"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Beyond Eternity - Kitap 2, Bölüm 70: Savaşı Kaybettik


'Lordumuz! Lütfen bizi cezalandırın!' dedi Medas.


'Bizi aşağılayın, en ağır hakaretleri edin!' dedi Sharita.


'Ceza olarak diğer kuyruğumu da kesin efendimiz!' dedi Desmo.


'Lütfen yüzlerimize eskiden baktığınız gibi bakın!' dedi Reau.


'Bizimle konuşun Lordum!' dedi Terror.


'Size yalvarıyoruz efendimiz, bize bir şans daha verin!' dedi Nispact.


'Lütfen bizi bırakmayın!' dedi Beau.


Üç albay; Ravedo, Alucard ve Evie ustalarının yanında diz çökmüş sessizce bekliyorlardı. Hepsi yenilmişti. Geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Sharita bile altın zırhlıların ezici gücüne karşı koyamamıştı. Tahtımın arkasındaki geniş camdan karanlık uzayı izliyordum. Diz çökmüş yalvaran generallerime aldırış etmedim. Altın zırhlıları düşünüyordum. Beş kutsal aile… Benim ailem. Harekete geçmişlerdi. Benim için geliyorlardı.


Oğlumu öldürdüğümde yaşadığım acı ızdırap doluydu. Beni karanlığa düşüren bu acıydı. Sahtekarı öldürdüğümü öğrendiğimde her şey için geçti. Ben… Ben kendi çocuklarımı öldüremezdim. Bir kez daha bunu yaşayamazdım. Bedenim acıya katlanamazdı. Bir baba evlatlarını öldürmeye zorlanamazdı. Ne yapmalı? Bir çıkış yolu göster bana. Geri mi çekilmeliyim? Peşimi bırakmayacaklar. Ben Karanlık Lordum. Kaçmak faydasız. Karşılarına çıkmalıyım. Onları öldürmek istemiyorum.


'Benden af mı istiyorsunuz? Bir şans daha mı diliyorsunuz? Alın sizin olsun. Ancak sizin gibi aptallar ölüme yürümeye bu kadar hevesli olabilir. Tarih yazmadan silinip gitmek mi istiyorsunuz?'


Hiçbiri konuşamadı. 


'Yapılacak tek bir şey var. Geri çekilmek ve güçlenerek dönmek. Sizler dönüyorsunuz ben kalıyorum.'


'Kalıyor musunuz!?'


'Bizden kaçmamızı isteyemezsiniz Lordum!?'


'Lütfen sizinle kalmamıza izin verin!'


'Kapayın çenenizi!' diye bağırdım. Salonun duvarları titredi. 'Emrime karşı mı çıkıyorsunuz?' Sessizlik. Sesim gaddarlıktan uzak, evlatlarının iyiliğini isteyen bir baba gibi çıkıyordu. 'Gidin. Yaşamaya devam edin. Sizler karanlığın çocuklarısınız. Nereye giderseniz gidin hor görülecek ve dışlanacaksınız. Saklanın benim güzel yaratıklarım. Benden başka kimse sizleri güzel ve kusursuz görmüyor. Bu savaşı kaybettik.'


'Neden ölecekmişsiniz gibi konuşuyorsunuz efendim!?'


'Sizinle gelmemize izin verin! Sonuna kadar beraber çarpışalım.'


'Sizin için canımız feda, Lordumuz!'


'Yanımızda siz varken kaybetmemiz mümkün değil!'


Onlara gerçeği anlatamazdım. Benim Azyl Karagüneş olduğumu öğrenirlerse yıkılırlardı. 


'Size son kez emrediyorum: Gidin, defolun!' Karanlığım hepsini geriye itti. 'Size ölmeyi yasaklıyorum. Şatomu terk edin. Beni burada yalnız bırakın.' Sırtımı döndüm. 'Arkamı döndüğümde salonda kim kalırsa onu kendi ellerimle öldüreceğim.'


Lütfen gidin. Savaşsanızda, kalsanızda öleceksiniz.





Işık filosu şatoyu çevreledi. Dışarıdan ölü bir gemiye benziyordu. Gemi ışığın bakir ellerini ilk kez üzerinde hissetti. Bu ona bir hakaretti. Gemide çok az asker kalmıştı. Generaller ve albaylar askerlerini alıp gitmişlerdi. Geriye sadece Lord'un askerleri kalmıştı. Altın zırhlılar katları sıra sıra temizleyerek yedinci kata ulaştı. Salonun kapısını havaya uçurdular. İçeride birkaç asker ve tahtında oturan Lord vardı. Lord onlara bıkkın gözlerle baktı.


'Hoşgeldiniz kahramanlar.' dedim.


'Köpeklerin nerede Ucubeler Lord'u? Seni bırakıp kaçtılar mı yoksa!?' diye bağırdı kahramanlardan biri. 


Ailem beni öldürmek için toplanmışlardı. Tahtımdan kalktım.


Parmağımı şıklattım. Salonda geriye kalan askerlerim çığlıklar atmaya başladılar. Silahlarını deliler gibi salladılar ve sonunda bedenleri patladı. Parmağımla kalabalığı işaret ettim. 


'En güçlünüz çıksın karşıma. Karanlığımdan en çok nefret edeniniz hanginiz?'


Biri öne çıktı. Altın zırhı ışıltılar saçıyordu.


'Masumları öldürürken adalet duygun neredeydi? Şimdi adalet istemen faydasız.' dedi. 


Salon ışıktan kapılarla doldu. Kapılar açıldı. Dışarı onlarca savaşçı çıktı. Bu yetenek kuşkusuz kızım Frimold'un yeteneğiydi. Uzay kapıları sayesinde tek başına bir ordu kurabiliyordu. Diğerlerinin gelmesine gerek yoktu. Açık ara aralarındaki en güçlü kişi oydu. 


'Yargı Tanrıçası'nın bile ilgisini çekebilmişim.' dedim.


Durdu.


'Bunu nereden biliyorsun?'


'Pek çok şey bilirim. Özellikle sizleri çok iyi bilirim. Sen onun kızısın. Perilerin yaratıcısı ve kutsal annesi Frimold Ateşnefes'sin. 


'Sen kimsin!? Hakkımda nasıl bu kadar çok şey bilebilirsin?' Miğferini çıkardı. Kırmızı uzun saçları beline kadar döküldü. Siyah gözlerinde nefret ve şaşkınlık vardı. 'Vulheda, yok edin onu!' dedi.


Vulheda… Kızım tanrı olduğunda öldürdüğü ilk tanrıydı. Kapıları ardına ilk kapatılan kişiydi. 


Vulheda başını salladı. Bir zamanlar Işığın Tanrıçası olarak bilinirdi. Şimdi ise basit bir sinekten farksızdı. Kollarını açtı. Işıklar zırhıma çarptı. Bir çizik bile atamamıştı. 


'Ben kim miyim? Ben Karanlık Lord'um. Her şeyi bilirim. Hepinizden daha bilge ve yaşlıyım. Ben sizin edebi dediği şeylere gülenim.'


Dev kılıcım Galaksi Katili hareket etti. Vulheda'yı tek hareketiyle ikiye böldü. Kukla tanrıça parlayarak ışık tozuna dönüştü. Açılan kapılardan biri kapanarak kayboldu. 


'Sihirli uzay kapıların beni durduramaz. Ne kadar güçlü olduğunu görmek istiyorum.'


'Bunu sen istedin.' 


Askerleri durdu. İki devasa kapı belirdi. Diğerlerinden farklıydı. Kapıyı tutan altın zincirler kırıldı. İhtişamlı kutsallıkta kargı ve kalkan kapılardan çıktı. Onları kuşandı. Yıldırımdan daha hızlıydı. Yine de onu takip edebiliyordum. Kargının ucunu zırhlı eldivenimle yakaladım. Tüm dengesi bozuldu. Kargısını çevirdim ve kızımı duvara fırlattım. Yıkılan duvarın parçaları üzerine düştü. Göçüğün altından çıktı. Diğer altın zırhlılar saldırıya geçti. 


Buzul oklar zırhıma saplandı. Bu Aleif'in yeteneğiydi. Oklar kırılıp yere düştü. Derime ulaşamamıştı. Beni avlamaları için her fırsatı onlara veriyordum. Yerimden kıpırdamamıştım. Buzdan kılıcını saplamasına izin verdim. Kılıç zırhıma dokununca parçalara ayrıldı.


'Kahretsin!'


Kınında duran siyah kılıcını çekti. Bedeni kara dumanla çevrelendi. Kızım ne zamandan beri kara büyü kullanıyor? O kılıç… Öldürdüğüm Triton'un kılıcıydı. Onu kızım Aleif'in kullanmasına izin vermiştim.


'Demek karanlığa karanlıkla cevap vereceksin. Işık ve karanlığı tek sen kontrol etmiyorsun.'


Kara kılıcı tüm gücüyle savurdu. Metal kanarlarım açıldı. İçinden kar beyazı melek kanatlarım parladı. Işık parladığında şaşırdı. Kanatlarım kılıcı durdurdu. 


'Işığı nasıl kontrol edebilirsin!?' diye bağırdı. Aleif afallamıştı.


'Kim olduğumu öğreneceksiniz.' Göğsüne yumruk attım. Geriye savruldu. Yere düşmeden dengesini tekrar sağladı. Bacakları yerde biraz süründü ve toparladı. Altın zırhını üst tarafı parçalanmıştı. 


Sadece karşı saldırıda bulunuyordum. Tek yaptığım olduğum yerde durmaktı. Suratımda patlayan alev topu görüşümü bozdu. Etrafım alevler çevriliydi. Kırmızıdan yeşile, yeşilden maviye dönüştü. 


Bu Omen olmalı. Alevlerin çok güçlenmiş ama onları bana karşı kullanmak büyük bir hata.


Omen'in yaşadığını görmek garipti. O sıradan bir insandı. Demek ki bir zamanlar öyleydi. Tanrılığa ben gittikten sonra ulaşmış olmalıydı. Bedenim alevleri soğurdu.


'Alevlerim… Onları söndürdü mü!?' dedi Omen.


'Evrendeki hiçbir ateş bana zarar veremez.'


Kol zırhım aralandı. Çıplak savunmasız elim meydana çıktı. Beyaz alevlerimi damadıma saçtım. Kanatlarını kendine siper etti. Yakıcı alevlerim canını yakarken haykırdı. Biraz abartmış mıydım?


Kendimi tutmalıyım. Onları öldürmek istemiyorum.


'Omen!' diye bağırdı Frimold.


Çıplak koluma iki altın ok yedim. Acı damarlarımdan koluma yayıldı. Işık yakıyordu. Okların geldiğini görememiştim. Bu usta nişancılık kime aitti? Diğer ok yağmurundan kaçındım. Altın yay kullanan biri vardı. Sanırım o kızım Aleif'in kocası Parzival'dı. Onun hakkında ne kadar az şey bildiğimi hatırladım.


Beni yenmeniz için daha ne kadar çabalamalıyım?


'Onun işini ben bitireceğim.' dedi başka bir altın zırhlı. Yumruklarını birbirlerine vurdu. Bana doğru yürüyordu. Herhangi bir silahı yoktu. Öylece geliyordu.


'Ho? Öylece bana doğru mu geliyorsun?'




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1482

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1010

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 811

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 794

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 158

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17267 Üye Sayısı
    • 773 Seri Sayısı
    • 35904 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr