Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Beyond Eternity - Kitap 2, Bölüm 73: Sihirli Sözcüğü Söyle


Yenilgimin zaferi üzerinden birkaç gün geçmişti. Işık ve karanlık savaşmayı bırakmıştı. Bir zamanlar ustam olan, bana Tanrılığı bahşeden kişiyi ziyaret etme vaktim gelmişti. Hayatım boyunca sadece iki kadını sevmiştim. Teki asıl sevdiğim karım Draris'ti. Diğeri ise Extia. İki kadına aşık olduğum için kendime defalarca kızmıştım. Bir kalbin bir sahibi olurdu. Şimdi onu görmek için salonuna giriyordum. 




Mantis İmparatorluğu'nun ihtişamlı melek sarayının misafir odalarına yerleştirilmiş Gecenin Kıyısı Generalleri efendilerinden haber bekliyorlardı. Odalardan birinde mutsuz bir konuşma dönüyordu.


'Sende benim gibi üzgün müsün?'


'İçim kan ağlıyor. Lord bize daha şefkatle yaklaşıyor. Bunun hayalini düşünmek bile beni heyecanlandırmaya yeterdi ama-'


'Evli olduğunu öğrenmek her şeyi mahvetti değil mi? Çocuklarım ve torunlarım var dedi. O sözleri duyduğumda kalbim nasıl acıdı tahmin edemezsin.'


'Edebilirim. Biz kardeşiz. Birbirimize hiç benzemiyor olabiliriz ama tek bir ortak noktamız vardı. O da aynı adamı sevmekti. İkimizde imkansızı istedik.'


Kardeşler el ele tutuştu. Beau hüngür hüngür ağlamaya başladı.


'Çocuklarını gördüğünde yüzünde oluşan o doğal mutluluğu sende gördün. Bize asla öyle gülümsemedi.' 


Reau kardeşinin kafasına vurdu.


'Kapa çeneni sulugöz!' Sonra o da ağlamaya başladı.


Odanın kapısı açıldı. Ravedo duygusuz buz bakışlı gözlerini ağlayan ikiliye dikti. Mor gözleri kocaman açıldı. 


'Neden ağlıyorsun Beau!? Sana biri bir şey mi yaptı? Kimin yaptığını söyle onu geberteyim!' diye bağırdı. Sivri pençelerini kaldırdı.


'Buna gücün yetmeyebilir, hehe.' dedi arkasından bir ses. Hepsi sesin geldiği yere baktı.


Karanlık koridorda… Bir dakika. Burası ışığın kalbiydi. Karanlık bir yer olması mümkün değildi!


Konuşan Nispact'ti.


'General Nispact.' dedi Ravedo. 'Beau'yu üzenin kim olduğunu biliyor musunuz?' 


'Belli değil mi?' dedi Nispact.


'Bende üzgünüm. Beni neden umursamıyorsun?' diye bağırdı Reau.


'Ölsen umrumda olmaz.' dedi Ravedo buz gibi sesiyle. Reau öfkeyle parladı. 


'Üstünle düzgün konuşmayı öğreteceğim sana!' Kara pençelerini çıkardı. Beau onu tutmasaydı Ravedo'nun üstüne atlıyordu.


'Reau, dur! Yapma.' dedi Beau.


'Bırak beni Beau. Şu küçük sıçanına biraz terbiye öğreteceğim.' Onlar birbirleriyle cebelleşirken Ravedo tekrar General Nispact'e döndü. Arkada yaşananlara bakmadı bile.


'O kişi kim?' dedi Ravedo.


'Gerçekten ümitsiz vakasın.' dedi Nispact. 'Elbette Lord'dan bahsediyorum. İkisinin Lord'a aşık olduklarını nasıl anlamazsın?'


Ravedo'nun kaşı seğirdi.


'Ne?'


'Neden ona söyledin seni lanet kertenkele!?' diye kükredi Beau.


'Önce seni sonra küçük sıçanı öldüreceğim!' dedi Reau.


İki kardeş bir olup Nispact'in üzerine atladılar. Ufak çocuklar gibi güreşiyorlardı.


Ravedo düşüncelere dalmıştı. Beau'nun odasında çok vakit çevirmişti. Odada Lord'un büyük bir resmi vardı. Onun dışında Ravedo, Beau'dan bazı gereksiz beceriler öğrenmişti. Bunlardan biri dikiş dikmekti. Ravedo dikiş yapmada berbattı. Dikiş için doğuştan yeteneğe ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Yaptığı berbat dikiş çalışmalarını Beau'ya gösterdiğinde ustası hep gülerdi. Ravedo onun eğlence kaynağıydı. Bir gün Beau ona diktiği bir bebeği göstermişti. Bebek Lord'un minik bir kopyasıydı. Bebek sürekli yatağın üzerinde dururdu. Bir gece odadan çıkmadan önce Beau çoktan yatağına girdiği sırada bebeğe sarıldığını görmüştü. 


