Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Bir Asırlık Öğretmen - Bir Asırlık Öğretmen


(1985 – Türkiye, İstanbul) Soğuk bir kış günü loş bir ışıkla aydınlanan, dar bir sokakta bulunan evimin kapısından dışarı adım attım. Dalgınlığımdan olacak ki, yanıma para almayı unutmuştum. Omuz silkerek ‘’Gereği de yok,’’ dedim. Nereye gittiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu, sıkılmıştım. Durmadan yürüdüm, yürüdüm ve yürüdüm. Kendimi bildim bileli, aklımda gezen fikirlerin büyük bir kısmı sorgulayıcıdır. Her zaman bir şeyleri merak eder, kendi kendime mantık perspektifinden sorgularım. ‘’Acaba bu yaptıkları doğru mu? Neden böyle düşünüyorlar?’’ gibi. Fakat bunu hiçbir zaman dışarıya belli etmez, bu düşüncelerime aykırı davranırım. Henüz 20 yaşında olduğumu ve daha çok şey yaşayacağımı biliyorum fakat şimdi bile hayâta dâir amacımı keşfedememiştim ve bu, özgüvenimi ayaklar altına alıyordu. Bu yüzden evin üzerime gelen duvarlarını bir tehdit olarak algılayıp, kendimi zorla da olsa dışarıya attım. Ailemle kendi evime çıktığımdan beri görüşmüyordum, yaklaşık 1 aydır. Bu 1 aydır da, 2 günde 1 tercümanlık için çeşitli yerlere müracaat etmek zorunda kalıyordum. Kimi zaman gitmem gereken yerler çok uzak, kimi zaman ise yakın oluyor. Genellikle siyasî konularda, farklı ülkelerden gelen temsilcilerin konuşmalarını tercüme ediyorum. Evet, yaptığım iş önemli. Bir devlet adamı bende tercümanlık yeteneği görmüş, denemek istemişti. O zamanlar ben de iş arıyordum ve maaşın iyi olduğunu duyunca biraz daha gayret ettim ve alındım. Kolay olmadı tabii, çünkü bir cümleyi bile yanlış çevirirsem farklı bir şekilde anlaşılmalara sebebiyet verebilecek hassas bir konuydu bu konuşmalar. Ana dilim dışında iki dil biliyorum; İngilizce ve Fransızca. Büyük ihtimalle istesem Rusça da öğrenebilirdim fakat bu dile bir türlü kanım ısınamamıştı, insan istemeyince gerçekten olmuyor. Kendimi dış dünyaya kapamış, yine bir şeylerle aklımı kurcalarken gözüm bir anda deniz limanına ilişti. İçimden, ‘’Ne kadar yürümüşüm be!’’ dedim. Denizin o güzel manzarası... Her gördüğümde büyüleniyordum. Fark etmeden bir meyhane sokağına girmiştim. Her tarafta bağıran, gülen, sohbet eden insanlar vardı. Boş bir masayı kestirecektim ki, yanında param olmadığını hatırladım. ‘’Bir yandan da iyi oldu...’’ diye isteksizce mırıldandım. ‘’Yarın işim var ve  dalgın bir şekilde gitmek istemiyorum,’’ dedim kendime. Bu yıllarda tercümanlığın önü açık olduğu için üniversitemi yarıda bıraktım. Aileme de her ay bir miktar para gönderiyorum. Ailemle her ne kadar çok görüşmesem de, en geç haftada 1 mektuplaşıp, en azından iletişim hâlinde kalıyoruz. Yakın zamanda onlara da burada bir ev almak istiyorum fakat para -ne yazık ki- kolay birikmiyor. Maaşım iyi olmasına rağmen hem benim kiram, hem de aileme gönderdiğim paramı çıkarırsak aylık elimde pek fazla para kalmıyor. Bu kısımların evlerinin de bayağı bir pahalı olduğunu eklemem de lazım. ‘’En kötü birkaç ay içinde birikir,’’ dedim içimden. Bana gelen mektupta; yarın tercümanlıktan ziyâde daha farklı bir konu için çağırılacağım belirtiliyordu. Fakat konunun detaylarlarına da değinilmemişti. Her ne kadar merak etsem ve bu durum beni rahatsız etse de, bu isteğimi bastırdım. Korktuğum kısım ise şuydu; ya atıldıysam? Ya birisi tercümanlığımı beğenmediğinden dolayı –ki gayet düzgün tercümanlık ettiğime inanıyorum- beni şikâyet ettiyse? Bu tarz durumlarla gerçekten uğraşmayı seven birisi değilim. Aslına bakarsanız, kimse değil çünkü tam bir zaman kaybı. Bu tarz olaylar mahkemeye kadar bile taşınabiliyor. Aklımdan bu düşünceler geçerken, uzun bir süredir dışarıda olduğumu fark ederek sakin adımlarla evin yolunu tuttum.

 

 

Yeni ütülenmiş, ‘’işadamı’’ edâsı veren takım elbisemi giydim ve patronumun şoförünü beklemeye başladım, bana özel şoför göndereceğini söylemişti. Demek ki bu konuşma gerçekten önemli olacaktı. İleri tarihlerdeki tercümanlıklarımın bile iptal edilmesi kadar önemli ne olabilirdi ki? Şoför, varış zamanında birkaç dakika erken gelmişti, bindim. Araba yolculukları git gide daha çok hoşuma gitmeye başlıyordu. Bir yerlere gözüm takılırken, aklımdakileri sakince düşünebileceğim bir ortam... Başka ne isteyebilirdim ki?

 

Varmıştık. Sakin görünen adamlarla şirketin kapısına doğru yol almaya başlasam da, içimi git gide artan; telaşla harmanlanmış bir heyecan duygusu kaplamaya başlamıştı. İlgili kapıyı tıklattım, girdim. Bana bakan ciddi bakışlar karşısında gâfil avlanmıştım.

 

Patronum, oturmamı işaret etti ve direkt konuya girdi; ‘’Öğretmen olmalısın.’’ Patronum bu cümleyi sarfettikten sonra birkaç saniye tepki veremedim. Ne? Ne alâka ki? Tercümanlıkla öğretmenlik tamamen farklı şeyler. Öğretmen olmak için bir eğitimden geçmemiştim ki, nasıl yapacaktım bunu? Bir yandan rahatladığımı da itiraf etmeliyim gerçi. En azından kovulmamıştım.

 

Kendimi toparladıktan sonra, ‘’Peki neden? Benim işim tercümanlık değil mi?’’ diye sordum. Patron kısa bir iç geçirdikten sonra devam etti, ‘’Bunu bizzat devlet istiyor. Şu an bir okulda dil öğretmeni eksikliği varmış. Ulaşabildikleri bütün işadamlarına haber veriyorlar, ‘Öğretmen eksiğimiz var, bunu olabileceğini düşündüğünüz herkese iletin’ diye. Ayrıca iyi parası varmış. Fakat durum şu ki; eğer bir kere başlarsan en az 1 yıl devam etmen gerekiyor, sözleşme gereği.’’

 

‘’Peki ya benim tercümelerim ne olacak? Kısmen önemli görüşmeler değil miydi? İptal mi olacaklar yani?’’ diye kısmen sitemkâr bir sesle sordum. Patronum, bu soruyu beklermiş gibi başını hafifçe salladıktan sonra devam etti, ‘’Aslına bakarsan, bu mevzuyu bir tek senle konuştum. Bu yüzden de o çok büyük bir problem değil. İş gücümüz çok eksilmeyecek, anladığın.’’

 

Biraz daha konuştuktan sonra, bana düşünmem için 2 gün verdi. Fazladan paraya ihtiyacım olduğunun farkındaydı ve tercümanlığımı sanıyorum ki beğeniyordu. Yoksa referans olarak neden beni göstersin ki? Evime varmıştım, kendime bir şeyler hazırladıktan sonra tekrardan düşüncelere daldım. Asıl sorun istemediğim değildi, öğretmenlik vasfım olduğunu düşünmüyordum. Şu ana kadar öğretmen olmayı bir kere bile düşünmemiş birisi için çok beklenmedik bir durum değil miydi bu?

 

 

Normalde bu tarz dışarıdan getirme öğretmenler için yaklaşık 1 ay deneme süreci yapılırdı. Fakat patronum tanınan bir adamdı ve ilgili kişilere çevirisinin iyi olduğunu, öğretmenliğin de üstesinden rahatlıkla gelebileceğini söylemiş. Böylelikle ben de ilk günden yerleştirilen az kesimden oldum.

 

Bu karar için pek erkenci davranmadım, birkaç arkadaşımla konuşup onların da fikrini aldım. Para konusuna gelince gerçekten iyi bir meblağ idi ama, sevmediğim bir işi yapmak da istemiyordum. İşi sevip sevmeyeceğim kesin değildi tabii, ama yine de istekliydim. Büyük ihtimalle de kabul edecektim.

 

Normalde öğretmenlik maaşı çok yüksek değildi, en azından tercümanlık işimle karşılaştıracak olursak. Fakat bu durum kısmen acil olduğu için bir süreliğine gerçekten yüksek maaş alacaktım, durum buydu. Gittim ve kabul ettiğimi söyledim. Patron bana gerekli evrakları verip, bunları nereye teslim etmem gerektiğini söyledikten sonra ‘’Umarım biraz neşelenmeni sağlar bu iş,’’ dedi. Şaşırmıştım. Neden böyle bir şey söyleme ihtiyacı duymuştu ki? Teşekkür ettim ve çıktım.

 

Patronum bana bu kelimeleri sarfettikten sonra düşündüm; En son ne zaman gülmüştüm, veya zevk aldığım bir aktivitede bulunmuştum? Hatırlamıyorum, uzun zaman önceydi. Genellikle işimden başka pek bir şeyi düşünmeyen, sosyal ortamı pek fazla olmayan, hep aynı günleri yaşayan birisiydim.

 

Öğretmenliğimi İzmir’de yapacakmışım. Bu duruma çok sevindim. İzmir, en sevdiğim şehirlerden biriydi. Aileme tüm bu durumu uzun bir şekilde anlattığım bir mektup yazdıktan sonra, yarınki uçağım için toplanmaya başladım. İlk defa uçağa binecektim, bu da hep hayallerimden birisi olmuştur. Tüm mastafları devlet karşıladığı için benden para da çıkmıyordu! Mükemmel. Ayrıca öğretmeni olacağım da

 

İzmir’e varmıştım. İstanbul’un boğucu ve kalabalık havasına zîyâden, burası çok daha sakin bir yerdi. İstanbul’a göre yolların bu kadar boş olmasını garipser bir hâl alıyordum artık. Yine devletin ayarladığı daireme gelmiştim. Normal bir evdi. Okulun, yürüyerek 5 dakika mesafede olması fazla iyiydi. İşe yetişebilme telâşı artık olmayacaktı. Bir önceki işimde, kimi zaman tercümanlıklar sabahın en erken saatlerinde oluyordu. Zaten sabah kalkmakta zorluk çeken ben, şafak operasyonuna gidiyordum sanki.

 

 

 

İşime başlayacağım gece pek rahat uyuyamamıştım. Kısmen uykuluydum ama ayık kalmam bir kahveye bakardı. Kahvaltımı yapıp okulun yolunu tutmaya başladım. 1. dönemi biraz geçmişti benim öğretmenliğe başlayacağım vakit. Dün, günümün müfredâtını anlamaya çalışmıştım. Büyük ihtimalle anlatırken de bir sorun yaşamayacaktım, büyük ihtimalle...

 

Müdür, bugün geleceğimi bildiği için odasında beni bekliyordu. İlk güne özel, okul başlamadan 1 saat önce okula teşrif etmem isteniyordu. Kapıyı tıklattım, girdim. Saçları hafiften beyaza çalmaya başlamış, büyük ihtimalle 50’lerinde bir adam karşıladı beni. Oturdum, biraz havadan sudan konuştuk, ikramiyede bulundu. Bir süre sonra müdür ciddileşerek ekledi; ‘’Öğretmen eksikliğinden dolayı, birkaç sınıf yaklaşık 2 haftadır ders alamıyor. Sınavlar da git gide yaklaşıyor. Sizden ricam, konuları bir şekilde yetiştirebilmeniz,’’ dedi. Biraz daha konuştuk ve ben odadan ayrılırken, ‘’Sizi aramızda gördüğüme sevindim!’’ diye güler yüzle ekledi. Sevinmiştim. Yüzünden gülücüğü hiç eksilmeyen, iyi niyetli bir adama benziyordu.

 

Öğretmenler odasında, derse girmek için hazırlanıyordum. Beni gören diğer öğretmenler de ‘’Aa! Siz geçici olarak gelen şu İngilizceci olmalısınız! Hoş geldiniz!’’ gibi sıcak karşılamalarda bulundular. Demek ki geleceğimi öğretmenler dâhi biliyordu. Sınıfıma doğru gitmeye başlarken, ‘’Acaba diğer öğretmene ne oldu?’’ diye kendi kendime düşündüm. Birilerine müsait bir anda sormayı aklımda yer ettim.

 

  1. sınıflara ders verecektim. Sınıfa girdim, beni fark eden herkese hızlı bir şekilde sustu ve ayağa kalktı. ‘’Oturabilirsiniz,’’ dedim. Öncelikle ismimi ve nereden geldiğimi söyledim. ‘’Hafızam kötüdür ama olsun, isimlerinizi yine de bir söyleyin, tanışalım.’’ dedim. İlk gün, girdiğim 4 sınıfta da dersler böyle kaynadı. Açıkçası her sınıfta aynı muhabbet döndüğü için sıkılmıştım. Sorsanız, byük ihtimalle 1 tanesinin bile ismini hatırlayamayacağım. Ama bir yandan nedense bir öğrencilerim olduğu gerçeği beni mutlu ediyordu. Belki bu gün sıkıcı geçmiş olabilirdi fakat yarın hakkında kesin konuşamazdım. Zaman gösterecekti bunları.

 

Zaman hızlı geçiyordu ve yavaş yavaş yeni işime alışıyordum. Hayattaki dönüm noktalarında iyi karar vermek gerekir derler ya, başta pişman olacağımı sandığım bu karar için sanırım şu an seviniyorum bile. Meğerse insanlara ders vermek, onlarla konuşmak ne hoş bir işmiş. Öğrencilerim de benden şu anlık memnun gibi. Yavaş yavaş yaşantımdan zevk almaya başlıyorum sanırım?..

 

 

 

 

Bir Cuma günü okuldan çıkarken müdürle karşılaştım. Ne hikmetse 2 haftadır sormayı unuttuğum soru o anda aklıma geldi. Adımlarımı hızlandırarak müdürün yanına geçip selam verdim, karşıladı. ‘’Müdürüm,’’ dedim. ‘’Acaba benden önce bu okulda başka bir dil öğretmeni var mıydı?’’ Müdür, bu soru karşısında bir an afalladı. Titremeye başlayan sesiyle ‘’Bu soruyu ilk hafta soracaksın sanıyordum,’’ dedi.

 

‘’Bir süredir unutup duruyordum ama şimdi sizi görünce nedense aklıma geldi,’’ diyebildim. ‘’Eğer sormamam gereken bir şey sorduysam...’’ Müdür sözümü kesip bana dönerek, ‘’O zaman bir şeyler içelim, o sırada konuşuruz,’’ dedi. Uygun bir yer bulduktan sonra müdür, bu sefer direkt olarak sadede geldi; ‘’Eski dil öğretmeni, oğlumdu.’’ dedi. ‘’Şu an hastanede, bir hastalıkla mücadele ediyor. Durumu git gide kötüleşiyor...’’ devam edemedi. Gözlerinden yaşlar gelmeye, başını eğdiğinden dolayı yaşları dizine düşmeye başlamıştı.

 

Bu sözler... içimi burkulmuştu. Ne diyeceğimi bilemedim. Tam ağzımı açıp teselli amaçlı bir şeyler gevelemeye çalışacaktım ki, ‘’Öğretmen kadrosu arasında bu durumu ilk öğrenen sensin. Öbürlerine söylemeye cesaret edemedim. Herkes şimdilik başka bir okula transfer oldu biliyor onu...’’ gözyaşlarını silip devam etti. ‘’Benden bir iyilik istemişti, o da bu durumu yeni gelecek olan öğretmene, yani sana anlatmam. Öğrencilerine inanılmaz bir saygı ve sevgi besliyor o. Görebileceğin belki de en iyi öğretmen olabilir. Kaç yıldır öğretmenli yapıyorum, öğrencilerini bu kadar çok önemsiyen birisi ile karşılaşmadım.’’ dedi. ‘’İstediği buysa...’’ dedim. ‘’...seve seve ziyarete giderim.’’

 

Müdür, ‘’Ben zaten her gün onu ziyarete gidiyorum. Okuldan sonra hastaneye uğrayacaktım zaten. Sen de gelmek ister misin?’’ diye sordu. Ben de ‘’Kesinlikle geliyorum!’’ dedim. İçkilerimizi yudumladıktan sonra hastanenin yolunu tuttuk. Oğlunun kaldığı oda üst katlardaymış. ‘’Senin yaşlarında, iyi anlaşırsınız,’’ dedi. Kapıyı açtı, içeri girdik. Oğlunun durumu, gerçekten iyi durmuyordu. Ten rengi solmuş, göz altları mosmordu. Beni farkettikten sonra birazcık süzdü ve yüzüne sönük bir gülücük kondurdu.

 

Yorulmuş bir ses tonuyla, ‘’Yeni gelen öğretmen sensin, değil mi?’’ dedi. Başımı salladım. ‘’Lütfen yanıma oturur musun? Seninle biraz sohbet etmek istiyorum.’’ dedi. Bir süre sohbet ettik. Ona nereden geldiğimi, ne için işi kabul ettiğimi anlattım. Beni gerçekten pür dikkat dinlemesi şaşırtmıştı. İnsanlara değer veren bir hâli vardı. Sonra birden, ‘’Yaptığın işi seviyor musun?’’ dedi. ‘’Öğretmenliği yani.’’

 

‘’Açıkçası, başlarda pişman olacağımı düşünüyordum. Fakat sonra insanlara bir şeyler öğretmenin ve onlarla bir iletişim hâlinde olmanın çok zevkli olduğunu fark ettim,’’ dedim.

 

Karşımdaki oğlan zayıf bir kahkaha patlattı ve hemen sonra öksürük nöbetine tutuldu. Sonra hızla peçetesini yana koydu. Büyük ihtimalle öksürüğünden kan gelmişti ve göstermek istemiyordu. Babası, bizim konuşmaya daldığımızı görünce odadan dışarı çıkmıştı.

 

Benle kısık sesle de olsa, uzun uzun konuştu. O okuldaki öğrencilerini ne kadar çok sevdiğini, yaşadığı olayları anlattı. O öğrencilere göz kulak olmamı, fakat işi sadece seviyorsam devam etmem gerektiğini söyledi. Konu arada bir farklı yerlere gidiyor, yaşadığımız farklı olayları anlatıp gülüyorduk. Nedense bu kadar kısa sürede, karşımdaki kişiyi kendime çok yakın hissetmiştim. İyi bir insan olduğu her hâlinden belliydi. Ölümün eşiğinde olmasına rağmen, düşündüğü şeyin bu olmamasından belliydi...

 

2-3 saat orada kalıp sohbet etmişizdir. Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark etmemişim bile. Bir saatten sonra ziyaretler kabul edilmediği için ayrılmak zorunda kaldım. Sonraki günün akşamında o, vefât etmiş. Bu haberi duyduğum an, neden olmayan öz kardeşim hayatını kaybetmiş gibi hissettim, bilmiyorum. Sonraki gün cenazesi varmış, katılacaktım. Ayrıca oğlan, babasının öğretmenlere haber vermediği bildği için haber vermesini istediğini söylemiş. Bunu duyunca saklamasına üzülenlerden bir yana, hâk verenler de olmuş.

 

O günden sonra hayata karşı bakış açım tamamen değişti. Sanki hayatım daha fazla değer kazanmış gibiydi. Belki de birinin yaşamı ellerimden kayıp gitmiş diyedir, bilemiyorum. Ama hastanenin odasında o uzun konuşmamızı asla unutmayacağım, güzel dost. Umarım şu an bulunduğun yerde mutlusundur, çünkü benim de hayattan tekrardan zevk almamı sağladın. Teşekkür ederim.

 

Ayrıca, artık nedense öğretmenlikten daha çok zevk almaya başlamıştım. Ayrıca bunun yaptığım konuşmayla da alâkası yoktu. Nedense her geçen gün... evet. Nesende her geçen gün daha da zevk alır oldum. Büyük ihtimalle öğretmenliğe devam edecektim.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1120

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 998

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 835

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 780

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 656

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 610

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 599

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 578

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 519

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 492

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 292

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 200

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 179

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 110

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 83

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 12345 Üye Sayısı
  • 364 Seri Sayısı
  • 17442 Bölüm Sayısı


creator
manga tr