Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Cehennem Online - Bölüm 1-Plazanın Gülü, Şu Gönlümün Bülbülü


Göğü delmek amacıyla yapılmış gibi duran dış cephesi camlarla kaplı bir binanın otuz beşinci katındayım, buraya her gelişimde içim bir tuhaf oluyor.

 Nedenini soracak olursanız, her hafta istisnasız en az beş kere internetten yaptığı alışverişleri teslim etmeye geldiğim muşmula suratlı kadının sekreteri derim ve susarım.

Kapıdaki güvenliğin artistliği veya benimle asansöre binenlerin küçümser bakışları ile beraber oflanmaları hiç önemli değildi, onu gördüğüm anda öncesi sıfırlanıyordu.

Çok güzeldi, abartısız çok güzeldi. Benim gibi haline bakmadan yüksek standartların peşinde koşan birinin dahi dibini düşürmesi için çok uğraşması gerekmiyordu.

İtici bir sesle açılan ofis kapısından adımımı attığım anda burnuma gelen kokusu ile beynimden vurulmuşa dönüyordum zira. Çokta kibardı, istisnasız her geleni ayağa kalkarak karşılıyordu, her gün yüzlerce paket teslim ettiğim bu plaza çöplüğünde insanlığını kaybetmemiş yegâne kişiydi.

Tamam, belki biraz torpil yapmış olabilirim ama onun gibi kişilerin sayısı gerçekten bir elin parmaklarından azdı. Camla kaplı çelik yığınlarına giren kişiler hoşgörü ve kibarlıklarını x-ray de bırakıyordu galiba, çıkarken almayı unutmamalarını bile kar saymak gerekirdi aslında.

Bu gün her zamankinden çok farklı olacaktı, çünkü onu son görüşümdü muhtemelen. Saçlarımı itina ile tarayıp, ofise girmeden önce deodorant banyosu yapmam bundandı.

Normalde oturduğu zaman sadece gözlerine kadar olan kısmının görünmesine izin veren yüksek bankonun arkasında ayakta karşılıyordu beni yine, içimdeki heyecandan mı yoksa hüzünden mi bilinmez konuşmaya başlamadan önce birkaç uzun nefes almam gerekmişti.

Saçlarını toplamamıştı bugün, büyük dalgalar halinde omuzlarına düşüyordu yanlardan. Bilerek mi yapmıştı acaba, bir iki kere cesaretimi toplayarak ona bu stilin ne kadar çok yakıştığını söylemiştim önceden.

Haksız sayılmazdım, uzun kömür karası saçlarının uçlarına doğru rengi açılıyor neredeyse beyaza dönüyordu, işte beni bitiren detay buydu. Saçını topladığı zamanlar bundan mahrum kalıyordum, sanırım cesaretim kadar da bencilliğimin bir ürünüydü verdiğim tavsiye.

Standart işlemleri yaparken yine ufaktan laflamaya başladık onunla, bugünün son günüm olduğunu bir iki gün içinde Avustralya’ya dil okuluna gideceğimi söyledim bir anda.

Yüzünde oluşan hayret ifadesini görmeliydiniz, benim hakkımdaki bir konunun onu böyle etkilemesi büyük bir sürpriz olmuştu bana da.

Paket teslimatı dışında hiç konuşma fırsatımız olmamıştı ki, nereden bilebilirdi benim üniversiteyi son senemde bırakıp para biriktirmek için kargo firmasına girdiğimi.

Aslında yakın çevrem dışında kimse bilmiyordu bu hikâyeyi, öğretim görevlisini tartaklayıp okuldan atılmanın pek gurur duyulacak bir yanı yoktu zaten. 

Pişman mıyım asla, yine olsa aynı tepkiyi verir miydim şüphesiz, çok dillendirmesem de içimde bir yara değildi yaşadıklarım.

Hiçbir zaman çok güçlü veya cesur olmadım ama haksızlık karşısında da susacak kadar küçülemezdim.