Yumruk yaptığı elini diğer açık eline vurdu.


'Şimdi anlıyorum.' dedi.


'Hey Ravedo! Geç olmadan sihirli sözcüğü söyle. Yoksa bunlar beni parçalayacak!' dedi Nispact. İkisine karşı zor anlar yaşıyordu.


'Sihirli sözcükte ne?'


'Lord'un adını söyle!'


'Hangisini söyleyim. İki adı var.'


'Fark etmez. Seni işe yaramaz kadın, söyle birini işte! Ah! Acıdı.'


Ravedo, Lord'un adını söyleyince ne olacağını merak etti.


'Azyl Karagüneş?'


Reau ve Beau'nun saldırıları durdu. İkisi de etrafa baktılar. Sanki önemli bir şey kaçıracaklarmış gibiydiler.


'Hani, ne tarafta?' dedi Reau.


'Giysilerimi değiştirmeliyim!' dedi Beau.


Nispact koşarak oradan uzaklaştı. Kahkahası onlara kadar geliyordu.


'Haha, sizi enayiler!' 




Herkes odasında efendilerinin dönüşünü beklemiyordu. Sharita güzel bir çeşmenin kenarına oturmuştu. Berrak suda yüzen renk renk balıklara bakıyordu. Su durgunlaştığında yüzünün yansımasını gördü. Elini durgun suda hızla gezdirdi ve yansımayı bozdu. 


'Böyle daha iyi.'


'Hala atlatamadın mı?' dedi Medas.


Sharita biraz ürkerek döndü. 


'Ne zaman geldin Medas?'


'Sen söyle. Ne kadardır kendi kendine konuşuyorsun?' dedi iri yarı Medas.


'Bir süredir. Neden böyle olduğumu bilmiyorum. Yüzümü gördüğümde içim parçalanıyor. Onu hiç görmek istemiyorum. Kendime olan güvenimi kaybediyorum.'


'Bunu atlatmak zorundasın. Bu senin zayıflığın.'


'Biliyorum. Şimdilik elimden bir şey gelmiyor.'


Oldukları yere küçük çocuklar ve yanlarında bakıcılar geldi. Çocukların en küçüğü on yaşlarındaydı. Merakla iki generale doğru koştular. 


'Vay canına kocamansın!' dedi miniklerden biri. 


Medas'ı kast ediyorlardı. Medas küçük gözleriyle onlara baktı. Sert mizaçlı bir adamdı. Kafasındaki boynuzlar onu vahşi gösteriyordu. Kalın sesiyle konuştu.


'Benden korkmadınız?' 


Çocuklar başlarını salladı.


'Hayır. Neden korkalım ki?"


'Neden…' Sahiden neden? 'İri yarıyım. Korkutucu sivri boynuzlarım var. Sevimli görünmediğim kesin.' dedi Medas.


'Sevimli değilsin. Yanındaki hanımefendi kadar güzel olmak istiyorum.' dedi küçük kızlardan biri.


'Çok havalısın!' dedi ilk konuşan çocuk.


'Havalı mı?' Medas şaşırdı. Duymaya alışık olduğu sözler bunlar değildi. Canavar, ucube sürekli duyduğu şeylerdi.


'Evet! Bir gün bende senin gibi çok güçlü ve havalı olmak istiyorum.' dedi minik. Diğerleri de ona katıldı.


'Bende!'


'Bende ama biraz daha sevimli!'


Sharita güldü.


'Burada neler oluyor? Dersinize geç kalıyorsunuz çocuklar. Burada olmamalısınız.' dedi çeşmeye yaklaşan kişi. Arkasında onu takip eden bir sürü hizmetkar vardı.


'Büyükanne!' diye bağırdı çocuklar. Sharita ve Medas'a olan merakları kaybolmuştu. Hepsi büyükannelerine koşup elbisesine sarıldı.


'Haha, sevgili torunlarım. Dersten sonra yanınıza geleceğim. Bütün günümü size ayıracağım.' 


'Söz mü?' Büyükanne torununun başını okşadı.


'Elbette.' 


Çocuklar oradan uzaklaştı. Kadın iki generale yaklaştı. Bakışları sertti. Karanlığın yaratıklarına bakması gerektiği gibi baktı. Sonra tüm bakışı bozuldu. Hafif referans yaparak eğildi.


