5 saattir oturuyoruz aynı yerde, söyler misin kaç kere garson geldi masamıza?”

Sorum karşısında afallayan orta yaşlı adam bir an sonra heyecanla cevap verdi

“Kimse gelmedi ya!”

“Evet, kimse gelmedi, hatta etrafta işletmede çalışan bir kişi dahi görünmüyor, yalnızca ara sıra masaların üstünde yer kalmadığı için biri çıkıp boşları topluyor burada!”

“Bana söyler misin, senin yaşadığın yerdeki bir işletmede oturup kahve içsek, şimdiye kadar kaç kere yeni bir şeyler sipariş etmek zorunda kalırdık?”

Yine çok düşünmeyecekti bizimki, zira nereye giderseniz gidin sorumun cevabı pek değişmezdi

“En fazla yarım saatte bir yalandan da olsa bir kendini gösterirdi garson, valla bazen tam bitmeden dahi alıp gittikleri oluyordu önümdeki çayı kahveyi!”

İstediğim yanıt tam olarak buydu, nefes almadan konuşmanın vakti gelmişti

“Gelelim sonuca, burada bir bardak kahveyi 2,5 altına içtik, senin gittiğin yerde de en ucuzu 1 altın değil mi bunun fiyatı. Dört kişi üç defadan içsek yapar sana 12 altın, hepsini birleştirsen ancak bu karton bardak kadar ediyor zaten, üstüne geldisi gittisi, abi bir şey alır mısını derken bölünen muhabbet de cabası!”

“Bak burada karışan yok, görüşen yok, ister muhabbetini et, istersen tak kulaklığını işine bak, internet var, tuvalet var, kalk git diyen yok daha ne olsun abi!”

“Adam sistemi kurmuş, eğer derdin sadece yabancı işletme olmasıysa sen de yap aynısını, çok mu zor yani işleyen düzeni kendine uyarlamak!”

Şükrücük ne demek istediğimi anladığı belli edercesine düşünceli bir vaziyette etrafı bir kez daha inceledi ama bu sefer gerçekten tüm yönlerini ele almak istercesine bakıyordu çevresine.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1245

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1069

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 885

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 818

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 695

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 650

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 629

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 601

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 549

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 520

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 357

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 186

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15206 Üye Sayısı
  • 476 Seri Sayısı
  • 20132 Bölüm Sayısı


creator
manga tr