Aklıma zamansız gelen bu düşünceleri silip attım hemen, geçmişin yüklerini sırtıma bindirdiğim müddetçe olması gereken hızda ilerleyemezdim. Koca iki sene uğraştım ve amacıma ulaştım, yarından tezi yok yeni bir hayata başlamamı kimse engelleyemezdi.

Yine bir kucak dolusu irili ufaklı kutuyu kapıp gidecekken daha önce hiç yaşamadığım bir olay gerçekleşti, her hali ile beni benden alan kadın elindeki kartviziti utangaç bir gülümseme ile bana uzatıyordu.

Benim halimi düşünebiliyor musunuz? Kibarca uzattığı kartı alırken bir yanda da gözlerine bakıyordum onun, çıkarken görüşürüz dediğini hayal meyal hatırlıyorum.

Böyle bir heyecanı yaşamayalı ne kadar olmuştu acaba, lise, üniversitenin ilk senesi, elim ayağıma dolanmışken hatırlamam mümkün değildi.

Asansörün kata geldiğini belli eden ses ile geçmişten günümüze dönmem bir olacaktı, tatlı duygular yaşasam da acı gerçeklerin olduğu bir hayata sahibim ne yazık ki.

Kapı açılır açılmaz kendimi önünde demir bir tutmaç olan aynalı kısma atıverdim, elimdeki kutuların altını demire yasladığım zaman taşıması daha kolay oluyordu. Belki olması gerekenden fazla yer kaplıyordum ama onca kat boyunca kucağımda koca bir kutu yığınıyla inemezdim.

İki veya üç kat indikten sonra kapı açılacaktı, bir günde direkt zemin kata inerek bu metal ve ayna cehenneminden rahatça kaçabilseydim ne olurdu.

Bu düşünceler içindeyken en son istediğim olay gerçekleşiyor, bir grup beyaz yakalı şen kahkahalar ve abartılı jest ve mimikleriyle asansöre doluyordu.

Ne kadar uyuz olduğum tipleme varsa kokteyl halinde etrafımı sarmıştı, korku evine çevrilmiş bir sirke zorla götürülmüş gibiydim sanki.

Başlarda bu kadar tepkili değildim onlara karşı, birkaç kez asansörden inerken veya paket teslim ettikten sonra kibarca ‘’iyi günler’’ demiştim bile. Cevap olarak kibar bir söz beklediğim yoktu, sadece suratlarına yapışan küçümseyici tavır dağılsa yeterdi.

Maalesef bu gerçekleşmesi zor bir hayaldi anlaşılan, teşebbüsüm bir sineğin kanat çırpmasının çıkardığı ses kadar ilgilerini çekmemişti.

Pes ederek kendimi uzakta tutmakta buldum çözümü, aynı işyerinde çalıştığım kıdemli kuryeler gibi yaltaklanamazdım onlara.

Son günün şerefine dayandığım demirin köşesine sıkışmamı sağlayan grupta, bonus olarak adlandırdığım tiplerden biri de vardı.

 Bu tür, plaza dünyasının cafcaflı çalışan profilinin tabanına tekabül etmekteydi, hizmetli sınıfının bir üstünde bulunması nedeniyle mi, yoksa kendisine biçilmiş elbiseyi giymeyi ısrarla reddetmesinden midir bilinmez, en saldırgan sınıftı kendileri.

‘’Şu yönetime kaç defa daha söylemem lazım dış hizmet sağlayıcılarına asansörü kullanmayı yasaklamalarını!’’

Yine başlamıştı konuşmaya ezik, bulunduğu ortam içindeki tek dikkat çekme fırsatını kaçırmak gibi bir niyeti yoktu. Karakter olarak elimdeki kutuların bir tanesi kadar yer sağlayamadığı cemiyette, kendisinden aşağı gördüğü bir sınıfı aşağılamak suretiyle var olma savaşıydı bu sürdürdüğü.