'Yokluğunda Büyük Atamız'ı sizler korumuş olmalısınız. Teşekkür ederim.' dedi kadın. 'Ben Azyl Karagüneş'in oğlu Ursa Karagüneş'in torunu, Helen Karagüneş’in kızı Sanni Karagüneş’im.’


'Tam olarak nesiniz?' dedi Sharita. İkiside akraba ilişkilerine hakim değildi. Sanni'nin efendilerinin nesi olduğunu anlayamadılar.


'Torununun kızıyım.' dedi Sanni kısaca.


'Torun…' 


Çoğu için uzak bir hayal olan evliliği düşündüler. Çocuk sahibi olmak ve onlarında kendi evlatlarının olması… Tüyler ürperticiydi. Karşılarındaki efendilerinin evladının torunuydu. Arada nesiller vardı ve demin geçen çocuklar bu kadının torunlarıydı. Azyl Karagüneş'in soyu ne kadar uzuyordu? Torununun torunlarının torunları vardı. Böyle derken bile tuhaf oluyordu. 


'Bizler Lord Ayaad- yani Karagüneş'in en önde gelen iki generaliyiz. Ben Medas.'


'Bende Sharita.' 


Sanni güldü. 


'Onu Karagüneş diye çağırmanıza gerek yok. Burada çoğumuzun adı Karagüneş. Büyük Ata'ya ilk adıyla seslenebilirsiniz. Böylesi daha iyi olur.'


'Oh anlıyorum. Lord Azyl öyleyse…'


Sanni, Sharita'ya dikkatle baktı. 


'Ona çok benziyorsun.' dedi.


'Kime?' dedi Sharita.


'Benimle gelin.'


Sarayın koridorlarında uzun süre yürüdüler.


'Her şey Dünya adlı gezegende başladı. O zamanlar ben doğmamıştım. Büyükbabam Ursa’nın doğduğu zamanlardı.  Büyük Ata Tanrıları yok etti. Sonra ortadan kayboldu. Ta ki gerçeği bizler öğrenene kadar onun öldüğünü düşündük.'


'Gerçek mi?' dedi Medas.


'Alem Kral'ı onu kölesi yaptı. Geri döndüğünde 8,000 yıl geçmişti. Ait olmadığı bir zamanda kendini yapayalnız buldu. Kendi oğluyla savaştı ve onu öldürmek zorunda kaldı. Bana anlatılanlara göre oğlu yani büyükbabam ölmemiş. Büyük Ata'nın öldürdüğü oğlunu taklit eden bir Şekildeğiştirenmiş.'


'Şekildeğiştiren… Lord onlara karşı katıksız bir nefret besliyordu. O nefret başka bir şeye duyduğundan daha fazlaydı.' dedi Sharita.


'Büyük Ata Tanrılar tarafından cezalandırıldığında bir Şekildeğiştiren olmuştu. Bu nefretinin başladığı yerdi.'


'Lord Azyl ne kadar zamandır yaşıyor?' diye sordu Medas.


'Aşağı yukarı olarak 20,000 yıl. Geldik. İçeri buyrun.'


Kapılar açıldı. 


'Burası da nedir?' dedi Sharita.


'Burası bir sunak, unutulmasını istemediğimiz anıların toplandığı, sayısız kahramanın anıtı ve mezarının olduğu kutsal yer.'


'Neden bizi buraya getirdin? Biz Karanlığın çocuklarıyız. Burayı yok etmeyeceğimize nasıl emin olabilirsin?' dedi Medas.


'Sizler Büyük Ata'ya hizmet ediyorsunuz. Eğer o Işık ve Karanlık savaşmayacak dediyse savaşmayacağız.' Anıtlar arasında yürüdü. 'İşte orada. Kendi gözlerinle gör.'


'Neyi görece-' Gördüğü şey karşısında Sharita donakaldı. 


Diğer anıtlara kıyasla daha özel bir alana yapılmış anıtı gördü. Heykeldeki yüz onun yüzüydü. Kendini gördüğünde garip hissetti. Heykelin altında yazan isim kendi adı değildi, başkasınındı.


'Azyl Karagüneş'in karısı Draris Medusa mı?'


'Evet. Sen yüce annemize benziyorsun. Büyük Atamız esaretteyken annemiz onsuz hayata veda etti. Mezarı Dünya'da. Sana baktığında yüreğinin ne kadar acıdığını şimdi anlayabilirsin.'


'Yüreğinin acısı…'


Sırf ben daha güçlü olayım diye yüreğinin acıdığını bile bile bana miğferimi çıkarttırıyordu.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1010

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17383 Üye Sayısı
    • 781 Seri Sayısı
    • 36018 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr