Korku dağları bekler. #Atasözü

Cehennem Online - Bölüm 4-Koyuverme Kendini


Yazıtın üç yüzü vardı ve yüksekliği, normal bir insanın uzunluğunun iki katına varıyordu neredeyse, hiç vakit kaybetmeden okumaya başlamam gerektiğini anlamıştım.

“Size sunulan fırsatın kıymetini bilemediniz, şimdi Cehennem topraklarında cezanızı çekeceksiniz!”

Sadece tek bir cümle yazılıydı okumaya başladığım tarafta, açık ve netti, günahkârlar olarak ebedi yuvamıza kavuşmuştuk. Olduğum yere çivilenmiştim, tüm hareketlerimin sonuçlarını bir kez daha gördüğümü hatırlıyordum fakat hiçbir şey net değildi aklımda, içimden kötü biri değilim ben diye haykırmak geliyordu.

‘Koyuverme kendini’ bu benim mottomdu, ne olursa olsun başa çıkmalı, yeni duruma alışarak varlığımı sürdürmeliydim. Kalan iki yönden, bana göre sol tarafta olanına göz gezdirmek için küçük adımlarla ilerlemeye başladım.

On adımlık mesafeyi almam beş dakika kadar sürecekti, ayağa kalkabilmiş herkes burada olduğundan dolayı itiş kakış anca varabildim.

“Yaratıcı kullarını affeder ve iyilik yapanları mutlaka mükâfatlandırır!”

Hayda! Az önce okuduklarımdan sonra yine tek cümle yazılı olan bu cephe, içimde bir umut yeşermesini sağlayacak haberi vermişti. Epey tesadüfi bir sıralama değil miydi bu, şansımın yardımıyla mı birbirini izleyen iki cepheyi seçmiştim acaba?

Bunu öğrenmek çok basitti, yanımda duran iri yarı adamın omuzuna hafifçe dokunarak sormam yeterliydi.

“Pehlivan, ne yazıyor burada?”

Orta yaşlarını geçmiş, bedenine oranla biraz ufak kafasının üstündeki tüm saçları dökülmüş bu kişinin başının üstünde Pehlivan yazıyordu.

“Size sunulan fırsatın kıymetini bilemediniz, şimdi Cehennem topraklarında cezanızı çekeceksiniz!”

Dudaklarından fısıltı halinde çıkan sözcükleri havaya karışmadan zar zor yakalayabildim, benim ilk baktığım kısımda yazılanları söylemişti soruma yanıt veren adam.

Bir kelime daha etmedi bunun üzerine, yüzünün aldığı renk ve hareketlerinin donuklaşmasına bakarsak az önce benim yaşadığım şoku tecrübe etmekteydi. İşin ilginci, ben başka bir yazı görürken o neden diğer tarafta olması gereken cümleyi okumuştu.

Bunun tek açıklaması olabilirdi: bu kitabeye nereden bakarsanız bakın önceden belirlenmiş bir düzen içinde ilerlemek zorundaydınız. Kaçınılmaz şekilde yapılmış düzeni bozmaya hiç niyetim yoktu, sakin ve yavaş adımlarla sona kalan yere doğru yürüdüm.

Acele etmek beyhudeydi, insanların arasından boş gözlerle etrafımı inceleyerek ilerliyordum, beni bekleyen sürprizden haberimin olmadığı o anlar belki de burada geçireceğim zamanlarımın en tasasız anları olacaktı.

“Cehennemin Birinci Katı!”

Koca üç kelime en üstte parmak kırmızı harflerin yardımıyla gündüz güneşinde dahi delicesine parlıyordu, bir an dalıp gitsem beni yutacaklarmış gibi bir izlenim bıraktılar üzerimde. Gözlerimi biraz aşağı kaydırarak üzerimde oluşmuş baskıdan kurtulduğumda beni dört maddelik bir listenin beklediğini görecektim.

“Cehennemin Birinci Katı içerisinde zaman kavramı, ölmüş olduğunuz dünya ile aynı olacaktır!”

“Bu koruma alanı içine adım attığınızdan itibaren, her gün seviyeniz kadar düşmüş öldürmelisiniz!”

“Başarısızlık halinde sekiz saatlik Cehennem Azabı cezasına mahkûm olacaksınız!”

“Tüm cevaplar koruma alanlarının dışındaki düşmüşlerin içinde, gidin ve hatalarınız ile yüzleşin!”

 

Neredeyse tam açıklanan nokta yok gibiydi, bulunduğumuz alanın kanunu bunlardı ve sadece ayak uydurmamamız halinde başımıza neler geleceği gayet açık şekilde belirtilmişti. Benimle beraber aynı şeyleri okuyanları değişen surat ifadelerinden anlayabiliyordum, buraya ne zaman geldiğimiz belli değildi ve diğer tüm bilgilere ilk mobu öldürünce erişebilecektik

Sıkı bir MMORPG oyuncusu olmasam da temellere hâkimdim, burası başlangıç köyü ise yakınlarda zayıf yaratıklardan bolca olması gerekiyordu. Tek yapmam gereken tüm alanı çevreleyen kalkanın dışına çıkarak ilk gözüme kestirdiğime saldırmaktı ama bir düşünce yolun yarısında kafama dank ettiği gibi bu fikri çöpe atıverdim.

Genelde ilk köy, ne rakip oyuncuların ne de saldırgan yaratıkların olmadığı alanlarda inşa edilmiş olurdu, eğer durum böyle olsaydı bu kalkanın ne gereği vardı ki. Üstüne üstlük bulunduğumuz yer bir firmanın para kazanmak uğruna insanları eğlendirmeye çalıştığı sanal bir platform değil, yediğimiz naneler için cezalandırılmaya yollandığımız Cehennemim İlk Katı idi.

Günlük cezaya yakalanmamak için kalan süremi bilmesem de acele etmemem gerekliydi, kısa bir sürede olsa da durup ilk denemeyi başkalarının yapmasına izin verebilirdim. Tekrar hızlanıp kalkanın dibine kadar gelerek sakince yere oturdum, kendime henüz tam bedeninin kontrolünü alamamış süsü vererek diğerlerinin hareketlerini izlemekti niyetim.

Bulunduğum bölgeden dışarı çıkan kimse olmamıştı daha ve buz mavisi bariyerin dışında hiçbir hareketlilik yoktu; nerede olduğumu bilmesem, bir kitap ve kahve alarak sessizliğin tadını çıkarmak isteyebilirdim.

Derken, tam gaz gelen kalabalığın çıkardığı toz bulutunun cilveyle savrulan bir Flamenko dansçısının eteklerini anımsatan şekli, çok geçmeden buraların karışacağının haberini vermişti bana.

İnsanlar durmadı, korku ve panik içerisinde kalkandan dışarı fırladılar, gülsem mi ağlasam mı bilemedim bu durum üstüne; çok değil daha bir gün önce sonsuz Cehennem tehdidi karşısında sülalem rahat modunda takılan bu kişiler, şimdi günlük sekiz saat eziyeti duydukları anda bir bilinmeze doğru amok koşucusu gibi gidiyorlardı.

Neredeyse toplam sayılarının yarısı kadar insan dışarı çıktığında, daha önce ıssız bir boşluk olan yerlerde hiçlikten bazı gölgeler belirmeye başladı. Bir an sonra şekle bürünen siluetler, kalkanın başladığı yerden itibaren tüm düzlükteydi.

Birbirlerine çok uzak olmayan mesafelerde ortaya çıkmışlardı, toplam sayıları an itibari ile kalkanın dışında bulunan insanlardan birkaç kat fazlaydı. Beklememe gerek yoktu artık, yerimden fırladığım gibi buz mavisi renkteki ışık perdesinin dibine kadar giderek neler olduğunu yakından incelemeye başladım.

İlk izlenimim beş duyu organımdan biri olan gözlerimden değil, aksine çokta iyi koku almayan burnumdan referans alacaktı. Kesif bir alkol kokusu anason bahçelerinin bağrından kopup geliyordu, sanki öğretmenimin küçük bir hata yapınca uyarı mahiyetinde yavaşça yanağıma inen tokadı misali yüzümü yalayıp geçiyordu ılık esinti.

Söyle bir kafamı salladıktan sonra ancak kendime gelebildim, ne olursa olsun gözlerimi dikip izlemem gerekiyordu, işin ucunda sekiz saatlik Cehennem İşkencesi vardı.

Dikkatle aramıza son katılan değişken olan bu yaratıklara yönelttim bakışlarımı, beklentim boynuzlu, kuyruklu, ellerinde kanlı silahlar olan ecüş bücüş varlıklardı. Burası Cehennemin İlk Katı olarak geçiyordu kitabede, bunu okuduktan sonra daha azını beklemek büyük iyimserlik olmaz mıydı?

Tüm düşüncelerim az sonra göreceğim mobların olası şekillerini beynimde çizmişken, olabilecek en tuhaf ve trajikomik şey oldu. Bunu uzun uzadıya anlatmama gerek yok, size sadece yaratıkların üstünde yazan isimleri söylesem yeterli gelecekti.

“Çakırkeyif lvl 1”

“Sarhoş lvl 1”

“Ayyaş lvl 1”

İlk önce, burnuma gelen alkol kokusunu son işlediğim ve buraya düşmemi sağlayan günahın bana hatırlatılması olarak anlamıştım lakin şu anda işin aslı apaçık şekilde gözümün önündeydi.

Kırmızı burunlu, üstü başı dağılmış, sağa sola yalpalayarak yürümeye çalışan bir grup insan, ellerinde çeşit çeşit içki ile tüm alanı doldurmuştu. Kadın erkek fark etmeksizin bir sürü model vardı buz mavisi renkli kalkanın dışında, kafalarının üstünde çıkan unvanlara yakışır bir biçimde arzı endam ediyorlardı.

“Genç dostum, bize katılmak istemez misin? Bir parça ekmeğimiz ve herkesle paylaşmaktan zevk duyacağımız bir şişede şarabımız var!”

Gözlemlerime devam ederken sağ tarafımdan, çokta uzak olmayan bir yerden gelen sesle irkildim; üç kişi yere oturmuş az önce kalkanın dışına koşan gruptan olan birine sesleniyorlardı. Şaşkın bakışlarla sesin geldiği yöne doğru kafasını çeviren bu insan gerçekten epey toy görünüyordu, belli ki ölmeden önce ancak on beş, on altı yaşlarındaydı.

Sözlerim küçümseme gibi görünse de asıl endişem yerde oturan kirli sakalları epeyce uzamış moblar içindi, bu yeni nesil veledin çevrimiçi oyun tecrübesi olması yüksek ihtimaldi.

Çok geçmeden bu düşüncemin ne kadar doğru olduğunu anlayacaktım, kafasının üstünde Çakırkeyif lvl 1 yazan moblara doğru bağırarak saldırıya geçti ergen irisi. Aynı fikirleri paylaşıyorduk besbelli, burası ilk köydü ve etrafındaki yaratıkların amacı sadece bizim güçlenmemiz için kurban görevi görmek olabilirdi.

Bu anlarda Çakırkeyif moblarda panik belirtisi yoktu, lvlleri düşük olsa bile üstlerine doğru koşan insana hafif kapanmış gözkapaklarının arasından sakince bakıyorlardı.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1075

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 974

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 817

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 770

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 641

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 586

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 581

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 569

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 514

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 484

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 276

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 199

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 169

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 79

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11644 Üye Sayısı
  • 323 Seri Sayısı
  • 16477 Bölüm Sayısı


creator
manga tr