Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Ejder Dişi Ticaret Şirketi [F5] - 5.Bölüm: Bir Garip İstanbul


“Aglentina, geçen gün yaptığın araştırmalar hakkında bir sonuç buldun mu?” Uçaktan indiğimiz de Aglentina İstanbul hakkında çok endişeli duruyordu bu sebeple otele vardığımızda herkes –Satou hariç, o ahmağa bir telefon veya bilgisayar vermek o zavallı pahalı eşyaların ölümü demektir.- internetten araştırma yapmaya başlamıştı. Satou ise mahvettiği uçağı temizlemesi için servisin birine götürmekle cezalandırılmıştı.

 

“Maalesef önemli bilgiler bulamadım Bay Leo, şehrin tamamı sanki hiçbir değişiklik yokmuş gibi davranıyor.

 

Bu gerçekten garip, bulabildiğim en dişe dokunur bilgi son zamanlarda İstanbul’un en önemli mimarileri sırf yerlerine fabrika açılmak suretiyle yıkılmış” Aglentina’nın açıklamalarını dinlerken gerçekten de şehirde bazı garip olaylar olduğunu fark etmiştim.

 

“Gerçekten, burada garip olaylar dönüyor. Şehri baştan aşağı değiştiren yeni mimari planlar uygulanıyor ancak hiç kimse bunun haberini yapmıyor.” Bu kesinlikle garipti normalde bir şirketin yaptığı en ufak harekette bile halk ve rakip şirketler sıkıntı bulup internette şirket hakkında terör estiriyorlardı ancak buranın halkı her şeyi kabullenmiş birer zombi gibi duruyordu.


Ben araştırmamdan önemli şeyler bulamayınca Aglentina araştırmasına devam ederken kitabı okumaya karar verdim, ne de olsa kitabın verdiği ilk iki şartı da yerine getirmiştim. Kitabı, sırf onun için aldığım sırt çantasından çıkarttım ve masaya yerleştirdim. En son kaldığım sayfaya yüz dolar nakit bırakmıştım. Kitabı açıp nakit parayı cebime koyunca okumaya kaldığım yerden devam ettim.

 

Bu satırları yazarken senin çoktan kararlılığını sergilediğini ve Konstantinopolis’e vardığını varsayıyorum.

 

Bir düşünelim, kararlılığımı sergiledim mi? Şu ana kadar Satou’nun neden olduğu onlarca aksaklığa rağmen vazgeçmeden yoluma devam ettim. Konstantinopolis’te miyim? Evet, ancak büyük oranda farklı bir haliyle karşı karşıyayız. Böylece okumaya devam edebilirim.

 

Artık bilmen gereken tek bir şey kalıyor bu dokuz kutsal küre nedir ve nasıl ortaya çıkmıştır.

 

Tamam, işler ilginçleşiyor. O yüzden okumaya başlamadan önce bir süre hava almalıyım. Kitapta kaldığım yere yüz doları yerleştirdim ve kitabı çantama geri koydum. Çantayı yanımda götürüp götürmemek konusunda biraz kararsız olsam da biraz düşününce yanımda götürmeye gerek olmadığına karar verdim.

 

O kitabı yanımda götürüp kaybolma riskini göze alamazdım, hem kitabın içeriğinden haberi olan biri olmadıkça kitabı çalmak isteyen bir olacağını sanmıyorum.

 

Kitabın içeriğinden haberdarsa da pek bulaşmak isteyeceğim biri olduğunu hiç sanmıyorum.

 

Aklımda yer eden bu düşüncelerle beraber otelden ayrıldım ve İstanbul’un tozlu sokaklarında gezerken artık dumana alıştığımdan dolayı gaz maskesini takmak zorunda kalmıyordum. Tabii ki takmamanın bir diğer sebebi o lanet maskenin içinde sigara içemiyor oluşumdu.

 

Sokakları gezerken bir zamanlar dışarıda oyun oynayan çocukların, sohbet eden yaşlıların olduğu yerlerde artık sadece fazla duman solumanın yarattığı halüsinasyonlar vardı.

 

İnsanlar evlerinden dışarı doğur bakıyor ve sokakta birini gördüklerinde perdelerini çekip saklanıyorlardı.

 

Dışarıda insanlar vardı elbette ancak hepsi ölü kadar sessizdi, dışarıda olmalarının tek sebebi ise evsiz olmalarıydı. İnternette bahsedilen ve İstanbul’un en büyük mimarilerinden bir olan Sultan Ahmet camisinin olduğu yere gelmiştim, ya da en azından ondan arta kalanların olduğu yere.

 

“B-bu cidden çok kötü.” Karşılaştığım manzara benim gibi bu şehre yabancı olan birini pek etkilemeyebilirdi ancak gerçektende kan donduran bir manzaraydı. Elimdeki telefondan caminin bir fotoğrafına baktım. Aglentina’nın anlattığından bile daha ihtişamlı ve güzel gözüküyordu.

 

Gerçekten de bu cami mükemmel bir mimariye sahipti, tek sıkıntı şuan ondan geriye kalan moloz yığınlarını bir yere taşımakla meşgul olan inşaat araçlarıydı.

 

Yıkım çalışmasının etrafında benden yaşça büyük insanlar vardı ve büyük bir zevkle fabrika inşaatını izliyorlardı.

 

Bunlar sivillerdi ancak onlardan birazcık ötede takım elbiseleriyle dikkat çeken insanlar vardı.

 

Kendi aralarında konuşuyor ve gülümsüyorlardı, bu kan emici gülümsemeyi nerede görsem tanırdım, ticaret elemanıydı bunlar. Onlara baktığımı fark ettiklerinde büyük bir gülümseme gösterdiler. Arkamı dönüp hızlıca alandan uzaklaşmama neden olan bir gülümsemeydi

 

Hızlı adımlarla otelin yolunu tuttum, ağzımdaki sigara rüzgârdan dolayı sönmüştü. Aglentina’nın söyledikleri doğruydu, buradaki halk imkânsız derecede umursamazdı ve bu kesinlikle normal değildi. Hızlı adımlarla başladığım yola koşarak devam ettim. Neredeyse bomboş olan sokaklar da hiçbir yaşam belirtisi hissedemeden doğruca otele doğru koştum. Otele vardığım zaman Aglentina’nın girişte beni beklediğini fark ettim.

 

“Bay Leo, sonun da gelebildiniz, şehirde olanlar hakkında bir makale bulmayı başardım. İçeri gelin de size bulduklarımı anlatayım.” Aglentina sonunda araştırmasını başarıyla tamamlamanın verdiği neşe ve otelden çıkıp etrafın halini bir kere daha görmesi nedeniyle ortaya çıkan öfke ile beni içeri davet etti.

 

Otel odasının ortasında bulunan masada Satou çoktan yerini almıştı ve yanındaki sandalyeyi benim için boş bırakmıştı. Duruma olan merakımdan dolayı hızlıca yerimi aldım ve Aglentina’ya başlaması için elimle işaret verdim.

 

“Bay Leo İstanbul’un kendi halkı bu yapılanlar hakkında herhangi bir eleştiri yazısı falan yapmamış hatta birçok kişi bu yapılanları onayladığını belirten yazılar yazmış.

 

İşin gerçek yüzünü açığa çıkarabilmek için Türkiye dışından bazı şirketlerin ve yazarların yaptığı eleştiri ve bilgilendirmeler sayesinde burada neler döndüğünü az çok anladım.

 

Anlaşılan Amerikan asıllı Pegasus Creat şirketi Türkiye’ye fabrika açarak ekonomisini kalkındırma fikriyle çıka gelmiş.

 

İlk başlarda yapılan anlaşmalar her iki tarafa da kazanç sağlıyor olsa da bir süre sonra Türkiye’nin başkanı, Pegasus Creat’ın patronu Carl Nelson ile ülkenin her yerinde istedikleri kadar fabrika açabilmelerini sağlayan anlaşmayı hiçbir kısıtlama veya şart koymadan imzalaması ile işler çığırından çıkmaya başlamış.

 

Carl Nelson önlerine çıkan tüm binaları tarihi eser, insanların yaşadığı ev ayırt etmeksizin yıkıp yerlerine fabrika inşa etmeye başlamış.

 

Kurduğu fabrikalar ise açıkça Türkiye’nin tüm yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürecek şekilde planlanmış.” Aglentina açıklamasını bitirdiğinde ağzım gerçekten açık kalmıştı. Bir anlaşmayı hiçbir kısıtlama veya şart koymadan imzalamak benim bile yapacağım bir hata değildi.


“ Bu Carl Nelson, çok ilginç bir adam Genç Efendi. Aradığımız şey onda olabilir mi?” Satou’nun fikri görünüşte mantıklıydı ancak bana göre bazı uyuşmazlıklar içeriyordu.

 

 

“Satou, bu adamın şuan o eşyaya sahip olduğunu sanmıyorum. Eğer sahip olsaydı neden eşyanın olduğu yer olan İstanbul ile yetinsin ki. İki ihtimal var, ya eşyanın peşinde ya da…”

 

“Yemek servisi efendim, içeri geliyorum.” Aniden kapının çalması ile beraber duyulan ses konuşmamı yarıda kesmeme neden oldu. Gelen yemek servisiydi ve içeri girip masaya yemekleri yerleştirdikten sonra odadan ayrıldı.

 

“Öyleyse yemek yemeye başlayalım, herkes için uzun bir gün oldu acıkmış olmalısınız.” Konuya aniden ara verilmiş olmasını fırsat bilerek konuyu günün yemeği ile kapatmaya karar verdim.

 

Aklımda çok fazla soru vardı ancak bunları şimdilik unutmalı ve ertesi gün kitabı okumaya devam etmeliydim, Satou’nun söyledikleri aklımda şüphe tohumları ekmişti.

 

Kısa süre içerisinde odayı tabakların ve bardakların şıngırdama sesleri kaplamıştı.

 

“Şey, biraz alakasız olacak ancak sadece merak ettiğimden dolayı soruyorum siz ikiniz nasıl tanıştınız.” Aglentina’nın aniden sorduğu soru Satou’ya bakmama neden olmuştu, anlaşılan o da aynı tepkiyi vermiş ve çareyi bende aramıştı. Bir iç çekme sesiyle bu hikâyeyi anlatma görevinin bana düştüğünün farkına vardım ve elimdeki çatal ve bıçağı bırakıp konuşmaya başladım:

 

“Uzun zaman önceydi, şuan yirmi üç yaşındayım ve o zamanlar daha dokuz yaşındaydım. Vay be, tanışmamızın üzerinden tam olarak on dört yıl geçmiş, zaman su gibi akıp gidiyor.

 

Satou ile karşılaşmam malikâneden ilk dışarı çıktığım zaman gerçekleşmişti.

 

Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu hatta öyle ki dört yüz dolarlık şemsiyem bile baskı altında bükülüyordu. Satou’yu malikânenin duvarına sırtını yaslamış şekilde bulmuştum.”




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1436

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1191

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 976

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 903

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 790

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 771

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 713

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 638

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 623

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 570

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 570

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 140

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 128

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 14234 Üye Sayısı
  • 668 Seri Sayısı
  • 31646 Bölüm Sayısı


creator
manga tr