Karakter olarak yetersiz dediğime bakmayın, genellikle bunlar fizikken de pek gelişmiş olmuyorlar. Bugünün çıkıntısı da tam tarife uygundu, beraber asansöre bindiği kadınlı erkekli grup içinde vasattan aşağı görünüme sahip tek kişiydi.

Ortalamanın altında bir boy, düşük omuzlarla beraber sanki standart paket donanım gibi gelen seyrelmiş saçlar en belirgin özellikleriydi adamın. Beni ima ederek söylediği sözler beraber olduğu insanlar tarafından duymamazlıktan gelinince, özgüven eksikliğinden kamburlaşmış sırtı biraz daha çıkıntılaşıp tehlikenin yaklaştığını duyuruyordu bana.

‘’Neden merdivenleri kullanmadın sen?’’

Beklenen olmuş, dikkate alınmamanın acısını çıkaracak kurbanına direkt ithamda bulunmasının sırası gelmişti.

Sesinin tonunu bir perde yükselttiği için artık kimsenin duymama şansı kalmamıştı, arkadaşları hafifçe bana döndüklerinde eziklerin şahı ile aramda birbirimizi net bir şekilde göreceğimiz bir açıklık oluşacaktı.

İşte tecrübe denen şeyin ne denli gerekli olduğu bu anlarda ortaya çıkıyordu, birkaç kez aynı dalyarak familyası üyesi kişiyle uğraştıktan sonra kulaklık kullanma alışkanlığı edinmiştim. Şu anda müzik dinlemiyordum, az önce söylediklerini net bir şekilde duymuştum ama bunu benden başka birinin bilmesi gerekir miydi ki?

Sırtım kapıya dönük şekilde duruyordum, elimdeki kutular nedeniyle aynadan da görünmeyen yüzümle, vahşi doğada kamufle olmuş bir kertenkele gibiydi halim.

Bu halimin yetmeyeceğini bilmiyor değildim fakat biraz da ezik karakterin kendini kurtarıp normale dönmesiydi amacım. Herkesin müzik dinlediğimi sanması için yalandan kafamla tempo bile tutuyordum, zemine ulaşana kadar dayansam yeterdi bana.

‘’Sana söylüyorum, cevap versene!’’

Sırtıma dokunan bir parmakla dönüşü olmayan yola girdiğimizin resmi olarak ilanı yapılmıştı, sözler konusunda epey sabırlıyımdır fakat iş fiziksel temasa gelince ayarımın olduğunu söyleyemem.

Böyle basit bir şey için şiddete başvurmak gibi bir niyetim yok söylediğim gibi konu ufak, ben de karşımdakinin de ufak olmasını kullanayım dedim.

Övünmek gibi olmasın boy olarak biraz şanslıyım, 190 santimin üstündeydi en son ölçtürdüğümde, ince bir yapım olmasına rağmen bu özelliğim benim görünüşümü kurtarmakta.

Sanırım bana bulaşan tip en fazla bir yetmiş civarı olmalı, bir elimi kutuların üstünden çekmeden belimden geriye dönerek hiç kafamı eğmeden ileriye bakmaya başladım. Adam önümdeydi gayet iyi biliyordum, sanki onu boyunun kısalığından dolayı görmüyormuşum gibi yaparak çileden çıkarmaktı amacım.

Ok yaydan çıkmıştı, işi bir adım daha ilerletip kulaklıklarımı çıkararak şaşkınca bana bakan diğer beyaz yakalılara seslendim.

‘’Hanginiz beni parmağıyla dürttü?’’

Sorumu dibimde duran tipi hiçe sayarak sormamla, grubun içinden bir iki kişinin gülmemek için kendisini tutmasını görmem bir olacaktı. Bu durum benim hoşuma gitse de, biraz sonra çıkaracağı tuhaf sesten anlayacağım kadarıyla aşağılık kompleksi ile cebelleşen adam pek haz almıyordu.

‘’Sıkışmak zorunda mıyız biz senin yüzünden, asansör plaza çalışanları için sadece!’’

Artık onu görememek gibi bir şansım yoktu, kafasının üstünde kalmış birkaç tel saçı ve boyunu uzun göstermek için giydiği dikine çizgili tuhaf ceketiyle gün ortasındaki güneş gibi karşımdaydı.

Cümlesini götünden uydurduğu bir kuralla bitirmesi işime gelmişti ezmenin, direkt o kanaldan saldım zehrimi.

‘’Nerede yazıyor acaba asansörlerin plaza çalışanlarına ait olduğu, benim gördüğüm uyarılarda sadece kilo ve kişi sınırı yazıyor. Elim dolu eğilemiyorum, sizin göz hizanızda mı bu konu hakkında bir levha var acaba?’’

İyiyim hoşumdur ama tersimde pistir, başladım mı bel altı vurmaya adamı devirene kadar durmam.

Az önce kendini tutanlardan birkaç sıkışmış hava sesi geldiğinde, boyu nedeniyle dalga geçtiğim adamın rengi değişmeye başlıyordu. Ufaktan kızarmış yüzü söylenenlere bozulduğunu fakat hala elinde birkaç kozu olduğunu belli etmekteydi.

Madem başladık hız kesmeden düşmanın üstüne çullanmak icap ederdi, zira kavganın her türlüsünde öncelik alan avantajlı durumda olurdu.

‘’Sanırım, siz arada kaldığınız için nefes almakta zorlanıyorsunuz, buda anksiyete hissi oluşturuyor üzerinizde. Bu durumda olmam ne kötü, arkadaşım bana el versene beyefendiyi kaldırıp şu demirin üstüne oturtalım biraz kendine gelsin!’’

Ağzı açık bizi izleyen bir beyaz yaka erkeğine ithafen konuşurken, dibimdeki ezmenin tepesinin attığını net şekilde görebiliyordum. Haz duyuyor muydum evet, inkâr edemeyeceğim bir şekilde çok hem de, ne yapalım atalarımızın dediği gibi ava giden avlanır.

‘’Terbiyesiz!’’

Ne diyeceğini bilemiyordu hasmım, kaba bir tonda başlayarak r harfine oldukça yüklü bir baskı yaptıktan sonra, z de neredeyse çığlık atma noktasına gelmesinden rahatça anlaşılabiliyordu büründüğü ruh hali.

‘’Seni firmana şikâyet edeceğim, ismini söyle bana!’’

Çırpınışlar başlamıştı, iş hayatlarımızın arasındaki statü farkını kullanmaya gelmişti sıra, bu hareket ardından gelecek olan en çaresiz eylemin habercisi olduğundan dolayı sondan bir önceki darbeyi indirme vaktim gelmişti.

‘’Belki biraz yüksekte kaldığı için göremediniz ama ismim ve diğer bilgilerim yakamdaki kartta mevcutlar, arkadaşlarınızdan rica ederseniz sizin yerinize not alabilirler rahatlıkla.

Ayrıca büyük ihtimal ben ofise geçmeden siz aramış olursunuz, unutmadan eşantiyon dağıttığımız ürünlerin içinden bir şampuanı size yollamalarını isteyin lütfen.

 Bu kadar yakınıma girince ister istemez hissettim, kafanız çok kötü kokuyor. Terden mi yağdan mı bilmem ama yıkasanız siz ve çevreniz için hoş bir hareket yapmış olursunuz!’’

İşyerine şikâyetin bir sonrası abuk sabuk bahaneler bulup çevreye sizi kötü lanse etmek olacaktır, en yaygın yöntemde bütün gün durmaksızın çalışan kişilerin koktuklarını iddia etmektir.

Bazı günler iş yoğunluğu ile kendime dikkat edemeyip esansı bol bir şekilde gezindiğim olmadı değil fakat bugün gönlümün kozasından henüz çıkmamış narin kelebeğimin yanına uğrayacaktım ve şu anda ayaklı parfümeri reyonu gibi mis kokular saçıyordum.

Bana saldıran adamı sadece tahmin üzerinden itham etmiştim lakin genelleme yaparak attığım zarın düşeş geldiğini anlamam çok uzun sürmeyecekti. Etrafında dizilmiş bizi izleyen birkaç kadın mesai arkadaşının yüzü buruşmuş, adamın çölde bir vaha gibi görünen kafasındaki üç tel saça tiksinti içinde bakmışlardı.

Ağzına kadar doldurduğum bardağın taştığı nokta tam burasıydı, var olduğunu benim üzerimden ispatlama çabasına giren adam da bu bakışları yakalamıştı çünkü.

‘’Şimdi yönetime gidiyorum, senin bir daha bu plazaya giremeyeceğinden emin olacağım!’’

Kabul etmeliyim ki son kozunu tipinden beklenmeyecek bir klasta oynuyordu, tehdit ederken bunun hava olmadığını, gerçekleştirecek gücün kendisinde bulunduğunu sofistike bir biçimde dile getirmişti.

Sorunlarının temelinde yatan nedeni görmesi ne acıydı, birkaç kat inmek için içinde bulunduğumuz asansörde yaşadığı şapşallık silsilesini, bir kamera ile kaydedip kendisine izletemem ne acıydı.

Son cümlesine kadar ne hareketleri ne de konuşması onun değildi, oysaki en sonunda kendini bulabilmişti. Köşeye sıkışınca, modern insan olma gerekliliğinin yüklediği anlamsız telaşlardan kurtulunca, temel içgüdülerinin onu ele geçirmesine izin vermişti.

Takdir etmiştim adamı, artık gözümde asansöre ilk bindiğinde olduğu saldırgan ezik değildi, istemsizce aklımdan olayı burada kapatmak bile geçmişti.

İğneyi kendime batırma vakitlerini yaşarken, böyle naif fikirler her daim beynime hücum ederdi, aslında sonu kavgaya uzanan ve öğrenim hayatımı bitiren olaydan sonra demeliyim sanırım.

Fikirlerin beyninizde gezinmesi ile bunları gerçekleştirmek için uygulamaya dökmek farklı prosedürlerdi. Henüz gerçekleştiremediğim bu olgunluğu, bugünde çevreme yaşatamayacağım için suçluluk hissetmiyordum şu sıralar.

‘’Güle güle, plazada yatmıyorsun ya sende, bende dışarıya rahat çıkamayacağından emin olurum o zaman!’’

Son kozlarımızı oynamıştık ikimizde, bugün işteki son günüm olduğu için haberi olmasa bile onun ki çoktan boşa çıkmıştı. Benim tehdidim ise yüreğine eminim ki koca bir kaya gibi oturacaktı, pek bilinmese de bu camdan hapishanelerde hizmetli personelinden dayak yemiş birçok kişi vardı.

Hikâyeleri kulaktan kulağa yayılır, kendileri işlerini kaybetse bile geride kalan sınıfdaşlarının zırhına bir katman daha eklerlerdi. Giderayak hiçbir endişem olmadan kartımı masaya vurup soluğunu kesmiştim ibişin, büyük bir yutkunmanın izleri boğazında belirmişken zil çalıp asansörün kapısı açılıyordu.

Nihayet zemin kata gelebilmiştik, kısa boylu adam hızlı adımlarla kaçarcasına asansörden indikten sonra yanındakilerde teker teker onu izlediler.

Hasmıma söylediğim sözler onunla dalga geçmemi neşe içinde izleyen arkadaşlarını da tedirgin etmişti, belli etmemeye çalışsalar da özünde onlarında beğenmedikleri adamdan bir farkları yoktu.

Sadece, ek yerlerini gizleme konusunda ondan daha becerikli olmaları sayesinde oynamaları gereken role rahatça bürünüyorlardı, kendilerini güvensiz bir durumda hissedip kaçmaları bundandı.

Neyse ki elim kolum doluyken hareket etmekte iyiydim, açık kapı tekrar kapanmadan kendimi dışarı atabilmiştim.

Hizmetli sınıfının külhanbeyleri olan güvenlikçilerin oradan geçerken yüzüme mal mal bakmalarından az önce itin götüne soktuğum adamın buradan geçtiğini anlayacaktım. Yönetim ters taraftaydı oysa anlaşılan düşündüğümden daha korkak çıkmıştı adam, onu yakalayıp şiddet uygularım diye kaçmıştı hemen.

Son noktamdan sansasyonel bir biçimde ayrıldıktan sonra dilime doladığım bir şarkıya kâh ıslık, kâh alkış ile eşlik ederek kargo ofisine kadar geldim.

Neden bilinmez buraya ilk geldiğim gün aklıma düşmüştü, utanarak sıkılarak kapıdan girişimi, her yanı logolu iş kıyafetini giydiğim zaman hissettiğim utancı tekrar yaşamıştım sanki.

Bir süre sonra içinde bulunduğum duruma alışmıştım, hâlbuki pek çok tecrübe edinmeme, başka yerde olsam karşılaşamayacağım durumları deneyimlememe vesile olmuştu bu iş.

İtiraf etmeliyim ki ilk başlarda kendimle çok savaşmak zorunda kaldım, yaptığım işin beni tanımladığını sandığım zamanlardı ve etrafıma epey sorun çıkarmıştım.

 Bir süre sonra o fantastik romanlarda geçen aydınlanmadan yaşayacaktım adeta, insanların işleri ile değil işlerin insanlar ile tanımlandığını görecektim.

Son bir senedir bu fikre sıkıca sarılıyordum, belki doğduğum ülkede gerçekleşmeyecekti bu hayalim ama eninde sonunda olacaktı.

Fakülteden bir arkadaşım mezun olur olmaz yurtdışına atmıştı kendisini, kısa sürede kendisine iş bulmuş ve her görüşmemizde bana umut aşılamaya başlamıştı.

İşte yurtdışına çıkmak ve yeni bir başlangıç yapma fikrimin temeli bu görüşmelere dayanıyordu, nihayet yeterli parayı biriktirerek amacım doğrultusunda ilk adımı atmaya hazırdım.

Pasaportum, vizem, uçak biletlerim hepsi hazırdı, yarın kurtuluyordum bu hayattan, işimi severek yaparsam kıymetimin bilineceği uzaklara yelken açmak üzereydim.

‘’Neredesin lan kerhanacı!’’

Her akşam aynı karşılama bıkmadı mı bu adam diye düşünmeyi bırakalı çok olmuştu ama yüzümün gülmesine de engel olamıyordum bu sözlerden sonra.

Kim miydi bana böyle avam bir hitapla seslenen kişi, tabi ki Muharrem Abi. İlk çalışma günümün akşamından beri, istisnasız her daim beni böyle karşılıyordu.

İlk başlarda bozulmuyor değildim bu duruma lakin kendisini tanıyıp tamamen teklifsiz bir insan olduğunu anlayınca kendi haline bıraktım onu. Adamın benim yaşında iki oğlu vardı neredeyse, birkaç kere ofise gelmişlerdi ve onlara ettiği lafları duyunca kendimi şansı sayıyordum.

Ağzı çok bozuktu, iki lafından biri küfür diğeri gün içinde gördüğü kadınların çeşitli vücut kısımlarını düşünerek kurduğu hayalleri dile getirmesiydi.

Belki tüm ofis çalışanlarının erkek olmasından geliyordu bu rahatlığı, müdür ne zaman bir kadın personel almak istese deli gibi defans yapması bundandı sanırım.

Derken hızla yanıma gelip bir yere kaybolmamamı, akşam ofisten birkaç kişi dışarı çıkıp kafayı çekeceğimizi söyledi. Veda yemeği olacaktı bu, sınırlarını zorlayıp balık pazarında bir mekândan yer bile ayırtmışlar.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1150

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1028

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 842

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 792

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 624

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 531

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 313

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 88

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13331 Üye Sayısı
  • 399 Seri Sayısı
  • 18154 Bölüm Sayısı


creator
manga tr