"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Cehennem Online - Bölüm 56-Kelaynak Düştü


Çapraz duran tahta levhaya harfler yakarak kazınmıştı, aynı mekânın içi gibi eskitme olması ne kadar ilginçti!

Havalı bir kahve tezgâhı üzerindeki binlerce liralık aletin başında, her hareketi ile ben bu iş için yaratıldım diyen saçlarının tek yanını kazıtmış bir kızıl afet duruyordu.

Etrafa attığı bakışlarla ulaşılmazım intibaı yaratsa da insanın aklına bir soru gelip oturuyordu, acaba tüm bu farklılık sadece kendi tatmini için miydi?

Gözümü ondan ayırdığım gibi ki bu çok kolay olmadı, hedefim görüş alanımdaydı, uzun saçlarını ilginç bir şekilde toplaması yetmezmiş gibi iki tahta çubuk ile de sabitlemiş şekil garson ile baş etmeyi çalışıyordu benimki.

“Sizden filtre kahve rica etmiştim ancak bana ikinci defa latte getiriyorsunuz, sanırım siparişlerde bir karışıklık meydana gelmiş!”

Nasılda kırılıyordu, nasıl da inceliyordu, zamanında kula kulluk etmeyip doğru tarafa eğilse buraya düşmeyecek olan tipsizin, şu hallerine diyecek yoktu.

“Ben doğru sipariş aldığımdan gayet eminim, yine de kahvenizi yenileyeceğim!”

Şekilli garson, ortam gereği tam yüklenemese de iki çift laf etmeden duramayacaktı. Onun bu tavrı tam da bizimkinin istediği şeydi, mekândaki herkesin duyduğu sözleri sonrası, diğer masalarda oturan ve çoğunluğu kadınlardan oluşan müşterilerin tek odağı kelaynak sıfatlı boss olacaktı.

“Ne kadar kibar bir adam!”

“Yakışıklı değil ama rafine bir tavrı var!”

Fısır fısır o konuşuluyordu, tam yerine gelmişken nasıl yarıda bırakırdı işini Plaza Sıçanı, bu arada bossun buradaki ismi gerçekten de Plaza Sıçanı idi.

“Ben de kendimden emin olsam da sözlerinize itimadım tam, lütfen konu hakkında gerekeni yapınız!”

Sofistike tavrını gizli tut yiğidim, elitliğin çakalları korkutuyor, avucumun içi gibi bildiğim adamın karşımda bambaşka biri olmasını hayretle izliyordum.

“Garson edepsizlik yapsa da kendini bozmadı, tam bir centilmen!”

“Haklısın şekerim, bu zamanda böyle beyefendilerden çok kalmadı!”

Garsonda benim gibi etraftaki konuşmaları duyuyordu şüphesiz, cevap vermeden üçüncüye yeniden latte götürmek için arkasını döndüğünde ise birbirimizi de görebilecektik.

“Çık dışarı, dilencilerin girmesi yasak buraya!”

Hayda! Dakika bir gol bir, üzerimdeki tuhaf kıyafetleri gören şekilli genç yaftayı yapıştırmıştı bana, başka bir zaman olsa deliye dönebileceğim durum karşısında sadece gülüyordum, galiba cehennemde olmak beni epey sakinleştirmişti.

“Dilenci değil kargocuyum, at başı oymalı beşe on klas teslimatı yapacağım. Arkadaşlarım ürünü araçtan indiriyor, teslim alabilecek misiniz onu öğrenmek için rahatsız ettim!”

Hiç beklemediği anda yüzüne bir bardak soğuk su yemiş gibi ebelek bir ifadeye büründü garsoncuk zira sözlerim dalga geçtiğimi söylese de, ifadem gayet ciddiydi.

“Aaa sizde mi buradaydınız, bu ne hoş bir tesadüf!”

İlgi banyosunun ılık rüzgârlarında savrulan boss, ona doğru seslenmem sonucu irkilerek gerçek dünyaya dönecekti, burun deliklerinin genişlemesine bakılırsa, hiç beklemediği bir değişkenin ortama girmesi pek memnun etmemişti kendisini.

“Özür dilerim sizinle tanıştığımı hatırlamıyorum!”

Aksi olmasını beklemiyordum zaten ölmemiş olsak ertesi gün bile görse hatırlayamayacağı beni, nasıl olurda tüm hafızası gitmişken anımsayabilirdi ki?

“Nasıl olur, ben tanıştığımıza gayet eminim, çalıştığınız plazanın asansöründe denk gelmiştik. Ben o gün için çok özür dilerim, siz onca paket kucağımdayken bana asansörü kullanma hakkım olmadığını söyleyince kendimi tutamadım!”

Seni bırakır mıyım hiç ben Plaza Sıçanı, koyunun olmadığı yerde kendini Abdurrahman Çelebi zanneden küçük çakal seni.

“Yok, hayır bahsettiğiniz gibi bir olay gerçekleşmedi veya beni başkası ile karıştırıyorsunuz!”

Bir iki çatlak sesin ortaya çıkmasından sonra etekleri tutuşan bossumuz hemen inkâra yeltendi ama bilmediği şey karşısında sonunu getirecek adamın olduğuydu.

“Mümkün değil, bakın boyunuz tam aynı yere belim ile omuzumun arasındaki şu noktaya kadar geliyor, ayrıca göz yanılır ama burun asla, ben bu terden yapışmış saçın kokusunu nerede olsa tanırım!”

Aynı asansörde olduğu gibi kafenin içinde de birkaç gülüşme duyuldu konuşmamdan sonra, suratı kıpkırmızı olan bossun bundan hiç hoşlanmayacağını biliyordum.

“Garson, hemen bu terbiyesizi dışarı atın. Bizim gibi elit insanların arasında ne işi var böyle tiplerin!”

Damarına basılınca nasılda gerçek yüzü ortaya çıkmıştı bizimkinin, aslında hep böyle değil midir? Birini ek yerinden yakalayınca asıl rengini belli etmez mi, topluma uyum sağlamak zorunda kaldığı için bastırdığı içgüdüleri, fışkırırcasına çıkmaz mı gün yüzüne?

“Şimdi yüzde yüz emin oldum, o günde beni işimden kovdurmakla tehdit etmiştiniz, şüphesiz aynı kişisiniz efendim!”

Yavaşça dolan bardağı taşıran son damla olmuştu bu, az önceki kaba söylemleri ile birleşince titizlikle inşa ettiği imajı naylon poşet gibi yırtılacaktı bizimkinin.

“Görüyor musun nasılda yanılmışız, meğerse ne kaba biriymiş!”

“Sorma, o kibar halleri anlayışlı tavırları hepsi numaraymış!”

“Bu devirde kimseye güven olmuyor, tam garsonla numaramı yollayacaktım, çok iyi oldu şu çocuğun geldiği!”

Arabistan üzerinden yurda giren sıcak hava, bir anda balkanlardan gelen beton gibi soğuğa dönmüştü Plaza Sıçanı için. Kaybedecek bir şeyi kalmadığı için son kozunu oymasına engel yoktu, oturduğu tuhaf sandalyeden kalkarak üzerime doğru atılmasını gülümseyerek izliyordum.

“Geberteceğim seni pis işçi!”

Heh şöyle, bana bunlarla gel, anne ve babanın yıllarca her türlü işi yaparak seni okutmasından gurur duyacağına, bunu bir utanç kaynağı olarak gördüğünü, sana böyle bir miras bırakmalarından dolayı onlardan nefret ettiğini, bunu kendinden saklamak içinde benim gibi adamlara düşman olduğunu belli et.

“Şimdi!”

Boss bir adım uzağıma geldiğinde komutumu verecektim, uzun süredir komşu dükkânlarda pusuya yatmış çılgın ikili duvarları parçalayarak içeri giriyordu.

Önce, Toraman meşhur sopasıyla Plaza Sıçanının tam diz kapağının altına vurarak hareketini kesti, yılmayıp yine de bana vurmak için yumruğunu savurduğunda ise karşısında kalkanıyla beraber dikilen Şükrücük’ü bulacaktı.

“Vurun acımayın, etraftakilerin desteğini kaybetti, kimse yardıma gelmeyecek!”

Tel kadayıf gibi olan saçlarını yana yatırarak kelini kapatmaya çalışan adam, durumun kendisi adına iyiye gitmediğini görünce müşteri ve çalışanlardan yardım istemek adına avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamıştı.

“Oh olsun, bak çocuğun arkadaşları zor yetişti, yoksa vuracaktı ona!”

“Bebeğim bu tipler ancak bundan anlar, kendilerinden daha barbarına rastlayıp bir kez olsun derslerini almaları gerekir!”

Müşteriler tamamdı, göz ucuyla garson ve baristaya baktığımda onlarında yaşanan olayla zerre kadar ilgilenmediğini gördüm.

“Durun vurmayın, oturup medeni insanlar gibi konuşalım!”

Konuştukça ağzına vuruyordum, tamamen mental gücü sayesinde var olan bir boss için toplumun onu dışlaması, gücünün neredeyse %80 nini kullanamamasını sağlamıştı.

“Güvenlik yok mu? Biri güvenliği çağırsın!”

Oldu be paşam, işine gelip giderken bir selamı dahi esirgediğin insanlardan, şimdi sana yardım etmelerini mi bekliyorsun?

Kimse oralı bile olmayacaktı, ömrü boyunca kendisi olmaya çalışmak yerine toplumun takdirini kazanmaya uğraşan adam, ortamdakilerin umurunda değildi.

“Max, işi bitir!”

Şükrücük, Toraman ve Rimel son darbe için beni işaret ediyorlardı, şüphesiz tüm konuşmaları dinledikten sonra aramızda eskiye dayalı bir husumet olduğunu anlamışlardı.

Kırmayacaktım onları, kan revan içinde kalmış bossun yanına çömelip birkaç kelam ettikten sonra onu yok etmeyi planlıyordum.

“Sakın beni yanlış anlama sana kızgın falan değilim, sadece haline acıyorum. Yıllarını kendine saygı duymayı öğrenmek yerine diğerlerinin sana bunu bahşetmesini sağlamak için harcadın, şimdi cehennemde de buna devam edecek olman ne acı!”

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1120

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 998

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 835

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 780

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 656

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 610

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 599

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 578

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 519

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 492

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 292

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 200

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 179

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 110

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 83

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 12345 Üye Sayısı
  • 364 Seri Sayısı
  • 17442 Bölüm Sayısı


creator
manga tr