Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Cehennem Online - Bölüm 5-Kitabı Kapağına Göre Yargılamak


Hızını almış genç irisi çıplak ellerini yumruk yapmış, ona seslenen yaşlı ve berduş görünümlü adamın kafasına indirmek istiyordu. Onu gören birkaç kişide hemen peşine takılmıştı, bir arada duran üç ihtiyarın albenisi yüksekti, bir vurumluk canları olduğunu anlamak için müneccim olmaya gerek yoktu.

Kitabede adı geçen Düşmüşler muhakkak bunlar olmalıydı, son on adım kala heyecanım tavan yapmış iki grubun çarpışmasını izlemek için gözlerimi dört açmıştım. Gözüme, üç ihtiyardan daha önce suskun kalmış olan birisinin kafasını kaldırdığı takıldığında, son beş adım içindeydi saldırgan grubu.

“Siz, bana yanlış yaptınız!”

Kısacık bir cümle çıkmıştı ağzından, her meyhanenin veya bir köşede içkilerini yudumlayan grubun yanından geçerken duyabilirdiniz bu klasikleşmiş söylemi. Aynı anda genç irisinin başını çektiği kalabalık bir adım daha atamadan duracaktı, ileriye doğru gitmek istiyor fakat bunu başaramıyorlarmışçasına hayret içindeydi bakışları.

“Siz, bana yanlış yaptınız!”

“Siz, bana yanlış yaptınız!”

“Siz, bana yanlış yaptınız!”

Üç ihtiyar yavaşça ayağa kalkarak taş kesilmiş insanlara doğru yürürken ağızlarında hep aynı sözler vardı, son anda geriye doğru kaçmak için hamle yapmaya çalışan kişilerde bu nedenle yakayı kurtaramamışlardı.

Pür dikkat olanları izliyordum, hırsla, acımasızlıkla, kurtuluşlarının tek çaresi olarak gördükleri üç ihtiyara hayâsızca akın edenler bir çeşit tuzağa yakalanmışlardı. Başlarının üstünde köpek öldüren marka bir şarap şişesinin görüntüsünü hayal meyal seçebiliyordum, bu sırada üçlü hiç durmadan aynı sözleri tekrarlayarak aralarında dolaşmaktaydı.

Yaklaşık yarım saat geçmişti bu şekilde, artık bir etkinin altında hareket kabiliyetlerinin kısıtlandığına emin olduğum gruptakilerin yüzleri kızarmış, başlarından aşağıya doğru soğuk ter ırmakları akıyordu. Tam bir saat sonra dananın kuyruğu kopacaktı, bu işkenceye dayanamayan biri boş çuval gibi yere düşerek ufak bir toz bulutunun yükselmesini sağlamıştı.

Bu, sağanak yağmurun yere düşen ilk damlasıydı sanki hemen akabinde saldırgan topluluğun diğer üyeleri de olgunlaşmış malta eriği gibi dallarından aşağı bıraktılar kendilerini.

Kalabalık grubun içindeki bir kişi hariç herkes yerdeydi, sadece bu kadarla kalmamıştı olanlar, aralarından bazıları sanki hiç yokmuşlarcasına kaybolup gitmişti. İstemeden de olsa arkasındakilerin lideri konumuna düşen genç irisi kesik kesik nefes almasına rağmen, Çakırkeyif isimli moblara karşı direniyordu.

“Siz bana yanlış yaptınız!”

“Siz bana yanlış yaptınız!”

“Siz bana yanlış yaptınız!”

Üç moruk bir araya toplanmıştı, zangır zangır titreyen çocuğun başında tam anlamıyla sarhoş muhabbeti ile eziyet şöleni çektiriyorlardı ona. Çok dayanamadı zavallı, arkasında koşturanlarla aynı sonu paylaşmak üzere ağzının üstünde yere çakıldı.

“Genç dostum, bize katılmak istemez misin? Bir parça ekmeğimiz ve herkesle paylaşmaktan zevk duyacağımız bir şişede şarabımız var!”

Her şeyin sona ermesinin üstünden on saniye geçmemişti ki ihtiyarlardan birinin bana dönerek seslenmesine şahit oldum, o an korkudan bağırsaklarımın birbirine dolandığını hissedebiliyordum. Hemen etrafıma bakındım, hedeflerindeki kişinin kendim olduğuna inanmak istemiyordum çünkü ben hala koruyucu kalkanın içindeydim.

“Lan! Lan! Lan! Lan!”

Ne zaman çıkmıştım buz mavisi örtünün içinden, hızla arkamı döndüğümde çoktan üç adım kadar koruma bölgesinin dışında olduğumu gördüm. İzlediğim olaylara nasıl kaptırdıysam kendimi, farkında dahi değilken ölümcül bir hata yapmıştım.

“Sen, bana yanlış yaptın!”

“Sen, bana yanlış yaptın!”

“Sen, bana yanlış yaptın!”

Bu olamazdı, henüz ilk adımımı atmışken teklifleri reddedilen üçlü saldırılarının ikinci kısmına geçmişti. Kafamda deli sorularla beraber ikinci adımımı atmak için ayağımı kaldırmaya çalıştım; kaçmalıydım, yoksa sonum az önce ruh bunaltıcı bir işkence sonucu yok olan onlarca insan gibi olacaktı.

Gözlerimi kapatıp tüm gücümü ayaklarıma odaklayıp koşmaya çalıştım, henüz yeteri kadar inceleme yapamadan sekiz saatlik işkenceyi tecrübe etmek istemiyordum. Koşmalıydım, beynimin bedenime yolladığı tek emir buydu, ölümüne değil yaşamak için yapmalıydım bunu.

“Yavaş be arkadaş!”

“Acelen ne senin!”

“Önüne baksana ulan ayı!”

Korkunun pençelerine düşerek bilincimi kaybettikten sonra sert bir nesneye çarpıp duracaktım, bunun sonucu olarak yere düştüğümde bir cesaret tekrar gözlerimi açarak neler olduğuna bakabildim. Etrafım insanlarla çevriliydi ve istisnasız hepsi bana ağızlarına geleni saydırıyordu, işin tuhafı onların çoğuda benim gibi yere düşmüştü.

Panikle ayağa fırladım ve nerede olduğumu anlamak için delibaş gibi etrafımda tam bir tur dündüm, son gördüğüm şey ile sanki sırtımdan bir kamyon yük boşalmış gibi hissetmiştim.

Artık nasıl bir g.tkorkusu içine düştüysem, o hızla kitabelerin olduğu alanın en dışında duran ve içerilere ilerlemek için sıra bekleyen insanlara çarpmıştım.

“Özür dilerim!”

“Hepinizden çok özür dilerim!”

Hemen zarar verdiğim insanlardan beni affetmelerini isteyerek ortamdan sıvışıverdim, paçayı kurtarmıştım bu sefer, nasıl olurda böyle ufacık bir kazayı önemseyebilirdim.

Arkamdan yükselen homurtulara aldırmadan rotamı ilk uyandığım yere doğru kırdım; koruma alanı dört renge sahip bir kalkanla ayrılıyordu Düşmüşler’ den, bu da demek oluyor ki farklı renkteki alanlarda bambaşka moblar olabilirdi.

Amacım doğrultusunda döndüğüm ilk varış noktamda, beni sarı bir tül gibi yerden yükselerek tavanda diğer renkle birleşen kalkan karşıladı. Burası alkol temelli Düşmüşler’ in bulunduğu alanın hemen yanında yer alıyordu, hatta tam birbirlerine temas ettikleri yerde durulursa iki tarafta rahatça izlenebilirdi.

Hayretler içinde kalacağım manzaraya tam da bahsettiğim yerlerden birinde rastlayacaktım, iki alan sınırdı, hatta moblar neredeyse iki karış mesafeye kadar yaklaşıyor fakat kesinlikle birbirlerinin alanına geçmiyorlardı.

Yazılı olmayan bir kuralı öğrenmiştim, Düşmüşler’ in kendilerine ait toprakları vardı ve kesinlikle bir diğerinin alanına müdahalede bulunmamaktaydılar.

Aksi takdirde şu anda çarşı pazar karışmış olurdu zira sarı renkteki bölgedeki Düşmüşler sadece burada değil, Dünya’da da herkesin başına bela olması olası tiplerdi.

“Balici lvl 1!”

“Tinerci lvl 1!”

“Çakmak Gazcı lvl 1!

Neden bu tabiri kullandığımı anlamışsınızdır artık, alkolün hüküm sürdüğü toprakların yanında sentetik maddelerin esareti altına aldığı moblar yaşamaktaydı. Kalkanın arkasından bile insanın tüylerini diken diken eden auraları vardı, etraflarında çığlık çığlığa koşturan insanlarında tabloya katılmasıyla çılgınlığın korku ile harmanlanmasının resmi gibiydiler.

Bu bölgede karmaşanın nasıl başladığına şahit olamamıştım fakat karşımdaki manzaraya bakarak söyleyebilirdim ki, tuzaklarına düşürdükleri insanlar kemiklerine kadar işlemiş bir korku içerisindeydiler.

Kafalarının üstünde siyah bir sima vardı ve bu hatları belli belirsiz yüzün en belirgin özelliği çığlık atmak istercesine açılmış ağzıydı. Buradakilerde, buz mavisi bölgedeki insanlar gibi bir çeşit etkinin altında kalmış ve bedenlerinin üstündeki kontrollerini kaybetmişlerdi.

Bir saat geçmemişti ki daha önce şahit olduğum olayları tekrardan yaşamaya başlamıştım, ipi kesilmiş kukla gibi yere düşen insanlar kısa süre sonra yok oluyorlardı.

Bu sefer çok temkinliydim, kendimi kalkanın içinde tutmayı başarmak için her otuz saniyede bir etrafıma bakmayı ihmal etmemiştim. Çekirge bir kere sıçramıştı, atasözüne göre bir hakkım daha olsa da bunu hemen kullanmak gibi bir düşüncem yoktu şu anda.

Moralim bozuk şekilde arkamı döndüm, kitabenin oradaki dükkânlara mı baksam, yoksa kalan iki alana mı göz gezdirsem bilemiyordum. Henüz iki saat geçmişti fakat gözlerim beni yanıltmıyorsa kalkanın içindeki kalabalık baştakinin ancak yarısı kadar kalmıştı.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1245

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1069

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 885

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 818

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 695

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 650

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 629

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 601

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 549

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 520

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 357

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 186

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15206 Üye Sayısı
  • 476 Seri Sayısı
  • 20132 Bölüm Sayısı


creator
manga tr